Güncel Yazılar

Mehmet MAKSUDOĞLU

Her iki ucu sivri demir mızrak, bükülüp U şekline getirilerek bir katı yağ yumağı içinde denize bırakılırmış. U şeklindeki demire ortasından bağlı olan zincirin diğer ucu da gemiye bağlı. Kocaman gövdeli deniz yaratığı, yağ yumağını yutunca, hayvanın içinde açılan demir mızrak, gemi nereye giderse, zokayı yutmuş olan yaratığı da o limana götürürmüş.

Kendini akıllı sanan insan da midesinden, menfaatinden, kazanç hırsından yararlanılarak tuzağa düşürülüyor, avlanıyor. Kültür İstilâsı, bu iş için çok uygun zemîni hazırlıyor. Yabancı asker işgaline uğramış bir ülke halkı, mücadeleye girip birçok kayıplar vererek eninde sonunda yabancıyı ülkesinden çıkarıp kurtulabilir. Kültür istilâsında ise kurtuluş şöyle dursun, gönüllü kölelik vardır: zâten o yabancı gibi olmak isteği, iştiyâkı, zavallılığı vardır ve bu kölelikten kurtulmak hiç de kolay değildir. Rahmetli Aliya İzzet Begoviç’in, ‘öldürüldüğün zaman değil, ona benzediğin zaman yenilmiş olursun’ sözü ne büyük bir gerçeği ifâde etmektedir!

Yabancı işgalinden kurtulmak için her şeyden önce, anlayışın, yönelişin değişmesi gerekir. 1839 da 17 yaşındaki Abdülmecîd’in ilân ettiği Tanzîmât ve devâmı olan Islâhât (1856), aslında, devlet tarafından başlatılan kültür istilâsının başlangıcıdır; yenileşme ihtiyâcımız yanında, Avrupa devletlerinin baskısı altında, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı Devletini ele geçirme veya ikiye bölme potansiyeli/tehdidi zemîninde, hiçbir araştırma, inceleme yapılmaksızın yapılmış işlerdir ve devâmında, kültür istilâsı devlet eliyle ‘muâsırlık’ (çağdaşlık) akımı olarak yakın zamana kadar sürdürülmüştür: Millî Eğitim Bakanlığı yayınlarından, ‘klasik eserler’ dizisindeki, üzerinde çift çizgili çerçeve bulunan beyaz kapağı aynen Fransız benzerinden kopya edilmiş kitaplarda, Cumhurbaşkanı Millî Şef İsmet İnönü’nün, kuşe kâğıda basılmış, ‘eski Yunundanberi …’ diye başlayan önsözü hatırlardadır. Lise son sınıfta iken (1956) müfredatta Batı Edebiyatı vardı o kitabı da okumuştuk. Acaba Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin hangi lisesinde Osmanlı Dîvân veya Türk Edebiyâtı okutulur? Bilindiği gibi, orta öğretim (orta ve lise) öğretimin, eğitimin en mühim bölümüdür, 12-18 yaş arasına formation age derler; kişinin kafa yapısı o yıllarda biçimlenir, sonra, pek az değişikliğe uğrar veya hiç değişmez. Bu batılı anlayışın devâmı olarak, üniversitelerimiz öyle bir dizayn (design’ed’) edilmiştir ki;

Edebiyat Fakültesinde Arapça’yı, Doğu Dilleri Bölümü’nde okutursunuz : Libya, Tunus, Cezâyir, Fas, bizim doğumuzdadır! Biz Batı’da ve Batılı’yız ya!

Arkeoloji öğretimi öyle bir yörüngeye oturtulmuştur ki arkeologlarımız, Anadolu’nun her bir köşesini harâretle, iştiyakla kazıp Rum (Roma) kalıntılarını başarıyla keşfedip gün yüzüne çıkarmakta, turist gelsin diye de reklamları yapılmaktadır.

 Geçen yıllarda, Ağrı vâlimiz, turist gelsin diye, küçük Nuh Aleyhis Selâm gemileri yaptırıp teşhîr ettirmişti. Nûh Aleyhis Selâm’ın gemisinin kalıntılarının Cûdî’de  olduğu ona, okulda öğretilmemişti ki! (Sâmi olan yahûdiler {Hz. Nûh’un oğlu Sâm’dan dolayı}  bu gerçeği bildikleri için, Şırnak {şehr-i Nûh} ve Heştiyan’ı  ziyâret ederler.) Yine geçen yıllarda, Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden öğretim üyelerimiz, Ağrı Dağı’ında Nûh A.S. ın gemisini aramışlardı; Batılılar orada arıyor ya, orada olmalı, içlerinde, Kur’ân-ı Kerîm’de geminin Cûdî’de olduğunu bildirdiğini bilen var mıydı? Bilinmez.

İtalyanlar, turist gelsin diye Otranto ve Fâtih’in yaptırdığı kale reklamını yaparlar mı?

Yunanlılar, 500 yıl kadar kaldığımız o coğrafyadaki Osmanlı bedestenlerini, arastalarını, câmilerini, medreselerini, imâretlerini, hastanelerini (rekonstrüksiyon ameliyesiyle ortaya çıkarıp ) reklamını yaparak turist çekmeğe çalışırlar mı?

Sırplar, 400 yıla yakın kaldığımız o coğrafyadaki Osmanlı eserlerinin reklamını yapıp turist çekmeğe çalışıyorlar mı?

Turizm konusundaki bu tutumumuz, Avrupa’lıların, yeni keşfettikleri kıtadaki yerlileri cam boncuk verip aldatarak onlardaki altınları almalarını hatıra getiriyor.

Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (s.A.V.) in kızı Ayşe’nin adını taşıyan (diğer isimi Sedef) hanım Türkiye Cumhûriyeti’nin Uganda Büyükelçisi imiş. (Geçen yıl Gerçek Osmanlı’yı anlatmak için gittiğim Güney Amerika ülkelerinden ikisinde büyükelçilerimiz bayan idi). Ayşe ve Sedef kelimeleri, insana, Mevlid yazarı merhûm Süleyman Çelebi’nin, Hazret-i Muhammad (A.S.) ın doğumunu anlatırken kullandığı

ol sadefden doğdu ol dürdânesi (o inci, o sedeften ortaya çıktı)

 mısra’ını hatırlatıyor.

Bayan Ayşe Sedef Yavuzalp Tanzîmat’ın devâmı olan kültür istilâsı akımının içinde yetiştirildiği için, Cumhûriyet Bayramı’ndaki resepsiyonda Yunan mitolojisinden ilhâm alarak değişik bir jestte bulunmuş.

Kültür İstilâsı böyle bir felâkettir; silâh zoruyla, tehdîdle yaptırılamayacak olan münâsebetsizlikler, gönüllü olarak, mârifet yapıyorum diye yaptırılır!

04 Kasım 2018

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

11992430