Abdulkadir BAŞ
Gök aradık tuğlara,
Türk’ü yazdık çağlara,
Aşk atını dağlara,
Yıldırım’ca sürdük ya!
***
Yürürken Oğuz Boyu,
Bilmedi hiç korkuyu,
Gökçek Anadolu’yu,
Adaletle ördük ya!
Mehmet Ali KALKAN
1071 yılında kazanılan Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu vatanlaştırılmaya başlanmıştır. Roman Diogen’le yapılan anlaşmanın Doğu Roma İmparatorluğu tarafından reddedilmesiyle, Sultan Alparslan kendisine gösterilen bu tutuma karşı fetihte görev alan komutanlarına Anadolu’yu ikta olarak paylaştırmakla cevap vermiş ve hızlı bir fetih mücadelesi ile beylikler kurulmaya başlanmıştır. Bu beyliklerin en önemlileri; Danişmendliler, Saltuklular, Artuklular, Mengüceklilerdir.
DANİŞMENDLİLER
Anadolu’da kurulan beylikler arasında en güçlülerinden biridir. Sivas, Kayseri, Tokat, Amasya ve civarında hüküm sürmüşlerdir. Beyliğin kurucusu Danişmend Ahmet Gazi’dir. Danişmend Gazi 1063’ten itibaren Sultan Alparslan’ın hizmetine girmiştir. Malazgirt Zaferi’nden sonra kendisine ikta olarak verilen Sivas’ı alarak Danişmend Beyliği’ni kurmuştur.[1]
Genel tarih yazımı Danişmendlileri çoğunlukla Malazgirt sonrası bir “iskân gücü” olarak konumlandırsa da, tarihi veriler ve Danişmendnâme gibi kaynaklar, bu topluluğun Azerbaycan/Karabağ havzasından Anadolu’ya uzanan çok daha köklü bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Danişment Gazi önderliğindeki Türkmen kitlelerinin, Malazgirt öncesi dönemde 1048-1070 arası Sivas, Niksar, Tokat ve Malatya gibi önemli merkezlere yönelik gerçekleştirdiği akınlar, bu bölgelerin Doğu Roma savunma direncini kırmış ve kalıcı fetihlerin zeminini hazırlamıştır.
Türk devlet geleneği gereğince bir bölgeyi ele geçiren komutana, fethettiği bölgenin yönetimi verilmekteydi. İlk dönem Anadolu’da kurulan beylik ve devletler de bu şekilde ortaya çıkmıştır. Bu beylikler arasında en büyüğü Danişmendlilerdi. 1080 yılında Sivas merkez olmak üzere kuruldu. Kurucusu, Melikşah’ın komutanlarından Danişmentoğlu Ahmet Gazidir. Bizans ve Haçlılara karşı mücadele etmişlerdir. Haçlıların Doğu’ya ilerlemesini durduran Danişmendliler, yaptıkları mücadeleyi (Danişmendname) destanlaştırmışlardır. Anadolu Selçukluları ile en fazla mücadele eden beyliktir. Danişmentlilerin varlığına 1178 tarihinde Anadolu Selçuklu hükümdarı II. Kılıç Arslan son vermiştir.[2]
DANİŞMENDLİ BEYLİĞİ’NİN KURULUŞU VE GENİŞLEMESİ
1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’nun Türklere vatan yapılmasında büyük hizmetler başaran Danişmendliler, Büyük Selçuklu Sultanlığına bağlı olarak kurulmuş bir Türk beylik ve hanedanıdır. Beyliğin yayılma sahası Sivas, Kayseri, Tokat, Amasya, Niksar, Çorum, Malatya ve civarıdır. Devletin kurucusu Gümüştekin Ahmet Gazi, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan ve Melikşah’ın emirlerinden olup aynı zamanda Anadolu fatihi Süleyman Şah’ın da akrabasıydı. Danişmend ve Danışman lakabı ile tanınan babası Ali Taylu’nun Türkler arasında güzel sözlü, yol gösterici ve fikirlerine başvurulan bir muallim olduğu tarihlerde kayıtlıdır.
Osman Turan’a göre Dânişmend Gazi, Anadolu Fatihi Süleyman Şah’ın dayısı idi. Bu yüzden Büyük Selçuklu payitahtında Kutalmışoğullarının isyanına katılmış ve neticede Anadolu’ya sürülmüştü. Melikşah’ın takibine uğrayan Dânişmend Gazi de merkezden kaçan diğer beyler gibi, bir müddet Azerbaycan’da kalmış ve oradan da Anadolu’ya gelmiştir.[3]
ANADOLU’DAN ÖNCE DANİŞMENDLİLER
Oğuz Yabgu Devleti’nin X. Yüzyılın sonlarında yaşadığı siyasi çözülme ve iç karışıklıklar sonucunda, Üçok ve Bozok kollarına mensup Oğuz boyları batıya yönelmiş; önce Horasan ve Maveraünnehir sahasına göç etmişlerdir. Bu Oğuz/Türkmen unsurlarının Anadolu’ya ilk geçişleri XI. Yüzyılın başlarında, özellikle 1015-1021 yıllarında Çağrı Bey’in keşif seferleriyle başlamış, asıl yoğun ve kalıcı göçler ise 1040 Dandanakan Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir.
Türkistan ve Horasan sahasında Büyük Selçuklu Devleti’nin XI. yüzyıl ortalarından itibaren yaşadığı iç karışıklıklar ve Türkmen unsurların merkezî otoriteyle uyumsuzluğu, 1040’lı yıllardan itibaren Anadolu’ya doğru yoğun Türkmen göçlerini başlatmıştır. Bu göçler Malazgirt Savaşı’ndan önce başlamış olup, 1048 Pasinler Savaşı sonrası Anadolu’nun doğu ve orta kesimlerinde kalıcı yerleşimler oluşmuştur.
1018 yılında Çağrı Bey’in ilk Anadolu seferi ile keşfedilen bu topraklara 1071’e kadar sürekli seferler, akınlar yapılmıştır. 1048’den itibaren fethedilen yerlere kalıcı meskenlerle köyler kurulmaya başlanmıştır; ancak bu yerleşimler müstakil alanlarda ve sınırlı olmuştur. Emevi ve Abbasi sınır boylarında görev alan Türklerden sonra; yerleşmek amacıyla gelen ilk Müslüman Türk boyları, Türkistan’da Oğuz Yabgu Devleti’nde yaşanan karışıklıktan sonra 1040 yılında kazanılan Dandanakan Savaşı ile birlikte Türkistan’dan batıya doğru ilk göçlere başlamıştır. 1048’de Erzurum’da kazanılan Pasinler Savaşı ile birlikte bu tarihe kadar keşfedilen Anadolu’ya artık yerleşmek amacıyla göçler yaşanmıştır.[4]
DANİŞMEND AİLESİNİN KÖKENİ
Danişmend Ahmet Gazi’nin babası Ali Taylu, Selçuklu Devleti’nin kuruluş döneminde Horasan ve Harezm bölgesinde yaşayan nüfuzlu bir Türkmen ailesine mensuptur. Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış’a kızını gelin olarak vererek iki aile arasında akrabalık bağı kuruldu.[5] Beyliğin kurucusu Danişment Ahmet Gazi’nin kökenine dair en güçlü rivayetler, onun Karabağ (Arran) bölgesinden gelen bir emir olduğunu işaret eder. Babası Ali Taylunun Isfahanın fethiyle Selçuklularla birlikte Isfahana yerleştiği ve sarayda şehzadeleri eğittiği, Danişmend Ahmet Gazinin Azerbaycan’ın fethinde görev aldığı,1064’te Kafkas harekâtında Sultan Alparslan’la birlikte olduğu bilinmektedir. Karabağ, 11. yüzyılda Türkmen boylarının Anadolu akınları için bir “toplanma ve lojistik üssü” işlevi görmüştür.
Tufan Gündüz Danişmendlilerin kökeniyle ilgili yaptığı araştırmada bulduğu kaydı şu şekilde değerlendirmiştir. Danişmend Türkmenleri arasında bulunan 9 hânelik bir grup için “Evlåd-ı Sultan Seyyid Gazi” şeklindeki muafiyet kaydı, Danişmendli Türkmenlerinin, Danişmendi Beyliğini kuran aile ile bağlantısının olabileceğini düşündürmektedir. Bilindiği gibi VIII. yüzyılda Emevilerin, Anadolu’ya yaptıkları seferlerde yer alan ve kahramanlığı ile dikkati çeken Seyyid Gazi (Seyyid Battal Gazi)’nin Anadolu’da Bizans’a karşı yaptığı mücadeleler zamanla destani bir hüviyet kazanmış ve “Battalnâme” adıyla kahramanlık ihtiva eden menkıbeler mecmuası geleneğinin bir devamı olarak edebiyata mal olmuştur. Danişmendnâme de bahsedilen geleneğin bir devamı şeklinde ortaya çıkmış olup Melik Danişmend Gazi’nin etrafında gelişen olayla menkıbevi bir şekilde anlatmaktadır. Danişmendnâme’ ye göre, Danişmend Gazi, Battal Gazi’nin soyundan gelmektedir[6] ve “seyyidlik” payesine sahiptir. Buna göre, kendilerini Seyyid Gazi’nin evlâdı sayan ve bu hususu muhtemelen ellerindeki seyyidlik beratı ile ispatlayarak Osmanlı vergi sistemi içinde muafiyet elde eden bu ailenin, Danişmendli hanedanı ile bağlantısı olması gerekir. Bu durumda Danişmendli Türkmenlerinin, Danişmendli Beyliğinin bakiyeleri olduğu tezini kuvvetle savunabiliriz.[7]
KARABAĞ’DAN ANADOLU’YA
1064’te Sultan Alparslan’ın Azerbaycan seferinde, ordusuyla yanında olan ve sefer sırasında öncü kuvvetlerin başında Selçuklu ordusuna yol gösteren Danişmend Ahmet Gazi, Azerbaycan’ın Arran, Karabağ bölgesinde yerleşik iken, buradan batıya geçerek Aras nehri boyunca ilerleyerek Ahlat üzerinden Anadolu’ya giriş yapmıştır. İskân amaçlı başlayan bu göçler Anadolu’nun sadece askeri olarak değil, nüfus olarak da Türkleşmesini sağlamıştır.
Mükrimin Halil İnanç, Karabağ’ın bir askeri toplanma alanı olduğunu ve Danişmendlilerin bu kaynaktan beslendiğini savunur. Osman Turan, Danişmendliler ve torunları ile Karabağ’dan gelen Türkmen göçmenlerin Sivas-Kayseri hattındaki etkisini vurgular.
1054 Muradiye, Erciş; 1057 Malatya; 1058 Sivas; 1064 Ani ve 1067 Kayseri, Niksar ve Konya’nın fethiyle Oğuz Türkmen obaları Anadolu’ya sel olup akmaya başladı.[8]1068’de Doğu Roma İmparatoru Diogen (Romen Diyojen), Türkleri geldikleri yere geri göndermek için doğu seferine çıktı. 1069-1071 arasında Türklere karşı sürekli yığınak yapıp asker toplayan Doğu Roma, 26 Ağustos 1071‘de mutlak bir hezimete uğrayarak Sakarya hattına kadar geri çekilmiştir. Önceki bölümlerde savaşın sonuçlarını ayrıntılarıyla işlemiştik.
GÖÇ YOLU VE İŞBİRLİKLERİ
Karabağ (Gence-Arran) havzasından yola çıkan Danişmendli birlikleri, Aras Nehri boyunca ilerleyerek Ahlat üzerinden Anadolu’ya giriş yapmıştır. Bu süreçte ordu yapısı; Çavuldur, Bayat, Afşar ve Kınık gibi güçlü Türkmen boylarıyla takviye edilmiştir. Bu iskân odaklı göç, Anadolu’nun sadece askeri değil, demografik olarak da Türkleşmesini sağlamıştır.
Dânişmendlilerin faaliyetleri tesadüfi değil, Karabağ’da planlanan ve uzun yıllar Anadolu’ya yapılan seferlerle olgunlaşan, Malazgirt Zaferi’ne giden yolu açan ve zaferle ebedi yurdumuz olan Anadolu’nun vatanlaşmasını sağlayan uzun soluklu bir sefer ve zafer stratejisidir.
19 Haziran 1097’de 1. Haçlı Seferinde Haçlı ordularının Selçuklu başkenti İznik’i kuşatmaları üzerine Sultan I. Kılıçarslan’ın yardım talebine Danişmend Ahmet Gazi Selçukluya yardımcı olmuştur. 30 Haziran’da Eskişehir’de Haçlılara büyük kayıplar verdirmişlerdir.
Dânişmend Gazi’nin iyi bir komutan ve lider olmasının yanında Reşidüddin Fazlullah’ın ifadesiyle, Malazgirt Zaferi’nin kazanılmasında oynadığı rol de çok büyüktür. Dânişmend Gazi, Sultan Alp Arslan’ın 24 Ağustos Çarşamba günü için karar kıldığı taarruz gününün cuma gününe ertelenmesini isteyerek Sivas’ta bulunan Doğu Roma karargahına en güvenilir adamlarını gönderip, Doğu Roma ordusunda yer alan Peçenek ve Kıpçak Türklerinin, savaş anında Türk ordusuna katılmaları için gerekli görüşmeleri yapmış; aynı zamanda bütün Müslüman ülkelerde, savaşın yapılacağı cuma günü, bütün camilerde dua edilmesi fikrini ileri sürerek hem İslam âleminin manevi desteğini kazanmış hem de soydaşlarımızın da bizimle aynı safta yer almasını sağlayarak zaferin kazanılmasında büyük rol oynamıştır.[9]
Vedat Turgut’a göre Danişmend Gazi’nin Anadolu seferinde yanında bulunan gazilerden biri Süleyman bin Numan‘dır. (Kayırhan’ın atası) Harzemşah Celaleddin Mengüverdi’nin, 1230’da Yassıçemen’de Sultan Alaaddin’e yenilmesiyle, yerine Kır Ali Bey – Kayırhan geçti. [10] Kayırhan, Sultan Alaattin’in hizmetine girerek Harzem Türkmenlerini, Anadolu’da tesis edilen beyliklere yerleştirdi. Batı Anadolu Türk beyliklerinin atası olan Kayırhan, Sultan Alaattin’in son Sivas valisi idi.[11]Bu bilgilerden Danişmendlilerin Azerbaycan üzerinden Anadolu’ya gelişinde beraberlerinde Harezm Türkmenlerinin de olduğu anlaşılmaktadır.
MALAZGİRT ÖNCESİ ANADOLU AKINLARI
Danişmendliler, 1071 öncesinde Selçuklu’nun genel Türkmen politikası çerçevesinde “uç beyi” sıfatıyla bölgede yıpratma akınları düzenlemiştir. Danişmendlilerin faaliyetleri tesadüfi bir fetih hareketi değil; Karabağ’da planlanan, Malazgirt öncesi keşiflerle olgunlaştırılan bilinçli bir jeopolitik stratejidir.
Danişmendliler, Malazgirt Savaşı’ndan önce XI. yüzyılın ortalarından itibaren Anadolu’nun iç kesimlerinde aktif bir uç gücü olarak faaliyet göstermiştir. Danişmend Gazi’nin idaresindeki Türkmen grupları, özellikle 1048 Pasinler Savaşı sonrasında Sivas, Tokat, Amasya ve çevresinde hem askerî akınlar hem de kalıcı iskân hareketleri yürütmüştür. Pasinler savaşı ile Selçuklular Doğu Roma’yı ilk kez büyük bir meydan savaşında yenmiş, Anadolu’nun kapıları fiilen aralanmış ve bu tarihten sonra, akıncılar, Türkmen obaları, dervişler ve alp-erenler Anadolu’ya yerleşmeye başlamıştır.
Anadolu’ya Türk göçleri Malazgirt’ten en az 20–30 yıl önce başlamıştır.1040’lardan itibaren Erzurum, Erzincan, Sivas, Tokat, Amasya çevresinde Türkmen yerleşimleri oluşmuştur. Bu ilk iskân döneminde Danişmendliler, Mengücekliler ve Saltuklular öne çıkar. Bu durum, Danişmendli hâkimiyetinin Malazgirt’ten sonra ani bir şekilde ortaya çıkmadığını, aksine uzun süreli bir hazırlık ve yerleşim sürecinin sonucu olduğunu göstermektedir.
DANİŞMENTLİLERİN FETİH STRATEJİLERİ
Danişmendliler 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Ahlat, Sivas, Niksar, Reşadiye ve Koyulhisar yaylalarından hayvan sürüleriyle ve binlerce çadırıyla Canik dağlarına kadar iskan etmiş, Mesudiye, Melet vadisinden batıda Samsun’a, doğuda Vakfıkebir’e kadar inerek Kommenosları sadece Ortahisar’da serbest hareket edebilecekleri dar bir alana sıkıştırmışlardır. Anadolu’nun Türkleşmesi tarihinde Danişmendliler, hem askeri hem de kültürel açıdan müstesna bir yere sahiptir. Danişment Gazi, beraberindeki geniş aşiret gücüyle bu bölgeden hareket ederek Anadolu’nun fethinde kilit rol oynamıştır.
Fetih için ilk defa Anadolu’ya giren Gümüştekin Ahmet Gazi; başta Malatya olmak üzere Sivas, Kayseri ve Yeşilırmak havalisini feth ederek ilk defa bu bölgeleri Türklerin hâkimiyeti altına almış ve devletini kurmuştur. Onun gaza arkadaşları Turasan, Artuk, Kara Tekin, Çaka, Çavuldur ve Kara Tonga idi.[12]
Danişmend Gümüştekin Ahmet Gazi tarafından 1080-1085 yılları arasında Sivas merkez olmak üzere Amasya, Çorum, Tokat, Niksar, Kayseri, Develi, Zamantı ve Elbistan’da kurulan beylik,[13] zamanla kuzeye doğru genişleyerek Trabzon ve çevresini hâkimiyet altına almaya çalışmıştır.[14] Bu doğrultuda Bizans İmparatorluğu’nun elinde bulunan Bayburt‘u 1098’de, Canik ve havalisini ise 1138’de ele geçirmiştir. Danişmendlilerin Samsun ve çevresini ele geçirmesiyle beylik ilk defa bir liman şehrine sahip olmuştur.[15]
Türkmenlerin Danişmendli Beyliği’nin öncülüğünde iki kol halinde taarruza geçerek batıdan Sinop’a, güneyden ise Aybastı Perşembe Yaylası üzerinden Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine kalabalık bir şekilde indiği bilinir. Yörede Danişmend Türkmenleri ile Doğu Roma İmparatorluğu arasında ilk askeri mücadelelerden biri (Aybastı Perşembe Yaylası ile Korgan Yaylalarında) vuku bulmuştur.[16]

Perşembe yaylası

Perşembe yaylası Şehitliği
Danişmendlilerin Anadolu’da yerleştikleri ve ilk başkentlerini kurdukları yer, Sultan Alparslan’ın ikta olarak verdiği Sivas’tır. Ancak fetih alanı olarak diğer Türk beylikleriyle çatışmamaları için, iskâna açabilecekleri en yakın düşman toprağı Trabzon Rum Tekfurluğudur. Trabzon’a giden yol için öncelikle Canik bölgesinin feth edilmesi gerekmektedir.
Gümüştekin Ahmed Gazi, Sivas’a geldiği zaman, şehir harap bir haldeydi.
Sivas’ı kolaylıkla ele geçirdikten sonra fetihlerini Yeşilırmak havzasına kadar genişletti. Sonra da Selçuklu kaynaklarında “Dânişmend ili” olarak belirtilen bölgelerde devletini kurdu[17].
SELÇUKLU DANİŞMENDLİ AKRABALIĞI
İbnü’l Kemal’in Keşfü’l-Akabe adlı eserine göre Danişmend Ahmet Gazi, Isfahan’dan Anadolu’ya gelen bilge bir kişidir. Danişmendli emirliğinin Anadolu’da yerleşik tarım kültürünü başlatan ilk beylik olması, bu beyliğin önemini daha da artırır.[18]
Danişmendiler ile Selçuklular arasında akrabalık bağı olduğu, dönem tarihçileri tarafından dile getirilmiştir. Gazneli tarihçi Beyhaki; Selçuklular tarafından Gaznelilere elçi olarak gönderilen ve Danişmend Ahmet Gazi’nin babası olan Buharalı Danişmend Ali Taylu’nun hanedan ailesi ile akraba olduğunu ifade eder[19].Beyhaki’nin verdiği bilgi İbn Şeddad, Ebu’l Farac ve İbn Şıhne tarafından tekrarlanmıştı. İbn Hamdun Danişmend Ahmet Gazi’nin, Süleyman Şah’ın dayısı olduğunu belirtir. Selçuklu Sarayı’nda eğitici, atabeylik ve elçilik görevi yapacak kadar güvenilir biri olan Buharalı Ali Taylu, Selçuk Bey’in sağlığında yani 1007’ye kadar Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış’a kızını vererek Büyük Selçuklu Hanedanlığı ile akrabalık bağını başlatmıştır. Danişmend Ali Taylu, Gazneli devleti ile Büyük Selçuklu imparatorluğu arasında diplomatik ilişkileri yürütmüş, 1051’de Isfahan’ın alınmasıyla Isfahana gelmiş ve şehzadelere Atabeylik yapmıştır.
Niğdeli Kadı Ahmet, Danişmend Gazi’nin, Sultan Melik Şah’ın hemşirezadesi; yani kız kardeşinin çocuğu olduğunu yazar.[20] Ancak burada geçen “Danişmend” ifadesi; devletin yöneticilerinin bir üst kimliği, unvanı olduğu için hangi “Danişmend” olduğunu açıklamamıştır. Bu durumda ya Buharalı Danişmend Ali Taylu Sultan Alparslan’ın kızıyla evlenmiş olmalı ya da oğlu Danişmend Ahmet Gazi bu evliliği yapmış olmalı. Bu konuya açıklık getiren Sefer Solmaz’a göre “Hemşirezade” kelimesinin o günkü kullanımına bakarak, bu evliliğin Sultan Alparslan’ın kız kardeşiyle babanın yapmış olması gerektiğini, yani Buharalı Ali Taylu’nun Alp Arslan’ın kız kardeşi ile evlenmiş olabileceğini ifade etmektedir.[21] Buna göre Danişmend Ali Taylu, Çağrı Bey’in kızı ile evlenmiş olmalıdır.
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Danişmend Gazi maddesine göre; İbn Hamdun ile İzzeddin İbn Şeddad Danişmend Gazi’nin Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleyman Şah’ın dayısı olduğunu söylerler, buna göre Süleyman Şah Danişmend Ahmet Gazi’nin yeğeni olmaktadır.[22]
1. HAÇLI SEFERİ VE SELÇUKLU-DÂNİŞMEND YARDIMLAŞMASI
19 Haziran 1097‘de 1. Haçlı Seferi’nde Haçlı ordularının Selçuklu başkenti İznik’i kuşatmaları üzerine Sultan I. Kılıçarslan’ın yardım talebine Dânişmend Ahmet Gazi Selçukluya yardımcı olmuştur. 30 Haziran’da Eskişehir’de Haçlılara büyük kayıplar verdirmişlerdir.
TÜRKİYE SELÇUKLULARI İLE DANİŞMENDLİLERİN HUSUMETİ
1101 yılındaki Haçlı Seferinin Niksar’ı hedef alması üzerine, Danişmend Ahmet Gazi Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan’dan yardım istemiş ve zafer kazanırlarsa çeşitli ganimetlerle birlikte kızını da Sultan Kılıçaslan’la evlendireceğini vaat etmiştir ancak zafer kazanmalarına rağmen Danişmend Gazi’nin sözüne riayet etmemesi sebebiyle iki devlet arasında husumet ortaya çıkmıştır. Danişmend Gümüştekin Gazinin Malatya’yı ele geçirmesi ve Haçlı Lideri Bohemund’u serbest bırakması ile iki devlet arasındaki ilişkiler gerilmiştir.[23]
Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar devrinde Anadolu’nun kudretli iki devleti Türkiye Selçukluları ile Danişmendliler idi. 1100 yılı Ağustos ayında Malatya yakınlarında esir alınan Antakya Princepsi Bohemund’u’ 100.000 dinarlık fidye’ karşılığında serbest bırakılışına kadar, gayet müsbet ilişkiler içinde olduklarını ve haçlılara karşı birlikte başarılı mücadeleler verdiklerini gördüğümüz Kılıç Arslan ile Danişmend Gazi bu mühim esirin serbest bırakılmasıyla alâkalı bir meselede anlaşamayınca aralarındaki dostluk ve dayanışma, rekabet ve düşmanlığa dönüştü.[24] Danişmend Gazi’nin Bohemund’u 100.000 dinar fidye mukabilinde serbest bırakacağını öğrenen Kılıç Arslan hem Anadolu Sultanı ve hem de müttefiki olması dolayısıyla bu fidyenin yarısının kendisine verilmesini istedi. Danişmend Gazi bu teklifi reddedince Kılıç Arslan 1103 tarihinde onun üzerine yürüdü ve mağlup etti. Ertesi yıl da Danişmend Gazi vefat etti. Danişmend Gazi’nin 1103 tarihinde ele geçirdiği Malatya’yı iki ay kadar muhasara eden Kılıç Arslan 2 Eylül 1106’da Danişmend Gazi’nin oğlu Yağısıyan’dan şehri teslim aldı. Böylece Anadolu’nun bu kuvvetli iki Türk Beyliği arasındaki ittifak süreci sona ermiş oldu.[25]
SELÇUKLU VE DANİŞMENDLİLER ARASINDA EVLİLİKLER
Bu husumeti sona erdirmek için Danişmend Ahmet Gazi’nin vefatından sonra oğlu Emir Gazi, kızını Kılıçarslan’ın oğlu I. Mesud ile evlendirmiştir. Böylece iki devlet arasında husumet sona ererek ittifak dönemi başlamıştır. İttifakı sürdürmek için I. Mesud, Emir Gazi’nin vefatından sonra 1143’te kızlarından birini Danişmend beyi Zünnun’la, diğer kızını ise 1153’te bir diğer Danişmend beyi Yağıbasan’ la evlendirdi. Osman Turan, Selçuklu hanedanı ile Danişmendliler arasında yapılan bir diğer evliliğin Sultan Mesud oğullarından Şahinşah’ın, Yağıbasan’ın kızıyla evlenmesi olduğunu kaydeder.[26]
Selçuklularla Danişmendliler arasındaki akrabalık ilişkileri, 1178’de Danişmendli Devleti tamamen Selçukluya katıldıktan sonra da devam etmiştir. Melik Yağıbasan’ın oğlu Muzaffereddin Mahmud’un kızıyla Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu I. İzzettin Keykavus evlenmiş, babası Melik Mahmud Selçuklu devletinde Aksaray valisi olarak görev yapmıştır.
Danişmend devletinin yıkılmasından sonra Sultan I. Alaeddin Keykubad döneminde Yağıbasan oğlu Muzaffereddin Mahmut Aksaray valisi olarak görev yapmış, Aksaray ve Kayseri’de çok sayıda eğitim ve hayır kurumu inşa ettirmiştir. Yine Melik Yağıbasan’ın kızı Raziye Hatun, I. İzzeddin Keykavus’la evlenince Konya Kadınhanı’nı yaptırmış, Alâeddin Tepesi yanındaki Hatuniye Camii’ni yaptırmış ve 1221’de vefat ettiğinde de yaptırdığı caminin bahçesine defnedilmiştir.
Selçuklu siyasi hayatında bu kadar etkili olan bu ailenin Alaeddin Keykubat öldürüldükten sonra Selçuklu siyasi hayatında etkileri kaybolmaya başlamış, Yağıbasan oğullarının büyük bir kısmı uç bölgelerine çekilmiştir. Danişmend hanedanının devamı olan Tacettinoğulları, Bayramlı (Hacıemiroğulları) ve Karesioğulları adlı beyliklerin temelleri de bu dönemden sonra atılmıştır.
DANİŞMENDLİ YAĞIBASANOĞULLARI
Yağıbasanoğlu Muzaffereddin Mahmut oğlu Nizamettin Suhrab, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in başarısız yönetiminde Sultanın güvendiği yakın adamlarından biri olarak devletin içine düştüğü kaosun sorumlularından biri olmuş, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’den sonra Nizamettin Suhrab ailesi Batı Anadolu’ya çekilerek Karesi Beyliği’ni kurmuştur.[27] Ailenin merkezi Niksar’da kalan torunlar ise iki beylik daha kurarak Osmanlılar Karadeniz’e gelmeden 1 asır öncesinde Karadeniz’de Türk İslam kültür ve medeniyetinin kesintisiz devamlılığını sağlamıştır.
Dânişmendlilerin yıkılmasından sonra bazı hanedan üyeleri Türkiye Selçuklu Devleti’nin hizmetine girmişlerdir. Aksarayî’deki bir kayda göre Yağıbasan’ın oğullarından Zahîrüddîn İli, Pervâne olarak görev yapmakta idi. Yağıbasan’ın Bedreddin Yusuf adlı diğer bir oğlu da yine yüksek kademeli bir memuriyete getirilmiştir. Dânişmendli Melik Yağıbasan’ın oğulları Muzafferüddin Mahmud, Zahîrüddîn İli ve Bedreddin Yusuf, Türkiye Selçuklu Sultanı II. Rükneddin Süleyman Şah’ın ölümü ile yerine geçen oğlu III. Kılıç Arslan’ın küçük yaşta olması nedeniyle eski sultan l.Gıyâseddin Keyhüsrev’in ikinci kez tahta oturmasında etkin rol oynamışlardır. Bu nedenle Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından en mühim görevlere getirilmişlerdir.[28]
BEYLİĞİN ÜÇE AYRILMASI
1176’da Miryakefalon (Karamukbeli) Savaşı’ndan önce Sivas ve Kayseri kolunun Selçuklulara intikali Selçuklu devletinin uçlarda güçlenmesine yol açtı. Danişmend Yağıbasanoğullarının bütün obalarıyla uç bölgelere intikali bölgedeki düzeni Bizans-Doğu Roma aleyhine değiştirdi. Bu tarihten sonra Yağıbasanoğulları Selçuklu siyasetine yön vermeye başladı. Gıyaseddin Keyhüsrev’in, Alaaddin Keykubat’ın tahta çıkmasında etkili oldular. Ülkede birçok imar faaliyetinde bulunup, kültür ve eğitim tarihinde kalıcı eserler ortaya koydular.
Danişmendli Devleti 1143’te Melik Muhammed’in ölümüyle kardeş kavgalarına sahne oldu. Babasının yerine geçen Zünnun’un hâkimiyetini kabul etmeyen aile mensupları, vali olarak görev yaptıkları şehirlerde bir bir bağımsızlığını ilan etmiştir. Sivas ve çevresi Yağıbasan, Malatya Aynüddevle, Kayseri Muhammedoğlu Zünnun, Niksar ve Amasya çevresi ise Melik İsmail oğlu Sungur’un hâkimiyetinde kalmıştır.[29]
Danişmendli devletinin toprakları, insan kaynakları, kültür birikimi ve bütün hazinesi 1178’de II. Kılıçarslan tarafından Anadolu Selçuklu devletine intikal ettirilmiştir. Böylece bu birikimin katılmasıyla Anadolu Selçuklu Devleti yükselişe geçerek Anadolu’nun tek hâkimi haline gelmiştir.
Kaynaklarda Dânişmendlilerin Selçuklu devletinin kuruluş yapısına benzer olarak, beylerin bir araya gelmesiyle oluştuğu, geniş coğrafyalardan göçen oba ve boyların toplanma merkezlerinde başlarındaki beyleri ile Dânişmend Beyliğini meydana getirdiği ifade edilmektedir. Pek çok Oğuz boyunun bir araya gelmesiyle birlikte çoğunlukla Üçokların, daha çok da Çepni boyunun ağırlıklı olduğu bilinmektedir.
ÇEPNİLER
24 Oğuz boyundan biri olan Çepniler, Oğuz’un Gökhan soyundan Üçok kolundan gelmektedirler. Divanı Lügat-it Türk’te “Nerede düşman görse saldırır, atak, çevik” manaları verilmiştir. 600’lü yıllarda Türkistan’da Türk Töles boyları arasında Ch’i-pi / Çepni veya Çepi adları geçmektedir.[30] Tölesler içinde geçen bu boy Çepniler olmalıdır.
Dış Oğuzlardan olan Çepniler hem Divanı Lügatit Türk’te hem de Reşidüddin Fazlullah’ın Câmiü’t-Tevârîh’inde geçmektedir. XI. yüzyıldan itibaren Türkistan’dan Anadolu’ya göç etmişlerdir. Bu göçlerin büyük çoğunluğu Dânişmend Beyliği hâkimiyetinde gerçekleşmiştir. Anadolu’da uçlara yerleştirilen Çepniler ilk olarak Orta ve Kuzey Anadolu’nun fethinde görev alarak başta Dânişmendliler olmak üzere Anadolu ve Balkanlar’da beylikler kurmuşlardır.
İlk olarak Dânişmend Ahmet Gazi liderliğinde Dânişmend Devleti’ni kuran Çepni boyu, 1178’de Dânişmend Devleti’nin Türkiye Selçuklularına bağlanmasından sonra, bölgelerindeki beylerinin idaresinde, Selçukluların son dönemine kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Selçuklunun son dönemlerinde Anadolu’da ortaya çıkan kendi kaderini tayin etme hareketi olan 2.Beylikler döneminin başlamasıyla Çepniler de birden fazla beylik kurarak Osmanlı hâkimiyetinin başlamasına kadar özellikle Karadenizde siyasi olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Tokat, Canik, Çorum, Amasya, Çankırı, Kastamonu ve Bolu sancaklarında Çepnilerin yoğun olarak bulunması onların bölgeye gelişinin belirli bir düzen dâhilinde olduğunu gösterir. Bölgedeki Çepni varlığının bu denli kuvvetli olmasının altında Danişmendlilerin bölgedeki faaliyetlerinin yanı sıra beylik yöneticilerinin de Çepnilerle yakın bir ilişki içinde olmaları gelir. [31]
DANİŞMENDLİLER VE ANADOLU SELÇUKLULARI ZAMANINDA KARADENİZ
Selcuklu Devleti’nin Karadeniz Bölgesi ile ilişkileri, Çağrı Bey’in 1018’’de batı seferi ile başlamaktadır.[32] Çağrı Bey’in batı seferi, ilk bakışta Doğu Karadeniz Bölgesi ile alâkasız gibi görünse bile, Bizans’ın gücünün ne seviyede olduğunu Selçukluların anlaması bakımından önemlidir. Aynıca, Güneydoğu Karadeniz’de etkili olan Ermenilerin ve Erzurum-Artvin havalisinde etkili olan Gürcülerin ilk defa Selcuklu askerleri ile karşılaşması ve mağlup olmaları, ileride başlayacak olan Oğuz göçleri için çok önemli neticeler ortaya koyacaktır. Çağrı Bey’in batı seferinden sonra, Karadeniz Bölgesi’ni de kapsamış olan ikinci Selçuklu akını İbrahim Yınal tarafından yapılmıştır. Dandanakan Zaferi’nin (23 Mayıs 1040) sonunda Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasıyla, Sultan Tuğrul (1040-1063) devrinde Türkmen akınları sona ererek düzenli ordularla bu bölgeye girilmeye başlanmıştır.[33]
Daha sonra Malazgirt Savaşı’na kadar olan zaman diliminde;1047 de Büyük Zap Suyu ve 1054’de Muradiye ve Erciş’in fethi sağlanmıştır. 1057-1063 yılları arasında devamlı olarak Anadolu’ya akınlar düzenlenmiştir. 1064’te Alp Arslan Gürcistan üzerine sefere çıkmıştır. Malazgirt Savası öncesindeki son akın olan 1067-1068’deki akınında Trabzon’a kadar ilerleyen Selçuklu Ordusu şehri ele geçirememişse de çok büyük ölçüde tahribatta bulunmuştur.[34]
CANİK COĞRAFYASI
MÖ.8.yüzyıldan itibaren Karadeniz’in kuzeyinden gelen Kimmer, İskit, Amazon, Mesget Türklerinin mukim olduğu Karadeniz’in karşı sahili olan Canik Havzasına, asırlar sonra Azerbaycan üzerinden gelen Danişmendliler, XI. ve XII. yy’da Anadolu’da Selçuklularla birlikte Türk-İslam hâkimiyetinin yerleşmesinde belirleyici rol oynayan Türkmen beyliklerinden biridir. Özellikle Karadeniz ve Orta Anadolu’da yürüttükleri faaliyetler, Haçlılara karşı verdikleri mücadele ve Doğu Roma karşısında yürüttükleri faaliyetler Anadolu’nun Türkleşmesine ve İslamlaşmasına büyük katkı sağlamıştır.
Samsun’dan Trabzon’un doğusuna kadar uzanan sahil kesimi tarih boyunca Canik olarak adlandırılmıştır. Selçuklu döneminde Canik yöresinin içine Samsun, Ordu, Giresun, Tokat, Amasya ve Sivas’ın kuzey batısı dâhil olmuştur.[35] Yeşilırmak nehrinin oluşturduğu Kelkit Vadisinin kuzeyi de Canik olarak tabir edilir. Selçuklu sonrası bölgede kurulan beylikler Canik Beylikleri olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı döneminde Samsun ve Ordu’yu içine alan müstakil Canik vilayeti kurulmuştur. Bugün de Canik ismi idari birim şeklinde Samsun’un merkez ilçelerinden biri olan Canik ilçesi olarak varlığını sürdürmektedir.
DANİŞMENDLİLER VE COĞRAFİ İSİMLERİN İZLERİ
Danişmendlilerin Türkistan’dan Azerbaycan Arran’a, Karabağ’a çıkıp oradan Anadolu’ya geldiği yurtlar, coğrafi isimlendirmeler takip edildiğinde, bugün Canik bölgesinde ve Danişmendli Havzası‘nda bu tarihin izlerini görebiliyoruz.
Örneğin, Danişmend Gazinin şehid olmasına sebep olan ok yaralarını aldığı Rum Komenoslarla yapılan savaşın yaşandığı Göltepe yaylasının bulunduğu Ordu ilinin Korgan ilçesi adını Türkler için kutsal olan kabirlerden, Kurgan’dan almakta, ayrıca bugün Başkurdistan, Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan devletleri sınırlarında pek çok Kurgan adlı yerleşim bulunmaktadır.
Bugün Korgan’ın Çitlik köyünün Danişmend, Beylikler ve Osmanlı zamanındaki adı Hoy’dur. Bu ad Danişmendlilerin ve Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya geldiği İran’da bulunan bir şehirdir.
Yine bugün Güney Azerbaycan’da yer alan, İran’ın en büyük sanayi şehirlerinden Erak,(erik,arak) Canik’te onlarca köy ve mevki ismi olarak yaşamakta. Farsçada yüksek ve korunaklı yer, kale, yüce, kutsal manalarına gelen Erak, bizim bildiğimiz meyve olan erik değildir, bu adla Canik Havalisinde 18 farklı köy ve cemaat adı bulunmaktadır. Bu isimle kurulan yerleşimlerin çok büyük çoğunluğunun Danişmend havzasında bulunması tesadüf değildir.
Bugünkü İran coğrafyasında bulunan Büyük Selçuklu idaresindeki Erak bölgesi Selçuklular devrinde Türk yerleşimine ve özellikle konar-göçer Türkmen varlığına açık bir sahadır. Danişmendiler Anadolu’ya gelmeden önce bu bölgede konaklamış, burada edindikleri yerleşim ve adlandırma kültürünü Anadolu’ya taşımışlardır. Rahmetli Hanefi Bostan’ın Trabzon’da Yörükler ve Türkmenler Listesinde ifade ettiği gibi Karadeniz’e yerleşen Türkmen cemaatlerinden biri olan 22. sıradaki Erikli adı aynı zamanda Dr. Muhtar Fatih Beydili’nin Oğuz Türkmen Oymakları listesinde de yer almaktadır[36].Erik ya da Erikli yer adı olarak da, Irak-ı Acem sahasında şekillenen Türk toponimi geleneğinin Anadolu’daki devamı olduğu açıkça gözükmektedir.
CANİK ADI
Canik, Türklerin Karadeniz Bölgesi’ni ele geçirmeye başlaması ile ortaya çıkmış bir isimdir. 12. Yüzyıl’a ait Selçuknamelerde batıda Samsun’dan başlayıp doğuda Artvin’e kadar uzanan bölge Canik adıyla anılıyordu. Canik adı, tarihi dönemler içinde, çoğunlukla Samsun şehrí v çevresi merkez olmak üzere, bazen Sinop’tan Samsun’a, bazen de Samsun’dan Trabzon’a kadar olan ve güneyde de yer yer Amasya ve Tokat’ı da içine alan Karadeniz sahili boyunca uzanan kıyı bölgesini tarif için kullanılmıştır.[37]Bölgeyle ilgili Türk kaynaklarından XII. Yüzyıl’a ait Selçuknamelerde Samsun’dan başlayıp doğuda neredeyse Artvin’e kadar uzanan bölge Canik olarak adlandırılır.
Canik sahasının Türkleşmesinde beyliklerin oldukça etkili olduğu söylenebilir. Özellikle Niksar merkezli Danişmendliler Ünye, Bafra ve Çarşamba taraflarına Türk nüfus iskân etmiştir. Canik bölgesinin merkezi Samsun ise 1178’de Selçukluların eline geçmiştir. 1178-1228 yılları arasında Sinop-Ünye sahil şeridi Türk hâkimiyetine girmiştir. Bölgedeki Türk nüfusu Kösedağ Savaşı sonrası artmıştır. Moğol baskısı Doğu, Orta ve Güney Anadolu’da yaşayan Türkmenlerin geniş
yer değiştirmelerine sebebiyet verdi. Sinop-Samsun hattındaki Türk nüfusun artmasında özellikle Çepni göçünün etkili olduğu söylenebilir. 13. yüzyılda Doğu Karadeniz’de yayılmaya başlayan Çepniler 14. yüzyılda Harşit deresinin doğu sınırına ulaşmışlardır.[38]
Amisos’un (Samsun) fethine yönelik ilk girişimi yapan kişi Danişmend Gazi’dir. Sultan Alp Arslan’ın en önemli komutanlarından olan Emir Danişmend Taylu et-Türkmani, gösterdiği başarıların ödülü olarak Malazgirt savaşından sonra Sivas, Niksar, Elbistan ve Malatya’yı ikta olarak almıştır.[39]
Danişmend Gazini zamanında Caniğin merkezi feth edilemese de Canik dağları ve ovaları feth edilmiş, Yağıbasan zamanında ise Bafra, Ünye tamamen Türk topraklarına katılmıştır. Feth edilemeyen yer olarak arada sadece Ceneviz ve Kommenosları kontrolünde bir ticaret limanı olan Kara Samsun adıyla bilinen bir kale ve önünde bir iskele kalmıştır. 1150’de Melik Yağıbasan Bafra ve Ünye arasında kalan sahili feth etmiştir. Kara Samsun’u birkaç defa kuşatan Danişmentliler 1150’de Kara Samsun surlarının dışını kontrol altına almıştır. Bu Ceneviz kalesinin birkaç kilometre doğusunda bugünkü Büyük Cami ve Saathane meydanını içine alan tarihi Samsun Şehri Melik Yağıbasan tarafından kurulmuştur. Sahil kesimi tamamen surlarla çevrili Müslüman Samsun kalesi inşa edilerek, Canik bölgesinin fethi 1178’de 2.Kılıççarslan tarafından tamamlanmıştır. Aradan geçen yüzlerce yıl sonra Samsun’da bulunan son Ceneviz kolonisinin ortadan kaldırılması 1417’da yine bir Danişmendli olan, Danişmendlilerin Balıkesir kolu olan Karesi Beyliği soyundan gelen, Kutlu Melek Hatun’un oğlu ve Osmanlı Sultanı II. Murad‘ın lalası Biçeroğlu Hamza Bey‘e nasip olmuştur.[40]
ÇEPNİLERİN TARİHSEL GÖÇ YOLU VE MALAZGİRT SONRASI
Çepniler tarihte Türkistan’da 776’ya kadar Türgiş Devleti içerisinde, devamında ise Oğuz Yabgu Devleti içinde yer aldılar. Karahanlı-Yabgu çatışmasında Dânişmend Gazi, Arslan Yabgu’yu destekleyince; Türkistan’dan Horasan’ın kuzeyinden, Azerbaycan, Aran ve Karabağ bölgesine göç ettiler.
Alparslan’ın Azerbaycan seferinde Selçuklu ordusuna mihmandarlık yaptılar. Sonra 1 milyona yakın Türkmen Ahlat‘ta toplandı. Ahlat, Türklerin Anadolu’daki ilk ordugahı ve başkenti oldu. Malazgirt Zaferi sonrası Orta ve Kuzey Anadolu, Dânişmend Gazi’ye ikta olarak verildi.
DANİŞMENDLİ BEYLİĞİ BAKİYESİ
1178-1243 arasında doğrudan Selçuklu bürokrasisinde görev alan Danişmendliler, Kösedağ Savaşı sonrası Moğol etkisi artınca geri plana düştüler. Moğol devrinde yine Danişmend sahası olan Kırşehir’de Ahiler teşkilatlanarak, Orta Anadolu’dan Kelkit Vadisi boyunca kuzeye doğru zaviyeler kurdular. İbn Batuta seyahatnamesinde bölgedeki bu Ahi gücüne işaret etmektedir. Niksar’da çok sayıda ahi tekkesi teşekkül etmiş, buradan kuzeye doğru yine Danişmendlilerin devamı olan Ahi vakıfları kurulmuştur. 1290’lı yıllarda Niksarda da vakfı bulunan Ahi Pehlivan Mesudiye-Milas’a gelerek orada da vakıflar kurmuştur.[41]
1170’li yıllarda Danişmend devletinin sınır karakolu olarak, Kommenosları karşı Mesudiye Milas Kalesi inşa edilmiştir. Burası Danişmendlilerin Karadeniz sahiline çıkış kapısıdır. Selçuklu devletinin son dönemlerinde, merkezi otoritenin tam olarak sağlanamadığı yıllarda Danişmend devletinin bakiyesi olan Bayramlu(Hacıemiroğulları) beyliğinin atası Kuşdoğan bey Canik Sahillerine Mesudiye Kaleköy üzerinden hareket etmiştir. Ardından Hacı Emir İbrahim Bey ile Bayramlu Beyliği Danişmendlilerin en güçlü varisi olarak 1461’e kadar fiilen sürecek Karadeniz hâkimiyetini başlatmıştır. Diğer yandan Niksar üzerinden de Danişmend Gazinin diğer torunu Tacettin Bey beyliğini kurarak, Akkuş, Terme, Çarşamba, Akçay, Ayvacık bölgesinde hâkimiyet kurmuştur. Osmanlı devleti Samsun’a gelmeden önce, Samsun Bafra’dan Trabzon Ortahisar’a kadar bütün sahil ve canik dağlarında yer alan yaylalar, obalar, güzleler, Canik Beylikleri tarafından feth edilerek bölge Türk İslam yurdu haline getirilmiştir.1461’de Fatih Sultan Mehmet han, Canik beyliklerinin yıkamadığı Ortahisar surlarını yıkarak, Kommenos tekfurluğuna son vermiştir. Trabzon’un fethinde Canik beylikleri Fatih Sultan Mehmet’e hem askeri ve lojistik destek sağlamış, hem de bölgeyi çok iyi bildikleri için fethin kolaylıkla sağlanması adına mihmandarlık yapmışlardır. Bu beylikleri Canik beylikleri olarak ayrı bir çalışmada inceleyeceğiz.
1277’de Süleyman Pervane döneminin sona ermesiyle Anadolu’da Moğol İlhanlıların doğrudan ve baskıcı idaresi başlayana kadar Türkiye Selçuklularına bağlı olarak yaşayan Çepni boyu, İlhanlıların saldırgan ve baskıcı yönetimine karşı Ahilerin de desteğiyle ilk bağımsızlık hareketlerine başlamışlardır. Aynı dönemde Anadolu’da İlhanlılara karşı pek çok Türk beyliği varlık göstermeye başlamıştır.
Dânişmendlilerin yıkılışından sonra bu hanedana bağlı çeşitli boylar Anadolu’ya dağılmışlar, bazıları da Rumeli’de yerleşmişlerdir[42] Tokat müzesinde bulunan ve Karesi hanedanından Kutlu Melek Hâtun ile onun oğlu Mustafa Çelebi’ye ait olan iki mezar taşının şahidesinde yer alan ibarede Kutlu Melek’in nesebi Melik Dânişmend Gazi’ye bağlanmaktadır. Mezar taşına göre şecere şu şekildedir: Seyyide Kutlu Melek binti Mustafa Bey b. Beglerbegi b. Yahşi Han b. Karasi b. Kalem Bey b. Yağdı Bey b. Gazi ve Mücâhiderin övülmüşü Melik Dânişmend Gazi.
Danişmend devletinin devamı olarak; aynı soydan Canik bölgesinin doğusunda Terme’den Vakfıkebir’e kadar Bayramlu-Hacıemiroğulları Beyliği, Danişmendlilerin başkenti Niksar’dan kuzey sahile kadar Tacettinoğulları Beyliği ve yine Danişmend Gazi’nin soyundan gelen Kalem Bey soyundan Balıkesir’de Karesioğulları beyliği kurulmuştur. Canik’te kurulan Kubadoğulları, Selçuklu hanedanının devamı olarak, Taşanoğulları ise yine Selçuklu’da vezirlik makamında bulunan Taşan Bey tarafından kurulmuştur. Balkanlarda bugün ki Bulgaristan-Romanya arasında Dobruca bölgesinde Balık Bey tarafından kurulan Karavna-Dobruca Beyliği de Canik bölgesinden deniz yoluyla Balkanlara geçen Çepniler tarafından kurulmuştur.
Canik Beylikleri Türk tarih öğretiminde üzerinde pek durulmayan bir konudur. Bu sebeple bu konuyu ilerleyen yazılarımda daha teferruatlı biçimde ele alacağız.
Dil ve Kültür: Prof.Necati Demir’e göre 1200’lü yıllarda yazılan Danişmendname ‘de kullanılan dil ile bugün Canik yöresinde kullanılan dil aynıdır. 1178’de Danişmendlilerin bütün kültür değerleri Türkiye Selçuklularına intikal etmiştir. İlk Türkçe eserlerden olan Hz. Ali Cenknameleri 1100 yılı civarında Niksar’da yazılmıştır.O eserdeki ağız esas alınarak Anadolu’daki yazı dili teşekkül etmiştir.[43]
DANİŞMENDLİLER SONRASI
Danişmend Devleti, 1178‘de Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan tarafından ilhak edilip Danişmendlilerin bütün kurum ve varlığıyla Selçuklu’ya intikal etmesinden sonra, Selçuklu devleti özellikle uçlara doğru büyük bir güç takviyesi kazandı.
Danişmend elinde 1270‘lere kadar sürecek bir sükûnet dönemi ortaya çıktı. Bu dönemde ailenin Selçuklu devletine idari ve bürokratik desteği devam ederken, başta Ahiler olmak üzere bölgede kurulan tekke ve zaviyelerde, Melik Gazi ve Yağıbasan tarafından kurulan medreselerde; ilim, fıkıh ve tasavvuf faaliyetleri kesintisiz devam etti. Niksar’dan sahile doğru Ahi tekkeleri, Canik dağları boyunca faaliyet gösterdi.
Tokat ve çevresinin II. Rükneddin Süleyman Şah‘a verilmesi sonrasında Süleyman Şah’ın kardeşlerini bertaraf edip Konya tahtını ele geçirmesiyle Danişmend ilindeki yerel iktidarlar Konya’ya bağlandı. Ancak beyliğin yerel güç yapısı tamamen ortadan kalkmadı; merkeze uzak olan Karadeniz sahili ve Canik Dağları’nda Türkmen unsurlar, yarı bağımsızlıklarını muhafaza etti.1240 Babai İsyanı ve devamındaki 1243 Kösedağ Savaşı‘ndan sonra Selçuklu merkezi otoritesi zayıfladı. Hatiroğlu Şerafettin ya da Muineddin Pervane gibi vezirlerin isyanları yanında devlete karşı silahlı ayaklanmalar da ortaya çıktı. İkta sisteminin bozulması, Moğolların sık sık Anadolu’yu talan etmesi, yerel güçlerin hareketlenmesine ve merkezden ayrı olarak kendi canının derdine düşmesine yol açtı.
Çobanoğulları, Eretna ve Kadı Burhanettin’in ard arda Orta Anadolu ve Karadeniz’deki faaliyetleri, Türkiyede öğretilen tarih müfredatında yer almayan ve pek bilinmeyen beylikler döneminin tarihçesine konudur. Bu dönemde kısaca Canik Beylikleri olarak ifade edeceğimiz birçok beylik ortaya çıktı. Bunları ayrıntılarıyla ilerleyen yazılarımızda ele alacağız. Canik beylikleri tek merkezli bir beylik alanı değildir. Birbirine bağlı, birbiriyle akraba olan ama rekabet halinde bulunan Türkmen güçleridir. Bu dönem en çaresiz zamanda da Türkün bayraksız, vatansız, devletsiz olamayacağının somut bir örneğidir.
Bu beylikler, Selçuklu döneminde oluşturulan idari altyapının üzerinde, Danişmendli Türkmen askeri geleneğinin devamıdır. Selçukluların Tokat merkezli Danişmend sahasında kurduğu idari ve askeri yapının Moğol İlhanlı baskısına karşı başlattığı var olma kavgası; Selçuklu hanedanından Kubadoğulları, Danişmend hanedanından Bayramlu (Hacıemiroğulları) ve Taceddinoğulları, yine Selçuklu vüzerâtından Taşanogulları ve Bafra emirliğiyle, Osmanlı Devleti’nin bölgeye hâkim olmasına kadar devam etmiştir. Osmanlı devleti bölgede idari hâkimiyetini 1427’de, fiili hâkimiyetini ise 1461’de kurmuş olmasına rağmen, Anadolu’nun fethinden itibaren Canik havalisi ve Danişmend eli, kesintisiz olarak Tük İslam yurdu olma özelliğine sahiptir. Nasıl ki Osmanlı Balkanları, İstanbul’dan bir asır önce feth etmişse, Danişmendliler de Canik Havalisini ve Danişmend elini, ilk fetihte birlikte kılıç hakkıyla ele geçirmiştir.
Bölgenin Türk-İslam tarihini kesintiye uğratmadan, araya Kommenosların girmesine müsaade etmeden 12. yüzyıldan bugüne Türk-İslam hâkimiyeti bağımsız kalarak varlığını korumuştur. Canik beylikleri; devletten kopuş değil, aksine Moğol valilerinin susturduğu Selçuklu iktidarını uçlarda yaşatmak için Danişmend-Selçuklu devamlılığının tezahürüdür. Bu beylikler parçalı küçük yapılar olarak değil, aynı ülkü uğrunda, devletin varlığı ve devamlılığın farklı cephelerde mücadelesi olarak ele alınmalıdır.
Canik beylikleri yalnızca Moğol istilası sonrası doğmuş bağımsız yapılar değildirler; aynı zamanda Danişmend uç güçlerinin Selçuklu merkezîleşmesiyle dönüştürülmüş, sonrasında 1300’lü yılların başında merkezi otoritenin inkırazıyla yeniden harekete geçen Danişmend bakiyesi askerî-idarî mirasının siyasi tezahürleridir.
KAYNAKÇA
- Abdülkerim ÖZAYDIN, Danişmendliler, DİA (Diyanet İslam Ansiklopedisi), Cilt 8, İstanbul 1993
- Tufan ERSOY, Selçuklular, Parana Yay,2024
- Ali HATALMIŞ, Anadolunun Fetih ve İslamlaşma Tarihi, Ötüken
- Mikail BAYRAM, Danişmendoğullarının Dini ve Milli Siyaseti, Türkiyar Arş Der.Sayı:1, 2001
- Vlademir Aleksandroviç GORDLEVSKİY, KüçükAsyada Selçuklular, TTK,2015
- Tufan GÜNDÜZ, Danişmednli Türkmenleri, Yeditepe yay, 2016
- Reşidüddin, Câmiü’t-Tevârîh, Selenge Yayınları, Çev: Erkan GÖKSU ve H. Hüseyin GÜNEŞ, Haz. Ahsen BATUR, İstanbul, 2010
- Hakan Yılmaz, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı 411, Mayıs 2021
- Vedat Turgut, Karesi Beyliği, Anadolu Beylikleri El Kitabı, Grafiker Yayın, 2016,
- Mehmet Çayırdağ, Kayseri Tarihi Arş, Kayseri BŞB Yay, 2022, C1,
- Muharrem Kesik, Emir Melik Gazi,1104-1134 Avrasya İncelemeleri Dergisi, C2, S2, O14,
- Sefer Solamaz, Danişmendlilerin İskân Politikası, Büyük Selçuklu Devletinden Türkiye Selçuklu Devletine Mehmet Altay Köymen Armağanı, Selçuk Ün Türkiye Enst Yay, Konya, 2011,
- Muammer Gül, XIII VE XV. yy Anadolu Türkleri ile Trabzon İmparatorluğu arasındaki ilişkiler, Fırat
- Üni Sosyal Bil Dergisi, C14, s2,2003,
- İbrahim Tellioğlu, Tarih Boyunca Karadeniz, Bilge Kültür Sanat,2022
- İbrahim Tellioğlu, Doğu Karadeniz, Tarihi ve Kültürel Doku, Bilge Kültür Sanat,2023
- İbrahim Tellioğlu, Osmanlı Hâkimiyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, Serander, 2004
- İbrahim Tellioğlu, İlk Çağdan Osmanlılara Samsun, İlkadım Bel. Yay,2012
- Necati Demir, Hacıemiroğulları Beyliği, Neden Kitap,2018,
- Zeki Atçeken, Yaşar Bedirhan, Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi, Eğitim Yay,2019,
- Mustafa Demir, Danişmendli Emaretinin Kurucuları, Sakarya Univ. Fen-Ed.Fak. Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, 2008
- Mustafa Demirci, Selçuklular ile Danişmendliler arasında evlilikler, Danişmentler Semp. Bildiriler, 2016, Tokat
- Niğdeli Kadı Ahmet, El Velesüş Şefik, TTK. Ank 2015,
- Mükremin Halil Yinanç, İbn Bibi Selçukname, Kitabevi, 2007
- Sefer Solmaz, Danişmendli ailesi ile Büyük Selçuklu Hanedanı arasındaki akrabalık ilişkileri, Uluslararası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Kongresi Bildirileri, Konya Ekim, 2000,
- Mehmet Çayırdağ, Kayseri Tarihi Araştırmaları, Kayseri BBY,2022, C1,
- Claude Cahen, Anadolu Selçuklu Devleti, Yeditepe Yay, 2022,
- Abdülkerim Özaydın, Selçuklu Tarihi Muhammed Tapar Devri, TTK, 1990,
- Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, 2017
- Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Ötüken, 2023
- Osman Turan, Selçuklular ve İslamiyet, Ötüken, 2018
- Ali Hacıgökmen, Danişmendli Yağıbasanoğullarının Selçuklu Siyasetine Etkisi, Danişmendliler Semp. 2016, Tokat,
- Muharrem Kesik, Danişmendliler, Bilge Kültür Sanat, 2017,
- Necati Demir, Hüseyin Danışment Şahin, Danişmendli Devleti, Niksar Bel. Yay., 2023, Ank.
- Ekber Necef, Karahanlılar, Selenge, 2005,
- Kâmil Yavuz, Anadolu’da Bir İz, Bir Boy Çepniler, Selenge Yay, 2026,
- Mehmet Öz, XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, TTK, 1999,
- Yaşar Celep, Acar Bas, Cimitekke Tarihi,Acar Basımevi, 2011,
- Ali Sevim-Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTK, 2014, Ankara 1995,
- Cevdet Yılmaz, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Canik Bel yay, 2011,
- Muhtar Fatih Beydili, Oğuz Türkmen Oymaklarının Listesi,www.tahtapod.com/blog/oguz-tuerkmen-oymakmaklarinini-listeleri?format=amp erişim tarihi: 15.02.2025
- Cevdet Yılmaz, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Canik Bld Yay, 2011,
- Nedim İpek, Canik ve Göç, Canik Bld Yay,2018,
- Mürsel Öztürk, Kerimüddin Mahmud Aksarayi, Müsâmeretü’l-Ahbâr, TTK,2000,
- Vedat Turgut, Vakıf Belgelerine Göre Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Dönemi Aileleri II: Âl-i Timurtaş Paşa, Osmanlı Araştırmaları Dergisi, Sayı 53,
- Yaşar Celep, Acar Bas, Cimitekke Tarihi, Acar Basımevi, 2011,
- Mikail Bayram, Danişmendoğullarının Dini ve Milli Siyaseti, Türkiyat Araş. Dergisi, Sayı 10, 2001.
[1] Abdülkerim ÖZAYDIN, Danişmendliler, DİA (Diyanet İslam Ansiklopedisi), Cilt 8, İstanbul 1993, sf. 469-470.
[2] Tufan Ersoy, Selçuklular, Parana Yay, 2024, Sayfa 85
[3] Osman TURAN, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, sayfa 115
[4] Ali Hatalmış, Anadolunun Fetih ve İslamlaşma Tarihi, Ötüken, Sayfa 118
[5] Mikail Bayram, Danişmendoğullarının Dini ve Milli Siyaseti, Türkiyar Arş Der.Sayı:1, 2001
[6] Vlademir Aleksandroviç Gordlevskiy, KüçükAsyada Selçuklular, TTK, 2015, Sayfa 34
[7] Tufan Gündüz, Danişmednli Türkmenleri, Yeditepe yay, 2016, sayfa34
[8] Osman TURAN, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, 2017, Sayfa 51
[9] Reşidüddin, Câmiü’t-Tevârîh, Selenge Haz. Ahsen Batur, syf 115
[10] Hakan Yılmaz, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı 411, Mayıs 2021, Sayfa 56
[11] Vedat Turgut, Karesi Beyliği, Anadolu Beylikleri El Kitabı, Grafiker Yayın, 2016, Syf 177
[12] Mehmet Çayırdağ, Kayseri Tarihi Arş, Kayseri BŞB Yay, 2022, C1, sayfa 27
[13] Muharrem KESİK, Emir Melik Gazi,1104-1134 Avrasya İncelemeleri Dergisi, C2, S2, O14, Sayfa 159
[14] Sefer Solamaz, Danişmendlilerin İskân Politikası, Büyük Selçuklu Devletinden Türkiye Selçuklu Devletine Mehmet Altay Köymen Armağanı, Selçuk Ün Türkiye Enst Yay, Konya, 2011, sayfa 148
[15] Muammer Gül, XIII VE XV. yy Anadolu Türkleri ile Trabzon İmparatorluğu arasındaki ilişkiler, Fırat
Üni Sosyal Bil Dergisi, C14, s2, 2003, sayfa 423
[16] Necati DEMİR, Hacıemiroğulları Beyliği, Neden Kitap, 2018, sayfa 13
[17] Zeki Atçeken, Yaşar Bedirhan, Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi, Eğitim Yay, 2019, Sayfa 116
[18] Mustafa DEMİR, Danişmendli Emaretinin Kurucuları, Sakarya Univ. Fen-Ed.Fak. Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, 2008.
[19] Mustafa DEMİRCİ, Selçuklular ile Danişmendliler arasında evlilikler, Danişmentler Semp. Bildiriler, 2016, Tokat, sayfa 41
[20] Niğdeli Kadı Ahmet, El Velesüş Şefik, TTK. Ank 2015, sayfa 438
[21] Sefer SOLMAZ, Danişmendli ailesi ile Büyük Selçuklu Hanedanı arasındaki akrabalık ilişkileri, Uluslararası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Kongresi Bildirileri, Konya Ekim, 2000, sayfa 278
[22] Abdülkerim ÖZAYDIN, TDVİA, 1993, C8, sayfa 467
[23] Mehmet ÇAYIRDAĞ, Kayseri Tarihi Araştırmaları, Kayseri BBY, 2022, C1, sayfa 28
[24] Claude CAHEN, Anadolu Selçuklu Devleti, Yeditepe Yay, 2022, sayfa 31
[25] Abdülkerim ÖZAYDIN, Selçuklu Tarihi Muhammed Tapar Devri, TTK, 1990, Sayfa 59
[26] Osman TURAN, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, syf. 202
[27] M. Ali HACIGÖKMEN, Danişmendli Yağıbasanoğullarının Selçuklu Siyasetine Etkisi, Danişmendliler Semp. 2016, Tokat, Syf. 182
[28] Muharrem KESİK, Danişmendliler, Bilge Kültür Sanat,2017,sayfa 151
[29] Necati DEMİR, Hüseyin Danışment Şahin, Danişmendli Devleti, Niksar Bel. Yay., 2023, Ank., syf. 243
[30] Ekber NECEF, Karahanlılar, Selenge, 2005, sayfa 105)
[31] Kâmil YAVUZ, Anadolu’da Bir İz, Bir Boy Çepniler, Selenge Yay,2026,sayfa 38
[32] Mehmet ÖZ, XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı,TTK,1999,sayfa 23
[33] Yaşar CELEP, Acar Bas, Cimitekke Tarihi,Acar Basımevi, 2011,sayfa 19
[34] Ali SEVİM-Erdoğan MERÇİL, Selçuklu Devletleri Tarihi,TTK,2014, Ankara 1995, sayfa 34
[35] Cevdet YILMAZ, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Canik Bel yay,2011,sayfa4
[36] Muhtar Fatih BEYDİLİ, Oğuz Türkmen Oymaklarının Listesi,www.tahtapod.com/blog/oguz-tuerkmen-oymakmaklarinini-listeleri?format=amp erişim tarihi:15.02.2025
[37] Cevdet YILMAZ, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Canik Bld Yay, 2011,sayfa 4
[38] Nedim İPEK, Canik ve Göç, Canik Bld Yay,2018,sayfa 19
[39]Mürsel ÖZTÜRK, Kerimüddin Mahmud Aksarayi, Müsâmeretü’l-Ahbâr, TTK,2000, s. 13.
[40] Vedat TURGUT, Vakıf Belgelerine Göre Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Dönemi Aileleri II: Âl-i Timurtaş Paşa, Osmanlı Araştırmaları Dergisi, Sayı 53, Sayfa 73
[41] Yaşar CELEP, Acar BAS, Cimitekke Tarihi, Acar Basımevi, 2011, sayfa 21 vd
[42] Abdülkerim ÖZAYDIN, DİA; c8, sayfa 473
[43] Mikail BAYRAM, Danişmendoğullarının Dini ve Milli Siyaseti, Türkiyat Araş. Dergisi, Sayı 10, 2001.
