Kültür – San’at Yazıları

Hasan ERDEM

   Venediklilere ait Kıbrıs adası Osmanlı Türkleri tarafından fethedilmiş, Akdeniz bir Türk Gölü haline gelmişti. Kıbrıs’ın intikamını almak isteyen Papa 5. Pius cihat ruhunda bir “Kutsal Birlik” kurmak için kolları sıvayıp çalışmaya başlamış ama Hıristiyan devletlerin kendi aralarındaki çekişmeleri yüzünden bu birliğin kurulması bir yılı bulmuştu. Zar zor da olsa bir araya getirilen, İspanya, Venedik ve Malta gibi birbirlerine hiç güvenmeyen milletlerden oluşan birleşik donanmanın komutanlığına, Kutsal Roma – Germen İmparatoru 5. Karl ile soylu bir Alman kızı olan Barbara Blomberg’in evlilik dışı doğmuş olan çocukları Don Juan getirilmişti.

   Kral 2. Felipe’nin üvey kardeşi de olan Don Juan, Granada’da Müslümanlara karşı yapılan savaşlarda liderlik yeteneğini kanıtlamış güçlü kişilikli, ateşli ve genç bir amiraldi. Haçlı donanmasının komutanlığına atanan Don Juan 22 Ağustos 1571 tarihinde, Sicilya’nın Messina limanına ulaştı ve bir zafer tacının altından geçerek karaya çıktı. Limanına iki yüz geminin demirlediği kentin ileri gelenleri, genç amirale koşum takımları gümüş kakmalı muhteşem bir savaş atı hediye ettiler.

   Son derece tantanalı törenlerin ve olağanüstü şenliklerin yapıldığı kentin dar sokaklarını dolduran binlerce İspanyol ve İtalyan gemicinin başında Venedikli amiral Augustino Barbarigo, Cenovalı Giovanni Andrea Doria, Papalık amirali Marco Antonio Colonna, İspanyol amirali Bazan ve St. John Şövalyeleri vardı.

   Papa 5. Pius’un şahsi gayretleriyle bir araya gelen ama birbirine şüpheyle bakan müttefik donanmasının subayları toplantı halindeyken, kentin içine dağılan İtalyan ve İspanyol denizcileri arasında yer yer kavgalar çıktı, kılıçlar, kamalar kınlarından çekildi, Napoli ve Messina sokaklarında askerler birbirlerini doğradılar, kan döküp can aldılar. Subaylar, kan akan sokaklarda yeniden düzeni sağlayabilmek için iki taraftan da askerleri asmak zorunda kaldılar.

   Ağustos sonunda Papa, özel temsilcisi Penna Piskoposunu Messina’ya gönderdi. Don Juan ile görüşen temsilci, Türk gücünü Akdeniz’de ezmesi ve kesin bir zafer kazanması halinde bağımsız bir taçla ödüllendirileceği vaadini genç amirale bildirdi.

   Birleşik Haçlı donanması, Osmanlı donanmasını aramak için 25 Eylül 1571 günü Messina limanından ayrıldı. Don Juan’ın kendi buyruğunda yetmiş iki İspanyol, altı Malta ve üç Savoie Dükalığı kadırgası vardı. Amiral Colonna komutasındaki Papalık donanmasına ait on iki kadırga ile Venedik Cumhuriyeti’nin yüz iki dev kadırgası Sebastiano Veniero komutasında mavi suları yararak ilerliyordu. Sicilya valisi Amiral Jean de la Cerda sekiz hafif kalyonu ile Haçlı donanmasının önünde yol alıyordu. Andre Dorya’nın yeğeni Giovanni Andre Doria ise elli dört Ceneviz kadırgasının başında Haçlı donanmasının öncü kuvvetini oluşturuyordu.

   Uzun, dar küreklerle yönetilen savaş gemileri olan kadırgalar Akdeniz’in durgun sularında bir kuğu gibi süzülürken, Korfu’ya saldırdıktan sonra Haçlı donanması ile uygun bir savaş alanı arayan Osmanlı donanması da İnebahtı Körfezi’e çekilip demirlemişti.

   Mart ayından beri denizde olan Kaptanıderya Müezzinzade Ali Paşa’nın askerleri yorulmuş, gemileri yosun ve kabuk bağlamıştı. Adriyatik akınlarında çok yıpranan Osmanlı donanmasının gemileri bakım, yorulan askerleri ise terhis olmak istiyordu. Sefer mevsiminin geçtiğini düşünen askerlerin arasında firarlar da yaygınlaşmaya başlamıştı.

   Osmanlı donanmasının yerini ve gücünü bilmeyen Haçlı donanmasının öncüleri 7 Ekim günü İnebahtı Körfezi’nin içindeki sayısız kadırganın yelkenlerini fark ettiler. Deniz üzerinde savaşın mevsimi geçmişti ama iki taraf için de bu savaş artık kaçınılmaz olmuştu. Cesur fakat deneyimsiz bir Kaptanıderya olan Ali Paşa’nın komutanları arasında Cezayirli Uluç Ali Paşa, Trabluslu Cafer Paşa ve Barbaros’un oğlu Hasan Paşa vardı.

   Osmanlı donanmasını fark edince hemen geri dönmeye çalışan Haçlı öncülerini gören Pertev ve Hasan Paşa durumu Ali Paşa’ya bildirdiler. Kaptanıderya’nın gemisinde yapılan toplantıda deneyimsiz tayfaların ve kara kuvvetlerinin savunma halinde daha iyi vuruşacaklarını düşünen paşalar, düşmanı İnebahtı Körfezi’nde beklemeyi kararlaştırdılar. İnebahtı iyi tahkim edilmiş, etrafı surlarla çevrelenmiş, körfezin iki ucuna top tabyaları yerleştirilmiş güvenli bir limandı. Gerekli buyrukları veren Ali Paşa yelkenleri fora ederek Haçlı donanmasını karşılamaya çıktı.

   Kaptanıderya’nın manevrasını gören Don Juan, Amiral gemisinin kıç direğine kare bir yeşil bayrak çektirdi. Bayrağı gören müttefik amiralleri kadırgaların toplarını doldurttular ve denizin üstünde düzgün bir hat halinde sıralanıp savaşa hazırlandılar.

   O gün hava baharın en iyi günlerinde bile görülemeyecek kadar güzeldi. Parlak sonbahar güneşi dalgaların üzerinde parıldıyordu. İki donanma birbirine doğru ilerlemeye başladı. Kurt denizci Giovanni Doria, Haçlı donanmasının sağ kanadı ile körfezin önündeki adaların kayalıklarına doğru ilerlerken Venedik Amirali Barbarigo ise merkezdeki adanın solundan ilerleyerek körfeze dökülen ırmağın ağzına yakın olan bölüme çıktı.

   Haçlı donanmasının esas gücünü arkasında sürükleyen Don Juan yeni ay biçiminde yer tutan sağ ve sol kanatlarını dikkatle izliyordu.  Karşılıklı birkaç top atışının ardından birbirine yaklaşan iki donanmanın kadırgaları yakın bir mesafede durdular.

   Haçlı kadırgalarında Hıristiyanlar için kürek çekmek zorunda kalan Müslüman esirler Osmanlı donanmasının başarısı için Allah’a yalvarırken; Osmanlı donanmasında kürek sallayan Hıristiyan forsalar da, Haçlı donanmasını zafere götürmesi için Hz. İsa’ya dualar ediyorlardı.

   Vakit öğleye yaklaşmış, batıdan esen sabah rüzgârı dinmiş, denizin üzerindeki altı yüz kadırganın ilerleyebilmesi forsaların bilek gücüne kalmıştı.

   Meşin kırbaçlar forsaların sırtlarında şaklamaya başlayınca hareketsiz duran iki filo, sakin denizin üstünde hızla kayarak savaş hattına doğru ilerledi. Kısa sürede Haçlı donanmasının sol kanadı ile Osmanlı donanmasının sağ kanadı birbirine yaklaştı, ölmeye ve öldürmeye hazırlanan yüz kırk bin dolayında savaşçı deniz üstünde karşı karşıya geldiler.

   Hilal şeklinde dizilen Osmanlı donanmasının sağ kanadını yöneten Barbaros’un oğlu Hasan Paşa’nın askerlerinin çoğu kara kuvvetlerinden oluşuyordu. Kadırgaların top mazgalları bir ateş ve ölüm yağmuru boşaltmaya başlayınca bir dizi parlama oldu, demir gülleler ile vurulan kadırgalar alev alev yanmaya ve sonra da batmaya başladılar. Karşılıklı top atışlarından sonra kadırgalar iç içe girince kancalar atıldı ve kalkanları ayna gibi parıldayan, kılıçları çekili Türk denizcileri, Haçlı kadırgalarının üst güvertelerine çıkmaya başladılar.

   Cayır cayır yanan kadırgalardan yayılan kara dumanının içinde kalan Venedikli Amiral Barbarigo’nun kadırgası da Osmanlı kadırgaları tarafından kuşatılmıştı. Amiral gemisinin güvertesinde korkunç bir çarpışma sürüyor, vurulan Haçlı ve Türk askerleri kanlar içinde devriliyor, vuruşmayı sürdüren askerler, dökülen kanlardan kayganlaşan güverteden birbirini denize atıyor, yüzme bilmeyenler derin sularda hemencecik boğuluyordu.

   Savaş, tüm hızıyla sürerken havada uçan bir ok, gemisinin pruva güvertesinden askerlerine emirler yağdıran Amiral Barbarigo’nun sağ gözüne saplandı. Kanlar içinde sırtüstü devrilen amiral oracıkta can verdi.

   İki filo karşılaşınca denizin durgun suları çalkalanmaya başlamıştı. Birbirine doğru ilerleyen kadırgalar birbiriyle çarpışıyor, oklar, kargılar, kurşunlar havada uçuşuyor, vurulan askerler düşüyor, subaylar bağırıyor, yaralı kadırgalar denizin dibini boyluyor, tutuşan denizin içinde çırpınan askerler ve forsalar tutunacak sağlam bir tahta parçası arıyordu.

   Yanan denizin üstünde süren korkunç vuruşmanın ortasından geçen Kaptanıderya Ali Paşa, Don Juan’ın yeşil bayraklı Amiral gemisine bordalamak için, ağır kadırgası ve beş yüz levendi ile Haçlıların Amiral gemisinin üzerine yöneldi. Don Juan, muazzam karmaşanın içinden hızla geçerek üzerine gelen büyük kadırgayı görmüştü. Don Juan’da kadırgasının hızını arttırdı. İki güçlü kadırga, şiddetle birbirine çarptı, çarpmanın şiddetiyle yara alan iki kadırga sarsılıp birbirinden ayrıldı ve sonra tekrar yan yana geldi.

   Çevrelerini duman ve ok bulutu kaplayan iki kadırga çok kanlı bir dövüşe sahne oluyordu. Kadırgaların güvertelerinde kan gövdeyi götürüyor, küpeşteden denize yuvarlanan yaralılar, dalgaların arasında birbirini boğazlamayı sürdürüyordu. Güverteleri cesetle dolan kadırgaların dümenlerinden ve küreklerinden kan sızıyor, deniz akan kanlardan bulanıp renk değiştiriyordu.

   Müezzinzade Ali Paşa ve Don Juan, suyla ateşin birleştiği, kadırgaların ateş fırtınası ile sarmalandığı, kül ve dumanın havada savrulduğu o kargaşalığın içinde birbirlerini arıyorlardı. Tam karşılaşacakları sırada İspanyol kadırgasından açılan top ateşi Kaptanıderya Ali Paşa’yı seren direğinin dibine yatırdı. Ali Paşa’nın kılıcı elinde yere serildiğini gören İspanyolların zafer çığlıkları ve Osmanlıların acı haykırışları bir anda gök kubbede uğuldamaya başladı.

   Sevinçten etekleri zil çalan Don Juan, kanlar içindeki Ali Paşa’nın cesedinin üstünden geçip, hâlâ dövüşmeye devam eden bir avuç Türk levendin üzerine atıldı. Türk paşasının başına üşüşen İspanyol denizciler, baltaları ile cansız yerde yatan Ali Paşa’nın başını kestiler ve vuruşmaya devam eden Osmanlı askerlerine gösterdiler.

   Türk denizcileri teslim olunca Don Juan’ın emri ile Ali Paşa’nın kadırgasında dalgalanan Osmanlı bayrakları ve sancakları indirildi, ana direğe büyük bir haç çekildi. İspanyollar, Ali Paşa’nın kellesini götürüp genç amirallerine sundular. Paşa’nın kellesini korkuyla geri iten Don Juan, kesik başı derhal denize atmalarını söyledi ama askerleri emrini dinlemediler ve savaşmaya devam eden Türk askerlerini korkutmak için, Paşa’nın kellesini seren direğinin tepesine çivilediler.

   İnebahtı Körfezi’nin önünde yapılan savaş dört saat sürmüş, Akdeniz’in hırçın dalgaları otuz bin Türk askeri ile on bin Hıristiyan askerini yutmuştu. İnebahtı Körfezi’nden Korint Kıstağı’na kadar her santimetrekaresi yanan denizin üstünde sayısız ceset ve top atışlarıyla parçalanan yüzün üzerinde kadırganın dumanlar tüten alevli parçaları yüzüyordu.

   İnebahtı’da on iki bin Türk esir alan Venedik, kısa bir süre sonra İstanbul’a bir elçi gönderdi. O zamana kadar Osmanlılar karşısında en büyük zaferi kazanmış olan Venedik’in elçisi Barbaro’yu kabul eden Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa, kibirli Venedik elçisini sarayın terasına çıkardı ve yüzünde geniş bir gülümseme ile elçiye doğru döndü.

   "Barbaro, İnebahtı’da uğradığımız bozgundan sonra gücümüzün ne derecede olduğunu gel de kendi gözlerinle gör! Fakat şunu bil ki, sizin kaybınız ile bizim kaybımız arasında büyük fark vardır. Kıbrıs’ı almakla biz sizin bir kolunuzu kestik. Siz donanmamızı yok ederek yalnızca sakalımızı traş etmiş oldunuz. Kesilen kol asla yerine gelmez, oysa traş edilen sakal, eskisinden daha gür çıkar."

Hasan ERDEM

Not 1: Dünyanın en büyük deniz savaşlarından biri olan ve dört saat süren İnebahtı, biz Türkler için ağır bir yenilgi, batılılar için büyük bir zafer oldu.

Not 2: İnebahtı zaferinin Venedik için boş bir zafer olduğu daha sonra anlaşıldı, çünkü Venedik Türklere kaptırdığı Kıbrıs’ı asla geri alamadı.

Not 3: Osmanlı devletinin bir yıl içinde yüz elli kadırgalık yeni bir filo inşa etmesi ve donanmayı yeniden toparlaması, tüm Avrupa’yı şaşırttı.

Not 4: Savaştan sonra İspanyolların eline geçmiş olan Tunus, İnebahtı’dan üç yıl sonra, Türkler tarafından geri alındı.

Not 5: Osmanlı donanmasının uğradığı büyük bozgunda altmış Türk kadırgasını kurtarmayı başaran Uluç Ali Paşa, kafası kesilen Ali Paşa’nın yerine Kaptanıderya’lığa getirildi ve Sultan 2. Selim kendisine “Kılıç” lakabını verdi.

Not 6: Don Kişot’un yazarı Miguel de Cervantes, bu amansız savaşta İspanyol teknesi Marguese’nin güvertesinde çarpıştı, arkebüz tüfeği mermisi ile iki kez göğsünden vuruldu ve sol kolunu kaybetti.

 Not 7: Avrupalı Katolikler 1571 tarihinden beri her yıl 7 Ekim tarihinde Vatikan’da toplanıyorlar ve Osmanlı donanmasının yenildiği İnebahtı deniz zaferini kutlamaya devam ediyorlar.

  

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

12033117