Güncel Yazılar

Sinan KÖSEDAĞ

Nurettin Topçu Cumhuriyet dönemi düşünce hayatı içerisinde önemli bir figürdür. Eserlerinin ihtiva ettiği konular hem çağdaş felsefe hem de Türk düşünce tarihi içerisinde ilkler taşımaktadır. Topçu üzerine düşünmek, onu anlamaya çalışmak hem dilin, felsefenin ve tarihin güzide bir kaynağını keşfetmek hem de bu kaynaktan alınan ilk damlanın tesiriyle ruhumuzun derinlerinden gelen bir sızıyı tecrübe etmektir. Onun yaşamı ve eserleri, düşüncelerini anlama çabası içerisinde olan kişiyi en başta vicdan, dikkat ve sezgiye davet eder. Zaman göstermiştir ki Topçu, düşünce hayatımız içerisinde ötelenen, görmezden gelinen düşünürlerimizin başında gelmektedir. Bu durum, eserlerinin dil varlığı yönünden çok güçlü, felsefi yönden düşünce hayatımızın aşina olmadığı derecede zengin oluşu, ele aldığı problemler ve bu problemlere dair getirdiği çözüm önerilerinin sarsıntı yaratıcı olması,  hâkim epistemik cemaatin Topçu’ya karşı aldığı cephe ve bunlarla birlikte Topçu’yu anlamaya, değerlendirmeye çalışanların ideolojik kaygıları, tek yönlülüğü gibi nedenlerden kaynaklanır.

Nurettin Topçu’nun düşünce dünyasında bir yolculuğa çıkacağım bu metnimde varacağım durak onun Yarınki Türkiye ser-levhası ile ifade bulan düşüncelerini irdelemek ve bu düşüncelerini ütopyalar bağlamında değerlendirmek olacaktır. Bu kaygı ekseninde ilerleyecek olan metnim de Topçu için hayati öneme sahip belirli kavramlara uğrayacak, Topçu’nun sunduğu Anadolu Milliyetçiliği ve Anadolu sosyalizminin anlamını tartışacak ve bu iki kavramın Yarınki Türkiye tasarımı ile olan ilişkisini sorgulayacak ve Yarınki Türkiye tasarımınınnın bir ütopya olarak okunup okunmayacağını ve bu bir ütopya ise böyle bir ütopyayı düşünmüş olmak toplumsal hayatımızı nasıl aydınlığa ulaştırır, Topçu’nun bu girişimi yeteri kadar anlaşılabilmiş midir, kendisinden yeteri kadar istifade edilebilmiş midir? Sorularına yanıt arayacağım.

Anahtar Kavramlar: Nurettin Topçu, Ütopyalar, Yarınki Türkiye, Anadolucu Milliyetçilik, Anadolu Sosyalizmi.

I - Ütopyalar ve Anlamı

Düşünce tarihi boyunca insanın bugünü ve yarınına uzanan, onun bireysel ve toplumsal hayatının en ideal formunu tasarlayan düşünceler, teoriler üretilmiştir. Bu düşünce ve teoriler, insanın yaşadığı dünyaya dair eleştirileri ile başlar ve sonrasında alternatif bir toplum, dünya ve yaşam arayışı ile devam ederler. İnsanın mükemmel ve yaşanılabilir toplum arayışı, hem yaşadığı toplumun açmazlarına yönelik bir kritiği ve reddi hem de düşlediği ve özlemini duyduğu ideal yaşam formuna ulaşma çabası olarak değerlendirilebilir. Bu arayış içerisinde insan kendi yaşadığı dünya gerçekliğinden kurgusal bir dünyaya geçmektedir. Tasarlanan yenidünyanın gerçeklik zemini, tasarıma dair yaklaşımımızı belirleyen en önemli unsurdur. Bu yenidünya kurgusunda insanın tasarladığı düşünceler bize mükemmel ve ideal olanın kapısını aralar. Hâlihazırda yaşanılanın, olanın ötesinde daha iyi olan, olması gereken bir yaşam formu mutlaka vardır. Bu yaşam formunun ne olduğu, nasıl yakalanacağı sorusu insanı farklı arayış ve cevaplara itmiş, bu cevaplar gerçeklikle temas ettiği ölçüde uygulanabilmiş, gerçekliği aştığı ölçüde de ütopik[1] olarak nitelenmiştir. Felsefe ve edebiyat tarihi boyunca ideal ve mükemmel toplumun ve devletin tasarlandığı birçok eser kaleme alınmıştır. Platon’un Devlet’i, Farabi’nin Erdemli Şehir’i, More’un Ütopya’sı, Campanella’nın Güneş Ülkesi, Bacon’un Yeni Atlantis’i; bahsettiğimiz daha mükemmel bir dünya arayışının konu edildiği ve tasarlandığı eserlerdir. Bu eserlerin ortak noktası, orada olmayanı imlemeleri ve yaşanılan toplum şartlarının, yönetim biçiminin, değerlerin bozuluşu, olumsuzlukları, yetersiz kalışı, baskısı gibi nedenlerle daha mutlu bir yaşamın olanağına dair inanç ve bu inançtan doğan ideal bir devlet ve toplum tasarımını sunmalarıdır.

II – Nurettin Topçu ve Yaşadığı Türkiye

Yirminci yüzyıl, dünya tarihinde büyük kırılmaların, savaşların, yıkımların, paradigma değişimlerinin yaşandığı bir yüzyıldır. Topçu’nun hayatı bu yüzyılın tanıklığının tarihidir aynı zamanda. Onun dünyaya geldiği topraklar tarihinin en trajik olaylarını yaşamaktadır. Osmanlı imparatorluğunun çöküşü ve yeni bir devletin kuruluşu bu dönemin en önemli iki olayıdır. Bu iki tarihi olayın izleri Topçu’nun eserlerinin temel karakterini belirleyecek ve Topçu’nun düşünce dünyasının oluşmasında başrolü oynayacaklardır.[2] Bir yandan imparatorluğun çöküşü ve yeni bir devletin kuruluşu gibi siyasi olaylar, diğer yandan bu siyasi olayların paralelinde tartışılan siyasi, felsefi ve ideolojik fikirler 1900’lü yılların ilk çeyreği Türkiye’sinin ana gündemini oluşturmaktadır.

Siyaset hayatında I.Meşrutiyet’ten beri yapılan ıslahatların çözüm getiremeyişi, siyasi istikrarsızlık, ekonomik ve toplumsal buhran, sürekli toprak kaybı ve Osmanlı imparatorluğunun çöküşü; düşünce hayatında ıslahat hareketlerinin fikri cephesini de oluşturan batıcılık; batıcılığa tepki olarak gelişen Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük gibi üç tarz-ı siyaset, dönemin güçlü tartışma cephelerini oluşturur. Bu siyasi ve ideolojik tartışmalara ek olarak pozitivizm, materyalizm ve sosyolojizm gibi akımlarda Türkiye’nin düşünce hayatında tartışılmakta ve savunucular bulmaktadır.

Osmanlı imparatorluğunun yıkılışı sonrasında Osmanlıcılık ve İslamcılık düşüncesi yerini Ziya Gökalp’ın Türkçülük düşüncesine bırakmış ve Türkçülük, İttihat ve Terakki’nin desteğini alarak yeni kurulan Cumhuriyet’in resmi ideolojisi olmuştur.[3] Türkçü görüşe karşı olarak 1920’lerden sonra Anadoluculuk ve Dergâh Mecmuası ekibinin savunduğu milli mücadele ruhunu temele alan Bergsonculuk gibi iki önemli hareket ortaya çıkmıştır. Bu görüşler Ziya Gökalp’te somutlaşan Turancı milliyetçiliği ve Cumhuriyet ideolojisinin temelini oluşturan pozitivizmi eleştirmektedir.[4]

Topçu, 1934 yılında doktorasını bitirmiş ve Türkiye’ye dönmüştür. Ancak onun döndüğü Türkiye hayalinde ki Türkiye değildir. Bu Türkiye, siyasi olarak Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük/Turancılık ve Anadoluculuk fikirlerini tartışmış ve denemiş, Cumhuriyet’in resmi ideolojisini Ziya Gökalp milliyetçiliği ve pozitivizm temelinde kurmuş, Cumhuriyet devrimlerini tüm ülke genelinde uygulamaya koyulmuş, geç kalmışlık psikolojisi ile devlet politikası olarak hızlı bir ilerleme ve kalkınma atağı başlatmış, ilerleme ve kalkınmayı öncelikli olarak maddi sahada öncelemiş, ekonomik olarak zayıf, sanayi devrimini yakalamaya çalışan, makineleşmenin her alanda arttığı, halkın kendi topraklarına yabancılaştığı, adalet, hak eşitlik gibi kavramların hafızalardan silindiği, materyalizm ve pozitivizm gibi fikir akımlarının düşünüldüğü, ruhçu–maneviyatçı düşüncenin unutulduğu bir Türkiye’dir. Kısacası, Topçu’nun Fransa’da kavradığı ruhsal değerlerin üstünlüğüne dayanan Bergsoncu ve Blondelci metafizik felsefelerin işlev kazanacağı bir toplumsal ve politik ortam yoktur.[5] Kendi doğduğu topraklara, öz yurduna dönmüştür; fakat metafizik olarak yurtsuzdur.[6]

Topçu, Türkiye’ye döndükten sonra toplumun geçirdiği bu değişimleri, değişim süreçlerini, toplumun yeniden yapılanmasını, bu yapılanmada ortaya çıkan düşünme biçimlerini ve bunların ortaya çıkış koşullarını, kısacası insanın ve toplumun içerisinde bulunduğu gerçekliği çözümlemeye girişmiştir. Bu çözümlemeyi yaparken de, metafizik bir düşünüşün yordamında insanı, değerleri, toplumu, dini, devleti, siyaseti, eğitimi, tabiatı felsefi bir bütünlük içerisinde ele alarak bir medeniyet tasarımı oluşturmanın talibi olmuştur.

III – Nurettin Topçu, Anadoluculuk ve Anadolu Milliyetçiliği

Anadoluculuk yahut Memleketçilik olarak ifade edilen düşünce akımı, siyasi, sosyolojik ve felsefi arka planıyla Türkiye gerçekliğinden neşet eden milli bir düşünce hareketidir. Tanzimat’tan itibaren yaşanan siyasi olaylar, bu olaylara yönelik tartışılan, denenen düşünce akımları Osmanlı İmparatorluğunu istenen seviyeye ulaştıramamış ve dağılmaktan kurtaramamıştır. Anadolucu düşünce, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımlarına bir eleştiri olarak doğmuştur. Anadoluculara göre bu akımlar soyut bir yapı teşkil ediyor, maddi ve manevi vatan gerçekliğini ıskalıyorlardır. Anadoluculuk akımı “millet” kavramına yeni bir anlam yükleyerek İslamcılık, Osmanlıcılık ve Türkçülük’ ten ayrılmıştır.[7] Onlara göre “millet” artık ne İslam ümmeti, ne Osmanlı tebaası, ne de Türk ırkıdır; İslamcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük gibi akımlar artık savunulamaz, çünkü bunların gerçeklikte karşılıkları yoktur.[8] Anadolu’nun maddi ve manevi gerçekliğine dayanan; tarih, coğrafya, folklor, edebiyat, din, tasavvuf, pedagoji, sosyoloji ve felsefe gibi birçok kaynaktan beslenerek Anadolu’nun unutulan varlığına tekrar hayat vermek kaygısını taşıyan Anadoluculuk, yeni bir Türk hümanizması yaratabilmenin koşullarını aramıştır.[9]

Anadoluculuk düşüncesi, soyut vatan fikrine karşılık somut bir vatan ve millet görüşüyle Türk Ocağı içinde 1917 yılında ortaya atılmıştır. Akımın en önemli özelliği Büyük Türkçülüğe karşı Küçük Türkçülük veya Türkiyecilik iddiasıdır.[10] Ardından 1919’da Mülkiye’de Hilmi Ziya Ülken ve arkadaşları çevresinde Türk kültürünün gerçek kaynağını Anadolu’da bulan yeni bir hareket doğmuştur. Anadoluculuk akımının ilk savunucu ve teorisyenleri olarak Hilmi Ziya Ülken, Mükrimin Halil Yinanç, Remzi Oğuz Arık, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ve Nurettin Topçu isimlerini sayabiliriz. Bu isimler Anadolucu düşüncenin soyut vatan fikrine karşı somut vatan fikrinde ortak olmaları ile birlikte iki farklı Anadolucu düşünüş biçimi oluşturmuşlardır. Bu düşüncelerden biri “Kültürcü Anadoluculuk” diğeri de “Siyasi-İdeolojik Anadoluculuk” olarak adlandırılmıştır.

Anadolucu düşüncenin taraftarı olan diğer bir düşünce hareketi Dergâh mecmuası ekibidir. Dergâh mecmuası ilk yayımlandığı 1921 yılından son sayısını çıkardığı 1923 yılına kadar Anadolucu düşünceyi savunmuş, dergi içerisinde Anadolucu düşüncenin önemli yazar ve yazılarına yer vermiştir. Dergide Yahya Kemal Beyatlı ve Mükrimin Halil Yınanç tarih ve edebiyat alanında Anadoluculuğu kurmaya çalışırken, Mustafa Şekip Tunç, Anadolu mucizesi olarak gördükleri milli mücadelenin yaratıcı ruhunu Bergsonculuk üzerinden yazılar kaleme alarak yaşatmaya çalışmıştır.

Anadoluculuk düşüncesi içerisinde yer alan diğer bir akım Mavi Anadoluculuktur. Bu akımın temsilcileri olarak Cevat Şakir Kabaağaçlı, Sabahattin Eyüboğlu,  Azra Erhat, Ekrem Akurgal, İsmet Zeki Eyüboğlu isimlerini sayabiliriz. Mavi Anadoluculular da Türkçülüğün geniş ve hayali vatan fikrini eleştirmişler ve Anadolu’su ve Rumeli’si ile vatanı Türkiye olarak kabul etmişlerdir.[11]

Anadoluculuk düşüncesi felsefi ve otantik anlamını Nurettin Topçu’yla bulmuştur. Topçu, Anadoluculuğu Türk milletinin kurucu öğeleri ekseninde açıklamıştır. O, Anadolucuğunu açıklarken, İslam inancını merkeze taşıyarak kendi Anadoluculuk düşüncesini ortaya koymuş ve milli ruhun İslam’dan ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir.[12] Ona göre Türklükle İslam’ı ayırmak mümkün değildir ve ayrılmak istendiğinde Türklük yok olmaya mahkûmdur.[13] Türklüğün İslam dininde kendini, kendi cevherini birleştirecek hayat unsurunu bulduğunu söyler ve İslam’ın Türk ile birleşmesini, cihan tarihinin belki en büyük harikası olarak değerlendirir.[14] Topçu Türk milletinin iki kaynaktan doğduğunu söyler, bunlar onun maddi yapısını teşkil eden Oğuzlar ve ruhunu meydana getiren İslam dinidir.[15] Topçu’ya göre Türk milletinin tarihi 1071 Malazgirt Zaferi ile başlamıştır ve bu başlangıç İslam Anadolu tarihi ve toplumsal yapısından ayrılmayacak bir unsurdur.

Ona göre soy, toprak ve emek gibi, dil, din, kültür ve dilek bir milleti meydana getiren maddi ve manevi unsurları birbirine bağlayan unsurlardır ve bu unsurlardan herhangi birine bağlanmış olmasına göre milliyetçilik anlam kazanacaktır.[16] Topçu’ya göre Alman milliyetçiliği soy unsuruna, Fransız milliyetçiliği vatan ve kültür unsuruna, İngilizler emek ve ekonomi unsuruna, İtalya tarih unsuruna dayanarak kendi milliyetçiliklerini temellendirmişlerdir.  Topçu bunu örnek göstererek: “Biz Anadolu’nun coğrafyasında İslam ruhunu yücelten ve toprağın çehresine İslam’ın ruh ve karakterini sindiren ruhçu milliyetçilik davasına bağlanıyoruz” demektedir.[17] Topçu’nun ruhçu milliyetçiliği coğrafya, tarih ve üretim tarzının birliğine dayanan ve Anadolu tasavvufunda kaynağını bulan Anadolucu bir milliyetçiliktir.[18]

Bu düşünceler Topçu’nun Ruhçu Anadolu Milliyetçiliğinin özetidir de aynı zamanda. Topçu’ya göre Ziya Gökalp ile başlayan ve Türkiye’de ilk milliyetçilik hareketi diye adlandırılan Turancılık fikri, gerçekte milli ruhun Anadolu’nun toprağında kendi kendisini inkâr etmesi gibi bir sapıklıktır.[19] Topçu Ziya Gökalp’ın düşünceleriyle temsilini bulan Turancıların maddeci ütopizmi ve altı okluların kaba maddeci realizmi karşısına, Anadoluculuğun gönülleri Cengiz Han’a değil Yıldırım Han’a, vicdanları boşluğa değil, ebediliğe açılan ruhçu idealizmini koyarak, Anadolucuğu ebediliğe göz koyan ruhların selamet davası olarak nitelemiştir.[20] Topçu’ya göre zamanımızda milliyetçiler çoğalmış fakat milliyetçilikse ortadan kaybolmuş gibidir; milliyetçilik onlarca milletini sevmekten ibarettir, oysa milliyetçilik komünizm düşmanlığına indirgenmiştir.[21] Topçu’ya göre;

 “Milliyetçilik siyasi hezeyanlardan sıyrılmalı, ilmi ve samimi bir iddia olmak için, her şeyden önce felsefi bir sisteme bağlanmalıdır. O bir itham vesikası veya zafer silahı değil, bir insan felsefesi ve dünya nizamı”[22] olmalıdır.

Topçu milliyetçilik fikrinin gelmiş olduğu kısır anlamdan milliyetçiliği kurtarmaya ve ona ruhçu maneviyatçı bir yön tesis etmeye çalışmaktadır. Ona göre milliyetçilik toplumsal hayatta bireysel yaşayışa karşı koyan bir doktrine bağlanmak zorundadır.[23] Topçu bu doktrini şöyle açıklamaktadır:

“Kendi menfaatlerinden önce köyünü ve şehrini yükseltip güzelleştiren, cemiyeti ve milleti için yaşadığına inanan, nefsini cemaate adamış olan insan milliyetçiyim diyebilir. Bu anlayışa göre her şeyden önce milliyetçiliğin içtimai doktrin olarak sosyalizme dayanması zorunlu olacaktır.”[24]

Nurettin Topçu milliyetçiliğin içtimai doktrin olarak sosyalizme dayanmasını zorunlu görmektedir. O milliyetçiliğinin esaslarını belirlerken de yine sosyalizme vurgu yapacak, sosyalizmin milliyetçiliği içerisindeki yeri ve değerini gösterecektir. Topçu milliyetçilik anlayışının dayandığı esasları şöyle sıralar:

1. Millet dini, onun ahlakını, örflerini ve kalbini yoğurmuş, Türk-İslam medeniyetine yön ve kaynak olmuş İslam dinidir.

2. Büyük vatan Anadolu toprağıdır.

3. Soyumuz, Oğuz çocuklarının, Anadolu’nun dokuz yüz yıllık tarihi içinde bu topraklarda kaynaşmalarla eriyip aslını kaybetmeyen Türk soyudur.

4. Dilimiz bu ülkede yüzyıllar boyunca devam edegelen tarihi olgunlaşma içinde varlık kazanan müşahhas ve zengin Türk dilidir.

5. Devlet, büyük çoğunluğu köylü olan kütlenin iradesini yaşatan merkeziyetçi, otoriteli ve mesuliyetli devlettir.

6. İktisadi sistemimiz, halkın bütün içtimai ihtiyaçlarını karşılayan ve her ferdi iş ahlakıyla seferber eden asrın geçer deyimiyle ruhçu sosyalist sistemdir.” (25).

Nurettin Topçu’nun milliyetçiliğini dayandırdığı bu esaslar, onu milliyetçilik fikirleri içerisinde özgün bir yere yerleştirir. Sosyalizm iktisadi ve sosyal bir sistem olarak Nurettin Topçu’nun milliyetçiliğinin esasları arasındadır. Nurettin Topçu sosyalizm düşüncesine kendi medeniyet tasarımı içerisinde yeni bir anlam kazandırmakta, sosyalizmin iktisadi düşüncelerinin yerli bir terkibine ulaşmakta[26], sosyalizmi kaba materyalistlik unsurlarından sıyırarak, ruhçu bir cemiyet nizamına dönüştürmektedir.

 IV – Nurettin Topçu ve Anadolu Sosyalizmi

Anadolu Sosyalizmi ifadesi Topçu’nun düşünceleri arasında ötelenen bir düşünce olmak kaderini yaşamaktadır. Bu durum başta Topçu’nun düşüncelerinin memleketimizin düşünce gündemine yeteri kadar taşınamaması, sosyalizm kelimesi ile Topçu arasında bir bağlantı kurulmak istenmemesi ve Anadolu ile Sosyalizm arasında kurulacak bir bağın önünün kesilmesinin amaçlanması sebebiyledir. Topçu bu kavramsallaştırmayı ilk kullandığı günden itibaren yoğun eleştiri ve karşı çıkışlarla karşılaşmıştır. 1960’ların başında Milliyetçiler Derneği’nin ilk genel kongresinde delegelerin “Biz Müslümanız elhamdülillah, sosyalist değiliz”[27] tepkisi Topçu’ya alınan cepheyi özetler niteliktedir.

Topçu bütün hayatı boyunca toplumsal hayatın var olan düzenini değiştirmeye talip bir düşünce ve hareket adamı olmuştur. İnsana, topluma, devlete bakarken daima bir ahlak nizamı perspektifinden, metafizik bir merkezden bakmış ve eserlerinde insanı, toplumu, ekonomiyi, devleti, dini hayatı bu ahlak ve metafizik nokta-i nazardan analiz etmiştir. Topçu’nun bütün eserleri Anadolu toprağının bir panaroması, Anadolu’nun gerçeklerine dair bir çığlık, bir çağrıdır. O, Anadolu’nun içine düşmüş olduğu korkunç tarihi anda Anadolu İslam Sosyalizminden başka milleti kurtaracak başka bir yol olmadığını haykırmıştır.[28] Ona göre Anadolu’nun hak ile kudretin temsili haline gelmesinin tek yolu Anadolu İslam Sosyalizmidir ve bunun dışında tüm yollar Anadolu’yu yokluğa, yarının Türk dünyasını intihara götürecek yollardır.

Topçu, eserlerinde sık sık Anadolu Türk tarihinin önemli olay ve şahsiyetlerinden örnekler vermekte ve bu örnek olay ve şahsiyetlerin ışığında bugünü değerlendirmekte, bugünün insanının ve toplumunun içine düşmüş olduğu çürümeyi anlatmakta ve çözüm önerilerini yine tarihe yaslanarak üretmektedir. Ona göre geçmiş ve bugün arasında büyük bir kırılma, büyük bir uçurum vardır. Bu uçurum hem ahlaki ve toplumsal hem de siyasi ve ekonomik alanda kendini göstermektedir.

Topçu’ya göre; “Türk milleti neyi arayacağını, devasını nerede bulacağını bilmemektedir. O bugün batılının teknik gücünün peşine düşmüş, cemaat hesabına her sahada üretim, bugün yerini tüketim hırsına bırakmış ve bu milletin kalbinde insanı makineleştiren ileri teknik ihtirası ile başkalarını sömürmeye yarayan aşırı tüketim ihtirasından başka bir şey yaşamamaktadır”.[29]

Ona göre yabancı ruhlar her yandan Anadolu kültürüne saldırmakta ve hayat kaynaklarını kurutmaktadır. O bu durumu şöyle dile getirir:

“Türk şehirciliği diye elimizde kalan bugün bir hatıradır… Kulaklarımızı dolduran salon musikisi canavar haykırışlarıyla ruhumuza saldırmaktadır. Barbar batının çeşitli hayvani sıçrayışları dans sanatı diye gençliğin zaaflarını fethetti... Devlette ve dükkânda, ilimde ve halkın dilinde batılı kelimeler dilimizin bütün güzel çocuklarına kıydılar… Dine gelince, İslam’ın öyle bir anındayız ki, parayı sevmeyen Allah’ı sevmiyor. Allah davasının şehidi yok, mücahidi yok.”[30]

Topçu, Anadolu’nun ruh ve ahlakının her gün biraz daha yozlaşmasına dair bu durum tespitini yaptıktan sonra “ O halde ne yapmalı?” diye sorar. Ve bu sorusuna yine kendisi cevap verir; Anadolu İslam Sosyalizminden başka milleti kurtaracak yol yoktur.[31]

Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye’nin kurtuluş reçetesinin sosyalist cemiyet nizamı olduğunu ve bunun üç aşamalı bir planın gerçekleşmesi ile bulunabileceğini söyler.[32] Ona göre;

“Önce sosyalist bir cemiyet düzeninin kurulması lazımdır. Sonra halka sistemli ve inanılmış bir medeni terbiye aşısı yapılmalıdır. Nihayet İslam kültür ve ahlakının, kaynaklara inmek suretiyle ve gerçek din anlayışı halinde canlandırılması, gaye olan selameti getirebilecektir.”[33]

Nurettin Topçu neden bir sosyalist cemiyet düzenine muhtaç olduğumuzun gerekçelerini şöyle sıralar:

“Ruhçu bir sosyalist düzenine muhtaç oluşumuzun sebepleri, sefalet, işsizlik, haksızlık ve bunların hepsinin önünde bizi eğilmeye mahkûm eden kudretsizliktir; herhangi bir yönde kurtuluşa götürebilecek otoritenin yokluğudur”.[34]

Ona göre asrımızda sefaletle iktidarsızlık yan yana yaşanmaktadır. Bu maddi ve ruhi sefaletler milleti tehdit edecek bir kuvvet halini almıştır ve bu kuvvete karşı çıkabilecek, önleyebilecek bir iktidar yoktur, bu da Anadolu’nun kaderini temelden tehdit etmektedir.[35] Anadolu’nun maddi sefaleti yirminci asrın sonralarında neyin ve kimlerin esiri olduğunu bilmeksizin ilk çağın esir ülkeleri gibi sayısız sefaletlere boyun eğen bir vatan durumuna gelmiş olmasıdır.[36] Manevi sefaleti ise, bazen hayvan hayatına bile imrendiren bu perişan sahnede ahlaki temellerin bütün bütün çürüyerek ortadan kalkmasıdır.[37] Topçu’ya göre bugün ne şehirde ne de köyde, ne din ne ilim ne de öğretmen, ahlaki otorite adına bir kuvvet kalmamıştır. Bu durumu şöyle dile getirmektedir:

“Son nesil hürmetle hayâya veda bandosunu, güneşin battığı tarafa, batıya dönerek çalmış bulunuyor. Bando ilk marşlarını çaldı, lakin dahası var! …, bu yeni merasimde köyler şehirleri takip etmekte gecikmiyor. Dünyamız bugüne kadar adı bilinmeyen bir renge boyanıyor. Bu yeni boyanın altında saf ilimle ahlak kelimeleri silinip örtülmektedir”.[38]

Topçu yürekler acısı bir cemiyet nizamı karşısında durduğumuzu söyler ve hal böyleyken dahi duygusuz gönüllerin, paslı vicdanların sürekli “ne için sosyalizm?” diye sormalarına itiraz eder:

“Öyle ya, rahatça yaşıyoruz. Karnımız doyuyor. Birçoğumuzun altında son model otomobil. Şöyle böyle birkaç geliri olanların keyfi yerinde. Evimizde radyomuz, buzdolabımız var. Büyük şehirlerde düğünler, ziyafetler gırla gidiyor. Yurdun her yerinde fabrikalar açılıyor. Halk oyunu serbestçe kullanıyor. Üniversitelerimizin sayısı her yıl artmaktadır. Evet, bunların hepsi doğru. Ancak her birinin altında bir facia barınıyor”.

Topçu, toplumun yaşadığı düşünülen refahın görüntülerden ibaret olduğunu, bu görünüşlere aldanmayarak onun tedavisine el uzatılması gerektiğini; bu tedavinin de sosyalizmin milliyetçi ve ruhçu şekli ile yapılabileceğini söyler.[39] Bu milliyetçi ve ruhçu sosyalizm, Anadolu toprağına, milletine ve değerlerine sımsıkı bağlıdır ve ruhu ve iradesini bu topraklardan almaktadır.[40]

Anadoluculuk, Milliyetçilik, İslamcılık gibi düşünceler ve hareket felsefesi, isyan ahlakı gibi iki büyük felsefi sistemi varken Nurettin Topçu neden sosyalizm gibi bir kavramsallaştırmaya ihtiyaç duymuştur? Topçu’yu anlamaya çalışırken kavrama dair varsayımlarımızın tuzağına düşmek tehlikesi her zaman mümkündür. Topçu, sosyalizmi Anadolu Sosyalizmi, Anadolu İslam Sosyalizmi, Ruhçu Sosyalist Sistem, Kooperatifçi Sosyalizm[41], Anadolu Cemaatçiliği olarak farklı adlarla anmıştır. Bu adlandırmalarının onun medeniyet tasarımı ve toplum felsefesi içerisinde özel bir yeri vardır ve Topçu’nun yaşadığı dönemdeki tüm sosyalizm kavramsallaştırmalarından ayrı ve farklı bir yerde durmaktadır. Topçu anti-komünist bir dönemde muhafazakârdan, milliyetçiden veya İslamcıdan beklenmeyecek ölçüde sosyalizm üzerine odaklanmıştır.[42] O, sosyalizmin özgül bir yorumunu benimsemiş, teorisini Marksist sosyalizmden ayırarak sosyalizmin tek biçiminin Marksizm olmadığını göstermiştir.[43] Onun felsefesinde sosyalizm bir ideoloji olarak değil içselleştirilmiş, İslam ve Türklük ile meczolmuş, hareket felsefesi ve isyan ahlakından beslenen ictimai bir doktrin halini almıştır.[44] Ekonomiyi ve sınıf çatışmalarını esas alan bir komünizm değil, ahlak nizamını esas alan ve buna bağlı ekonomik paylaşımı gözeten ruhçu bir sosyalizmdir.[45] Topçu’nun sosyalizminde ekonomik değil, ahlaki endişeler ve değerler ön plandadır. İnsanın ve toplumun ekonomik nizamından önce, insanın bir kişi olarak ahlaki nizamı öncelenmektedir. Bireyciliğin önüne geçilmesi ve bireyin kendini topluma bağlaması, ekonomik eşitsizliğin önüne geçilmesi, gelir dağılımının dengelenmesi bağlamında, ictimai adaleti gerçekleştirmeyi amaçlayan toplumsal bir doktrin olarak sosyalizm düşüncesine başvurmuştur.

Topçu fildişi kulesine çekilmiş bir düşünür değildir. Toplumun yapısını teşkil eden bütün problemleri dikkatle inceleyen bir toplum felsefecisidir. İş bölümü, mukavele, mülkiyet, sınıf, eşitlik, hak ve adalet, iş, maaş, kazanç, sermaye, emek, miras gibi daha birçok toplumsal kavram onun eleştiri tezgâhından geçerek, kurmak istediği toplum nizamı çerçevesinde yeni anlamlarını kazanmışlardır.

Nurettin Topçu’nun teklif ettiği Anadolu sosyalizmi komünizm ve kapitalizme karşı, ahlakı temele alarak sosyal adalet, milliyetçilik ve maneviyatçılığa dayanan bir sistemdir.[46] O pozitivist anlamda bir sosyalizmden ziyade, etik bir seçim olarak sosyalizm, ahlakçı bir sosyalizm benimsemiştir.[47] Bu ahlakçı sosyalizm ile Topçu, Anadolu insanının İslam’ın ruh ve ahlakına sahip olacağını, bireysel menfaatlerden ve ihtiraslardan kurtulacağını, milletin selametini düşünerek kendini milleti için seferber edeceğini ileri sürmüş[48] ve “Türk milletinin, bütün kurumlarıyla birlikte nasıl bir devlet ve toplum düzeni kurması gerektiği hususunda Anadolu milliyetçiliğini ve sosyalizmini savunmak suretiyle, döneminde farklı bir aydın tablosu çizmiştir.”[49]

V – Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye’si

Nurettin Topçu, Türkiye’nin yüz yıllık macerasında ki yanlışlıkları, aksaklıkları kavramış eşsiz bir düşünürdür. Hareket felsefesinin ve isyan ahlakının filozofu olarak, o tüm dikkat ve mesaisini Anadolu hakikatine hasretmiş ve Anadolu insanının yaşadığı buhrandan hem onu kurtaracak hem de kurtarmakla kalmayıp onu ihya edecek bir davanın, medeniyet projesinin peşinde olmuştur.  O, özlediği Yarınki Türkiye tasarımını hem mevcut düzenin aksaklıklarına, yozlaşmalarına yönelttiği bir itiraz üzerinden hem de idealinde ki Türkiye’den yola çıkarak yapmıştır. Onun bu tasarımı derinlemesine bir insan, toplum, devlet, siyaset, eğitim, ahlak, din eleştirisi olma özelliği taşırken bir yandan da eleştirdiği bütün noktaların çözüm programını da içeren, idealindeki Türkiye’nin bize sunulmasıdır. Topçu, Yarınki Türkiye tasarımının toplumsal ve iktisadi nizamını Anadolu Sosyalizmi ile kurarken, bu Türkiye’nin sahibi olacak insanın ahlaki nizamını da ruhçu-metafizik hareket felsefesi ve isyan ahlakı temelinde kurmuştur. Topçu, Türk düşünce hayatı içerisinde ortaya koyduğu Yarınki Türkiye tasarımı ile çağdaşları arasında düşünsel anlamda sahip olduğu ayrıcalıklı konumu daha da yükseklere taşımıştır. Çünkü düşünce hayatımızın ürünlerini incelediğimizde, hem çağın eleştirisi hem de bu eleştiriden hareketle sunulan bütüncül bir felsefi ve toplumsal çözüm programı Topçu’nun dışında başka bir düşünürümüzde hem dert hem de ürün olarak yoktur dersek yerinde bir tespit yapmış oluruz. Onun bütün eserleri Türkiye gündemi üzerine düşüncelerini dile getirdiği ve Yarınki Türkiye’nin programını oluşturduğu eserlerdir.

Topçu’nun Yarınki Türkiye tasarımı, onun iki önemli felsefesi olan hareket felsefesi ve isyan ahlakı temelinde kurulur. Diğer bir deyişle onun Yarınki Türkiye tasarımı felsefi düşünüşünün zorunlu bir sonucudur. Peki, hareket felsefesi ve isyan ahlakı gibi iki kavramdan bir medeniyet projesi nasıl çıkmaktadır, bu kavramlar Topçu’yu böyle bir tasarım yapmaya neden itmiştir? Bu sorunun cevabı kavramların Topçu’da aldıkları anlamda gizlidir.

Hareket felsefesi ve isyan ahlakı Topçu’nun Bergson ve Blondel’in mistik ve metafizik felsefelerinden hareketle ortaya koyduğu özgün iki felsefe sistemidir. Hareket felsefesi, insanın doğal olarak yöneldiği tabiat-üstüne ruhun bir faaliyeti ile ulaşmak ve irade ile hareket sayesinde tabiat-üstüne ulaşmanın nasıl mümkün olduğunu göstermektir.[50] Topçu, Blondel’in hareket felsefesinden yola çıkarak ahlaki varlık olma vasfını kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya kalan insana, isyan ahlakı ile yeni bir nizam sunmanın peşindedir.[51] O, ahlak anlayışı ile yalnızca insanı değil, bütün insani varlık alanını temellendirmektedir.[52]

Topçu’nun hareket felsefesi “bizi yaşadığımız dünyanın kuru, determinist-mekanist-pozitivist toplumcu aleminin dışında başka bir alemin keşfini sağlar ve keşfettiğimiz alem içinden çıktığımız aleme isyan etmemizi gerektirir”.[53] “Topçu’ya göre özünde ruhi bir aktivite olan her hareket, mükemmele, daha mükemmele olan özlemdir ve daha mükemmele duyulan bu özlemin kaynağında ruhi bir amaca yönelmiş olan iradenin hareketi vardır.”[54]

Topçu’nun hareket felsefesi, insandan Allah’a uzanan bir yoldur. Bu yol, hareketin özünde yatan mükemmelleşme özlemi ve iradesini önce insanın kendisinde, ardından yaşadığı toplumda gerçekleştirerek, nihayetinde en mükemmel olan Allah’a, sonsuzluğa ulaşarak tamamlamasıdır. “İnsanoğlunun yeryüzünde bulunuş gayesi önce bir ahlak kişisi olmak, ardından ahlak toplumu oluşturmak ve ahlak medeniyeti kurabilmektir.”[55]

Nurettin Topçu isyan ahlakı ile insanın ahlak nizamını, Anadolu sosyalizmi ile de toplumun ahlak nizamını kurmuştur. Topçu’da insandan Allah’a ve sonsuzluğa doğru genişleyen hareket çizgisi üzerindeki duraklar sırasıyla şunlardır:

“1. Ferdiyet veya şahsiyet haline gelmiş insan, 2. Aile, 3. Cemaat veya millet, 4. İnsanlık, 5. Devlet kurucusu, 6. Devlet, 7. Yüce Allah ve sonsuzluk”[56]

İnsanın ilahi nizama doğru ilerleyiş hamlesi olan bu aşamalar Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye tasarımının basamaklarıdır. Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye tasarımı içerisinde öncelikle insanı ve insanın toplumdaki yerini irdelemiş, insanı ahlaki kişi, şahsiyet olarak ele almış, Yarınki Türkiye’nin kurulmasında kurucu öğenin şahsiyet haline gelmiş insan olduğunu söylemiş ve bu insanı Yarınki Türkiye’nin kurucusu olarak tasarlamıştır.

Topçu şahsiyet olarak insanı yalnızlığa mahkûm etmemiş, onu mesuliyet duygusu ile ailesi ve milletine bağımlı kılmıştır. Topçu’nun şahsiyet olarak insanı bir millet mistiği, bir mesuliyet insanıdır; Topçu’nun deyişiyle millet mistikleri;

“Millet realitesinden, hizmetlerine karşılık nimet istemez ve alkış dinlemezler. Millet hayatına durmadan eser vermek, yalnız kendilerini vermek ihtirasındadırlar. Namlarına heykel diktirmezler. Onlardan bize kalan hatıra huzurlarında eğilecek taştan anıtlar değil, ruhlarımızda ölmeyecek ayetlerdir. Zamanlarında anlaşılamayan büyük varlıkları, sanki kalabalığın içinde münzevi yaşar gibidir. Halk, onları bulursa ne ala! Onlar, kendilerini halka takdim edecek halde küçülmezler ve hepsi de öldükten sonra hakkiyle anlaşılırlar”.[57]

İşte Topçu’da Yarınki Türkiye’nin kurucuları insanı, insanlıktan çıkarıp Allah’a doğru yükselten, millet ruhunun ebedi bekleyicisi olan, ideal sahibi ve ızdıraba talip büyük muzdaripler olan millet mistikleri olacaktır.

Nurettin Topçu şahsiyet olarak ailesi, toplumu ve milleti için varlığını ortaya koyan, Yarınki Türkiye’nin kurucusu olacak insanın eğitimine büyük önem vermiş, Yarınki Türkiye tasarımında eğitimi öncelikli sorunlardan biri olarak görmüştür. Ona göre insanın şahsiyet olarak yetişmesinde eğitimin yeri büyüktür ve Yarınki Türkiye için Türkiye’nin Maarif Davası’nı problem haline getirerek kendi eğitim programını Yarınki Türkiye tasarımında bize sunmuştur. Çünkü eğitim geleceğin tohumu olacak gençliğin şahıs olabilmesinin koşullarını yaratır ve millet bilinci ve ruhunun yaşanması ve taşınmasına imkân sağlar.[58]

Topçu’nun Yarınki Türkiye’sinin devlet tasavvuru onun merkezi problemi olan ahlak meselesinden ayrılmaz ve ona göre devlet, iktisat devleti değil, ahlak devletidir.[59] Onun Yarınki Türkiye tasarımında devlet, ahlak iradesini tamamlar ve milli iradenin siyasi birliğiyle oluşan, millet varlığının ruhu ve şuuru[60] olan tek hâkimiyettir. Onun devleti merkeziyetçi, otoriter ve mesuliyetçidir.[61]

Nurettin Topçu, insandan Allah’a uzanan bütüncül bir sistem kurmuş ve Yarınki Türkiye tasarımını bu sistem üzerine inşa etmiştir. Bu sistemde Topçu yaşadığı Türkiye’nin gerçeklerinden hareket ederek hem bu gerçeklerin yol açtığı problemlere dair bir çözüm önerisi hem de yeni bir ahlak ve sosyal nizam yani bir medeniyet tasavvuru ve ideali sunmuştur. Nurettin Topçu bu medeniyet tasavvurunu gerçekleştirecek insanı şu sözleriyle tarif etmiştir:

“Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaktır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakârlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükâfatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemeyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzlukta dinleyeceklerdir… Yarınki Türkiye’nin kurucuları, millet ve cemaat uğrunda fedakârlıklar kabullenenlerin artık bulunmadığı cemiyetimizde, muhtelif simada insanları şahıslarında birleştireceklerdir. Onlarda Yunus Yavuz’la birleşecek; Sinan Akif’e uzanacak; Ebu Hanife Hüseyin Avni’yi tebrik edecektir. Ve onların eseri olan yarınki Türkiye, şu temellerin üstünde kurulacak: Anadolu’nun toprağından kaynayan bir kan, cemaat için harcanan emek, bin yıllık bir tarih, otoriteli bir devlet ve ebediliğe inanmış bir ruh.”.[62]

VI – Sonuç: Yarınki Türkiye’yi Bir Ütopya Olarak Okumak/Okumamak

Metnin girişinde açıklamış olduğum ütopik olanın anlamına dair düşüncelerimi tekrar hatırlayacak olursak, Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye tasarımı bir ütopya mıdır? Topçu’nun sosyal nizamı tesis etmek amacıyla ileri sürdüğü Anadolucu Milliyetçilik ve Ruhçu Anadolu Sosyalizminin Yarınki Türkiye tasarımı içerisindeki yeri nedir? Soruları Topçu’nun düşüncelerine siyaset ve toplum felsefeleri bağlamında yaklaştığımızda gündemimize almamız gereken sorulardır. Bu sorular ekseninde özet olarak ifade etmek gerekirse;

Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye’si bir gelecek tasarımıdır. Topçu, yaşadığı Türkiye’den, olandan hareketle, olması gereken Yarınki Türkiye’yi bir medeniyet ideali olarak ortaya koymuştur. O, çağının insanına yeni bir yaşama felsefesi, bir hayat nizamı teklif etmiştir. O, Türkiye’nin, Anadolu toprağının yaşam realitesinden, âlemi kuşatan bir ideale ulaşmıştır. Onun Yarınki Türkiye’si, bir medeniyet projesi ve ideali;  bin yıllık tarih, Müslüman Türk’ün vatanı olarak Anadolu, Türk İslam sentezi, otoriter devlet, Milliyetçi Anadolu İslam sosyalizmi, tasavvuf ve mistisizm gibi unsur ve birikimiyle realiteden yükselen ve Topçu’nun milliyetçiliğimizin esasları bahsinde ifade ettiği gibi, tüm metot ve programlarıyla mümkün bir zemin de yürüyen ahlak ve toplum nizamıdır. Bu okuma çerçevesinde söyleyebiliriz ki, Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiye tasarımı bir ütopya değil, realitenin sancılarıyla doğan gerçekleşme imkânı bulamamış, toplumumuz tarafından görmezden gelinmiş idealist bir toplum tasarımıdır.

Kaynakça

Bayraktar, Levent, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü-Atatürk Dönemi, “VI. Bölüm: Anadoluculuk”,  AKM Yayınları, Ankara, 2009.

Bayraktar, Levent, “Bir Düşünce Ekolü Olarak Anadoluculuk”, Felsefe Dünyası Dergisi, Sayı.49, 2009.

Bayraktar, Levent, “Bir Düşünür ve Ahlakçı: Nurettin Topçu”, Türk Yurdu, Sayı. 280, 2010.

Dural, Baran, Başkaldırı ve Uyum-Türk Muhafazakârlığı ve Nurettin Topçu, Birharf Yayınları, İstanbul, 2005.

Gündoğan, Ali Osman, “Topçu ve Hareket Felsefesi”, Hece Dergisi, Sayı.109, Ankara, 2006.

Gündoğan, Ali Osman, “Nurettin Topçu”, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Sayı.11, 2000.

Kara, İsmail, “Bir Siyasi İhya Hareketi: Topçu’da Siyaset ve Devlet Telakkisi”, Hece Dergisi, Sayı. 109, Ankara, 2006.

Kök, Mustafa, “Nurettin Topçu’nun Felsefesi Bağlamında İsyan Ahlakı”, Hece Dergisi, Ankara, 2006.

Mollaer, Fırat, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı-Nurettin Topçu Üzerine Yazılar, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2007.

Mollaer, Fırat, Türkiye’de Liberal Muhafazakârlık ve Nurettin Topçu, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2008.

Sarıtaş, M., Nurettin Topçu’da Sosyo-Pedagojik Yapı, Mesaj Yayın Dağıtım, Ankara, 1986.

Şehsuvaroğlu, Lütfü, Türk Sosyalizmi, Elips Kitap, Ankara, 2011.

Topçu, Nurettin, Ahlak Nizamı, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012.

Topçu, Nurettin, İradenin Davası/ Devlet ve Demokrasi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012.

Topçu, Nurettin, İsyan Ahlakı, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012.

Topçu, Nurettin, Türkiye’nin Maarif Davası, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012.

Topçu, Nurettin, Yarınki Türkiye, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012.

DİPNOTLAR

[1] Ütopya kelimesi köken itibariyle Yunanca “yer-ülke” anlamına gelen topos kelimesinin önüne “yok” anlamındaki ou ve “mükemmel olan” anlamındaki eu eklerini almasıyla türemiştir. Ütopya, varolması mümkün olmayan mükemmel yaşamı, bir yeryüzü cennetini ifade eder ve olumlu anlamda kullanılır. Bunun tam karşısında distopya yer alır ve olumsuz nitelikte bir ütopyadır. İnsanın yaşamı için en karamsar senaryoların tasarlandığı ütopyolardır.

[2] Fırat Mollaer, Türkiye’de Liberal Muhafazakârlık ve Nurettin Topçu, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2008, s.119.

[3] A.g.e., s. 119.

[4] Dergâh Memuası 15 Nisan 1921- 5 Ocak 1923 tarihleri arasında, on beş günde bir olarak İstanbul'da kesintisiz kırk iki sayı yayınlanır. Dergi Kurtuluş Savaşı’nın fikri destekçisi ve milli mücadele ruhunun önemli bir savunucusu olmasının yanında, edebiyat, tarih ve güzel sanatlarda millilikten yanadır. Derginin düşünsel yapısını Anadoluculuk olarak nitelemek mümkündür. Bknz Ekrem Karadişoğulları, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı:25, Erzurum, 2005, s.219-226.

[5] Mollaer, s.153.

[6] Mollaer, s.166.

[7] Levent Bayraktar, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü-Atatürk Dönemi, AKM Yayınları,  VI. Bölüm: Anadoluculuk Ankara, 2009, s. 581.

[8] A.g.k., s. 581.

[9] Levent Bayraktar, “Bir Düşünce Ekolü Olarak Anadoluculuk”, Felsefe Dünyası Dergisi, Sayı.49, 2009/1, s.69.

[10] A.g.k, s.581.

[11] Baran Dural, Başkaldırı ve Uyum-Türk Muhafazakârlığı ve Nurettin Topçu, Birharf Yayınları, İstanbul, 2005, s. 219.

[12] Nurettin Topçu, Ahlak Nizamı, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012, s. 161.

[13] A.g.k., s. 152.

[14] A.g.k., s. 143.

[15] A.g.k., s. 152.

[16] A.g.k., s. 158.

[17] A.g.k., s. 158.

[18] Mollaer, s. 177.

[19] Ahlak Nizamı, s. 156.

[20] A.g.k., s. 157.

[21] A.g.k., s. 157.

[22] A.g.k., s. 159.

[23] A.g.k., s. 158.

[24] A.g.k., s. 158.

[25] Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012. s. 161.

[26] Lütfü Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi, Elips Kitap, Ankara, 2011, s.7.

[27] Mollaer, s. 181.

[28] Ahlak Nizamı, s. 161.

[29] A.g.k., s. 154.

[30] A.g.k., s. 162.

[31] A.g.k., s. 163.

[32] A.g.k., s. 164.

[33] A.g.k., s. 164.

[34] A.g.k., s. 164.

[35] A.g.k., s. 164.

[36] A.g.k., s. 164.

[37] A.g.k., s. 165.

[38] A.g.k., s. 165.

[39] Yarınki Türkiye, s. 169.

[40] Şehsuvaroğlu, s. 12.

[41] Ahlak Nizamı, s. 108.

[42] Fırat Mollaer, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı-Nurettin Topçu Üzerine Yazılar, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2007, s.82.

[43] Mollaer, Türkiye’de Liberal Muhafazakârlık ve Nurettin Topçu, s. 207.

[44] A.g.k., s. 54.

[45] A.g.k., s. 92.

[46] M.Sarıtaş, Nurettin Topçu’da Sosyo-Pedagojik Yapı, Mesaj Yayın Dağıtım, Ankara, 1986, s. 14.

[47] Mollaer, Türkiye’de Liberal Muhafazakârlık ve Nurettin Topçu, s. 149.

[48] A.g.k., s. 14.

[49] Ali Osman Gündoğan, “Nurettin Topçu”, Doğu Batı Düşünce Dergisi, (Yıl:3, Sayı:11, Mayıs-Haziran-Temmuz 2000), s.104.

[50] Ali Osman Gündoğan, Topçu ve Hareket Felsefesi, Hece Dergisi, , Sayı:109, 2006, s. 15.

[51] A.g.m., s. 16.

[52] Mustafa Kök, “Nurettin Topçu’nun Felsefesi Bağlamında İsyan Ahlakı”, Hece Dergisi, Ankara, 2006, s.137.

[53] A.g.m., s. 16.

[54] A.g.m., s. 19.

[55] Levent Bayraktar, Bir Düşünür ve Ahlakçı: Nurettin Topçu, Türk Yurdu, S. 280, Aralık 2010, s.52-54.

[56] İsmail Kara, Bir Siyasi İhya Hareketi: Topçu’da Siyaset ve Devlet Telakkisi, Hece Dergisi, Sayı: 109, 2006, s. 247.

[57] A.g.k., s. 134.

[58] Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012, s. 19.

[59] Nurettin Topçu, İradenin Davası/ Devlet ve Demokrasi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012, s. 123.

[60] A.g.k., s. 50.

[61] M.Sarıtaş, s. 78.

[62] Yarınki Türkiye, s. 17.

Güncel Yazılar

A. Yağmur TUNALI
Ahmet KARTAL
Ahmet URFALI
Ayşe SAMİHA
Cemal KURNAZ
Dilek YILMAZ
Ekrem ÖZKAN
Esat ARSLAN
Fatih AKMAN
İbrahim BAYKAN
İhsan KURT
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Metin SAVAŞ
Mustafa ÇAKIR
Mustafa TEZEL
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Nuri GÜRGÜR
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Sait BAŞER
Serdar ÖZBOSNALIOĞLU
Serina DERİCİYAN
Sinan KÖSEDAĞ
Turgut GÜLER

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

11248884