Mehmet ÖĞÜTÇÜ
Enerji savaşının yeni cephesi kritik mineraller ve batarya teknolojileri. Haritada dünyada kritik minerallerin dağılımı ve yoğunluğu görülüyor (Kaynak: USGS)
Asya bugün yalnızca dünyanın ekonomik motoru değil; küresel enerji güvenliğinin de tartışmasız merkez üssü.
Dört büyük tüketici -Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore- tek başlarına dünyanın petrol ithalatının yaklaşık yüzde 45’ini, LNG ithalatının ise yüzde 70’ini gerçekleştiriyor. Böylesine dev bir talep odağı, kaçınılmaz olarak Rusya’dan ABD’ye, Katar’dan Suudi Arabistan’a kadar tüm büyük üreticilerin stratejilerini kökten etkiliyor.
Son dönemde Hindistan ile ABD arasında hızla gelişen enerji ortaklığı, bu devasa coğrafyada yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Fakat bu yalnızca buzdağının görünen kısmı. Çin’in enerji güvenliğini sert şekilde yeniden tanımlaması, Japonya ile Güney Kore’nin kırılganlığı ve Tayvan’ın stratejik sıkışmışlığı Asya’daki enerji haritasını sessiz ama derin bir dönüşüme sürüklüyor.
Çin: Süper Tüketicinin Enerji Güvenliği
Çin bugün dünyanın en büyük enerji tüketicisi; her gün 14 milyon varile yakın ham petrol, yılda 390 milyar m³ doğalgaz, dünya kömürünün ise yaklaşık yüzde 55’ini tek başına tüketiyor. Bu nedenle enerji güvenliği Pekin için yalnızca ekonomik bir ihtiyaç değil, doğrudan rejim güvenliği konusudur.
Pekin’in yeni enerji güvenliği yaklaşımı üç temel hatta ilerliyor:
- Birincisi, kaynak çeşitliliği. Rusya’dan gelen boru gazı (Power of Siberia), Orta Doğu’dan yükselen petrol akışı, ABD ve Katar’dan ithal edilen LNG, Afrika ve Latin Amerika’daki upstream yatırımları… Çin bugün 45’ten fazla ülkeden petrol, 30’dan fazla ülkeden LNG alıyor.
- İkincisi, devasa stratejik rezervler. Pekin, bugün tahminen 1 milyar varile yaklaşan petrol rezerviyle ABD ve Japonya’yla birlikte dünyanın en büyük stratejik stoklayıcısı.
- Üçüncüsü, yeşil enerji teknolojilerinde küresel hakimiyet. Dünyada üretilen güneş panellerinin yüzde 80’i, bataryaların yüzde 75’i, elektrikli araçların yarısı Çin menşeli.
Bu tablo bilgide ve teknolojide geleceğin enerji sisteminin anahtarı. Fakat Çin’in kırılganlıkları da bir o kadar çarpıcı: enerji ithalatının yüzde 80’i Malakka Boğazı’ndan geçiyor ve ABD donanması bölgeyi fiilen kontrol ediyor. Tayvan çevresindeki bir gerginlik ise Pekin’in enerji akışını günler içinde felce uğratabilecek potansiyele sahip.
Japonya: Nükleer Korku ve LNG Bağımlılığı
Japonya, Fukushima sonrası enerji portföyünü kökten değiştirmek zorunda kaldı. Bugün elektriğinin neredeyse yüzde 35’i LNG’den geliyor ve Tokyo dünyanın en büyük üç LNG ithalatçısından biri.
Japonya’nın enerji kaygıları zamanla daha belirgin hale geldi:
- Sakhalin projeleri nedeniyle Rusya’ya duyulan “zorunlu bağımlılık”,
- ABD ve Avustralya’dan gelen LNG’ye aşırı duyarlılık,
- Yenilenebilir yatırımların arazi ve maliyet engelleri nedeniyle sınırlı kalması.
Hindistan’ın ABD ile hızla yakınlaşması Tokyo’da endişe yaratıyor çünkü ABD Asya’daki gaz tedarikinde Delhi’yi önceliklendirmeye başlarsa LNG rekabeti sertleşebilir. Japonya bu nedenle 2030’a kadar kapalı nükleer reaktörlerinin önemli kısmını yeniden devreye almaya hazırlanıyor.
Güney Kore: Yüksek Teknolojinin İnce Zırhı
Dünyanın yarı iletken, batarya, çelik ve otomotiv üretim merkezlerinden biri olan Güney Kore’nin enerji omurgası sanıldığından çok daha kırılgan. Enerjisinin yüzde 92’sini ithal eden bir ülke için küresel LNG fiyatları hayati bir unsur. Kore, son üç yılda LNG maliyetlerindeki dalgalanmadan dünyanın en sert etkilenen ekonomilerinden oldu. Bu nedenle Hindistan’ın ABD ile daha sıkı bağ kurması Seul’de yeni bir tartışma başlattı: “Washington, enerji arzında artık kimin stratejik ortağı olacak?”
Bu soru yalnızca ekonomik değil, siyasi bir kaygı haline gelmiş durumda.
Tayvan: Jeopolitik Kıskaçta En Kırılgan Nokta
Tayvan ekonomisinin yüzde 85’i ithal fosil yakıtlara bağlı. LNG depolama kapasitesi sınırlı, nükleer tamamen kapatılmış durumda ve enerji arzının büyük bölümü birkaç hassas deniz rotasına bel bağlıyor. Tayvan için en büyük risk teknik değil: jeopolitik bir kesinti. Tayvan Boğazı’nda yaşanacak küçük ölçekli bir gerilim bile enerji tankerlerini rotadan çıkarırsa ada ekonomisi 48 saat içinde durağanlaşabilir. Bu nedenle Taipei, enerji güvenliğini “kriz senaryoları” üzerinden yeniden kurguluyor.
Hindistan–ABD Yakınlaşması
Bu yakınlaşma Asya’nın enerji jeopolitiğinde sessiz bir ekseni kaydırıyor, Hindistan’ın ABD ile enerji ilişkilerini hızla derinleştirmesi bölge için yeni bir dönemin başlangıcı. 2026’dan itibaren devreye girecek 2.2 milyon ton/yıl ABD LPG’si, Hindistan’ın toplam LPG ithalatının yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. Washington’ın üçüncü büyük Asya ortağı olarak Hindistan’ı öne çıkarması, Delhi’nin tedarik sepetini çeşitlendirmesiyle birleştiğinde bölgedeki bütün dengeleri etkiliyor.
Ayrıca Hindistan’ın Rosneft ve Lukoil’den yaptığı indirimli petrol alımlarını askıya alması Moskova’ya verilen sert ve anlamlı bir sinyal niteliğinde. Rusya’nın Hindistan’a yaptığı petrol satışları 2023–2024 döneminde günlük 1.7 milyon varile kadar çıkmıştı. Bu akışın yavaşlaması, petrol piyasasında psikolojik etki yaratacaktır.
LNG tarafında tablo daha da hareketli: GAIL ve diğer büyük ithalatçılar ABD LNG’sine yöneliyor; Washington ihracat izinlerini gevşetiyor; piyasada 5–10 yıllık sözleşme hazırlıkları konuşuluyor. Asya’nın doğalgaz jeopolitiği tam anlamıyla yeni bir oyuna geçiyor.
Enerji Savaşının Yeni Cephesi
Bugünün enerji rekabeti artık sadece petrol ve gaz üzerinden okunmuyor. Elektrikli araçlar, batarya depolama sistemleri ve kritik mineraller yeni güç savaşının merkezinde. Dünya lityum üretiminin yarısı Avustralya’dan gelirken, kobaltın üçte ikisi Kongo’da, nikelin önemli bölümü Endonezya’da üretiliyor. Ancak rafinaj, işleme ve batarya teknolojilerinde Çin tekeli baskın: bugün batarya değer zincirinin yüzde 70’inden fazlası Çin kontrolünde.
Bu nedenle geleceğin enerji rekabeti yalnızca rezervlerin değil, teknolojinin, rafinaj kapasitesinin ve tedarik ağlarının kontrolünü gerektiriyor.
ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisi
Washington son yıllarda enerji güvenliğini, Çin’e karşı yürüttüğü Hint-Pasifik stratejisinin ana omurgasına yerleştirdi.
Hindistan’ı yükselen stratejik ortak olarak konumlandırması, Japonya ve Kore ile enerji merkezli ittifaklar kurması, Avustralya’yı LNG ve kritik minerallerin kilidi haline getirmesi tesadüf değil.
ABD, enerji koridorlarını artık yalnızca ekonomik bir araç olarak değil, bölgesel güç dağılımını şekillendiren bir jeopolitik kaldıraç olarak görüyor.
Asya’da Enerji Haritası Yeniden Çiziliyor
Bugün Asya’da yaşanan dönüşüm, bir enerji tedarik değişimi değil; küresel güç düzeninin yeniden kurulmasıdır. Hindistan–ABD yakınlaşması, Çin’in enerji güvenliğini yeniden sertleştirmesi, Japonya ve Kore’nin kırılganlığı, Tayvan’ın boğaz riski, kritik mineral rekabeti, batarya teknolojilerindeki yarışı birlikte düşündüğümüzde yeni bir Asya enerji düzeni hızla şekilleniyor.
Bu yeni düzenin kazananı, değişimi zamanında gören, doğru okuyan, hızlı ve cesur pozisyon alan ülkeler ve şirketler olacak. Geride kalanlar ise yalnızca enerji değil, güç rekabetinin yeni dünyasında geri düşecek.
—————————————————-
Kaynak:
https://yetkinreport.com/2025/11/19/asyanin-yeni-enerji-duzeni-nasil-sekilleniyor/
