Prof. Dr. Celalettin YAVUZ
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’de 2026 yılı bütçe görüşmeleri var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’ten tüm diğer bakanlara varıncaya kadar hemen her devlet yöneticisinin ağzından ekonominin gidişatı konusunda adeta bal akıyor. Hele de Erdoğan’ın 17 Kasım 2025’teki kabine toplantısı sonrası Türkiye’nin “Kişi başına düşen milli gelir 17 bin dolara ulaştığı” yönündeki ifadesi üzerine ekonomi ve emekliler üzerine bu yazının ele alınmasına ihtiyaç duyuldu.
2023 Genel Seçimlerinden Bugüne Türkiye’de Enflasyon ve ‘TÜİK’in Başarılarına Rağmen Düşmeyen Enflasyon
Türklerin pek çok üstün özellikleri yanında “çabuk unutma” gibi bir özelliği de vardır. Siyasi iktidarlar da bu zafiyeti olabildiğince kullanmaktadırlar. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur!” şeklindeki ekonomi bilimine kazandırdığı gerçekler sonunda, 2023 yılı genel seçimleri öncesinde Türkiye’nin hazinesi iflasın eşiğine gelmişti.
2022 yılını %64.3 enflasyonla kapatan Türkiye’de Ak Parti iktidarı, Mayıs 2023’teki Genel Seçimler ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesinde ekonomideki yanlış politikasının varlığını itiraf etmese de, ekonomi ekibini değiştirerek onaylamış oldu. Yeni Hazine ve Maliye Bakanı olan Şimşek “Yapıcı reformlar” üzerinde durmuş, yeni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz da bu konuda destek verecek gibiydi.
2023 yılında Kur Korumalı Mevduat (KKM)’tan çıkma kararı alınarak önemli bir adım atıldı. Bu arada özellikle dolaylı vergilere yüklenildi. Ancak Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin ikinci turu ve Mart 2024 sonundaki mahalli seçimler sebebiyle yapıcı reformlara el atılamadı.
Mahalli seçimler sonrası beklenen “kamuda tasarruf” unutuldu. Yapıcı reformlar bağlamında Merkez Bankası’nın faizleri normale yükseltmesi ve döviz kurlarını baskı altında tutulması esas alındı.
Emekliler ile ücretlilerin satın alma gücünün uçurum derecesinde düştüğü bir ekonomik ortamda, maaşlara da Türk İstatistik Kurumu (TÜİK)’in kamuoyuna açıklanmayan kriterlerine göre belirlenen enflasyon ölçüsünde zam yapıldı.
Enflasyon demişken, 2023 yılı enflasyon hedefi önce % 22.3 idi. O dönemde kısa bir süre Merkez Bankası Başkanlığı yapan Hafize Gaye Erkan Ekim ayında hedefin %58’e çıkartıldığını söyledi. 2024 hedefi %33, 2025 sonu hedefi de %15 olarak belirlenmişti. İki ay sonra Aralık 2023’te bu kez Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek bütçe görüşmeleri sırasında 2024 yılı enflasyon hedefini %36 olarak açıklamış, 2026’da da tek hanelere düşeceği müjdesini vermişti.
Ancak evdeki hesap ne çarşıya, ne de iki yıldır emeklinin uğrayamadığı pazara uymamıştı. 2023 yılı %64,8, 2024 %44,4’lük enflasyonla kapandı. %20’nin altında olacağı söylenen 2025 yılının %30-32 arasında kapanacağı, 2026’da da tek haneye düşmeyeceği anlaşılmaktadır.
Türkiye bu özetlenen enflasyon sarmalıyla boğuştuğu esnada 2.5 milyona yakın kişi 7200 prim gününü doldurmak bir yana, emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) adıyla3600 prim günle emekli edildiler. Bir süre sonra da Türkiye’de emeklilik yaşının erken olduğu, 16 milyon emeklinin maaşlarının hazineye yük getirdiği bizzat devlet adamları tarafından dillendirildi.
Bu arada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ak Parti iktidarı sırasında SSK, Emekli Sandığı ve Bağkur emeklilerini bir çatı altında topladı. Zamanla milletvekili ve muadili emekliler hariç emekli maaşlarını düzenlemeye gitti. Emekli maaşları arasındaki “adaletsizliği” düzeltmek maksadıyla da vaktiyle maaşından yüksek prim kesildiği için emekli maaşı yüksek olan emekli memurlar hak kaybına uğratıldı.
Temmuz 2023’te memurlara seyyanen 8077 TL maaş zammı yapılmadan önce memur emeklilerinin de bu zamdan yararlanacağı bildirilmişken, ne yazık ki emekliler bundan mahrum edildiler. O dönemde Cumhur İttifakı’nın bir diğer partisi MHP’nin Genel Başkanı Bahçeli de emeklilere yapılan zammı yeterli bulmayarak emeklilere de seyyanen zam çağrısında bulunmuş, ancak kendi söylemiş, kendi dinlemişti.
Türkiye’nin Ekonomide Olağanüstü Geliştiği Yönünde Algı Yönetimleri
Daha önceki yazılarda da belirtildiği üzere Ak Parti iktidarı “çabuk unutan” milletimize karşı özellikle ekonomi alanında oldukça başarılı algı yönetimi uygulamaktadır.
Bunu sıkça tekrarlayanlardan Ticaret Bakanı Bolat Kasım 2025 başlarında, Ekim ayı ihracat gelirlerinin %2,3’lik artışla 24.1 milyar dolara, Ocak-Ekim 2025 döneminde de geçen yılın aynı dönemine göre %3,9’lık artışla 224 milyar 578 milyon dolarlık bir rekora ulaştığını, ballandıra ballandıra anlattı. İthalatı ise üstünkörü geçti. Oysa aynı dönemde %6,6’lık artış oranına ulaşan ithalat, ihracata oranla çok daha fazla gerçekleşerek 31 milyar 363 milyon dolara ulaşmıştı. Ocak-Ekim 2025 döneminde de ithalat, %6,0’lık artışla 299 milyar doları bulmuş, ihracat dengesi oldukça bozulmuştu.
Ağzından bal damlayan bir diğer bakan da Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy. 14 Kasım’daki TBMM Bütçe görüşmeleri sırasında konuşmasında Ocak-Eylül 2025 döneminde turist sayısında kırılan rekora ilaveten 50 milyara yaklaşan gelirle de yeni bir rekora ulaşıldığını söyledi. Yıl sonundaki hedef de 64 milyar dolarmış!
Ekonomi alanında algı yönetimini en iyi yapanlardan biri de Hemen her konuşmasına 2022’deki ekonomik değerleri vererek gelinen gündeki durumu kıyaslayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. 17 Kasım 2025’teki kabine toplantısı sonrasında Türkiye’yi dünyanın 17’nci büyük ülkesi haline getirdiklerini ifadeyle “Kişi başına düşen milli gelir 17 bin dolara ulaştı!” dedi.
Burada ileri sürüldüğü gibi kişi başı gelir 17 bin dolar ise, iktidara da pek uzak olmayan TÜRK-İŞ’in her ay düzenli olarak açıkladığı, çalışanların geçim koşullarını gösteren verilere ne demeli. 31 Ekim 2025 itibariyle Ankara’daki dört kişilik bir ailenin “sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması” yani açlık sınırı 28.411,95 TL’dir.
“Gıda, giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar” için gereken zorunlu diğer aylık harcamaları, yani “yoksulluk sınırı” da 92.547,07 TL’dir. Muhtemelen İstanbul’da daha da yüksektir. Anlaşılan o ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın örneğini verdiği Türkiye ile emeklilerin yaşadığı Türkiye farklı bölgelerde. Zira devletten 1’nci dereceden emekli memur bile yoksulluk sınırının çok altındaki maaşa ram edilmiştir.
Yukarıdaki algı yöneticilerine petrol ve doğalgaz ihtiyacının yaklaşık %10’unu kendi kaynaklarından tedarik eden, Türkiye’yi “enerji merkezi haline getireceğiz!” diyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ı da eklemek mümkündür.
Neyse ki Ak Parti içerisinde, 1 Kasım 2025’te TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda “Biz de ekonominin genel durumu sebebiyle milletin omuzlarında olan yükün, sorumluluğun ağırlığının farkındayız. Gelir dağılımında makasın son üç-dört senedir aleyhe doğru döndüğünün de farkındayız. ‘Devlet memuru maaşıyla ev alabiliyordu, bugün alabiliyor mu?’ dediniz. Doğru, bunun da farkındayız, hatta bırak üst düzey devlet memurunu, bir evde 2 kişi çalışıyorsa, 2’si de asgari ücret alıyor olsa bile, birinin maaşıyla geçim ederken birinin maaşıyla ev taksiti ödeyerek ev sahibi olabildiği bir dönemden bugün uzakta olduğumuzun da farkındayız!” diyebilen AK Parti Ankara Milletvekili Orhan Yegin gibileri nadiren de olsa görmek mümkün.
Bizim de demek istediğimiz tam budur! Ak Parti iktidarı Nasreddin Hoca’nın fıkrasını bile değiştirdi: Eşeğini önce buldurdu, sonra kaybettirdi.
Eğer Yegin’in söyledikleri doğru ise ki, doğru olduğunu tüm emekliler ve memurlar yaşayarak öğrendiler, o halde 3 bin dolardan 17 bin dolara çıkan kişi başına gelire hangi kesim erişti?
Bu arada MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin 18 Kasım 2025 TBMM Grup Toplantısındaki konuşmasında “Emeklilerimizin parası CHP’nin para kulelerindedir.” şeklindeki ifadeleri de anlaşılmadı. Acaba 23 yıldır iktidarda olan parti dil sürçmesiyle karıştırılmış olabilir mi?
Türkiye’de ve Diğer Ülkelerde Emeklilik Yaşı ve Emekliliğe İlişkin Esaslar
MHP’den 30 Ekim 2025’te TBMM Bütçe-Plan Komisyonunda Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu tarafından emekliler için içi tam olarak doldurulamayan bir teklif yapıldı. Emeklilerin refah seviyesinin artırılması, çalışanların geçim şartlarının iyileştirilmesi ifadesine ilaveten “Emeklilerimizin aylıkları onların geçim şartlarına uygun olacak ayrı bir endekse göre hesaplanmalıdır!” şeklinde bir teklif yapıldı.
Emeklilik için Amerika’yı yeniden keşfetmeye neden ihtiyaç duyulduğu anlaşılamamaktadır. Sağlık nedeniyle malulen emeklilik dışında normal emeklilik için iki ana kriter mevcuttur. Bunlar maaştan kesilen prim tutarı ve yaş sınırı! Yani yasayla belirlenen bir yaşa gelen kişiler emekli olduklarında, maaşlarından kesilen prim oranında emekli maaşı alabilmelidir. Türkiye’de bu esaslar ne yazık ki son iktidar döneminde anlaşılmaz bir şekilde değiştirilmiştir.
Türkiye’de emeklilik yaş sınırı 1999 öncesinde sigortalı olanlarda emeklilik yaşı daha düşükken, zamanla yükseltilerek kadınlarda 58, erkeklerde 60 olarak uygulanmaktadır. Ancak EYT’de olduğu gibi popülist yaklaşımlarla çok daha genç yaşlarda emeklilik mümkün hale getirilmektedir.
Son günlerde 9.000 prim günüyle emekli olabilen Bağ-Kur’luların 7.200 prim günle emeklilik için yeni bir yasa taslağı iktidar tarafından Meclise sunuldu. Böylece 1 milyonu aşkın küçük esnaf ve çiftçi, erken yaşta emekli kervanına kavuşacak! Emekli sayısının çokluğundan şikâyet eden iktidara “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!” denilse haksız sayılır mı?
Türkiye’de emekli sistemi böyle iken; Almanya’da emeklilik yaşı kadın-erkek 67 ve daha da yükseltilmesi planlanıyor. ABD’de 67, ancak 62 yaşından itibaren kısmi (daha az maaşla) emeklilik var. İngiltere’de kadın ve erkek 66 yaşında emekli olabiliyor. İtalya’da 66-67, Rusya’da kadınlar 60, erkekler 65 ve Japonya’da da 69 yaşında emeklilik mümkün.
Sonuç
2025 yılının sonu görünmeye başladı. Bütçe görüşmelerinden anlaşıldığı kadarıyla emekliler ve ücretliler gene bir başka baharı bekleyecekler. Kamuda tasarruf yapmak ve “çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi” almak yerine dolaylı vergiyle herkesten aynı vergiyi alan bir devlet yapısı üzerimize yapıştı.
Emekli maaşlarının hazineye yük getirdiği söylenirken, bunu önlemek maksadıyla emeklilik yaşının diğer ülkelerdeki gibi yükseltilmesi yerine EYT’le çok daha genç yaşlarda emeklilik hakları veriliyor. Bu fasit daire içerisinde emekli sayısı da arttıkça emeklilerin çalıştıkları dönemde maaşlarından kesilen yüksek primlerin karşılığı ödenmiyor. Ve hala emeklilik için yeni düzenlemeler düşünülüyor.
TÜİK’in enflasyon verilerine muhtemelen hazırlayanlar da inanmıyordur. Zira iktidara pek uzak olmayan İTO’nun ve bağımsız ENAG’ın enflasyon verileri ile TÜİK verileri arasında uçurum var. Örneğin Ekim 2025 aylık enflasyonu TÜİK’e göre %2.55 iken, İTO’ya göre %3.32 ve ENAG’a göre de %3,74’tür. Yıllık olarak aradaki fark daha da artmaktadır. Ne yazık ki 2026 yılı emekli maaşları da TÜİK’in “satın alma gücü”nü yerlerde süründüren enflasyon verileri esas alınarak düzenleniyor.
—————————————
Kaynak:
Ekonomi ve Cumhur İttifakı’ndan Hayat Pahalılığı İtirafı – Prof. Dr. Celalettin Yavuz
