Tartışma

Şerif Mardin'in ardından....

Geçtiğimiz hafta, Türk Bilim câmiâsının önde gelen simâlarından Prof.Dr. Şerif MARDİN, 90 yaşında vefat etti. Hoca'nın vefatından sonra,, hakkında olumlu-olumsuz pek çok değerlendirme yapıldı. Aşağıda, dikkate değer bulduğumuz iki değerlendirmeyi, dostlarımızın takdirine sunuyoruz...

***** 

 

Prof.Dr. İlber ORTAYLI: Şerif Mardin Hep Zoru Deneyen Bir Düşünürdü[i]

***

Mülkiyedeki talebelik yıllarında Şerif MARDİN' in öğrencisi de olan Prof. Ortaylı, Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesinde, Şerif MARDİN hakkında şunları yazdı.

***

HAFTA içinde Türkiye’de fikir dünyasının geniş yelpazesindeki birçok insanı etkileyen ve ilginçtir ki resmen hocalığını da yapan profesör Şerif Mardin’i ebediyete uğurladık. 1927 İstanbul doğumluydu. Dışişlerinin mensuplarından Şemsettin Mardin Bey’in ve Reya Hanım’ın oğludur. Reya Hanım, ‘İkdam’ gazetesi sahibi Ahmet Cevdet Bey’in kızıdır. (Birçoğunun tekrarladığı gibi Ahmet Cevdet Paşa’nın değil.) 

Şerif Mardin, orta tahsilini Galatasaray’da tamamlamıştı. Bu mektebin Fransızcası gerçekten mükemmel birkaç mezunundan biridir. ABD’de Stanford Üniversitesi’nde lisans, Johns Hopkins’te master ve yine Stanford’da doktorasını yaptı. Doktora tezi, yani ‘Genç Osmanlı Hareketi’ ona Anglosakson muhitlerde bir şöhret sağladı. Tez, 1962 yılında basıldı. 

SİYASETE DE GİRDİ

Mardin, uzun yıllarını Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde geçirdi. Mutadı hilafına aktif siyasete de bu fakültenin kadrolarındayken katıldı. Hürriyet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. Turan Feyzioğlu’nun fakülteden uzaklaştırılmasını protesto edenlerle birlikte istifa etmişti. Kısa zamanda siyasetten vazgeçti, tekrar fakülteye döndü. 

1968-69’da Siyasal Bilgiler’de talebesi oldum. Siyasi fikirler tarihini ne Türkiye’de ne de sonraları izlediğim, talebelik ve misafir profesörlük yaptığım birçok Batı üniversitesinde bu kadar iyi anlatan birini gördüm. Batı siyaset ve felsefe literatürüne hâkimdi, belirli bir doğrultudaki siyasi metinleri okumaktan başka alışkanlığı olmayan öğrencileri klasiklere de yönelten ciddi bir hocaydı. Sonraları Boğaziçi’ne ve Washington’a yöneldi. 20 yılı aşkın kadrosunda bulunduğu Mülkiye’nin talebesi ona hayrandı. Fakülteninse onun ne olduğunu anladığı kanısında değilim. Yalnız Türkiye’nin değiştiği şuradan belli: Artık insanlar kurumlarının dışında da aranmaya ve düşünülmeye başlıyor. Şerif Mardin buna rağmen onu anladığını sananlar tarafından da yanlış anlaşıldı. Bazı halde modern bir düşüncenin dirilişi, bazı çevrelerde ise Türkiye’nin çağdaşlaşmasını eleştiren biri olarak değerlendirildi. Ne o ne de diğeri... "Türkiye’yi bütün taraflarıyla gözleyip anlayalım" dedi. Bu çok zor bir iştir. Mardin, bu zor işi deneyen ve zorlukları aşmaya çalışan bir düşünürdü.

 *****

 

 

Prof.Dr. Ali Yaşar SARIBAY: Şerif Mardin neden büyük bir isimdir?[ii]

***

Uludağ Üniversitesi, İ.İ.B.F., Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, Siyasal ve Sosyal Bilimler ABD öğretim üyesi Prof.Dr. Ali Yaşar SARIBAY ise, Şerif Mardin hakkında şu değerlendirmeleri yaptı;

***

Türkiye’de sosyal bilimcilerin çoğu, Şerif Mardin’in rahle-i tedrisinden dolaylı veya dolaysız geçmiştir. Kendi akademik hayatlarını inşa etmede birçok sosyal bilimci (özellikle sosyologlar ve siyaset bilimciler) Hoca’nın etkisini, yol göstericiliğini inkâr edemez. Böyle önemli bir etki nereden kaynaklanmaktadır? Başka bir deyişle, Hoca’yı sosyal bilim camiasında idol haline getiren faktörler nelerdir? Bu soruları Hoca’nın rahle-i tedrisinden dolaylı geçmiş, onun fikirlerini, yaklaşımını benimsemiş biri olarak cevaplamak durumundayım. İnanıyorum ki, cevabım "öznel" (sübjektif) veya "şahsi" sayılmayacaktır, çünkü aşağıda belirteceğim noktalar, tanıdığım birçok meslektaşımın paylaştığını bildiğim kanılarını da temsil kabiliyetine sahiptir.

Doktora yıllarımda din olgusunu çalışmak istiyordum. Modernleşme teorilerinin hâkim olduğu bir dönemdi ve o teorilere göre bir toplum modernleştikçe ortaya çıkacak en önemli sonuç, "dinin gerilemesi" idi. Oysa, Türkiye’de durum bu iddianın tersini gösteriyordu: 1970’de Milli Nizam Partisi kurulmuş, halefi Milli Selamet Partisi 1973’te CHP ile koalisyon ortağı olmuştu. Dolayısıyla, din gerilememiş, parti politikası şeklinde yükselmişti. Neden böyle olduğunu anlamak üzere, genelde din, özelde İslam üzerine yapılan çalışmaları okumaya yoğunlaştım. Şerif Hocanın Din ve İdeoloji kitabı (1968’teki ilk baskısı) bu esnada karşıma çıktı. Bir çırpıda okudum, tabiri caizse, çarpıldım! Çarpıldım, çünkü o dönemler Türkiyesinde din konusu gericilik-ilericilik kıskacına sıkıştırılmış bir kör döğüşü gibiydi. Nitekim, daha herhangi bir akademik ehliyete sahip değilken, Toplum ve Bilim dergisinin 3. sayısında çok tanınmış bir profesörün din konusundaki kitabını eleştirdim. Kitap, Şerif Hoca’nın haklı olarak küçümseyici bir dille nitelediği, dine "ayağı kokmuş imam" yaklaşımının tipik örneğiydi. Din ve İdeoloji’yi bir daha okudum ve kendi doğrultumun yönünü tayin etmeye giriştim. Okudukça, Hoca’nın diğer çalışmalarına yöneldim ve bir bütün olarak o çalışmaların birçok meseleyi tahlil yanında, esasen nasıl sosyal bilim yapılır telkinini de işlediğini anladım.

Kendisi açıkça ifade etmese de Şerif Hoca’dan alınabilecek telkinler (dersler) şunlardı:

1. "Sosyal Bilim" yapmak, her şeyden önce, yaklaşılan olguyla araya bir mesafe koymayı gerektirir. Bu bir olguyu "anlamak" için önemli bir koşuldur.

2. O mesafeyi berrak hale getiren, sadece mensup olduğumuz disipline mutaassıp şekilde bağlı kalmak değil; bakışımızı diğer disiplinlere, hatta "akademik" olmayan alanlara doğru esnetebilmektir. Nitekim, Hoca’nın bütün çalışmaları bu anlayışın tipik örnekleridir. Mesela, Din ve İdeoloji’de bu çok belirgindir: Sosyolojiden psikolojiye, siyaset biliminden dilbilime, vs. uzanan bir zemin karşımıza çıkar o kitapta.

3. Toplumsal/siyasal olanın köklerini sosyal ve kültürel yapıda aramak, bulgularımızın şaşırtıcı etkisine mahkum olmamak, söz konusu etkiyi öncelikle "anlamaya" çalışmak. Zaten, olgular karşısında baştan oluşturduğumuz mesafe de onları "anlamak" içindir. Bununla beraber, anlamak, anlayış göstermeyi zorunlu kılmaz ki, bu da, sosyal bilimciden beklenen bir tavır olmalıdır.

4. Sosyal bilimin toplumun ve o toplumun tarihinin kendi içinden geçen bir şekilde icra edilmesi: Topluma dışarıdan değil, içeriden bakmayı bilme gereği. Hoca’nın Bediüzzaman Said Nursi Olayı çalışması bu anlayışın bir örneğidir. Böyle bir olayı Hoca, "anlama" ekseninde ele almıştır. Fakat, bazı çevreler bu yüzden Hoca’yı "Nurcu" olarak yaftalamış, bazıları da Nurculuk hakkında göstermesi gereken anlayışı kıt bulmuştur! Oysa, Hoca, dinî bir figürün ve onun yön verdiği hareketin tahlilinin nasıl yapılması gerektiğine dair bir çerçeve ortaya koymuştur. En anlaşılmaz olanı da bu olmuştur; TÜBA üyeliğinin reddi bu hususta çok açık ve acıklı bir kanıttır.

5. Şerif Hoca, sosyal bilim dilini kullanmada ve olguları tahlil etmede edebiyattan da yararlanılmasını öğretmiştir. O kadar ki, büyük bir samimiyetle şunları söyleyebilmiştir: "Ahmet Haşim’in bir dizesi, benim kitaplarca anlatmak istediğimden daha izah edici güce sahiptir." (Mealen aktarıyorum). Bu bağlamda, sembolik ifadeye verdiği önem, metafor kullanma hassasiyeti açık şekilde kendini gösterir. "Mahalle Baskısı", "Sivil Toplum: Bir Batı Rüyası" Hoca’nın bu anlayışının nişaneleridir.

6. Batılı sosyal bilim literatürüne şüphesiz çok hakim olan Hoca, Batı’da geliştirilen kavramların odağından kendi toplumumuza baktığımızda nasıl bir manzara görebileceğimizi kendisine mesele edinmişti. "Sivil Toplum" bunlardan birisiydi. Şerif Hoca için, tıpatıp bu kavramın anlattığı olguya tekabül etmese de hangi yapıların benzer bir mekanizma olduğunu araştırdığında, tarikatları gündeme getirmiştir. Belli bir süre sosyal bilimcilerimizin çoğuna bu tespit cazip gelmiştir. Buna karşılık, tarikatların kendi tarihselliğinde incelendiğinde "secondary structures" (İkincil Yapılar) mahiyetini taşımadığına dair eleştiriler, Hoca’nın kavramı yeniden ele almasına yol açmıştır. Nitekim, daha sonraları İngilizce yazdığı bir makalesinde sivil toplumu, bir "Batı Rüyası" olarak nitelemiş; bir anlamda tarikatlara ilişkin benzetmenin eleştirisini yapmıştır. Varılan noktada, Şerif Mardin, evrensel sayılan ile yerel olanın çarpıştırılmasının gerekliğini ima eden bir yönü işaret etmiştir.

Bu noktalar elbette çoğaltılabilir. Sıcağı sıcağına acı bir kayıp, daha ayrıntılı düşünmeyi ister istemez engelliyor. Ölümü bizleri hüzne boğsa da sosyal bilimin nasıl yapılması gerektiğine dair bıraktığı zihni mirasın değerini bilmemize, korumamıza ve geliştirmemize dair önemli bir uyarı olarak kabul edilmelidir.

-------------------------------------------------------------

[i] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/100-yil-once-haydarpasada-buyuk-patlama-40574304

[ii] http://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/09/07/serif-mardin-neden-buyuk-bir-isimdir/

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Tartışma

Güncel Yazılar

Abdülkadir İLGEN
Ahmet URFALI
Ahmet YAVAŞ
Ayşe SAMİHA
Bekir FUAT
Ceyhan DÜZGÜN
Esat ARSLAN
Fuat YILMAZER
Hasan Fevzi BATIREL
Hilmiye KETENCİ
Kadriye ÖNKUZU
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Mehmet Saffet SARIKAYA
Mete ARTAR
Metin AKGÜN
Mevlüt UYANIK
Mustafa ÇAKIR
Mustafa DELİKURT
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Nuh Muaz KAPAN
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Şahver ÇELİKOĞLU
Sait BAŞER
Turgut GÜLER

Medeniyet Tasavvuru

Bedi GÜMÜŞLÜ
Celal KIRCA
Durmuş HOCAOĞLU
Dursun AYAN
Ernur GENÇ
Fazıl KARAHAN
Hanifi ÖZCAN
Harun ÇAĞLAYAN
Hilmi DEMİR ve Songül DEMİR
Mehmet KARAGÜL ve Ömer AÇIKGÖZ
Michael HARALAMBOS
Nadim MACİT
Necati ÖNER
Nilgün CELEBİ
Orhan KAVUNCU
Ramazan TURAN
Selami KILIÇ
Şennur ÖZDEMİR
Temel ÇALIK ve Emre ER
Vefa TAŞDELEN

Şiir Yarışması

ilan1

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

4576276