Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

Ünlü Sufi İbni Arabi “ Olgunluk aleminin kapısı Hz. Adem ile açılmıştır.” Diyor. Olgunluk alemine açılan kapı, Allah’ın dini İslam’ın da beşeriyetle ilk buluştuğu zaman ve zuhur dönemidir. Şu kadar ki İslam, İlk Peygamber Adem (A.S) ile başlayan, Son Peygamber Hazreti Muhammed ile tamamlanmış bir sürecin adıdır. Dinin hakikati budur ve tektir. Dinler yoktur din vardır. Yani her peygamber ayrı din getirmemiştir. İnsanlığın hala anlayamadığı gerçek budur.

Son Peygamber ile tamamlanan din aslında Alllah’ın nurunun tamamlanmasıdır. Allah, nurunu Hz . Muhammed’de tamamlamıştır. Bu nurun alemlere yansımasıyla alemlerde bambaşka alemlere dönüşmüştür. Tarihe bakınca bunları kavramk mümkündür. Maddi, manevi büyük ve radikal değişimler ortaya çıkmıştır. Kısaca dibe vurmuş beşeriyet, Allah’ın lütfuna mazhar olmuş ve böylece yüce hakikatlere  sahip olmuş ve yücelmeye başlamıştır.

İnsanın, insanlığın yücelmesi ilim ve ahlak kanatlarını takma ile ortaya çıkar. Bu gerçek bir var oluşsal zorunluluktur. Son Peygamber tüm insanlığa ilahi rahmet olarak gelmiş ve sonuçta bu iki yücelik kanatlarını takmıştır.

İlk önce Hz.  Muhammed’in çevresinde ideale yakın anlamda bir topluluk oluşmuştur. Bu topluluk manevi yönden toparlanmış olduğu için ahlaki bir kateogoridir. Ahlaken yücelmiş olduğu için de ilmin her derecesinde kimseler yetişmeye başlamıştır. Hz. Muhammed’in oluşturduğu bu çekirdek topluluk ileride doğacak Büyük İslam Kültür ve Medeniyetinin mayası haline gelmiştir.

Hz. Muhammed’in hakikat ve hakk yolu “ MUHAMMEDİ YOL “ olarak ifade edilebilir. Bu yol mutlak anlamda gerçektir. Çünkü bu yol, mutlak varlık olan Allah’a götüren yoldur. BURADA ŞUNU TEKRAR VURGULAYALIM Kİ mutlak gerçeklik Allah’a aittir, O’nun işlerinden başkası değildir. Hz. Muhammed’in dönemi “ Muhammedi Dönem” olarak ifade edilmesinin nedeni o zamanın tamamen ilahi gök kapılarının açık olduğu ilahi bir dönem, zaman kesitidir. Hz. Peygamber’den sonraki dönem ise ayrı adlandırılmak durumundadır. Çünkü artık beşeriyetin idraki ve uygulamalrı söz konusudur. Bu dönemi, Hz. Peygamberden sonraki İslamiyet diye tanımladım. Bu makale kapsamında asıl ortaya koymaya çalıştığımız da İslam’ın nasıl değişim ve dönüşüme uğradığı yani beşerin elinde ne hallere büründüğünü anlatmaktır. Çünkü artık gök kapıları kapanmış ve beşeriyet yeryüzüne kapaklanmıştır.

Hz. Muhammed’den sonra İslam, kültür çevrelerinde beşerileşerek şekillenmeye başlamıştır. Araplar dinin zahiri yönüne göre haraket etmişler ve sonuçta mezhepler kurmuşlardır.

10. Yüzyılda Türkler müslüman olmaya başlamış ve onlarda dinin batıni tarafına göre tarikatler kurmuşlardır. Ahilik, Kızılbaşlık, Bektaşilik, yesevilik, Nakşilik, Kadrilik, Halvetilik, Bayramilik, Mevlevilik. V.s.

Tarikatlar,İslamın içsel yani batıni yönünü ele alan irfan ocaklarıdır. Tarikatlar tamamaen ruhsal yani manevi gelişmelere yönelik, dünyevi yönleri olayan birer Muhammedi eğitim ocaklarıdır.

10. Yüzyılda Oğuzlar Selçuklu Devletini kurarak, bütün Müslüman dünyaya hakim oldular. Nizamiye Medreslerini kurdular. Nizamiye Medreselerinin asıl işlevi Muhammedi Yolun devam ve bekasıdır. Medreslerde din, ilim ve ahlak olarak olarak öğretildi. İslam medeniyetinin ortaya çıkmasında bu medreselerin etkinliği tartışılamaz bir gerçektir. Böylece Türkler hem kendileri yücelmişler hem de bundan yararlananlar. Çok sayıda alimler yetişmiştir . Adeta Kur’an’ı Türk alimleri ve kılıcı kuşatmıştır. Evet Türk’ün İslam anlayışı da böylece ortaya çıkmıştır. TÜRK’ÜN İSLAM ANLAYIŞI, İLİM VE AHLAK ÜZEREDİR. Türk’ün İslam anlayışı Muhammedi yolla örtüşen bir İslam anlayışıdır. Türk’ün İslam anlayışı sadece Hz. Muhammedi referans alan bir anlayıştır. Yani Kur’an ve Sünneti referans alan bir İslam.

Tarikatlar da Medrese İslam’ının yanında geniş halk tabakalarına yönelik  olarak etkin hizmetler yapmışlardır. Herkesin medreselerde alim olması mümkün değildir. Tarikatlar da halkın ilim ve irfandan nasiplenebilmesinde rol oynamışlarıdır. Tarihte zamanla medrese islamı ile tarikatların takip ettikleri İslam anlayışları birbirlerine karşı zıt kutuplar haline gelmiş ve birbirleriyle mücadele etmişlerdir. Tarikatların takip ettikleri yol her dönemde sınırlı kalmıştır. Bununnedenleri anladığım kadarıyla, tarikatların şeyhleri sonuçta doktrin sahibi kimselerdir. Tarikatlar kendilerine müntesip sınırlı bir kesime yönelik manevi işler görürler.

Muhammedi Yol, Medreseler Birliği olarak ortaya çıkmıştır, diyebiliriz. Türklerde İslam, bir hükumet şeklinde değil medreseler birliği şeklinde tezahür etmiştir. Oysa ki Hristiyan dünyada Hristiyan ümmeti bir hükumet tarzında  uzuvlanmıştır. Yukarıda anlattığımız gibi, Muhammedi Yol, bir tekke teşkilatı şeklinde değil Üniversiteler Birliği şeklinde tezahür etmiştir. İslamiyette idari bir velayet yoktur. İlmi bir velayet söz konusudur. Bu şu demektir: İslam’da ilimde rusuh sahibi olanlar konuşur. Yani bu din de alimler konuşur. Alime saygı Allah’a saygı ile aynı anlamda kabul edilir. Öte  yandan İslam’da ilmi velayetin olması bu dinin kurumsallaşmalara ve gelenekselleşmelere de izin yoktur.

İnsanoğlunun kuduğu her şey zamanla fonsiyonunu yitirir. Bu hal son derece doğaldır. Artık medreseler ve tekkeler de işlevlerini yitirmiş ve tarihe mal olmuşlardır. Artık bundan sonra ne medreler ne de  tekkeler diriltilebilir. Tarihe ait olan şeylerle bu asırda olumlu sonuçlar alamk mümkün değildir.

ASRA UYMAYANLAR IN SONU HÜSRANDIR (Asır Suresi)...

Güncel Yazılar

A. Yağmur TUNALI
Ahmet KARTAL
Ahmet URFALI
Ayşe SAMİHA
Cemal KURNAZ
Dilek YILMAZ
Ekrem ÖZKAN
Esat ARSLAN
Fatih AKMAN
İbrahim BAYKAN
İhsan KURT
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Metin SAVAŞ
Mustafa ÇAKIR
Mustafa TEZEL
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Nuri GÜRGÜR
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Sait BAŞER
Serdar ÖZBOSNALIOĞLU
Serina DERİCİYAN
Sinan KÖSEDAĞ
Turgut GÜLER

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

11249887