Haber - Yorum
Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:25

Tahran Zirvesinin düşündürdükleri

Demek ki dış politika alanında keskin ve radikal dönüşler istenilen sonuçlara bizi götürmüyor. Her açıklama, her adım, her taktik çok iyi hesaplanmalıdır. ABD'nin Suriye ve bölgedeki politikalarını da dikkate aldığımızda, bizim için ekonomik olarak da en fazla entegre olmuş olduğumuz Avrupa ile ortak hareket etmekten daha başka kısa vadede sonuç alınacak bir yol görünmüyor.

*****

Doç.Dr. Ahmet ÖZTÜRK[i]

Türkiye'nin ısrarlı çabalarına rağmen dün (07.09.2018) Tahran'da Ruslar ve İran tarafından İdlib'e yönelik olumlu bir yaklaşım kaydedilemedi. Rusya ve İran için eli kanlı diktatör Esad'ın selameti ve kendi kirli ve kan ile beslenen ulusal çıkarları, İdlib'de çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veren milyonların durumunu dikkate almamayı gerektiriyor. Uluslararası siyaset dediğimiz şey tam da bu aslında; yani dini, ırkı, inancı, mezhebi yok. Kendi kuralları var; ahlak, erdem, duygu, acıma, insaf, kardeşlik, bir bedel veya hesaba dayanmayan dostluk ve müttefiklik yok bu alanda. Ulusal çıkar, tehditler, kaygılar, rekabet, mücadele ve bunların üzerine oturtulan hesap ve strateji var.

Dünkü Tahran Zirvesi'nde kabul edilen sonuç bildirisinin son maddesi o kadar sinir bozucu ki: 'Taraflar Rusya'nın daveti üzerine bir sonraki zirveyi Rusya'da yapmaya karar vermişlerdir.' Tahran'da neye karar verildi de bir başka zirve için Rusya yer olarak seçiliyor? Bir sonraki zirveye kadar İdlip ve Suriye'de neler olabileceğinin, bu zirveye kadar taraflar arasında görüşülecek bir şey kalıp kalmayacağının ipuçları da bildirinin diğer maddelerinde mevcuttur.

Kısaca, Suriye'de çok kritik bir dönemece girmiş bulunuyoruz. İdlip ve çevresindeki siviller için önümüzdeki günler çok kolay olmayacak. Türkiye, sınırlarımızın radikal unsurların sızmaları veya saldırılarına karşı korunması ve savaştan etkilenecek masum sivillerin selameti için, Suriye'den Avrupa'ya bir mülteci köprüsü olmak dâhil, gerekli güvenlik tedbirleri ile yapabileceği her türlü insani yardımı yapmaya mecburdur. Avrupa, böylece Suriye'deki insani krize sessiz kalışın bedelini bir derece ödeyeceğini hissederek Türkiye'nin Avrupa’nın güvenliği için oynayacağı rolü yeniden idrak edebilir. Bu konu biraz sonra sonuçta bahsedeceğim AB-Türkiye ilişkileri için değerlidir.

Sonuç olarak, bizim için Suriye masası yeterince dağınık bir hal almıştır. Gelişmeler, bugünkü durumdan daha kötü hallere evrilebilir. Suriye Savaşı göstermiştir ki, Türkiye, küresel ve bölgesel siyasette Rusya ile beraber hareket etmenin kendine bir alan açmadığını görmelidir. Rusya şimdiye kadar bizden nükleer enerji ihalesi, S400 ihalesi, dogal gaz sözleşmeleri gibi çok önemli işler koparmıştır. Ama karşılığında ucuzcu herşey dâhil turizmi, aşama aşama kalkan domates ambargosu, henüz Rusya tarafından sürüncemede bırakılan vize serbestiyeti yaklaşımıyla yetinmektedir. Türkiye S400ler ihalesi ile NATO'dan atılmakla tehdit edilirken yeni müttefikimiz Rusya için İdlib'in yakılıp yıkılmasının, milyonlarca masum sivilin aç, çıplak Türkiye sınırına dayanmasının bir önemi yoktur.

Demek ki dış politika alanında keskin ve radikal dönüşler istenilen sonuçlara bizi götürmüyor. Her açıklama, her adım, her taktik çok iyi hesaplanmalıdır. ABD'nin Suriye ve bölgedeki politikalarını da dikkate aldığımızda, bizim için ekonomik olarak da en fazla entegre olmuş olduğumuz Avrupa ile ortak hareket etmekten daha başka kısa vadede sonuç alınacak bir yol görünmüyor. Avrupa ile hem NATO içindeki farklılıkları kullanarak, özellikle şimdiki Gn.Sekr. Stoltenberg'in Türkiye'ye yönelik olumlu söz ve yaklaşım tarzından da yararlanarak Avrupa ile aramızdaki sorunları çözmeliyiz. Bu bağlamda Avrupa ile, NATO içindeki ortaklık ile ekonomik ve ticari is potansiyelimizi de kullanarak, iki tarafın da gerçekleşeceğine inanmadığı hatta Türkiye Avrupa ilişkilerini bir noktada tıkayan Türkiye’nin AB'ye tam üyelik sevdasından vazgeçerek, AB içinde iki etkili güç olan Almanya ve Fransa’nın bize uzun zamandır işaret ettiği tam üyelik dışı 'ikinci en iyi' ortaklığı düşünmemizin zaman gelmiştir, düşüncesindeyim.

------------------------------------------------------

[i] İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar

Güncel Yazılar

Ahmet KARTAL
Ayşe SAMİHA
Cemal KURNAZ
Esat ARSLAN
Fatih AKMAN
İbrahim BAYKAN
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Metin SAVAŞ
Mevlüt UYANIK
Mustafa Kadir ATASOY
Mustafa TEZEL
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Nuri GÜRGÜR
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Rabiye Sümeyye KARAPINAR
Şahver ÇELİKOĞLU
Sait BAŞER
Serdar ÖZBOSNALIOĞLU
Serina DERİCİYAN
Sinan KÖSEDAĞ
Turgut GÜLER
Zafer SARAÇ

Medeniyet Tasavvuru

Abdülhamit SİNANOĞLU
Ahmet GÜRBÜZ
Armağan ÖZTÜRK
Bahaeddin YEDİYILDIZ
Durmuş HOCAOĞLU
Hasan AYDIN
İbrahim OZKILIÇ
İlhan YILDIZ
M. Fuat KÖPRÜLÜ
M. Hilmi ÖZEV
Miray ÖZDEN ve E. Recep ERBAY
Muharrem TÜNAY
Nesrin BAĞCI
Özgür TABUROĞLU
Recep ÖZKAN
Sedat DOĞAN
Tuncay AKGÜN

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

10706827