Kültür – San’at Yazıları

Halil ATILGAN

Yöre Tahtacıları Toros Dağlarını yurt edinmiş genellikle geçimlerini ağaç kesim işlerinden temin eden Türkmenlerdir. Yaptıkları işten ötürü de kendilerine Tahtacı denilmiştir. Adana’nın Kuzeyinden başlayarak Fethiye’ye kadar uzanan Akdeniz sahil şeridinin denize bakan yamaçlarında onların yerleşik düzene geçtiği görülmektedir. Köy eşrafından Veli Talipoğlu’nun verdiği bilgiye göre Adana Mersin Tahtacı Türkmenlerini iki grupta değerlendirmek gerekir.

             

  • Aydınlı Tahtacıları
  • Menemenli Tahtacıları

Çamalanı halkı Menemenli Tahtacı Türkmenlerindendir. Ataları Silifke’den Mersin’e, sonra merkeze bağlı Düğdüören, Dalakderesi köylerinden göçerek Çamalanı’nı yurt edinmişler. Köy önce Tarsus’a bağlı eski Ankara-Adana E 5 kara yolu üzerinde bulunan Taşobası’nın Bekirli mezrasında yerleşik düzene geçmiş. Sonra Çamalanı’na göçmüşler. Tespitlerimize göre köy takriben 1850- 1858 yılları arasında kurulmuş.

Çamalanlılar Ecemirli Tahtacılarından olup Ağu İçen Ocağına mensupturlar. Atalarının İran-Horosan, Suriye-Rakka üzerinden Anadolu’ya göçtükleri söylenmektedir.  Eski Adana- Ankara E 5 karayolu köyün içinden geçer. Köy: Adana-Pozantı E 5 karayolu üzerindeki Alman Mezarlığının bitişiğindedir. Gülek kasabasına komşudur.Kasaba sınırları içinde gerçekleşen Kar Boğazı savaşına Çamalanlılar da katılmış, Çamalanlı Adil Efe önemli hizmetlerde bulunmuştur.

Çamalanı: Tarsus’a bağlıdır. Şehir merkezine 43km, rakımı 800 metredir. Çukurova’nın yaylalarındandır. 2008 sayımına göre nüfusu 250, bir önceki sayımda ise 750’dir. Köylüler kışı Tarsus’ta yazı köyde geçirmektedirler. Orman içi köyü olması nedeniyle köylülerin arazisi yok denecek kadar azdır. Çamalanı köyüne komşu olan Kaburgediği de Tahtacı Türkmenlerindendir. Çamalanlılara göre Kaburgedikliler Göğceli Aşireti Tahtacılarındandır. Adana-Karaisalı ilçe sınırları içinde bulunan Nergislik, Cingöz, Pozantı’ya bağlı Belemedik tahtacıları ile aralarında kan bağı olmadığını söylemektedirler. Ancak Silifke’de Kırtıl, Mersin merkeze bağlı Düğdüören, Dalakderesi, Kızılbağ, Soğucak köylüleriyle aynı aşirete mensup olduklarını ifade etmektedirler. Şehrin bütün nimetlerinden yararlan Çamalanı köyünde İlköğretim Okulu, Sağlık Ocağı, Orman Şefliği, Karakol, Meteoroloji İstasyonu, İzcilik Kampı gibi resmi kurumlar bulunmaktadır.

Köyde yakın zamana kadar Malatya’dan, Sivas’tan gelen dedeler vasıtasıyla cemler yapılmış, Alevilik kısmen de olsa yaşatılmaya çalışılmış. Ancak köy halkının şehre göçmesi köyde cemin yapılmasını engellediği gibi, Alevilik geleneklerinin de yok olmasını sağlamıştır. Buna rağmen köyde bağlama çalan kişiler çoğunlukta olup deyiş ve nefes türü ezgiler çalınıp söylenmektedir.

KIZ İSTEME

Toros Tahtacı Türkmenlerinde kız isteme Perşembeyi Cumaya bağlayan gece gerçekleşir. Bu geceye “Cuma Akşamı” denilir. Alevi Türkmenlerinde Cuma gecesi hayırlı bir gün olarak kabul edildiğinden cemler, kız isteme, bayrak dikme vb gibi tüm işler bu güne denk getirilir.

Kız istemeye gidecek kişiler kız evinin hatırını kıramayacağı kişilerden seçilir. Kız isteme ile ilgili görevli kişiler Cuma akşamı kız evinin konuğu olur. Allah’ın emriyle kızı babasından isterler. Kız evi “nasipse olur” diyerek süre ister. Bu da “kız evi naz evi” deyimin bir ifadesidir.

Kız istemeye üç defa gidilir. Ancak ilk gidişten sonraki gidişler Pazartesi ya da Salı gününe denk getirilir. Eğer kız Allah’ın emri ile verilmiş ise Cuma akşamı da ağız tadı yenir. Ağız tadına oğlan ve kız evinin birinci derecedeki akrabaları katılır. Genelde lokum ikram edilir. Gelenek çiftlerin ağızları hep tatlı, yeni kurulacak yuvanın mutlu ve huzurlu olması için uygulanır. Tatlı yendikten sonra kızın başına kırmızı bir yağlık-yazma salâvat getirilerek bağlanır. Bu da kızın başının bağlandığının, evliliğe ilk adım attığının ifadesidir.

Kız verildikten sonra hısım akraba kız evine giderek hayırlı olsun dileğinde bulunur. Hayırlı osuna gidenler kızın çeyizine katkıda bulunmak amacıyla havlu, elbise, tabak, tepsi vb eşyalar götürür. Kız evi de gelen konuklara tatlı ikram eder. Bu uygulamadan sonra nişan günü kararlaştırılır.

Toros Tahtacı Türkmenlerinde kız evi kız verildikten sonra oğlan evinden hiçbir talepte bulunmaz. Yeni çiftler oğlan evinin ekonomik gücüne göre alınacak eşyalar keyfiyete bırakılır. Başlık almak yoktur. Şimdiye kadar da hiç uygulanmamıştır.

NİŞAN MERASİMİ

Nişan hazırlıkları için kız evinden iki, oğlan evinden iki kişi seçilir. Gelin ve damat adayı ile birlikte şehre gidilir. Oğlana ve kıza yüzük, kıza terlik, kına, iki elbiselik alınır. Elbiseliğin biri dikilir, diğeri de kızın çeyizine konur. Nişan merasimi de Cuma akşamı yapılır. Tarih belirlendikten sonra nişana davet edecek bir bayan görevlendirilir. Bayanın koluna kırmızı bir yağlık bağlanır. Görevli bayan tüm köy halkını ev ev dolaşarak davet eder. Davet ettiği kişilere de şeker verir.

Nişan günü tüm davetliler yeni kurulacak yuvaya katkı sağlamak amacıyla hediye getirir. Bu da Alevi Türkmenlerinde yardımlaşmanın güzel bir örneğidir. Getirilen hediyeler görevli kişi tarafından “Darısı oğluna kızına” diyerek ilân edilir. Bu nişanın atkı merasimidir. Atkı merasiminden sonra yüzükler takılır. Kızın yüzüğünü oğlan, oğlanın yüzüğünü de kız takar. Yüzük takma işleminden sonra eğlenceler başlar, mengi dönülür, halay çekilir. Akşam hava kararmadan önce de nişan olan kızın kınası yakılır.

Kınayı kızın yakın arkadaşlarından biri bakır kapta iyice karar. Kınanın suyunu oğlan evinden evlenmemiş bir kız döker. Nişanda yemek yapılmaz. Ancak konuklara dağıtmak üzere bakır bir kazanda şerbet yapılır. Şerbet genelde pekmezin sulandırılmasıyla olur. Bir helkeye konur. Helkenin ağzına da tülbent bağlanır. Tülbent şerbetin süzülmesini sağlar. Şerbeti oğlan evinden mutlu bir erkek dağıtır. Erkeğin koluna da oyalı yağlık bağlanır. 

 

ASBAP KESME

Asbap sözcüğünün aslı Arapça esvaptır. Giysi anlamındadır. Sözcük yöre de “asbap”  olarak telaffuz edilir. Kıza alınacak giysi vb malzemelerin tamamını ifade eder. Alınacakların karşılıklı konuşulup anlaşılmasına “Asbap Kesme” uygulamasının yapılacağı güne de “Asbap Kesme günü” denilir. Asbap kesme oğlan evinden 2–3, kız evinden 2–3 kişinin katılmasıyla gerçekleşir. Asbap kesme günü olarak belirlenen tarihte kişiler kız ve oğlanı da alarak şehre giderler.

Oğlanın düğünde giyeceği takım elbiseyi kız evi, terlik, iç çamaşır, gelinlik, kına, kına gecesinde giyeceği elbise vb ihtiyaçları da oğlan evi alır.  Ayrıca gelin ata binerken başına bağlamak üzere 1.5metre uzunluğunda beyaz yeşil ve kırmızı al, ( Yörede bu allıklar yağlık olarak da değerlendirilir.) üç tane de yuvarlak ayna alınır. Alınan yağlıklar düğümlenir. Kırmızı al gelinin yüzüne örtülecek, aynalar da kırmızı ala önde, sağda, solda olmak kaydıyla asılacaktır. 

Altın alma da asbap kesme gününde gerçekleştirilir. Alınacak altınlar oğlan evinin ekonomik durumuna bağlıdır. Ailenin durumu altın vb. ziynet eşyaları almaya müsaitse istenilen altın akça da asbap kesme gününde halledilir. Altın alma da kız evi oğlan evine şunu alacaksın bunu alacaksın diye zorlama yapmaz.

Asbap kesme işi bittikten sonra taraflar topluca yemek yer. Yemekten sonra da köye dönülür. Alınan eşyalar alındığı yerde bohçalara yerleştirilir. Köye geldikten sonra hısım akraba hayırlı olsuna gelir. Bohçalar açılır bakılır. Kısmeti bol olsun diyerek bohçanın içine gelen konuklar para bırakır.  

DÜĞÜN HAZIRLIKLARI

Tahtacı Türkmenlerinde düğün Cumartesi günü başlar Perşembe günü biter. Ama düğün başlamadan önce tüm hazırlıklar yapılır. Konukları ağırlamak için düğün yemeği hazırlıkların başında gelir. Düğünlerde konuklara yöresel yemekler ikram edilir. Pilav yapmak için dövme hazırlanır.  Kuru fasulye, kesme çorbası, yüksük çorbası düğün yemeklerinin en ünlüleridir. Onun için bol miktarda kuru fasulye istif edilir. Yöresel yemeklerden kesme ve yüksük çorbası için özel yapılmış hamurlardan kesme kesilir, yüksük dökülür. (Kesme eriştenin, yüksük çorbası mantının bir türüdür.) Kazanlarda pişmeye hazır hale getirilir. Düğün yemekleri büyük kazanlarda pişer. Yemekleri pişiren kadınlara “aşanacı” denilir. Aşanacılar daha önceden düğün evi tarafından tespit edilir. (Sözcük, aş anası aşı pişiren analar anlamındadır.) Kazanlarda pişen yemekler için ne gerekiyorsa onun hazırlıkları daha önceden yapılır. Soğan, sarımsak, tuz vb. Konukların bütün konaklama iaşe ve ibateleri düğün sahiplerine aittir.

Düğün ekmeği de önemli hazırlıklardan biridir.  Ekmek yapmak için oğlan evi tarafından tespit edilen bir kadının beline peştamal bağlanır. Peştamalın içine sulanmamış yufka ekmek ufalanır kuru üzüm ve leblebi ile karıştırılır. (Leblebi ve üzüm ağzımız tatlı olsun anlamındadır.) Beline peştamal bağlı kadın köydeki bütün haneleri dolaşarak kadınları ekmek yapmaya davet eder. (Ekmek bereketli, kısmetli olsun, ağzı tadıyla yensin amacıyla bu uygulama yapılır.) Görevli kadının peştamalından ekmek gevreği, üzüm, leblebi karışımından herkes bir avuç alır. Alan herkes bir tabağın içine un, üzerine de yeşil yaprak veya çiçek vb koyarak düğün evine getirir. Getirilen un düğün evi için yapılacak ekmeğin unu ile karıştırılır. Bu uygulamadan sonra köylü kadınlar düğün ekmeğini yaparlar. Ekmekle birlikte yöreye has sıkma ve börek de yapılır. Herkese dağıtılır. Ekmek bittikten sonra kadınlar halay çeker, mengi döner, oynarlar topluca eğelenirler.

       

         Mengi dönen Çamalanı Tahtacı Türkmenleri.

Her evin bir tabak un getirmesi sosyal dayanışma örneğidir. Unun üzerine konulan yeşil yaprak, çiçek vb güzel duyguların, mutluluğun ifadesidir.  

Ekmek yapıldıktan sonra düğün evine bayrak dikilir. Düğün cumartesi başlamasına rağmen bayrak kesme Pazar, bayrak dikme töreni ise pazartesi günü yapılır. Bunun için birkaç kişi gün doğmadan dağa gider. Dağdan yaprağını dökmeyen ağaçtan başı çatallı büyük bir dal, (Düğün evine bayrak olarak asmak için) bir de küçük (sağdıcın elinde kına ve düğün bayrağı olarak kullanmak için) dal kesilir. Gerek sağdıcın elindeki, gerekse düğün evindeki bayrak olarak kullanılacak dalın çam ağacından olması tercih edilir. Çamın daha yeni yetişip gelenine yörede “tor” denir. “Tor” aslında acemi, yeni yetişip gelen anlamındadır. Bu işlem gün doğmadan yapılır. Bütün akrabalar toplanır. Ağaç dallarının uygun yerine Türk bayrağı, ayna portakal, turunç asılır. Bayrak milleti, ayna aydınlığı, berraklığı, portakal- turunç da güzel kokuyu temsil eder. Bayrak yani dağdan kesilen çam “toru” Pazartesi gün doğmadan köy halkı (akrabaları, özellikle de yaşlılar) tarafından salâvat getirilerek düğün evinin sağ tarafına görünür bir yere dikilir. Bayrak dikilmeden önce düğün evinin kapısından üç defa geçirilir. Bunun anlamı Allah, Muhammed, Ali aşkına demektir. Allahümme salli ala seyidine Muhammed ve ala al-i- seyidine Muhammet, peygambere salâvat, Muhammed’e salâvat, ya Allah ya Muhammed ya Ali diyerek salâvat getirilir.  Eş dost hayırlı uğurlu olsun dileğinde bulunurlar.

Bayrağın dikilmesi düğün evinin belirlenmesi için bir nişanedir. Bayrak dikilen ağaca zincir takılır. Zincir de asma kilitle kilitlenir. Bunun anlamı düğün evine, bayrağa zarar gelmesin demektir. Bayrak dikildikten sonra kurban kesilir, kurbanın kanı bayrağın direğine sürülür. Ayrıca düğün evinin serenine Türk bayrağı dikilir.

Düğün davetiyesine yörede okuntu denir. Okumaktan gelir, davet etmek anlamındadır. Düğüne davet edilecek kişilerin yakınlık derecesine göre düğün evi hediyeler hazırlar. Gömlek, mendil, eşarp, basma, pazen, mendil, gömleklik kumaş vb gibi. Bu hediyeler davet edilecek kişilere gönderilir. Davetiye yerine geçen bu hediyelere yörede okuntu denir. Ayrıca köyün delikanlılarının hepsine okuntu olarak beyaz mendil gönderilir. Beyaz aydınlığı, mutluluğu, güzelliği sembolize eder.

Cumartesi günü oğlan evinde başlayan düğün Çarşambaya kadar sürer. Çarşamba günü düğün kız evine taşınır. O gece gelin olacak kızın kınası yakılacaktır. Düğün kız evine taşındıktan sonra yemek ve benzeri giderler kız evi tarafından karşılanır.

         tahta2.jpeg

           Yöre kıyafetleriyle mengi dönen Çamalanlılar.

Kız evi de oğlan evi gibi bütün köyün genç kızlarını düğüne davet eder. Genç kızlara (davetiye) okuntu olarak da ayna dağıtılır. Damadın ve gelinin sağdıçları elinde bayrak, evleri tek tek dolaşarak genç kızları, delikanlıları oyuna davet ederler. Gelmeyen olursa gelinceye kadar evin önünde davul çalınır. Davet edilen kişinin düğün sahibiyle arası yoksa, küsülü ise aynı gelenek uygulanır. Bu vesileyle küsülü olan kişi de düğün sahibiyle barışmış olur. Genç kızların düğüne gelirken üç etek giymesi gelenektendir.  

Çarşamba günü öğlen köyün genç kızları, delikanlıları “keşkâh“ (dövmeden yapılan yöresel pilav) için köy meydanındaki soku etrafında toplanırlar. Çukurova’da sokuya dibek de denilir. Soku sağdıçlar tarafından koruma altındadır. Evli bir kişi fırsatını yakalayıp (gençler fırsat vermemeye çalışır) sokunun üzerine oturmuşsa bayraktardan (sağdıçtan) istekte bulunur. İsteği yerine getirildikten sonra sokunun üstünden iner. Buğday nemlendirildikten sonra tokmaklarla dövülmeye başlanır. Dövülen buğday bakır helkelere konularak davul-zurna eşliğinde çeşmeye götürülür. Sokuda dövülen buğday yıkanarak kbuğundan ayrılır.

 

tahta3.jpeg

Çamalanı Tahtacı Türkmenlerinin mengi ekibi.

Kabuğundan ayrılmış buğdaya dövme, yapılan pilava Toros Tahtacı Türkmenleri keşkâh, Çukurovalılar da “dövme” pilavı der. Dövme-keşkâh etli olabileceği gibi etsiz de olur. Dövme çeşmede yıkanıp düğün evine getirildikten sonra köyün genç kızlarına bahşiş verilir.

 

DÜĞÜN YEMEĞİ

Toprağa artı işareti şeklinde dört çukur kazılır, çukurların üzerine yemek pişirilecek kazanlar salâvat getirilerek (köyün yaşlısı veya dede tarafından) yerleştirilir. Yemekler pişerken kına gezmesi yapılır. Kıza alınan tüm eşyalar tepsilere dizilerek kına ile beraber oğlan evinden kız evine götürülür. Oğlan evinde gelinin evlenmemiş sağdıcına (genç kıza) geline duvak günü giydirilecek üç etek, fes, yağlık vb kıyafetler giydirilir, takıları takılarak sergilenir. Sağdıç kız babasından köyün delikanlıları adına bahşiş ister. Aldıkları bahşişi aralarında paylaşırlar. Sağdıç elinde bayrak davul-zurna eşliğinde kız evinin birinci derece akrabalarının evinin önünde oynayarak bahşiş ister, kız evinin kınasına, yemeğine davet eder.

Gelinle beraber yeni gelin olmuş yedi köylü kadın üç etek giyerek ata binerler. Gelinin atına sağdıç ta biner.  Başta gelin, arkada ata binmiş yengeler, davetliler davul-zurna eşliğinde mezarlığa gidilir. Mezarlığın etrafında üç kez dönülür. Bu esnada davul-zurna çalmaz. Mezarlık ziyaretinin anlamı ölmüşleri hatırlama, geçmişe saygı, en son gelinecek yerin mezarlık olduğunu anlatmaktır. Oğlan evinden alınan eşyalar kına gezmesinden sonra kız evine getirilir.


KIZ KINASI

Kız evinde ağzı dualı, geleneği bilen bir bayan yastığı üç kere Allahümme salli ala seyidine Muhammed ve Alâ Ali seyyidine Muhammed, peygambere salâvat, Muhammed’e salâvat. Ya Allah, ya Muhammed ya Ali dedikten sonra üç kere hayırlı olsun diyerek yastığın başını kıbleye gelecek şekilde koyar. Gelin olacak kız salâvatla üç kez yastığın etrafında kıbleye arkasını dönmeden dolandırılır. Gelinin yüzü kıbleye dönük vaziyette oturtulur. Eğer kız nişan olmuş ise nişanında örtülen, annesi tarafından saklanan kırmızı yağlık (allık) yüzüne örtülür. Nişanda örtülmüş yağlığın ucu nişanın bozulmaması için düğümlenir. (Örtünün ucunun düğümlenmesi nişanın bozulmasını engellemek, düğün kınasında düğümü çözmek kendisine nasip olsun düşüncesiyle yapılır.) Gelin olacak kızın yüzüne örtülen yağlığın ucunun düğümlenmesi yemin etmesi, ikrar vermesi anlamındadır. Bu alın–örtünün düğümü kına günü salâvatla çözdürülür, yüzüne örtülür.

Geline yakılacak karılmış kına içine kayın valide tarafından “arılık” konulur. (Arılık bahşiş demektir. Bu altın olabileceği gibi başka ziynet eşyası da olabilir.) Arılık kınanın içine konulmamışsa gelin kızın elini açmaması gelenektendir.  Kayın valide üç defa salâvat getirdikten sonra gelinin boynunun arkasındaki çıkıntıya kınayı yakar. Artan kına damadın parmağına yakılır. Bunun anlamı gelinle damat bir ömür boyu birlikte yaşasın, beraber olsun demektir. Kına, merasime katılan tüm davetlilere yakıldıktan sonra, kızın sağdıcı ve arkadaşları kına deyişleri, kına türküleri söyler.

Fırat derler elimize

Bülbül konmuş dalımıza

Annem sütün helal eyle

Misafirim bugün size

Hopladı geçti eşiği

Sofrada kodu kaşığı

Büyük evin yakışığı

Kız anam kınan kutlu olsun

Vardığın yerde dilin tatlı olsun

Kız anam yazgın buymuş

Kızlara böyle buyrulmuş

Kız anam kınan kutlu olsun

Vardığın yerde dilin tatlı olsun

Dizeleri davetli kadınların, genç kızların dilinde nağmeleşir.

GELİN ALMA

Perşembe günü oğlan evinde yemek pişirilmesi için kız evinde olduğu gibi yere çukurlar kazılır. Kazanlar çukurlara dua okunarak, salâvat getirilerek yerleştirilir. Kız evinde Çarşamba günü sokuda buğdayı dövme, çeşmede yıkama işlemlerinin aynısı oğlan evinde de yapılır. Öğle saatlerinde davul-zurna oğlan evinde, hem de kız evinde çalar. Yemek oğlan evinde yenilir. Yemekten sonra kız evine gelin almaya gidilir. Sağdıçla köyün delikanlıları ellerinde bayrak damadın akrabalarını aralarına alır. Bahşiş verinceye kadar bırakmaz.  Bahşiş alınca da deh deh çekilir. O gün gelin getirileceği için düğün oldukça kalabalık, davetliler ise daha coşkuludur.

Gelini ata bindirmek gelenektendir. Onun için damadın sağdıcı gelin atına biner, koşturarak iyice yorar. Atın alnına ayna takılır, yelesinin bir tarafına oğlan evi, diğer tarafına kız evi adına birer yağlık bağlanır. Kız dokuduğu heybeyi atın terkisine atar. Ata bağlanan yağlık ve heybe at sahibinin olur.

Gelin ata binmeden davul zurna gelin uğurlama, gelin ağlatma havası çalar. Bu havalar çalınırken erkek kardeş gelinin kuşağını bağlar. Kuşak bağlandıktan sonra gelin anasıyla babasıyla son kez vedalaşır. Sağdıçlar gelinin koluna girerek gelini baba evinden çıkarırlar. Gelin evinin ocağını eşiğini niyaz ederek öper. Daha sonra babasının ayağına niyaz eder. Baba “Yüzün koyun git arkası üstü çık” der. Bunun anlamı eşinle birlikte ölünceye kadar mutlu olasın demektir.

Erkek sağdıç gelinin bineceği atı koşturmuş ve iyece yormuştur. Artık yorgun ata gelin binecektir. Sağdıç kız evinin önünde attan iner. Davul-zurna gelin indirme bindirme havası çalmaya başlar. Bu hava oldukça coşkuludur. Özellikle davulcu tokmağını çok hareketli ve kuvvetli sallar. Orada olmayanlar dahi gelinin evden çıkarıldığını ata bindirildiğini davulun sesinden anlar.

Gelin atı önde, yengeler, konuklar arkada. Düğün alayı (Seğmen) topluca mezarlığa gider. Gelin mezarlığın etrafında dolandırılır. Dönüşte başka bir yol takip edilerek davul zurna eşliğinde baba evine getirilir. Annesi attaki terk heybesine son kısmetin budur anlamında gönlünden kopan bir hediye, babası ve kardeşleri de ayakkabısının içine bir avuç bozuk para koyar. (Bozuk para konulması kısmetin, rızkın bol olsun demektir. )

Bu merasimden sonra gelin davul-zurna eşliğinde oğlan evine götürülür. Atın üzerinde iken yemek pişen kazanların etrafında üç kez döndürülür. Attan inmeden takı merasimi yapılır. Yörede buna “atkı–attan indirmelik” de denilir. Atkı ve takı düğün evinin davetlilere gönderdiği okuntu değerinden daha aşağı olmaz. İsteyen altın vb benzeri ziynet eşyası takabileceği gibi para da atabilir. Atkılar ağzı laf eden kişi tarafından tepsi içinde toplanır. Atkıyı atan kişinin adı söylenerek “Darısı oğluna kızına bekârsa kendisine olsun” denir. Kaynana ile kayınbaba el ele tutuşur, gelinin elini tutarak indirmelik hediye verir. Darısı bulaşsın çorlu çocuklu aile olsun düşüncesiyle attan inmeden kucağına çocuk verilir. Attan indirilen gelinin başına eve girmeden önce bereket getirsin, parası, yiyeceği bol, ağzı tatlı olsun düşüncesiyle para, buğday, üzüm serpilir. Gelin oğlan evinin kapısından içeri girerken elindeki yağ ve bal sürülmüş yeşil yaprağı, evi yağlı ballı olsun düşüncesiyle kapının üst sövesine yapıştırır.

Gelinin gireceği kapıya işlenmemiş ince çiğ ip bağlanır, kapı eşiğine de su dolu bir ibrik konulur. Kaynana ve kayınbaba elleri bağlı gelini kapıda bekler. Gelin, kaynana ve kayınbabanın elinin altından geçer. İbriği devirir, bağlı ipi kırar. Çiğ ip ömür kısa, su ise akıcı bereketli ne varsa içeri aksın, su gibi aziz olsun, içeride kalsın anlamındadır. Kaynana ve kayınbabanın ellerinin altından geçmesi ise kol kanat gereceğiz, seni kollayacağız, senin yanında olacağız demektir.

Gelin oğlan evine indikten sonra damadın arkadaşları, sağdıçları bekârlığa veda edecek damadı alır başka bir yere götürürler. Orada damat için özel eğlence düzenlerler.  Gerdeğe girme zamanı geldiğinde damat sağdıçları tarafından evine getirilir. Arkası yumruklanarak gelin bulunduğu odaya gönderilir. 


BAŞ BAĞLAMA

Gelin oğlan evine geldikten sonraki gün duvak merasimi yapılır. Duvak töreninin yapılacağı kız evine köyün tüm kadınları davet edilir. İlk iş geline uzun kollu gömlek giydirmektir. Gömlek giydirilirken yakası dua okunarak kesilir, salâvat getirilerek de giydirilir. Bu ölünceye kadar evli kalın, ayrılmayın demektir. Yörede ölüye kefen giydirilirken de aynı gelenek uygulanır. Yakası kesilen gömlek giydirildikten sonra “Allahümme salli ala seyidine Muhammed ve ala Ali Muhammed, peygambere salâvat sellana Muhammed, Muhammed’e salavat. Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali, hayırlı olsun hayırlı, olsun hayırlı olsun” denilir. Cevaben, “Hayırlı olsun diyenin dili tatlı, yuvası bereketli olsun” dileğinde bulunulur.  

       tahhta4.jpeg

         Tahtacı Türkmenlerinde baş bağlama töreni.

Gelin yakası kesilen gömlekten sonra “zıbın gelme” denilen üç etekli özel elbiseyi giyer. Gelin zıbını giydikten sonra edep erkân oturuşuna geçer. Önce başına fes geçirilir. Fes otuz parça altından oluşur. Alt tarafında el gazi (büyük altın), üst tarafında çil gazi altınlar, (küçük altın) birbirine değecek şekilde dizilmiştir. Altınların üzeri boncuk işlemeli, sağında ve solunda kazayağına benzer yapma iki gül takılıdır. Fes geline kayın validesinin “gelme” gelin başı armağanıdır. Bu geline dua ile takılır. Altınların üstüne kırmızı, yeşil, beyaz olmak üzere uçları birbirine bağlı şifonlar takılır. Kırmızı gelinin yüzüne gelecek şekilde örtülür. Yedi ya da beş ayrı renk yağlık (eskiden kâğıt içi yağlıklar satılırmış rengi deseni hiç solmayan) kırmızı yağlığın üstüne aşağıdan yukarıya doğru sırayla bağlanır. Yağlıkların beş ya da yedi tane olması üçler, beşler, yediler aşkınadır.

Renkler ise:

Beyaz             : Allah’ı

Kırmızı          : Hz. Muhammed’i (Hasan ve Hüseyin’i)

Yeşil               : Hz. Ali’ yi temsil eder.

TAHTACI TÜRKMENLERİNDE SİNSİN OYUNU

Yöre düğünlerinde Salı-Çarşamba akşamları köy meydanında sinsin oynanır. Oyuncular, seyirciler büyük bir daire oluştururlar. Oyun alanının ortasına ateş yakılır, ya da maşala denilen alete yakılan ateş ortaya dikilir. Ateş büyük çam çıralarıyla yakılır. Yörede çıralara “çam pardısı” denilir. Maşala, mangala benzer aletin yerden yüksekliği yaklaşık 2- 2,5metre ince uzun bir ağaca monte edilmesiyle yapılır. Bu özel alet yöre düğünlerinde sadece sinsin oyununda kullanılır. Maşala meşaleden gelir. Oyunun özel bir ezgisi olduğu gibi Köroğlu çeşitlemeleri de oyun müziği olarak çalınır. Zira kültürümüzde Köroğlu Havaları mertlik kahramanlık sembolüdür.

Sinsin oyununun esası kişilerin ateş etrafında dönmesi, dönen kişiyi başka bir oyuncunun kovması, kovalamasıdır. Ateş etrafında dönen kişi amiyane tabirle var mı bana yan bakan edasında ezgiye uygun ritmik, estetik hareketler yapar, ellerini kaldırarak ateşin etrafında döner, ta ki diğer oyuncu onu kovalayıncaya kadar. Ateş etrafında dönen oyuncuya arkadan gelmek kalleşlik sayılır. Oyuncu hasmının muhakkak önden gelmesi şattır. Sinsin oyunu adından da anlaşılacağı gibi sinmekten gelir. Zaten ateş etrafında dönen kişiye gelen hasmı da sinerek, ona usulca yaklaşıp vurmaya çalışır.  

Sinsin oyunu Türklerin ateş kültüne bağlılığını, kahramanlığını simgeler. Yiğitlik mertlik ifadesidir. Sinsin oyunu Türklerdeki Nevruz Bayramıyla ilintilidir. Nevruz bir anlayışa göre güneş ve ateştir. İnanışa göre ateş karanlığı uzaklaştırmak için sürekli yanık bırakılır. Sinsin ateşi de buna güzel bir örnektir. Ateşin üstünden atlamak, etrafında dönmek temizlenmek, yunmak, arınmak demektir. Sinsin oyununda bu özellik bilmeden uygulanmaktadır. Bu tür uygulamalar Türk dünyasında ateş üstünden atlama geleneğini getirmiştir. Onun için Nevruz Bayramında nevruz ateşi yakılır, üstünden atlanır. Nevruz: Baharın gelişi, suların çoğalması, karların eriyip dağ başlarının görünmeye başlaması, havanın ısınması, türlü çiçeklerin açılması, yeryüzüne yemyeşil bir halı serilmesi, hayvanların çoğalması olarak değerlendirilir. Nevruz bolluk, bereket, hoş görü, sevgi-saygının sembolüdür. Onun için Türkler bu bayramı âşık deyişleriyle, oyunlarla, halaylarla, türkülerle görkemli bir şekilde kutlamışlar, kutlamaktadırlar. Sinsin oyununun da bu kutlamalar içinde ayrı bir yeri önemi vardır. Tahtacı düğünlerinde sinsin oyunundan başka seyirlik oyunlar da sergilenir. Deve yapma, kukla oyunu, Arap oyunu yöre seyirlik oyunlarının başında gelir.

TEŞEKKÜR: Bu yazının kaleme alınmasına vesile olan aynı köyden öğretmen Zeliha Kelekçi’dir. Kültüre değer veren bu değerli öğretmenimiz köyünün düğün geleneklerinin unutulmaması için bazı notlar almış, tespitlerini kısmen de olsa kâğıda dökmüştü. Doğrusu bu yemeğin tüm malzemelerini Zeliha Öğretmen hazırladı. Pişmesine, ortaya konulmasına da ben vesile oldum. Yazı onun sayesinde kaleme alındı. Kendisine teşekkür etmekle hakkını ödeyemeyeceğimi biliyorum. Ama o, araştırma yapanlara vesile olur, köyünün diğer kültür değerlerini derler, kaleme alırsa abideleşecektir. İşte o abideleştikçe bende ona olan borcumu ödemiş olacağım. Dr. Halil Atılgan 

Kaynak kişiler 

  1. Zeliha Kelekçi / Öğretmen
  2. Ahmet Talipoğlu / Çamalanı köyü muhtarı
  3. Veli Talipoğlu / Halk Ozanı     

Güncel Yazılar

Ahmet KARTAL
Ahmet URFALI
Ayşe SAMİHA
Cemal KURNAZ
Esat ARSLAN
Fatih AKMAN
Hasan Fevzi BATIREL
İbrahim BAYKAN
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Metin SAVAŞ
Mevlüt UYANIK
Mustafa Kadir ATASOY
Mustafa TEZEL
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Rabiye Sümeyye KARAPINAR
Şahver ÇELİKOĞLU
Sait BAŞER
Serdar ÖZBOSNALIOĞLU
Serina DERİCİYAN
Sinan KÖSEDAĞ
Turgut GÜLER
Zafer SARAÇ

Medeniyet Tasavvuru

Abdülhamit SİNANOĞLU
Ahmet GÜRBÜZ
Armağan ÖZTÜRK
Bahaeddin YEDİYILDIZ
Durmuş HOCAOĞLU
Hasan AYDIN
İbrahim OZKILIÇ
İlhan YILDIZ
M. Fuat KÖPRÜLÜ
M. Hilmi ÖZEV
Miray ÖZDEN ve E. Recep ERBAY
Muharrem TÜNAY
Nesrin BAĞCI
Özgür TABUROĞLU
Recep ÖZKAN
Sedat DOĞAN
Tuncay AKGÜN

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

10529018