Güncel Yazılar

                   Hasip SAYGILI

Halen Sancak Yenipazar’da Cerrahi Dergahı Şeyhi olanTaceddin Bütüçi Efendi’denPrizren’de şahsen dinlemiştim. Efendinin şahsen tanıdığı İstanbul’da ilahiyat tahsili yapan Tiranlı bir Arnavut genç varmış. Bu genç bir Türk kızına gönül vermiş. Ancak kızın ailesi bu işe sıcak bakmamış. Delikanlı da bu tatsız hayal kırıklığı yüzünden şiddetli bir Türk düşmanı haline gelmiş. Türklerin tarihte yetiştirdikleri büyük kahramanları hakaret ve küfürle anmayı alışkanlık haline getirmiş. Kendisine tuttuğu yolun yol olmadığını söyleyenlere de itibar etmemiş…

Bir grup yakın arkadaşla Taceddin Efendi, Sultan Murad Hüdavendigâr’ın meşhedini ziyaret etmek istemişler. Bu gruba Türk karşıtı olan arkadaşları da katılmış. Türbeye gelmişler. O kişi orada da şehit sultan aleyhinde konuşmaktadır. Diğer grup mensupları kendisini ikaz ederler. Ziyaret esnasında bu arkadaş bacaklarında bir iki kasılma hissederse de türbeden ayrılıp topluca Üsküp’e geçmişler.

Gece bir otelde konaklamak için kalmışlar. Yattıktan bir müddet sonra arkadaşlarını acılı feryadı ile hepsi uyanmış. Ne oldu demişler. Sultan Muradbeni yatırmıyor, demiş. Nasıl demişler. Uyuyorum, rüyamda meşhedi ziyarete gidiyorum. Tam türbenin kapısından içeri girmek üzereyim padişah içeride maiyetiyle toplantı halindedir…   Beni görmesin diye süratle geri dönmeye çalışırken başını kaldırıp beni fark ediyor. Bana “aleyhimizde konuşan p…..k sen misin?” diye bağırıyor. Kaçmaya çalışıyorum. Oturduğu yerden elini uzatarak ayak bileklerimden yakalıyor…

Genç ayak bileklerini gösterir. Mengeneye alınmış gibi kızarmıştır...

Tiranlı o günden sonra artık aleyhimizde konuşmuyormuş…

Tabii bu tarz bir anlatının burada aktarılmasının bir kısım okurda iyi bir izlenim doğurmayacağının farkındayım. Bu tarz irrasyonellerişahsen mümkün görebilsek de üçüncü kişilere bir iman konusu gibi sunulmasını isabetli bulmuyoruz. Zira İçinde yaşadığımız devirde ticaret ve siyaset vasıtası olarak bir kısmı vicdan ve ahlaka asla uymayacak keramet, keşif, rüya, ilham gibi asla delil olarak kabul edilmesi mümkün olmayan kanallardan bitip tükenmeyen anlatıları sabah akşam mebzulen karşılaşmaktayız. Bu anlatılar çıkar ve nüfuz elde etmeye yönelik olduğu için ihtiyatlı olmakta fayda görmekteyiz.[2]   

Ama hemen her kültürde benzeri inanç ve kabullerle karşılaşmak mümkündür. Bunlar psikolojik rahatlama dâhil rasyonel işlev de görürler. Türk tarihinin dönüm noktalarından 1389 Kosova Meydan Muharebesiile ilgili Sırpların irrasyonellerini örnek vermek ilgi çekici olacaktır. Muharebeden önceki gece Tanrı, Kral Lazar’a muharebe meydanında zafer mi istersin yoksa benim semavi krallığımda yaşamak mı diye sormuş. Aziz Lazarda Tanrısının hoşnutluğunu tercih etmiş imiş. Bu durumda Sırpların siyasi varlıklarının gölgelenmesinin başlangıcında Sırbistan hükümdarının askeri ve siyasi basireti tartışma dışı bırakılmış oluyor.

Bu irrasyonelinTürk tarihinde mukabili de ilgi çekicidir. Kosova zaferinden hemen sonra Miloş Obiliçadlı Sırp kahramanı, Sultan Murat’a eteğini öpmek görüntüsü ile yaklaşmış ve padişahı hançerleyerek şehit etmiştir. Bizdeki kayıtlara göre de Sultan Muratmuharebeden önceki gece ağlayarak yüce Yaradana “ahir ruz-i şehadet göster”  diye niyazda bulunmuştur. Bu durumda muharebe meydanında Türk Başkomutanının güvenliğinin ihmal edilmiş olmasının tartışılmasına gerek kalmayacaktır.[3]

Rumeli’den daha güncel başka örnek de sunmak mümkündür. Kosova’da da diğer yerlerde de birileri yeni yıl haftasında Noel Babakisvesiyle çocukları sevindirdiğini ileri sürmektedir. Santa Klaus’un tarihen sabit bir kişilik olmadığı hemen herkesin kabul edeceği bir husustur. Ama bu durum göbekli, sakallı sevimli bir figürün Noel Babaolarak modern hayatın içinde yer almasına mani olmamaktadır.  Noel Babada mühim bir kısmı paganlık devirlerinden kalma diğer şenlik ve festivallerin kahramanlarının da azizleştirilerekdünyevi bir rol oynamaya devam ettikleri bilinmektedir. Bunlara aydınlanma ve rasyonalite namına ciddi bir itirazın olmadığını sanıyoruz. Bu çerçevede bizim kültürümüzdeki mukabil figürlerin de benzeri bir anlayış iklimine kavuşmasının olağan görülmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Bu çerçevede Prizren’de Hızır Aleyhiselamadına engelli yetim çocuklar için faaliyet gösteren HADER (Hıdır- Hızır)[4]diye bir dernekten bahsetmemiz gerekir. Resmiye Krasniqiadlı bir gayretli hanımefendinin işlettiği yetimhaneye Sultan Murat Kışlasında Mehmetçikten artankaravana yemeklerinden sürekli destek sağlandığını burada kayda geçirmek isteriz.

Resmiye Hanımefendişahsımıza engelli yavrular için bu yetimhaneyi kurmasını rüyasında Hızır Aleyhiselam’dan görev alarak aldığını ifade etmiştir. Bu iddiayı elbette doğrulayacak veya reddedecek imkânımız mevcut değildir. Şahsen Hz. Hızır’ın varlığına inanmayan birisi bile Resmiye Hanımefendinindoğru söylemediğini ileri sürecek karinelere sahip değildir, kanaatindeyiz. Gayretli hanımefendiyi tenzihen meramımızı anlatmak için söyleyelim. Rüyada Hızır kendisine yetimhane ile ilgili bir şey dememiş olsa bile bu anlatı ne kadar güzel teşvik edici bir referanstır…

Noel Baba’nın çoluk çocuğa hediye dağıttığına itiraz edemiyorsak, Hızır’ın da engelli yetimhanesi kurdurduğuna bir şey diyemeyiz…

Bu vaziyeti bazı dostlara o zaman “Hızır Aleyhiselam bölgede meydanı Noel Baba’ya bırakmaya niyetli değil” diye yazmıştım. 

Bu çerçevede Milli Savunma Üniversitesindeocağın eski bir mensubu olarak savaş felsefesi anlatırken de subaylarımıza kendimizin ve düşmanlarımızın irrasyonellerini asla hafife almamalarını hatırlatıyorum

 

DİPNOTLAR

[1]Yazarın yakında neşredilecek “Rumeli’de bizden ne kaldı?”kitabından

[2]Diğer taraftan ise insan denen varlık sanıldığı gibi sadece mantık ve muhakeme ile yaşayan bir canlı değildir. Aklı yanında hayatının birçok safhasında duygu, heyecan, inanç, sezgi ve anlık zevk gibi çok zaman rasyonel olmayan güdülerin etkisi altındadır. Yaşanılan hayat her zaman yukarıda bir kısmına işaret ettiğimiz irrasyonel faktörlerin gölgesi altındadır. Bahsettiğimiz bu faktörlerin akıl ve mantığa dayanan herkesin mutabık kaldığı bir açıklaması da yoktur. Dini inanç da bu irrasyonellerdendir. Yanlış anlamadan kaçınmak için netleştireyim. İnançlar akıl ve mantık dışıdır demiyorum. Akıl, mantık, deney sonucu ulaşılan kabuller değildir, diyorum.  Önce inanırsınız veya reddedersiniz sonra buna akli gerekçeler bulursunuz. Bu yüzden dini akideleri sırf bilim ve mantıkla doğrulayamayız. 

Bu çerçevede mevcut bilim paradigması ile mesela semavi dinlerin ahiret inancını doğrulayamayız (ve tabii yanlışlayamayız da). Dahası şehitlik, harpte ilahi yardım da aynı kapsamdadır. Konumuzla ilgili soralım. Bunların hepsine müspet ilimle açıklayamadığımız için hurafe diye savaş açma rasyonel mi? Daha basiti Seyit Onbaşı’nın takatinin üzerinde top mermisini kaldırmasına yüksek motivasyon sonucu demekle işi tamamen izah etmiş oluyor muyuz? Bu motivasyonda müspet bilime konu olmayan irrasyonelleri çıkarırsak geriye ne kalır?

Merak edeceklere kurucu liderimizin Çanakkale cephesinde (ve tabii Milli Mücadele’de) yazdığı emir ve talimatlarda Allah’ın yardımı dâhil diğer irrasyonelleri nasıl dile getirdiğini okumalarını tavsiye ederiz. Bir de irrasyonellerin sadece bize mahsus olduğunu düşünüp bunların bir an evvel yok edilmesi gereken zararlılar olarak görenlere İngilizlerin Norfolk Taburunu hatırlatalım. Bu birliğin bulutlara karışıp yok olduğu şeklindeki efsane çok uzun süre zihinleri meşgul etmişti. İnsan zihninin mitoloji ve efsanelere de ihtiyaç duyduğunu unutmayalım. Sonuç olarak irrasyonellerimizi toptan ret değil, maksada uygun şekilde değerlendirmek gereklidir kanaatindeyiz.

[3]Erken İslam tarihinde siyasetin acımasızlığı ile yapılan zulüm ve vahşeti geleneksel telakki kader diye izah ettiği için iktidar mücadelesinin ilkesizlik ve kan dökücülüğü dini bir retorikle örtülmüş olmaktadır. Siyasetin ihtiyaç duyduğu karartma da böylelikle yapılmış olmaktadır. Onbinlerce insanı kendi siyasi hesapları için boğazlayanlar da aynı şekilde asla itham edilmeleri ve eleştirilmeleri mümkün olmayan farklı içtihat sahipleri olan din büyükleri olarak dokunulmazlık zırhına büründürülmektedir. Verdiğimiz bu misallerde irrasyoneller hakikatin karartılmasında manipülasyon aracı olarak kullanılmıştır.

[4]Prizren’de Sinan Paşa Camisininhemen karşısında eski Priştine yolu kavşağında Aura diye büyük bir pastane var. Garsona adın ne diye sormuştum.  Yup demişti.  Arnavut hançeresinde Eyüp bu hale gelmiş. Nasreddin Hocamızı o zaman rahmetle anmıştım. Keramet buyurmuştu. Çocuğunuza Eyüp adı vermeyin, ahali bunu ip haline getirir, demişti.  Hızır da bu çerçevede hader olmuş… Ne diyebiliriz…

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

13642694