Gençlerden

Çağrıhan PEKER*

     ÖZET

     Çok kültürlülük ve anayasal vatandaşlık kavramları içerdikleri anlamlar itibariyle birbirini tamamlayan bir nitelik arz etmektedirler. Bu kavramlar hukuki ve siyasi boyutlara sahip olup, tartışmalı bir nitelik taşımaktadırlar. Anayasal vatandaşlık esas itibariyle çok kültürlü bir toplum tasarımı ortaya koymakta ve ulus devletlerin vatandaşlık anlayışına karşı bir alternatif getirmektedir. Bu makalede öncelikle vatandaşlık kurumunun dününe ve bugününe oldukça genel bir bakış atılacak ve Türk anayasalarının vatandaşlığa ilişkin düzenlemelerine değinilecek, akabinde ise anayasal vatandaşlık kavramı tanıtılarak anayasal vatandaşlık ve çok kültürlülük ilişkisi üzerinde durulacak, en nihayetindeyse Türkiye’de Anayasal Vatandaşlık talebi ve bu talebe karşı yöneltilen eleştiriler incelenecektir.

     Anahtar Kelimeler: Vatandaşlık, Türk Vatandaşlığı, Milli Vatandaşlık, Ulus Devlet, Çok Kültürlülük, Anayasal Vatandaşlık.

     1-VATANDAŞLIK KAVRAMI

     A-Vatandaşlığın Dünü ve Bugünü

     Vatandaşlık, aidiyet duygusundan bağımsız olarak düşünülebilecek bir kavram değildir. Başka bir deyişle bu kavramın özünde aidiyet duygusu yatar. Bu açıklamalardan yola çıkılarak vatandaşlığın bir topluluğa mensubiyeti ifade ettiğini söylemek de yanlış olmayacaktır. Modern bir fikir olmayıp, kendisine ilk defa Yunan site devletlerinde rastlanmaktadır. Ancak modern vatandaşlığın Fransız Devrimi ve sonrasındaki gelişmelerin ürünü olduğu kabul edilmektedir.[1] Kavramsal olarak da en öz anlatımla; ‘’Bireyleri devlete bağlayan hukuksal bağ.’’ anlamına gelir. Bu bağ, bireylerin sahip oldukları hak ve özgürlükleri güvence altına alır ve beraberinde de onlara bir takım yükümlülükler getirir.

     Tarihsel süreç boyunca kendisine hep rastlanan bir kavram olan vatandaşlık, ilk ortaya çıktığı dönemdeki içeriğiyle kalmayıp sürekli olarak gelişim göstermiştir. Eski Yunan’da vatandaşlık bir bakıma köleliğin zıddı bir statüyü, yani siyasal yaşama katılabilme hakkını elinde tutan zümreyi ifade etmekteydi. Ancak modern devletin vatandaşlık anlayışı ilk çağdakine göre çok daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir nitelik göstermektedir. Modern yani ulus devletlerde vatandaşlık müessesesi esas itibariyle milli yurttaşlık olarak algılanmış ve yasal düzenlemeler de genel olarak bu algıya uygun olarak hayata geçirilmiştir. Burada milli devlete üyelik vardır. Üyelerin dini, etnik, kültürel, cinsiyet, toplumsal statü ve rol gibi verili kimliklerin belirleyiciliği yoktur. Vatandaşın devletle ve toplumla ilişkilerinde temel belirleyici etken vatandaşlık kimliğidir.[2]

      B-Türk Anayasalarında Vatandaşlık

     Kıta Avrupası geleneğine göre, yurttaşlık kurumunun bir yasa ile düzenlenmesi istisnai bir durum değildir. [3] Bu durum anayasalar bazında da geçerlidir. Cumhuriyet dönemi Türk anayasalarında vatandaşlığa ilişkin ilk düzenleme 1924 Anayasasının 88. maddesiyle getirilmiştir. Söz konusu madde düzenlemeye ‘’Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur.’’ ifadesiyle yer vermiştir.[4]  Bununla birlikte 1876 Kanun-i Esasisinin 8. maddesinin de muhtevası itibariyle vatandaşlığa ilişkin bir düzenleme getirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.[5]  Hatta daha ileri gidilecek olursa, 1876 Kanun-i Esasisindeki düzenlemenin yeni kurulan devlete uyarlanmış halinin, 1924 Anayasasındaki düzenleme olduğunu söylemek de mümkün olacaktır. Nitekim1924 Anayasasının ‘’Türklük Sıfatı’’ başlıklı maddesinin gerekçesinde geçen ‘’Osmanlı saltanatı münderis ve münkariz olduğundan artık efradı millete Osmanlı denemez. Devletimiz bir devlet-i milliyedir. Beynelmilel veyahut fevkalmilel bir devlet değildir. Devlet Türk’ten başka bir millet tanımaz.’’[6] ifadeleri de bu tezi doğrular niteliktedir.

      1961 Anayasasında da vatandaşlık müessesesi ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. ‘’Vatandaşlık’’ kenar başlığını taşıyan 54. Maddenin 1. fıkrasında ‘’Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes’’in Türk olduğu belirtilmektedir. Aslında, 1924 Anayasasının 88. maddesinin yenilenmiş hali olan bu fıkra, kişi ile devlet arasındaki vatandaşlık ilişkisinin ırk, dil, etnik köken ve din kavramlarından soyutlanmış bir hukuksal bağ olduğunu göstermek amacıyla benimsenmiştir.[7] 1982 Anayasasında da kendisine yer bulan bu hüküm, Anayasa Mahkemesince, bireysel insan hakları yönünden eşitliği getirmek amacıyla kabul edilen bir ilke olarak değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili bir kararında, bu ilkenin ulusu kuran herhangi bir etnik gruba ayrıcalık tanınmasını önleyen, birleştirici ve bütünleştirici bir temel olduğu vurgulanmış; burada Türklüğün ırka dayalı bir anlam taşımadığı, her kökenden gelen vatandaşların vatandaşlığı ve ulusal kimliği anlamına geldiği belirtilmiştir.[8] 1961 ve 1982 Anayasalarının getirdiği vatandaşlık tanımları, Anayasa Mahkemesinin bu yorumuna rağmen bazı çevrelerce yeterince kapsayıcı olmadığı, dışlayıcı ve ırk temelli bir yaklaşımı yansıttığı için eleştirilmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, literatürde de Türk ve Türklük kavramlarının din, ırk, dil ya da kültür farklılıklarına işaret eden kavramlar olmadığı, Türklük ile Türkiye Cumhuriyeti’ne hukuki ve siyasal bağlılığın ifadesi olarak vatandaşlık kavramının, Türk ile de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kastedildiği hususundaki görüş ağır basmaktadır. Yani Cumhuriyet anayasalarının tamamında vatandaşlık kavramı devletle kurulan hukuksal bağ olarak tanımlanmış ve etnik anlamda Türk olmak vatandaşlığın ön şartı olarak kabul edilmemiştir.

      2-ANAYASAL VATANDAŞLIK VE ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK

      A-Anayasal Vatandaşlık Kavramının Ortaya Çıkışı

      Vatandaşlık devletler için hukuksal bir mesele olarak kabul gören ve üzerine yasal düzenlemeler yapılmasına lüzum duyulan bir husustur. Devletler, salt vatandaşlığa mahsus mevzuatlar çıkarmak yönünde ittifak etmiş olsalar dahi, bu müesseseye ayrıca anayasalarında da yer vermek gereği duymuşlardır. Bu açıklamalardan yola çıkılarak, vatandaşlık teriminin anayasal bir bağlantıya sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kendisine anlambilimsel olarak yaklaşıldığında da, anayasal vatandaşlık kavramından, anayasada düzenlenmiş olan vatandaşlık şeklinde bir anlam çıkarılmaktadır. Elbette ki kavramın hukuk terminolojisi bakımından ifade ettiği anlam çok daha farklıdır.

      Kavramsal bir nitelendirme olarak ‘’Anayasal Vatandaşlık’’ ifadesi Alman filozof Jürgen Habermas’a aittir ve ‘’Anayasal Yurtseverlik’’ terkibi kaynaklıdır. Avrupa bütünleşmesi bağlamındaki tartışmalar neticesinde neşet etmiştir. Etnik ve kültür eksenli bir millet anlayışının yerine, vatandaşlık temelli bir Avrupa meydana getirmek amacına matuf bir kavramdır.[9] Farklı ulus devlet halklarının, ortak çıkarlar altında ve farklı kimliklerini göz ardı ederek, Avrupa Birliği çatısı altında siyasal ve rasyonel ittifaklar kurabilecekleri varsayımına dayanır. Yani bu kavram özü itibariyle Avrupa’nın karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne yöneliktir. Ancak günümüz itibariyle ifade ettiği anlam, Avrupa bütünleşmesinden ibaret değildir.

      B-Anayasal Vatandaşlık Kavramının Hukuk Terminolojisi Bakımından İfade Ettiği Anlam

      Anayasal vatandaşlık, vatandaşlığın herhangi bir etnik, dini veya kültürel kimliğe atıfla tanımlanamaması ve bunun doğal sonucu olarak da toplumun çoğulcu yapısında bulunan farklılıklar arasında birini diğerine ayrıcalıklı kılacak bir tercihte bulunulmaması şeklinde tanımlanabilir.[10]  Ulus devletlerin vatandaşlık yaklaşımı olan ‘’Milli Vatandaşlık’’ eleştirileri bağlamında ele alınan bir kavram olma özelliği taşır. Başka bir deyişle bu kavram kendisini çok kültürlü bir politik toplum üzerine temellendirdiği için milli vatandaşlığın artık toplumsal ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kaldığını iddia ederek, kendisini milli vatandaşlık kurumuna alternatif olarak konumlandırır. Bu bakımdan anayasal vatandaşlık ve çok kültürlülük kavramlarının birbirini tamamlayan olgular olduğunu söylemek gerekir.

      Milli Vatandaşlık kurumuna çok kültürcülerin yönelttiği eleştirilerin en başında, devlete üyelik ve bu üyeliğin kazandırdığı kimlik olarak yurttaşlık kimliğinin bireyin sahip olduğu etnik ve kültürel kimliğin üstünde yapılanmış olması gelmektedir.[11] Her bireyin bir yurttaş olarak benzer özelliklere sahip olması noktasında bir eşitlik tesis edilmişken, bu durumun özel hayata yansımasının eşitlik temelli olmayacağı savunusu getirilmektedir. Yani eleştiriler farklı etnik, dini ve kültürel kimlikleri birleştirebilecek bir üst kimliğin, milli vatandaşlık bakımından mümkün olamayışı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Nitekim Habermas da konuyla alakalı olarak ‘’Günümüz çoğulcu toplumlarında artık bizler, kültürel açıdan homojen bir ulus devlet modelinden gittikçe uzaklaşan güncel gerçeklerle iç içe yaşıyoruz. Kültürel yaşam biçimlerindeki çeşitliliğin, etnik grupların, mezheplerin ve dünya görüşlerinin sayısı gittikçe artmaktadır. Bundan kaçınmak da imkânsızdır.’’ [12] açıklamasını yapmıştır. Yani vatandaşlık hususunda tartışmaların yoğunlaştığı nokta, ulus devletin inşası sürecinde, bireysel farklılıkların vatandaşlık potasında eritilmek suretiyle göz ardı edilmesidir.[13]

     Anayasal vatandaşlık, bireyi aidiyet duyduğu her türlü sorunlu bağdan kurtarmak ve yalnızca birey olarak devlete bağlamak amacını taşır. Yani bu kavram, çok kültürlü ulus devletlerin meşruiyet ve temsil krizine çözüm olarak ileri sürülmüştür. Bu yolla, ulusun bir parçası olma, homojen bilinç ve aidiyet anlayışından; iradi bir tercih içinde şekillenmeyle demokratik kurum ve süreç düzeyine taşınmıştır.[14] Anayasal vatandaşlık, devletin varlık koşullarından biri olan insan topluluğu[15] noktasında da doğal olarak milli vatandaşlıktan ayrılmaktadır. Milli vatandaşlık, insan topluluğu unsurunu açıklarken millet ifadesini kullanır. Anayasal vatandaşlık ise bu unsuru homojen bir yapıyı anlatıp farklılıkları göz ardı ettiği gerekçesiyle millet kavramından bağımsız olarak açıklar ve bu unsura vatandaşlar topluluğu olarak yaklaşmayı daha uygun görür.

     Anayasal vatandaşlık tartışmalarında üzerinde en çok durulan hususlardan biri de demokrasilerde kimliklerin varlığı ve tanımlanmasıdır. Demokrasinin yerleşebilmesi açısından kimliklerin tanınması gereklidir. Demokrasi var olmak için kimliklere ihtiyaç duyar, hatta kimlik türetiminde bulunur. Ancak bu süreç bir takım sıkıntılara yol açabilir. Zira kimlik tanımlamaları, kimlikleri hapsedebilir, görmezden de gelebilir. Bu bakımdan, her kimlik tanımlamasının, yeni bir kimlik sorununa gebe olabileceğini ifade etmek yerinde olur. İşte burada dikkat edilmesi gereken bir mesele olarak demokrasinin tabanının sivil toplum olduğu ve sivil toplumun da cemaatlere değil bireye dayandığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, politik toplumun inşası açısından, vatandaş kavramına engel olan şeylerden vazgeçilmesinin ayrı bir önemi haiz olduğunu belirtmek gerekir. Yani, demokratik toplum inşası, kimlik arayışıyla değil aktif eşitliğin gerçekleştirilmesiyle mümkün olur. [16]

     Anayasal vatandaşlıkta milletin tanımlanması, tarihsel referanslarla değil, anayasal değerler çerçevesinde olmaktadır. Ancak bu durum geçmişte yaşananların yok sayılması anlamına gelmemektedir. Anayasal vatandaşlık bir arada yaşamanın bir formülü olarak yalnızca geleceğe dönük bir müzakere ortamını hedeflememektedir. Geçmişle yüzleşme geçmişin temizlenmesiyle olacaktır. Anayasal vatandaşlıkla ulus, aynı kaderi paylaşma gibi mitsel unsurlara dayanmayıp, azınlıkları dışlamayan, düşmansız bir vatandaşlık anlayışı geliştirilmek istenmektedir. Geçmişin müzakere edilmesi, kamusal alanda vatandaşların diyalogunu artıracaktır.

     Anayasal vatandaşlık, demokratik kurumlara bağlılık kültürü ve isteği yaratmaya elverişli, etkin ve işlevsel bir demokratik sistem oluşturmak suretiyle vatandaşla devleti arasında sağlam bir ilişki kurmak amacına yönelik olarak üretilmiş bir kavramdır. [17] Yani bu kavram demokrasinin sorunlarına çözüm üretmek amacıyla ortaya atılmıştır. Bir başka deyişle, anayasal vatandaşlık, demokrasiyi korumak amacıyla antidemokratik yollar geliştirmek yerine demokrasinin korunmasını anayasacılık faaliyetleri kapsamında sağlamak amacına matuf bir kavram olma özelliği taşır.

     Hülasa, anayasal vatandaşlığın bireyler arasında, dil, din, ırk ve mezhepsel olarak ayrım yapılmaması ve farklı kültürel özelliklerin yok sayılmaması olmak üzere başlıca iki öğeden mürekkep olduğunu söylemek yerinde olacaktır.[18]

     3-TÜRKİYE’DE ANAYASAL VATANDAŞLIK TALEBİ VE BU TALEBE KARŞI YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER

     Türkiye’de anayasal vatandaşlık tartışmalarının, kaynağını Kürt sorunu teşkil etmektedir. Başka bir deyişle, bu sorunun çözümü noktasında anayasal vatandaşlık talepleri de bir öneri olarak sunulmaktadır. Ülkemizde bu kavramın algılanışı farklılık arz etse de, temelde ortak bir noktada buluşulduğu gözlemlenmektedir. Bu nokta da, vatandaşlar arasında, din, dil, ırk ve kültür bakımından farklılıklar bulunduğunun anayasada belirtilmesi gerektiği düşüncesidir. Bu düşüncenin hareket noktasını da mevcut anayasa olan 1982 Anayasasının vatandaşlığı düzenleyen 66. maddesi oluşturmaktadır. Maddenin ‘’Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’’ ifadesine yer vermesine, anayasanın bir vatandaşlık tanımı yapmaktan daha ziyade bir Türklük tanımı yapmak suretiyle vatandaşlıkla Türklüğü özdeşleştirdiği yönünde eleştiriler getirilmiştir.[19] Yani eleştirilerin özünü vatandaşlığın yalnızca bir etnisiteye vurgu yapmak suretiyle açıklanması oluşturmaktadır.

     Buna karşılık, makalemizin  ‘’Türk Anayasalarında Vatandaşlık’’ bölümünde ifade ettiğimiz üzere, literatürde Türk ve Türklük kavramlarının din, ırk, dil ya da kültür farklılıklarına işaret eden kavramlar olmadığı, Türklük ile Türkiye Cumhuriyeti’ne hukuki ve siyasal bağlılığın ifadesi olarak vatandaşlık kavramının, Türk ile de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kastedildiği hususundaki görüş ağır basmaktadır. Yani bu noktadaki hakim görüş, anayasada Türklüğün herhangi bir etnik kökene yahut da ırka gönderme yapmadığı ve etnik kökeni, dini ve dili ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi ifade ettiği yönündedir. Başka bir deyişle, vatandaşlık Türk olma şartına değil; tam tersine Türk olma, vatandaşlık şartına bağlanmıştır.[20] Gerçekten de millet olmanın şartı, bünyesinde farklı etnisiteleri barındırmaktır, farklı etnisiteleri bünyesinde barındırmayan bir yapıya millet denemez. Başka bir deyişle, millet, etnik topluluklar ve devletle birlikte toplumsal gerçeklikte somutlaşan ikili bir diyalektik ilişki içerisinde bulunmaktadır.[21] İşte Türk de farklı etnisiteleri bünyesinde barındırıyor olmasıyla (Türkmen, Tahtacı, Pomak, Avşar vb.)  millet ifade eden bir tanımlamadır. Dolayısıyla Türklüğün etnik bir özellik taşıdığı noktasındaki iddialar sosyolojik olarak da asılsızdır.

      Anayasal vatandaşlık ve çok kültürlülük olguları birbirini tamamlayan diyalektik yapılardır. Bu açıdan anayasal vatandaşlığın, vatandaşlık kurumu itibariyle kültürel farklılıklara vurgu yapmak istediği açıktır. Anayasal vatandaşlığın kavramsal olarak ifade ettiği bu anlam, Türkiye’de devletin üniter niteliği, yani ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü noktasında da bir takım tereddütler doğurmuştur. Kemal Gözler bu tereddütleri, ‘’Millet, devletin kurucu unsurlarından biridir ve bir devlette ülke ve egemenlik unsurları nasıl tek ise, millet unsuru da öyle tektir. Bir devlette iki egemenlik olamayacağı gibi, bir devlette iki millet de olamaz. Devlet tekken, iki ayrı milletten bahsetmek mantıki bir çelişkidir. Mevcut bir devletin millet unsurunda şu ya da bu şekilde bir bölünme olursa, bu devletin kendisi de yok olur veya bölünür.’’[22]  şeklinde ifade etmiştir. Üniterlik noktasındaki tereddütlerin bu denli yoğun olmasında, millet anlayışımızın sübjektif esaslara dayanmasının rolü de büyüktür. Zira millet anlayışının sübjektif esaslara dayanması, milleti bir arada tutan unsurun duygu birliği olduğu anlamına gelir. Duygu birliğinin yitirilmesi de, Türk milletini oluşturan insanlardan bir kısmının, artık kendisini Türk milletinin bir parçası olarak hissetmemeye başlaması anlamına gelecektir. İşte bu durumun yaratacağı tahribattan çekinilmektedir.

     Birgül Ayman Güler de, anayasada vatandaşlığa ilişkin mevcut düzenlemenin, anayasal vatandaşlık talepleri doğrultusunda değiştirilmesinin, bir kelebek etkisi doğurabileceğinin üzerinde durmuştur. Güler bu noktadaki görüşlerini ‘’Vatandaşlık maddesinden Türk Vatandaşlığı çıkarılıp TC Vatandaşlığı getirildiğinde ya da yalnızca vatandaşlık dendiğinde şu düzenlemeler kendiliğinden yapılabilir hale gelir: Birden fazla resmi dil kabul edilebilir. Eğitimde, savunmada, tüm kamu hizmetlerinde özel sektörde birden fazla resmi dilin kullanımı mümkün kılınmış olur. Böylece ulusal devlet yıkılmış, yerine milliyetler devleti kurulmuş olur. Bölgesel resmi dillerin kabulüyle eyalet inşası gerekli hale gelir…  Anayasa değişikliğinin kelebeği vatandaşlık tanımıdır, onun değiştirilmesi tüm siyasal ve toplumsal yaşamı baştan aşağıya değiştirir.’’ [23] diyerek ifade etmiştir. Güler’in görüşlerinden hareketle anayasal vatandaşlık taleplerinin kabulünün Türkiye’de devlet biçiminin değişmesine, federal bir devlet anlayışının hakim kılınmasına, sebebiyet vereceğine, bunun da mevcut sorunlar sebebiyle ülkenin bölünmesine yol açabileceğine dair tereddütlerin de var olduğunu söylemek mümkündür.

     Anayasal vatandaşlık talebine yönelik olarak getirilen eleştirilerden biri de, anayasal vatandaşlığın Türk kimliğinin tasfiye edilmesi amacına matuf olduğu yönündedir. Nitekim Vurucu bu hususa ilişkin olarak ‘’Türkiye’de kimlik tartışmalarının merkezinde Türk kimliğinin siyasi ve hukuki boyutlarının yanında sosyal-psikolojik statüsünün de tasfiyesi bulunmaktadır.’’[24] ifadelerini kullanmıştır. Gerçekten de Türkiye’de vatandaşlık hususuna ilişkin yaşanan tartışmalara bakıldığında, Türk ve Türk Milleti kavramlarının yerine konulması gerekenin ne olduğu hususunun esas alındığı dikkat çekmektedir. Bu noktada TC Vatandaşlığı, Türkiyelilik yahut yalnızca vatandaşlığın, Türk Vatandaşlığı yerine tercih edilmesi gerektiğine dair çeşitli görüşler mevcuttur. Bu durum, Türk Milletinin ve Türk Devletinin tarihsel ve sosyolojik gerçekliğinin demokratikleşme, kimlik siyaseti, çok kültürcülük, farklılıkların zenginliği gibi söylemler üzerinden reddedilmesi olarak algılanıp eleştirilmektedir.

     Yukarıda genel hatlarıyla ifade etmeye çalıştığımız anayasal vatandaşlık eleştirilerinin ortak noktası, bu eleştirilerin tamamının çok kültürlülüğün üretmeye giriştiği ortak kültürün sebebiyet verdiği türdeşliğe yönelmiş olmasıdır.

     4-SONUÇ

     Avrupa bütünleşmesi kapsamında milli aidiyetlerin üzerinde bir üst kimlikte buluşmak amacına matuf olan anayasal vatandaşlık kavramını Türkiye’ye uyarlama girişimleri, tek bir devlet içerisinde farklı kimliklerin tanınması çabasını temeline almaktadır. Her toplum kendi sorunlarına özgün çözümler üretme kabiliyetini haizdir. Bu açıdan, Avrupa Birliğinin yaşadığı sorunları çözmeye yönelik olarak ortaya atılmış olan bu kavramın Türkiye’deki problemlerin çözümü noktasında ne derecede etkili olabileceği tartışmaya açık bir husustur. Kaldı ki, kavramın Türkiye açısından uygulanmasının, ithal bir takım buhranları da beraberinde getirebileceğine yönelik tereddütler de mevcuttur ki, bu yöndeki düşünceler de yersiz değildir. Zira sorunlara, onları ortaya çıkaran iç dinamikler çerçevesinde çözüm getirmek yerine, batının normatif gözüyle bakmamız, bir takım çıkmazların yaşanmasına sebebiyet verebilir.[25] Vatandaşlığı belirli kavramlarla ifade etmeye çalışırken, bu kavramların peşinden sürüklenip kendi sorunlarımızın tahlilinde uzaklaşabilme veya kendi sorunlarımızı, sorunlu ve tartışmalı kavramlar temelinde ele alırken daha da büyütüp çoğaltma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.[26]

     Anayasadaki vatandaşlık tanımının bir tür dikta içerdiğini iddia ederek anayasal vatandaşlık tanımının kabul edilmesi gerektiği düşüncesi ileri sürülmektedir. Ancak anayasal vatandaşlık tanımı kabul edildiğinde de benzeri bir sorunla karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır. Zira anayasal vatandaşlık kabul edildiğinde, kavramın amaçladığı ilkelerin dikta edilmesinin önüne geçilemeyecektir.

     Ulus devletin vatandaşlık kurumu olan milli vatandaşlık, eşit vatandaşların eşit hak ve sorumlulukları ilkesiyle toplumsal bütünleşmenin sağlandığı bir sistemi tesis etmiştir. Oysa anayasal vatandaşlık, çok kültürlü bir politik toplum oluşturmayı hedeflediğinden, farklılıkları ön plana çıkarmak zorundadır. Bu durumun da toplumsal bütünleşmeye zarar vereceği açıktır.

KAYNAKLAR

AYBAY, Rona; Yurttaşlık (Vatandaşlık) Hukuku Ders Kitabı ve Temel Metinler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2006.

BİLGİN, Nuri; Kimlik İnşası, Aşina Kitaplar, Ankara, 2007.

DOĞAN, Vahit; Anayasal Vatandaşlık Kavramı Üzerine, http://milliyetcidusunce.org/anayasal-vatandaslik-kavrami-uzerine, 28.11. 2013.

GÖZLER, Kemal; Üniter Devlet ve Demokratik Açılım, Türkiye Günlüğü Dergisi, Sayı 99, Ankara, 2009.

GÖZTEPE, Ece;    Kamusal ve Ulusüstü Boyutu: Avrupa Yurttaşlığı ve Göçmen Forumu Örnekleri, AÜHF Dergisi, Cilt 52, Sayı 4, Ankara, 2003.

GÜLER, Birgül Ayman; Anayasanın Kelebeği Vatandaşlık Tanımıdır, http://www.egemeclisi.com/haber/843/anayasanin-kelebegi-vatandaslik-tanimidir, 08.05.2013.

HABERMAS, Jürgen; Öteki Olmak Ötekiyle Yaşamak, (Çev). İlknur Aka, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2013.

HEATER, Derek; Yurttaşlığın Kısa Tarihi, (Çev). Meral Delikara Üst, İmge Kitabevi, Anakara, 2007.

KİLİ, Suna; Türk Anayasaları, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1982.

MÜLLER, Jan-Werner; Anayasal Yurtseverlik, (Çev). A. Emre Zeybekoğlu, Dost Kitabevi, Ankara, 2012.

NALBANT, Fatma; Türkiye’de Vatandaşlık Anlayışının Gelişimi, III. Lisansüstü Çalışmalar Kongresi Bildiriler Kitabı, Cilt 1, Sakarya, 2014.

SARIBAY, Ali Yaşar; Açılımın Öteki Yüzü: Demokrasinin Ontolojisi Olarak Medeniyet Tahayyülü, Türkiye Günlüğü Dergisi, Sayı 99, Ankara, 2009.

ŞİRİN, Tolga; Türk Anayasalarında Milliyetçilik (Yüksek Lisans Tez), İstanbul, 2009.

TANÖR, Bülent; Türkiye’de Demokratik Standartların Yükseltilmesi, TÜSİAD Yayınları, İstanbul, 1999.

TEZİÇ, Erdoğan; Anayasa Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2013.

TOPUZKANAMIŞ, Şafak Evran; Anayasal Vatandaşlık Kavramının Anlamı Amaçları ve Bu Kavram Işığında Geçmişle Yüzleşme Politikaları, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 14, Sayı 1, İzmir, 2013.

VURUCU, İkbal; Arafta Bir Kimlik: Türklük, Kitapmatik Yayınları, Konya, 2015.

VURUCU, İkbal; Türklükten Türkiyeliliğe Bireyin Temsil İmkânı, 21. Yüzyıl Türkiye Dergisi, Sayı 31, Ankara, 2011.

YÜKSELBABA, Ülker; Habermas ve Kamusal Alan: Burjuva Kamusallık İlkesinden İletişimsel Kamusallığa Geçiş, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2012.

 DİPNOTLAR

 * Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

[1] Fatma Nalbant, Türkiye’de Vatandaşlık Anlayışının Gelişimi, III. Lisansüstü Çalışmalar Kongresi Bildiriler Kitabı, C.1, Sakarya 2014, s.80.

[2] İkbal Vurucu, Arafta Bir Kimlik: Türklük, Konya 2015, s.54.

[3] Ece Göztepe, Yurttaşlığın Kamusal ve Ulusüstü Boyutu: Avrupa Yurttaşlığı ve Göçmen Forumu Örnekleri, AÜHF Dergisi, 2003, C.52, sayı 4, s.229.

[4] Bkz. Suna Kili, Türk Anayasaları, İstanbul 1982, s.62.

[5] 1876 Kanun-i Esasisi (md.8): Devlet-i Osmaniye tabiiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise olsun bila istisna Osmanlı tabir olunur.

[6] Gerekçenin günümüz Türkçesindeki anlamı şu şekildedir: ‘’Osmanlı saltanatı yıkılmış ve ondan eser kalmamış olduğundan artık milletin fertlerine Osmanlı denemez. Devletimiz bir milli devlettir. Uluslararası veya ulusüstü değildir.  Devlet Türk’ten başka bir millet tanımaz.’’

[7] Rona Aybay, Yurttaşlık (Vatandaşlık) Hukuku Ders Kitabı ve Temel Yasa Metinleri, İstanbul, 2006, s.76.

[8] Anayasa Mahkemesi, E.1993/1 (siyasi parti kapatma), K. 1993/2, Karar tarihi 23 Kasım 1993, VI- Gerekçe bölümü, “B- Esas yönünden, 4- Kanıtların değerlendirilmesi.

[9] İkbal Vurucu, a.g.e, s.56.

[10] Şafak Evran Topuzkanamış, Anayasal Vatandaşlık Kavramının Anlamı Amaçları ve Bu Kavram Işığında Geçmişle Yüzleşme Politikaları, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2013, C.14, sayı 1, s.145.

[11] İkbal Vurucu, a.g.e, s. 57.

[12] Jürgen Habermas, Öteki Olmak Ötekiyle Yaşamak, çev. İlknur Aka, İstanbul 2013, s.26.

[13] Şafak Evran Topuzkanamış, a.g.m, s.136.

[14] Ülker Yüksekbaba, Habermas ve Kamusal Alan: Burjuva Kamusallık İlkesinden İletişimsel Kamusallığa Geçiş, İstanbul 2012, s.230.

[15] Devletin varlığından bahsedebilmek için gerekli olan bir takım koşullar vardır. Bunlar; ülke, insan topluluğu ve siyasi ve hukuki teşkilatlanmadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul 2013, s.131-137.

[16] Ali Yaşar Sarıbay, Açılımın Öteki Yüzü: Demokrasinin Ontolojisi Olarak Medeniyet Tahayyülü, Türkiye Günlüğü, 2009, sayı 99, s.20.

[17] Şafak Evran Topuzkanamış, a.g.m, s.155.

[18] Vahit Doğan, ‘’Anayasal Vatandaşlık Kavramı Üzerine’’,28 Kasım 2013,  http://milliyetcidusunce.org/anayasal-vatandaslik-kavrami-uzerine

[19] Tolga Şirin, Türk Anayasalarında Milliyetçilik (Yüksek Lisans Tez), İstanbul 2009, s.149.

[20] Bülent Tanör, Türkiye’de Demokratik Standartların Yükseltilmesi, İstanbul 1999, s.142.

[21] İkbal Vurucu, a.g.e, s.69.

[22] Kemal Gözler, Üniter Devlet ve Demokratik Açılım, Türkiye Günlüğü Dergisi, 2009, sayı 99, s.85.

[23] Birgül Ayman Güler, Anayasanın Kelebeği Vatandaşlık Tanımıdır,  8 Mayıs 2013, http://www.egemeclisi.com/haber/843/anayasanin-kelebegi-vatandaslik-tanimidir

[24] İkbal Vurucu, Türklükten Türkiyeliliğe Bireyin Temsil İmkanı, 21. Yüzyıl Dergisi, 2011, sayı 31, s. 61.

[25] Nuri Bilgin, Kimlik İnşası, Ankara 2007, s.246.

[26] Şafak Evran Topuzkanamış, a.g.m, s.163

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

3846751