Kültür – San’at Yazıları

Hasan ERDEM

Süleymanşah’ın trajik ölümünden sonra Anadolu Türkleri bir süre başsız kaldılar ve kendi boy beyleri idaresinde daha bağımsız bir durum kazandılar. 1092 yılında Melikşah’ın ölümünden sonra ortaya çıkan saltanat çatışmaları sırasında, Süleymanşah’ın büyük oğlu Kılıç Arslan, kardeşi Davut Kulan Arslan ile birlikte İsfahan’dan kaçmayı başardı ve ortada kalan babasının tahtına sahip çıkmak için Anadolu’ya doğru yola çıktı.

Kılıç Arslan’ın yanında Oğuzlar’ın Yıva boyundan büyük bir kitle vardı. Anadolu’yu bir uçtan bir uca kat eden Kılıç Arslan’a yolda başka Türkmen kitleleri de katıldılar. Kılıç Arslan ve maiyetindekiler İznik’e vardıklarında kent Bizanslıların kuşatması altında idi.

Kuşatma altındaki İznik kentinde yaşayan insanlar Süleymanşah’ın iki oğlunun surların dışında olduğunu öğrenince çok sevindiler ve sokaklara dökülüp gösteriler yapmaya başladılar. Yönetimindeki insanların kendisine sırt çevirip Süleymanşah’ın oğullarına yöneldiğini gören İznik’in mutlak hakimi Ebulgazi, Melikşah’a teslim etmediği İznik’i gerçek sahibi olan Kılıç Arslan’a teslim etti.

Kılıç Arslan ve maiyetindekiler yüksek burçları ve binalarının kırmızı damları parlak güneş ışınları altında gülümseyen İznik’e bir bayram havasında girdiler.

Sultan unvanıyla Türkiye Selçuklu Devleti tahtına oturan Kılıç Arslan, Ebulgazi’nin yerine Emir Muhammed’i İznik’teki Türk askerlerinin kumandanlığına atadı ve onu Marmara kıyılarındaki Selçuklu topraklarına saldırıya geçen Bizanslıların üzerine gönderdi. Bizanslıları yenilgiye uğratan Emir Muhammed, Ulubat Gölü ve Kapıdağ yörelerini fethetti.

11. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da Vatikan kilisesinin önderliğinde Hz. İsa’nın doğduğu kent olan Kudüs’ü Müslümanlardan kurtarmak için harekete geçilmesi gerektiği konuşulur olmuştu. Batı Hıristiyanlığının ruhani efendisi ve hâkimi Papa Urbanus 1095 yılı başında batı kilisesi temsilcilerine bir çağrıda bulundu ve Mart ayı içinde Piacenza’da toplanmalarını istedi. Papa’nın çağrısına uyarak toplantıya katılanların arasında Bizans İmparatoru Aleksios’un elçileri de vardı. Bizans elçileri Papa’dan Türk ilerleyişini durdurmak için kendilerine yardım edilmesini rica ettiler.

Toplantıya katılanlara ateşli bir konuşma yapan Urbanus Batı Hıristiyan âlemini doğudaki kardeşlerini Müslüman Türklerin baskısından kurtarmak için yola çıkmaya davet etti. Böylece bir taşla iki kuş vurulacak, Bizans topraklarında yayılmayı sürdüren Türkler Anadolu’dan atılacak ve sonra Kudüs Müslümanların işgalinden kurtarılacaktı!

Haçlı seferi için halka çağrıda bulunan gezgin vaizlerin en etkilisi Pierre L’Hermite idi. Vaaz seyahatine Berry dükalığından başlatan keşiş Pierre, Köln’e vardığında maiyetinde on beş bin kişiden fazla insan vardı. Anadolu’ya gitmek için yollara düşen Pierre L’ Hermite’nin vaazları başarılı oldu ve Köln’de kendisine katılanların sayısı daha da arttı.

Fransız, Alman ve İtalyan liderlerin kumandasında yürüyüşe geçen disiplinsiz ve yanlarında yiyecek, içecekleri bulunmayan ilk Haçlı kitleleri karınlarını doyurabilmek için yollarının üzerindeki köyleri, kentleri yağmalayarak ilerlediler, geçtikleri yerleri kan ve ateşe boğarak İstanbul önlerine ulaştılar. (1 Ağustos 1096)

İstanbul’un dış mahallelerindeki dükkânları ve evleri talan eden yağmacı barbarlardan biran evvel kurulmak isteyen Bizans İmparatoru Aleksios Haçlıların derhal Anadolu yakasına geçirilmesini buyurdu. (Ağustos 1096)

İstanbul’dan ayrılan ve Anadolu kıyılarında karaya çıkınca Hıristiyan, Müslüman ayırt etmeksizin yağma ve katliamlar yapa yapa İznik’e doğru ilerleyen bu kudurmuş insan selini Emir Muhammed ve sultanın kardeşi Davud Kulan Arslan’ın komutasındaki Türk askerleri durdurdu. Selçuklu savaşçıları Haçlıları İznik yakınlarında ağır bir yenilgiye uğrattılar. Haçlıların büyük bir kısmı Türk kılıçları altında can verdi, çok az bir kısmı ise İstanbul’a kaçmayı başardılar. Canını kurtarıp İstanbul’a kaçanların arasında Keşiş Pierre’de vardı.

Bu askerlik sanatını bilmeyen maceracı insan kalabalığından sonra Avrupa’da dük ve kontların kumandasında profesyonel askerlerden oluşan yeni yeni ordular hazırlandı. İtalya ve Balkanlar üzerinden İstanbul’a ulaşan Haçlılar, Bizans İmparatoru ile “Bizans’tan yardım ve destek almalarına karşılık, Anadolu’da ele geçirecekleri yerleri Bizans’a bırakacakları” hususunda bir antlaşma yaptılar. Bizanslılar yola çıkmak için sabırsızlanan Haçlıları gemiler ile derhal Anadolu’ya geçirildiler. (Ocak 1097) İmparator Aleksios da, İzmit’e doğru yürüyüşe geçen ordu ile başkent arasındaki irtibatı temin etmek için Maltepe’ye kadar geldi.

Bizans’a bağlılık yemini eden Haçlılar, Bizans kuvvetleri ile birlikte Türkiye Selçuklu Devletinin başkenti İznik’i kuşatıp sıkıştırmaya başladılar.

Haçlılar ilk hedefleri olan İznik’e ulaştığında Sultan Kılıç Arslan Malatya önlerinde çarpışıyordu. Haberi alınca derhal Malatya kuşatmasını kaldırdı ve savaşçılarını ardına takıp karısının ve çocuklarının yaşadığı başkentinin yardımına koştu. Doludizgin İznik’e ulaşan Selçuklu Sultanı ordusunu İznik kalesinin güneyindeki ovada, savaş düzenine soktu ve ardından Haçlı askerlerine ani ve şaşırtıcı bir saldırı başlattı. Kılıç Arslan ve savaşçıları Haçlı ordusuna saldırı üzerine saldırı düzenlediler ama kalabalık Haçlı askerlerinin saflarını yarıp kente giremediler. Bütün gün süren bu savaşta çok şiddetli çarpışmalar oldu ve iki tarafta büyük kayıplar verdi, Gent kontu Baudouin dahil birçok Haçlı kumandanı surların önünde öldü, sağ kalanlarında hemen hemen hepsi yaralandı. Gün boyunca savaşan ve gecenin bastırmasıyla ilerleme imkanı bulamayan yorgun Türk ordusu geri çekildi.

Kuşatılmış kenti inatla savuna Türk askerlerinin direnme ruhunu sarsmak isteyen Haçlılar savaş meydanında şehit düşen Türk askerlerinin başlarını kestiler ve surların üzerinden kentin içine attılar, bir kısım kesik Türk kafasını da kazıklara çakarak, kenti koruyan Türk askerlerinin gözü önünde surların dışında dolaştırdılar.

Düşmanın bu kadar kalabalık ve kuvvetli olacağını asla düşünmeyen Kılıç Arslan düşmanı dağ, geçit ve vadilerde karşılayıp sıkıştırmak maksadıyla geri çekilince kuşatma altındaki kentte bulunan Selçuklu askerleri teslim olmaya karar verdiler. Yapılan anlaşma gereğince, yirmi iki yıl önce Süleymanşah tarafından fethedilen on altı yıldır Türkiye Selçuklu Devleti’ne başkentlik yapan göl kenti İznik, Haçlılara değil, ekseriyeti Peçenek askerlerinden oluşan Bizans ordusuna teslim oldu. (19 Haziran 1097)

Bunun üzerine bizzat kente gelen Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos, bu güzeller güzeli kentin yağmalanmasına izin vermediği gibi, kentte yaşayan Türklere de iyi davrandı ve fidye karşılığı onların salıverilmelerine izin verdi. İmparator ve Bizans ileri gelenleri, kent halkıyla birlikte tutsak düşen Kılıç Arslan’ın ailesine de çok iyi davrandılar. Çaka Bey’in kızı olan Kılıç Arslan’ın karısı ve çocukları, sultandan kendilerini nerede teslim alacağı haberi gelinceye kadar ikamet etmek üzere İstanbul’a gönderildiler ve orada hükümdarlara mahsus bir hürmetle karşılandılar.  

Zengin İznik’i ele geçirince istedikleri gibi yakıp yağmalamayı uman Haçlılar, Bizans İmparatoru izin vermediği için bunu başaramadılar. Haçlılar Hıristiyanlık tarihinde kutsî bir yeri olan İznik’e girdikleri zaman yine de çok sevindiler; kenti bizzat kendileri teslim almadılar ise de, bu güzel haberi, yazdıkları mektuplar ile memleketlerine bildirerek, Avrupa’da bir heyecan dalgası yarattılar.

İznik önlerinden çekilen Kılıç Arslan, Eskişehir ovasına çıkan vadiyi kesti ve oradan Danişmend Gümüştekin Ahmet Gazi ve Kayseri Selçuklu emîri Hasan’a haberciler gönderdi, onlardan Haçlıları Anadolu içlerinde karşılamak için süratle gelip kendisine katılmalarını istedi. Yürüyüşünü sürdüren Haçlılar da Eskişehir’den uzak olmayan bir yerde karargâhlarını kurdular.

Temmuz 1097’de güneş Eskişehir ovasında yükselir yükselmez savaş naraları atan Türkler yamaçlardan inip işgalcilerin üstüne atıldılar. Sıcak temmuz güneşi altında Haçlılarla yapılan, çok şiddetli ve çetin geçen bu kanlı meydan savaşında Türk savaşçıları, baştan aşağı zırhlı ve uzun mızraklı Haçlılar karşısında yiğitçe savaştılar ama başarılı olamadılar.

Kendileri gibi kahramanca dövüşen düşmanlarına ağır kayıplar verdiren ama kesin bir zafer kazanamayan Selçuklular Batı Anadolu’yu savunmaktan vazgeçip Orta Anadolu’ya doğru geri çekilince bu durumdan faydalanan Bizanslılar Marmara Denizi, Adalar Denizi ve Karadeniz’in bazı kıyı bölgelerindeki Selçuklu topraklarını kolaylıkla ele geçirdiler.

KAYNAKLAR

Selçuklu Araştırmaları Tarihi: Prof. Dr. Osman TURAN

Osmanlılardan Önce Anadolu: Claude CAHEN

Türkiye Tarihi: Prof. Dr. Yaşar YÜCEL / Prof. Dr. Ali SEVİM

Güncel Yazılar

Ahmet KARTAL
Ahmet URFALI
Ayşe SAMİHA
Cemal KURNAZ
Esat ARSLAN
Fatih AKMAN
Hasan Fevzi BATIREL
İbrahim BAYKAN
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Metin SAVAŞ
Mevlüt UYANIK
Mustafa Kadir ATASOY
Mustafa TEZEL
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Rabiye Sümeyye KARAPINAR
Şahver ÇELİKOĞLU
Sait BAŞER
Serdar ÖZBOSNALIOĞLU
Serina DERİCİYAN
Sinan KÖSEDAĞ
Turgut GÜLER
Zafer SARAÇ

Medeniyet Tasavvuru

Abdülhamit SİNANOĞLU
Ahmet GÜRBÜZ
Armağan ÖZTÜRK
Bahaeddin YEDİYILDIZ
Durmuş HOCAOĞLU
Hasan AYDIN
İbrahim OZKILIÇ
İlhan YILDIZ
M. Fuat KÖPRÜLÜ
M. Hilmi ÖZEV
Miray ÖZDEN ve E. Recep ERBAY
Muharrem TÜNAY
Nesrin BAĞCI
Özgür TABUROĞLU
Recep ÖZKAN
Sedat DOĞAN
Tuncay AKGÜN

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

10529318