Galip TÜRKMEN (E. Başmüfettiş)
Donald Trump’ın dış politika tercihleri çoğu zaman “tutarsız”, “öngörülemez” ya da “kaotik” olarak nitelendirilmektedir. Venezuela’da sınırlı bir askeri operasyon, hemen ardından Grönland’ın gündeme taşınması, NATO ve AB ile eş zamanlı gerilimler bu algıyı güçlendirmektedir. Ancak söz konusu adımların rastlantısal değil; aksine ABD’de Askeri Endüstriyel Kompleks (AEK) ile başkanlık gücü arasındaki yapısal gerilimin bir yansımasıdır. AEK, Başkan Eisenhower’ın tanımladığı Pentagon, savunma sanayi firmaları, Kongre, lobi şirketleri ve finansal kuruluşlarının ülke yararı dışına taşan çıkar birliğini ifade etmektedir.
Bu bağlamda Trump’ın tutumu, Osmanlı modernleşmesinde Genç Osman ve III. Selim’in doğrudan reform girişimlerinden kaçınan; buna karşılık II. Mahmut’un uzun soluklu, dolaylı ve yıpratıcı stratejisini hatırlatan bir liderlik pratiği olarak okunabilir.
Aşağıdaki tespitler:
- Kurumsal Vesayet ve Askeri Ekonomi: Trump’ın Yeniçerilerle Liderlik Sınavı*
- Çip ile Çelik Arasında: ABD Donanmasının Dramatik Tükenişi**
başlıklı makalelerimizle birlikte değerlendirildiğinde daha açıklayıcı olacaktır. Bu metin Trump’ın hamlelerinin operasyonel ayrıntılarını değil, bu hamleleri zorunlu kılan yapısal nedenleri analiz etmeyi amaçlamaktadır.
I. Askeri Endüstriyel Kompleksin Sınırları: Uzun Savaşın Tükenişi
Soğuk Savaş sonrası ABD dış politikasının temel dayanaklarından biri olan ve önemli bir kesim tarafından derin devlet (Deep State) olarak nitelenen AEK, uzun süreli ve geniş ölçekli askeri angajmanları mümkün kılan bir ekonomik ve kurumsal yapıya dayanıyordu. Ancak bu model günümüzde üç temel nedenle aşınmaktadır:
- Mali sınırlar: ABD artık yapısal olarak bir borç devletidir. Sürekli ve maliyeti açık uçlu savaşlar, hem iç kamuoyu hem de bütçe dengeleri açısından sürdürülebilir değildir.
- Endüstriyel ve lojistik yıpranma: Donanma, mühimmat üretimi ve tedarik zincirleri uzun süreli çatışmaları aynı yoğunlukta taşıyamamaktadır.
- Meşruiyet krizi: Uzun savaşların siyasi getirisi düşmüş, toplumsal maliyeti artmıştır.
Bu nedenle AEK, klasik “uzun soluklu kara savaşları” yerine sınırlı, hedef odaklı ve kısa süreli operasyonlara yönelmektedir.
II. Venezuela: Gönülsüz Bir Operasyon, Bilinçli Bir Siyasi Boşluk
Venezuela örneği bu dönüşümün çarpıcı bir yansımasıdır. AEK, kara operasyonunun askeri, siyasi ve bölgesel maliyetlerini göze alamamış; bunun yerine sınırlı bir güç kullanımına razı olmuştur. Trump ise baştan itibaren böyle bir operasyona isteksizdir.
Bu noktada belirleyici olan şudur: Trump, sınırlı askeri operasyona gönülsüzce onay vermiş, ancak onu siyasi bir mimariye bağlamamıştır. Ne geçiş planı ne müttefik koordinasyonu, ne de uzun vadeli bir düzen tasarımı ortaya konmuştur. Muhalif liderler dışlanmış, Maduro yönetimi ile görüşmelere devam edilmiştir. Bu bilinçli “siyasi boşluk”, olası başarısızlığın AEK’ya, olası başarının ise Trump’a yazılmasını sağlayan asimetrik bir sorumluluk dağılımı yaratmıştır.
III. Grönland Hamlesi: Gündem Kaydırma Değil, Yapısal Çatlatma
Venezuela’daki belirsizlik sürerken Grönland’ın gündeme getirilmesi, yüzeysel olarak bir dikkat dağıtma manevrası gibi görülebilir. Oysa bu hamlenin asıl etkisi daha derindir:
- NATO’nun iç mantığını kilitlemek: Grönland, bir NATO üyesi olan Danimarka’nın toprağıdır. ABD kaynaklı bir tehdit, NATO’nun “kolektif savunma” ilkesini içsel bir çelişkiye sürükler.
- AB’yi karşı pozisyona itmek: AEK’nın yeni finansman ve yeniden silah pazarı büyük ölçüde Avrupa’dır. Grönland krizi, AB’yi bu finansman rolü ile siyasi egemenlik arasında tercihe zorlayacaktır.
Böylece Trump, Askeri Endüstriyel Komplekse (AEK’ya) doğrudan saldırmadan, onun ittifak ve finansman ekosistemini gerilim altına sokmaktadır.
VI. AEK’ya Atılan Yem: Büyük Bütçe, Katı Koşullar
Trump’ın savunma harcamalarını artırma yönündeki adımları (2026’da 901 milyar dolarlık rekor bütçe ve 2027 için önerilen 1,5 trilyon dolarlık bütçe), 7 Ocak 2026 tarihli Başkanlık Kararnamesi (Executive Order) öncesinde AEK ile uzlaşma arayışı ya da oyalama olarak değerlendirilmişti. Bu emirle birlikte değerlendirildiğinde AEK’nın kontrol altına alınmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki;
- Büyük mali kaynaklar sağlanırken, bu kaynaklar üretim kapasitesi artışı, stok yenileme, teslim sürelerinin kısaltılması ve operasyonel performans gibi somut, ölçülebilir kriterlere bağlanıyor.
- 7 Ocak 2026 tarihli Kararnameyle savunma müteahhitlerine temettü dağıtımı ve hisse geri alımı yasakları getirildi; yönetici maaşları ve teşvikleri üst sınırla kısıtlandı ve kısa vadeli finansal göstergeler (hisse geri alımı kaynaklı kâr) yerine zamanında teslimat ve üretim artışı kriterlerine bağlandı.
- Uzakdoğu (Çin/Tayvan v.d.) kaynaklı tedarik bağımlılığını kırmak için şirketler, kârlarını finansal dağıtım yerine ABD içindeki yeni fabrikalara, kapasite genişletmesine ve yerli tedarik zincirine yatırmaya zorlanıyor. Reaganizmin ruhunu oluşturan neoliberal küreselleşmeci politikalardan Amerikancı MAGA (Make America Great Again) politikalarına geçişte AEK’yı yeniden konumlandırmayı hedefliyor.
- Demir Üçgen’in (Pentagon–savunma sanayi–Kongre) yeniden yapılandırılmasının ve yerel istihdam tuzağının tersine çevrilmesi amaçlanıyor: Yeni yatırımlar kilit eyaletlere (Georgia, Texas, Ohio vb.) kaydırıldıkça, Kongre Üyeleri bu politikaya karşı çıkmanın kendi seçmenlerine zarar vereceğini görüyor ve dolaylı olarak Trump’ın yerli üretim gündemini desteklemek durumunda kalıyor
- Kongre üyelerinin ve Emekli Generallerin yüksek ücretlerle savunma sanayi şirketlerine transferlerini, dolaylı olarak, kısıtlayarak demir üçgen arasındaki bağı (döner kapı mekanizmasını) zayıflatmaya çalışıyor.
Ana hedef, AEK’yı doğrudan tasfiye etmek veya mali olarak aç bırakmak değil, onu şu anki hakim iş modelinden (borçlanma, finansal mühendislik, uzun vadeli belirsiz savaşlar ve Wall Street üzerinden aşırı finansallaşma) koparmaktır. Buna AEK’nın nasıl cevap vereceğini izleyip göreceğiz.
Trump’ın stratejisinin ayırt edici yönü, AEK ile açık ve ilkesel bir hesaplaşmadan özellikle kaçınmasıdır. Bu tavır, Osmanlı tarihinde Genç Osman ve III. Selim’in akıbetiyle açıklanabilir:
- Bu iki padişah, askeri yapıyla (Yeniçerilerle) erken ve doğrudan bir çatışmaya girmiş; sonuçta kurumsal refleks tarafından tasfiye edilmişlerdir.
- Trump ise AEK’yı hedef alan açık bir reform söylemi kurmamakta; NATO’dan ani kopuşlar veya Pentagon’a doğrudan meydan okumalar yapmamaktadır.
Bu, erken reformcunun değil; bekleyen ve yıpratan liderin davranışıdır.
V. II. Mahmut Benzetmesi: Bütçe ve Yıpratma Yoluyla Dönüşüm
II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmadan önce izlediği yol şu unsurları içeriyordu: zaman kazanma, alternatif güç üretme, meşruiyet aşındırma ve nihai hamleyi uygun koşullarda yapma. Trump’ın yaklaşımıyla benzerlikler dikkat çekicidir:
- Kurumu doğrudan hedef almamak,
- Kurumun öngörülebilirliğini bozmak,
- İç ve dış ittifaklarını zayıflatmak,
- Krizleri besleyerek yıpratma.
Trump henüz “tasfiye” aşamasında değildir; ancak zemini dönüştürmeye yönelik uzun soluklu bir süreç yürütmektedir.
VI. Sonuç
Trump’ın Venezuela, NATO ve Grönland ekseninde izlediği politika; yüzeyde kaotik, derinde ise yapısal bir mantık taşımaktadır. Askeri Endüstriyel Kompleks (ve elbette ABD) artık uzun soluklu savaş kapasitesini kaybetmiş; sınırlı operasyonlarla durumu idare etmeye çalışan bir yapıdadır. Trump ise bu sınırlı askeri hamleleri sahiplenmiş gibi görünerek, siyasi boşluklar yaratarak, dış ittifaklarıyla karşı karşıya getirerek ve bütçe kullanım modelini yeniden düzenleyip güç mimarisini aşındırarak AEK’nın hareket alanını daraltmaktadır.
Bu strateji akıllıcadır; çünkü doğrudan çatışmadan kaçınarak kurumsal gücü yıpratıyor. Bu da Trump’ın kişiliğinden kaynaklanan öngörülemez ve şovmen tarzla perdeleniyor. Yani Trump öngörülemez değil, Tutarlı politikaları alışılmadık bir üslupla uyguluyor. Trump’ın dış politikası kişisel değil, yapısal bir zorunluluğun siyasi ifadesidir.
Diğer yandan, yaklaşık seksen yılda kurumsallaşmış ve küresel ölçekte kök salmış böylesi bir yapının vereceği tepkinin sınırlarını öngörmek güçtür. Bürokrasi, medya, hukuk mekanizmaları, küresel finans ağları ve NATO gibi müttefik kurumsal yapılar üzerindeki etkisi -İsrail yönetimiyle olan yakın ilişkileri de dahil olmak üzere- Askeri Endüstriyel Kompleksin başkanlık dengesini bozacak hamleler üretmesine imkân tanımaktadır. Venezuela benzeri “oldu-bitti” operasyonlarının, Trump’ı stratejik savunma pozisyonuna itmeye dönük bilinçli girişimler olarak devreye sokulması da beklenir.
Trump’ın tarihsel kumarı bu noktadadır ve Trump, tam da bu işin adamıdır.
* https://www.kirmizilar.com/kurumsal-vesayet-ve-askeri-ekonomi-trumpin-yenicerilerle-liderlik-sinavi/
** https://www.kirmizilar.com/cip-ile-celik-arasinda-abd-donanmasinin-dramatik-tukenisi/
