Haber - Yorum
Pazartesi, 04 Aralık 2017 10:05

İran’ın Stratejik Düşüncesinde Ortadoğu

Körfezde denklemine ek olarak İran’ın Ortadoğu’da, özellikle Irak ve Suriye’deki faaliyetleri de endişe yaratmaktadır. Bu endişe ise bölgesel güvenlik stratejisinin önünde bir engel olarak görülmektedir. Dolayısıyla İran’ın bölgesel güvenlik stratejisinin başarıya ulaşması için bölgesel ortaklarıyla ve diğer aktörlerle güven arttırıcı ilişkiler tesis etmesi gerekmektedir. Çünkü Ortadoğu’daki istikrarsızlık ve mezhep çatışmasını fırsat olarak kullanmak ve bu bağlamda etkin bir güç olmak uzun vadeli sürdürebilir bir durum değildir.

*****

firas elias

 

Firas ELİAS[i]

 

1979 İslam Devrimi’nden itibaren İran “İmparatorluk Hayali”ni gerçekleştirmek için bölgede etkisini arttırmaya çalışmıştır. Bu durum İslam Devrimi’nin ve İran siyasal sistemi çağdaş düşüncesinin bir yansıması olmuştur. İran insanın doğasını ve yönetime karşı tutumunu, aynı zamanda ülkenin tarihi ve coğrafyasını da göz önünde bulundurularak, “İslam Dünyası” yönetimi için gerekli esaslar ortaya konulmuştur. Bu bağlamda İran’ın bölgesel güvenliğini sağlamak için önemli mekanizmalar kurulmuştur. Söz konusu mekanizmalar aşağıdaki gibidir:

  1. Güvenlik Bağlamında Yeteneklerin Geliştirilmesi: Hükümete geniş imkânlar sağlanarak tehditlerle mücadele edebilme yeteneği kazandırılmıştır. Bu noktada hükümet devlete yönelik tehdit oluşturan aktörlere karşı yeni tehditler oluşturma ve bunları kullanma imkanına sahiptir. Örnek vermek gerekirse; İran, bölgedeki yerel aktörlerle ilişki kurup tehdit algıladığı devletlere karşı bunları kullanmaktadır. İran, bölgedeki yabancı güçlere karşı caydırıcı olabilmek için farklı alanlarda askeri tatbikat yürütmektedir. Ayrıca, klasik savaş yerine gerilla savaşı taktiklerini benimsemiştir.
  2. Bölgesel Askeri Stratejilerin Geliştirilmesi: İran, bu hususta bazı devletlerin uygulama ve stratejilerini kendisine örnek almıştır. Bu bağlamda vekil aktörler üzerinden stratejiler geliştirmenin bir adım daha ötesine geçerek kendi komutasındaki yerel liderler ile askeri yapılar tesis etmektedir. Ayrıca, İran’la ideolojik yakınlığı olan Şii yoğunluklu devletlerde de – Bahreyn, Yemen, Irak, Suriye- yayılmaya başlamıştır.
  3. Kriz Yönetimi: Rejimin devrimden günümüze çok kere krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Krizden yara almadan çıkabilmek veya krizi iyi yönetebilmek noktasında en fazla ihtiyaç duyduğu argüman ise meşruiyettir. Dolayısıyla rejim, meşruiyetini tartışmasız bir noktaya getirme gereksinimiyle yüzleşmiştir. Bu doğrultuda toplumsal ve sosyolojik yapıda yeni bir inşa sürecine girmiş ve dış politik çıkarları doğrultusunda toplumsal ve siyasal dinamiklerini şekillendirmiştir. İran, kriz yönetimdeki yeteneğini diplomatik temaslar ve müzakerelerde de başarılı bir şekilde kullanmaktadır.
  4. Nükleer Program: Ülkenin elit kesimi de dâhil olmak üzere tarafların hepsi, nükleer programın devletin temel sacayaklarından biri olduğunu kabul etmektedir.
  5. Yeni Bir İdeolojik Bakış Açısı: İran, İslami bakış açısından farklı olarak bölgede yeni bir anlayış kurmaya yönelmiş ve bölgeye hâkim olabilmek için yeni stratejiler geliştirmiştir. Bu bağlamda çıkarlarına uygun bir şekilde bölgesel politikalarında değişiklikler yapmıştır.

***

Bilindiği üzere Ortadoğu ile en fazla özdeşleşen kavramların başında “istikrarsızlık” gelmektedir. Bu sorunun kısmen de olsa çözülmesi halinde diğer bir ifadeyle Ortadoğu’nun nispi de olsa istikrara kavuşması neticesinde aktörler ve bölge jeopolitiği yeni bir görünüm alabilir. Ancak Ortadoğu’da istikrar uzun ve kalıcı bir olgu değildir. Bu yüzden istikrarın sürdürebilir olması çok mümkün görünmemektedir. Her dönem bölgenin istikrarsızlığını tetikleyen bir olay veya kriz patlak vermiştir. Ancak günümüzde yaşananlar; 1969 Savaşı, 1977 Olayı, 1979 İran İslam Devrimi, 2001 Afganistan İşgali ve 2003 Irak İşgali gibi olmamıştır. Bölgedeki sistemsel iç tıkanıklıklar patlak vermiş ve Ortadoğu’da mevcut rejimlere karşı devrim dizileri gerçekleşmiştir. Örneğin, Mısır, Libya, Suriye ve Yemen’de gerçekleşen devrimler bölge ülkelerini etkilemiş ve onları bir kaosa sürüklemiştir. Oluşan istikrarsızlık ortamında karar mekanizmalarının gelecekte ne olacağını bilmeleri imkânsızlaşmış ve ancak yeni düzene dair tahminler üzerinden hesaplamalar yapılmaktadır.

Bu gelişmeler ışığında Ortadoğu’da tüm tarafları kapsayan meşru bir bölgesel güvenlik organizasyonun olmadığı ve bölgenin barış ve istikrarı bağlamındaki çabaların herhangi bir sonuca ulaşmadığı söylenebilir. Arap Camiası, Akdeniz Görüşmeleri ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)’nün bu yöndeki girişimlerinin hiçbiri sonuç getirmemiştir. Aynı şey Körfez İşbirliği Konseyi için de söylenebilir.

Bölgede jeopolitiğini dizayn edebilecek bir güvenlik örgütü veya mekanizmasının olmaması, İran’da dahil olmak üzere bölge devletlerini kendi stratejileri doğrultusunda güvenlik anlayışları geliştirmeye teşvik etmiştir. Bu bağlamda İran’ın bölgesel güvenlik anlayışı aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  1. İran’ın merkezi üs olduğu güvenlik sistemi,
  2. Körfez Ülkeleri ve İran sınırlarında uluslararası güçlerin olmaması,
  3. Körfez Ülkeleri’nde silahlanmanın minimum seviyelere indirilmesi,
  4. Özellikle Irak, Suriye, Yemen ve Bahreyn’i nüfuz altına almak,
  5. İran’a nükleer silah edinme hakkının tanınması ya da en azından nükleer teknolojiye sahip olması.

Bölgesel güvenlik anlayışını yukarıda belirtilen beş temel prensibe dayandıran İran gerek kendi içinde ve gerekse uluslararası alanda birçok sınırlamayla karşı karşıya kalmıştır. Bu sınırlamalar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  1. Uluslararası baskılar: Nükleer Antlaşma’dan sonra devam eden bu baskı İran’ı ekonomik, siyasi ve hatta askerî açıdan etkilemiştir.
  2. Ulusal – İç baskılar: Rejimin medyaya baskı yapması, genel özgürlüklere sınırlamalar getirmesi ve işsizlik sorunları İran’ı büyük bir şekilde etkilemiştir. Bu durum ise doğal olarak söz konusu ülkenin bölgesel güvenlik stratejisine olumsuz bir şekilde yansımıştır. İran’ın nükleer hayalinin gerçekleşmemesi, bölgedeki çatışmaların maliyetleri ve uluslararası baskılardan dolayı ekonomisi zayıflamıştır. Özellikle 2017 seçimlerinde gözlemlenen toplumsal ve ekonomik sorunlar dış politikadan daha öncelikli bir hal almıştır.

Güvenlik bağlamında değinilmesi gereken başka bir husus ise, İran’da hâkim olan siyasal sistemdir. Siyasal sistemin muhafazakârlar ya da reformcular tarafından kontrol edilmesine bakılmaksızın, İran birçok zorlukla karşı karşıya kalacaktır. Körfez Ülkelerinin silahlanmaları ve askeri harcamalarını artırmaları, NATO ve ABD ile askeri işbirliği süreçlerini başlatmaları veya daha etkinleştirmeleri bu görüşü destekler niteliktedir. Bölgesel güvenlik stratejisinden hareketle İran, Körfez Ülkeleri’nin askeri kapasitesinin gelişmesini ve Atlantik Güçleri’nin söz konusu bölgede etkin olmasını bir tehdit olarak ele almaya devam edecektir. Çünkü Körfez Ülkeleri ile ABD arasında bir ayrım olmadığını düşünen İran, Körfez Ülkeleri’ni kendisini çevrelemek için ABD tarafından kullanılan birer piyon olarak görmektedir.

İran, bölgesel güvenlik stratejisi bağlamında tehdit olarak algıladığı Körfez Ülkeleri ile ikili güvenlik anlaşmaları yaparak söz konusu ülkelerin tek kamp içerisinde yer almasını engellemeye çalışmaktadır. Böylece Suudi Arabistan’ın bölgesel girişimlerini başarısız kılarak ABD ile Suudi Arabistan arasında bir gerginlik yaratmayı hedeflemektedir. Nitekim Suudi Arabistan, Körfez Ülkeleri’nde güvenlik mekanizmasının temel aktörü olmaya çalışmakta ve bu rolünü askeri manevralarla pekiştirmektedir.

Nükleer Anlaşma sonrası bölgesel güvenlik bağlamında etkinliğini kaybetmek istemeyen İran’ın Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, 2015 yılında tüm Körfez Ülkeleri arasında görüşmeler yürütmek için bir form kurulmasını önermiştir. Zarif, New York Times’da yayınlanan bir yazısında Körfez Ülkeleri ile birlikte tesis edilecek forumun güvenlikten terörle mücadeleye, denizcilik faaliyetlerinde ve petrol ticareti ve petrolün taşınmasına kadar geniş bir yelpazede ve birçok alanda olması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, Zarif, bütün bu hususların sadece bölgeye münhasır kalmasını önermiştir. İran’ın diplomatik araçları kullanması ve gerginliklerin azaltılması noktasındaki girişimleri gerek Suudi Arabistan gerekse diğer Körfez Ülkeleri tarafından samimi bulunmamış ve İran’a karşı şüpheci yaklaşım devam etmiştir. Bilinmelidir ki Suudi Arabistan bölgesel liderlik iddiasından hiçbir şekilde vazgeçmeyecektir. Bu bağlamda İran’ı sürekli bir tehdit olarak algılayacaktır. Çünkü Suudi Arabistan ve diğer Körfez Ülkeleri, İran’da iktidarda kim olursa olsun stratejik konularda son karar Devrim Muhafızları tarafından verildiğini düşünmektedir.

İran’ın bölgesel stratejisinin ana hedefi ise uluslararası izolasyondan kurtulmaktır. Bu noktada bölge ülkeleriyle ilişkiler tesis ederek, sistemin dışına atılamayacak bir bölgesel aktör ve güç olmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda özellikle Irak, Suriye, Yemen, Bahreyn, Lübnan ve Filistin sorunundaki rolü ve konumuna vurgu yapmakta ve Körfez Ülkelerini, bölge güvenliğinin sadece bölgeyi ilgilendiren bir konu olduğuna ikna etmeye çalışmaktadır.

Harita: İran’ın Hareket Alanını Gösterir

harita iran

Körfezde denklemine ek olarak İran’ın Ortadoğu’da, özellikle Irak ve Suriye’deki faaliyetleri de endişe yaratmaktadır. Bu endişe ise bölgesel güvenlik stratejisinin önünde bir engel olarak görülmektedir. Dolayısıyla İran’ın bölgesel güvenlik stratejisinin başarıya ulaşması için bölgesel ortaklarıyla ve diğer aktörlerle güven arttırıcı ilişkiler tesis etmesi gerekmektedir. Çünkü Ortadoğu’daki istikrarsızlık ve mezhep çatışmasını fırsat olarak kullanmak ve bu bağlamda etkin bir güç olmak uzun vadeli sürdürebilir bir durum değildir. Böylesi bir durumun devamı bölgede barış ve güvenliğin değil çatışma ve istikrarsızlığın var olması anlamına gelmektedir ki bu da hiçbir bölgesel aktör için kazanç anlamı taşımamaktadır.

------------------------------------------------

Kaynak: https://ankasam.org/iranin-stratejik-dusuncesinde-ortadogu/ ; 22.11.2017

***** 

[i] Firas ELİAS, Lisans eğitimini 2007 yılında Musul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde başarıyla bitiren Firas ELİAS, 2011 yılında Yüksek Lisans eğitimini Al-Nahrain Üniversitesi Uluslararası Siyaset Bölümü’nde “2003 Sonrası Ortadoğu’da Bölgesel Stratejik Dengenin Geleceği” konusundaki çalışmayla tamamlamıştır. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler ABD’da Doktora çalışmalarını sürdüren ELİAS, aynı zamanda Musul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Yazar, Irak Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı tarafından birçok ödüle layık görülmüştür. Strateji ve güvenlik konularında çalışmalarını süreden yazarın birçok makalesi bulunmaktadır.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar

Güncel Yazılar

A. Yağmur TUNALI
Abdülkadir İLGEN
Ali Alper ÇETİN
Ayşe SAMİHA
Esat ARSLAN
Hasan ERDEM
Hasan Fevzi BATIREL
Hilmiye KETENCİ
Hüseyin BAŞARAN
İbrahim BAYKAN
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Mehmet Saffet SARIKAYA
Metin AKGÜN
Mevlüt UYANIK
Mustafa ÇAKIR
Mustafa DELİKURT
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Nuh Muaz KAPAN
Oktay BERBER
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Şahver ÇELİKOĞLU
Sergen ÇİRKİN
Sevil DAĞCI
Turgut GÜLER

Medeniyet Tasavvuru

Abdullah KORKMAZ
Ayşe MERMUTLU
Bedi GÜMÜŞLÜ
Betül DUMAN
Ergin ULUSOY
Ethem Ruhi FIĞLALI
Fatih TOPALOĞLU
Feyzullah EROĞLU
Hulûsi YAVUZ
Hüsnü KAPU ve Meryem AYBAS
İbrahim ÇETİNTAŞ
Kerem ÖZBEY
Lütfi SUNAR
Mehmet Akif OKUR
Mehmet KARAGÜL ve Ömer AÇIKGÖZ
Osman HORATA
Seyfi BAŞKAN
Temel ÇALIK ve Emre ER
Vefa TAŞDELEN
Yaşar AYDINLI

Şiir Yarışması

ilan1

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

4864299