Gazze’ye Giden Yollar ve Kalemin Şahitliği

Gazze’ye giden yollar, yalnızca asfaltla örülmüş, sınır kapılarında dikenli tellerle kesilen yollar değildir. O yolların bir ucu yıkık dökük evlere, taşla oynayan ama bombayla karşılaşan çocuklara, açlığın gölgesinde ayakta kalmaya çalışan annelere, babalara çıkar. Bir ucu ise dünyanın dört bir yanındaki kalplere, vicdanlara ve dualara uzanır.

Gazze’de çocuklar oyunu değil ölümü tanıyor. Henüz alfabenin ilk harflerini sökmeye çalışırken, gökyüzünden yağan bombaların gürültüsünü öğreniyorlar. Oyuncak yerine molozlar arasında buldukları taşları ellerine alıyorlar. Dünyanın başka coğrafyalarında çocuklar okul yolunu sayarken, Gazze’deki çocukların yolu çoğu kez mezarlıklara düşüyor.

Aileler, birer birer yok oluşun eşiğinde. Bir gün ev dediği çatının altında toplanan insanlar, ertesi gün soğuk bir çadırın köşesine sığınıyor. Açlık, sadece mideleri değil, umutları da kemiriyor. İçilecek su bulunamıyor, tedavi olacak hastane kalmıyor. İnsanlar, en temel ihtiyaçlardan mahrum, hayata tutunmaya çalışıyor. Ve dünya, kimi zaman bakıyor, kimi zaman susuyor.

Ama işte tam da burada Gazze’ye giden yollar başka bir manaya bürünüyor. O yollar, yalnızca fiziki değil; vicdani, ahlaki ve manevî yollardır. Dünyanın dört bir yanından kalkan filolar, Sumud’un yani kök salarak direnişin filolarıdır. Birkaç gemiden ibaret değildir onlar; özgürlük arzusunun, zulme karşı insanlığın ortak haykırışının sembolleridir. Her dalgada, her rüzgârda mazlumların sesi yankılanır.

Ve biz biliriz ki, asıl yollar haritalarda değil, kalplerde açılır. Zulmedenlerin kalbine korkuyu koyan, direnenlerin yüreğine kuvveti dolduran Rabbimizdir. O yüzden Gazze’ye giden yollar, tankların gölgesinde kapanmaz; duaların, sabrın, direnişin içinden yeniden doğar. Bu yollar, her şehit kanıyla biraz daha belirginleşir, her dua ile daha da genişler.

Gazze’ye giden yollar, dünyayı harekete geçiren yollar olmalıdır. Sadece bir coğrafyaya değil, bütün insanlığa seslenen çağrılardır. Çünkü Gazze, yalnızca Gazze değildir; vicdanın sınavıdır, insanlığın aynasıdır. Orada yıkılan bir ev, bütün insanlığın yıkımıdır. Orada aç kalan bir çocuk, hepimizin açlığıdır.

Kalemin Şahitliği

Gazze’ye giden yolların bir kısmı da kalemlerle açıldı. Kavganın başladığı ilk günden bugüne, yalnızca tanklara ve bombalara karşı değil; suskunluğa, unutuşa ve ilgisizliğe karşı da mücadele verildi. Birçok yazar, şair, gazeteci ve düşünür, kalemlerini birer direniş aracı kıldı.

Mahmud Derviş, Filistin’in şairi. Şiirleri, sürgünün ve işgalin en güçlü hafızası oldu. “Burada biz varız” diyen dizeleri, işgal altındaki toprakların kalbinden yükseldi.

Gassan Kanafani, hikâyeleriyle Filistin’in çığlığını dünyaya duyurdu. Onun kalemi, yoksul bir çocuğun ellerindeki taş kadar güçlü bir silaha dönüştü.

Edward Said, akademik dünyada Filistin’in sesi oldu. Oryantalizm eseriyle Batı’nın bakışını sorguladı, Filistin meselesini entelektüel bir zemine taşıdı.

Refaat Alareer, Gazze’de yaşamış, şiir ve öyküleriyle yeni nesillere umudu miras bırakmış bir direniş kalemiydi. “Ben ölürsem, hikâyemi anlatın” sözü, bugün hâlâ hafızalarda yankılanıyor.

Adonis ve benzeri Arap şairleri, Gazze’nin yalnızlığını şiirle delen sesler oldular.

Sezai Karakoç – Kudüs’ü ve Filistin’i, Diriliş düşüncesinin merkezine yerleştirdi. “Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde” şiiri, bu duyarlılığın en güçlü sembollerindendir.

Nuri Pakdil – Kudüs’ü “İslam’ın kalbi” olarak niteleyen ve hayatı boyunca Filistin davasını savunan bir dava adamıydı. Yazılarında Kudüs hep canlı bir direniş çağrısıdır.

Cahit Zarifoğlu – Günlüklerinde ve şiirlerinde Filistin’in direnişini, insanlığın direnişi olarak yorumladı. Onun kalemi, mazlumun safında duran bir iman çağrısıdır.

Mehmet Akif İnan – “Mescid-i Aksa” şiiriyle Filistin hassasiyetini Türkiye’de şiir diliyle en berrak biçimde dile getiren şairdir.

Bunun yanı sıra;

İsmet Özel, konuşmalarında Filistin’i insanlığın onuru olarak tanımladı.

Cemil Meriç, Doğu’nun çilesini dile getirirken Filistin meselesine de değindi.

Cemal Süreya ve 1970’ler edebiyat çevresindeki pek çok şair, Filistin’e dair insani duyarlılığı dizelerine taşıdı.

Kalemin gücü, Gazze’ye giden yolların en sessiz ama en derin izlerinden biridir. Çünkü yazılan her satır, yıkılan bir evin taşları arasından yükselen bir çığlıktır; susmaya niyetlenen dünyaya bırakılmış bir hatırlatmadır.

Gazze’ye giden yollar, yalnızca kamyonlarla taşınan un çuvalları ya da denizleri aşan gemiler değildir. Onlar, duaların içinden, kalemlerin satırlarından, vicdanların kıpırtısından geçer. Ve biz unutmamalıyız ki; zulmün karanlığına karşı insanlığın ışığını taşıyan bütün yollar, eninde sonunda Gazze’ye çıkar.

Yazar
Nuh Muaz KAPAN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen