Sokak terörü millî bir felâket hâlini almıştır!

Tam boy görmek için tıklayın.

Mustafa TEZEL

14-15 yaşındaki çocukların işlediği suçlar, katlamalı bir şekilde artıyor. Eğitim çağındaki nüfusun neredeyse dörttebirinin ne işte ve ne de okulda olduğu bir ülkede, bu aslında çok da beklenmeyen bir sonuç değil. Okulda ya da işte olmayan bu çocukların sürekli ailenin denetiminde olması kabil değildir. Bu durumdaki çocukların çoğunun ailelerinin ne ölçüde denetim sağlama becerisi ya da isteği olduğu ise, ayrı bir bahistir…

Yalnız yukarıda bahsedilen çocuklar değil, okula devâm eden çocuklarda da suç işleme eğiliminin korkutucu derecede büyük bir hızla artmakla olduğunu görüyoruz. Akran zorbalığına mâruz kalan çocuklar ile öğrencisinin saldırısına uğrayan eğitimcilerin sayısı da hızla artmaktadır.

Henüz büluğ çağındaki çocuklarımızı esir alan bir suç bataklığının oluştuğu ayan beyan ortadadır. Suç çeteleri ve terör örgütleri, eleman devşirmek için bu durumdan yararlanmaktadır. Nitekim bu mihraklar adına suç işleyen çocukların sayısındaki artış, her aklı başında insanı uykusuz bırakacak seviyelere yükselmiştir.

Kezâ, gençlerimizin bütün hayâtını mahveden uyuşturucu belâsı, bir millî felâket hâlini almıştır. 86 milyonluk ülkede, uyuşturucu ile temas eden kişi sayısının 15 milyona ulaştığı yönünde çeşitli kaynaklarca açıklamalar yapılmaktadır ki, bu korkunç bir durumdur. Bu, azalan doğum hızı ile birlikte düşünüldüğünde, Allah korusun, ülkenin bir-iki nesil sonra tükenmesi, hayâtiyetinin son bulması anlamına gelir.

Evet, suç bataklığı kurutulmalıdır. Bunun için ne gerekiyorsa, bir an önce yapılmalı, gerekli önlemler alınmalıdır.

SUÇ İŞLEYEN CEZÂSINI ÇEKMELİDİR

Suç eğilimini azaltmaya yönelik önlemler konusunda, ihmâl edilmemesi gereken en önemli husus şudur: Suç işleyenler, cezâlarını çekmelidir. Evet, suçu önlemenin ilk şartı budur.

Suçlu, işlediği suç ile orantılı bir şekilde cezâlandırılmadığı takdirde, toplumda, özellikle de suça meyilli kişilerde cezâsızlık algısı oluşur, adâlet sistemi etkinliğini yitirir, suç işleme eğilimi artar.

Son zamanlarda bâzı kişilerin dillerinden düşürmedikleri “suça sürüklenen çocuklar (SSÇ)” jargonu, âdetâ suçu ve suçluyu mâsumlaştıran bir niteliğe bürünmüştür.

Türkiye’de, bir kesim, ötedenberi mâsumların değil, suçluların yanında yer almayı âdet hâline getirmiştir. Bu kesim, insan onurunu savunmakla suçluların avukatlığını yapmayı birbirine karıştırmaktadır.

Tekrar etmek gerekirse; suç ortamının düzeltilmesi için elbette gerekli önlemler alınmalıdır, bataklık kurutulmaya çalışılmalıdır, ancak bu esnâda sivrisineklerle mücâdele edilmesi gerçeği de gözardı edilmemelidir.

 

SOKAK TERÖRÜ TOPLUMSAL HUZURU TEHDİT ETMEKTEDİR

Artık, melek yüzlü yavrularımızı kaybetmek istemiyoruz. Özellikle ergen şiddeti, okulları ve sokaklarımızı esir almış vaziyettedir. Aileler, çocuklarını, eşlerini işe, okula ya da bir sosyal faâliyete gönderdiklerinde, dönüş zamânına kadar elleri yüreğinde beklemekte, her telefon ya da kapı zili sesinde bir kara haber alma endişesiyle, yürekleri ağızlarına gelmektedir. Yapılan araştırmalar, toplumun yaklaşık yarısının psikolojik desteğe ihtiyaç duyar hâle geldiğini göstermiştir. Ekonomik sorunlar, hukuk eksikliği, liyakate önem verilmemesi, kayırmacılık gibi sorunların yanısıra, ergen şiddeti ve sokak terörü, hayâtı çekilmez hâlé getirmiştir. Bu nedenledir ki, her yaştan insanımızın yaklaşık üçte biri, fırsat bulduğu takdirde, daha huzurlu ve müreffeh yaşayabileceğine inandığı bir yabancı ülkeye taşınma emelinde olduğunu beyan etmektedir.

Sokak terörünün, dağdaki savaşını kaybeden bölücü terör örgütü tarafından bir etnik temizlik ve yıldırma yöntemi olarak kullanılmaya çalışıldığı konusunda da ciddi kuşkular sözkonusudur.

Bütün bu hususlar, çözümü âciliyet kesbeden diğer sorunların yanısıra, sokak terörü ve akran zorbalığının, ülkemizin en âcil ve önemli sorunları arasına girdiğini göstermektedir.

Ülkenin doğurganlık oranının azaldığı, iyi yetişmiş insanlarımızın “kendilerine çalışma alanı bulamadıkları için” yurt dışına gitme eğiliminde olduğu, ülkemize “hukuk, demokrasi, emniyet, temel gereksinimlerin karşılanması” gibi konularda ciddî sorunların yaşandığı pek çok ülkeden vasıfsız insanların âdetâ akın ettiği bir dönemde, sokak terörü, vatandaşımızdaki memnuniyetsizliği ve yurtdışına yerleşme eğilimini daha da artıran, onu katmerleştiren bir sâik işlevi görmektedir.

SONUÇ

Ezcümle, ülke yönetiminden sorumlu olanlar, bir an önce can ve mal güvenliğinin sağlanması için gerekli bütün çalışmaları yapmak ve mümkûn olan en kısa sürede sonuca ulaştırmak durumundadırlar. Aynı zamanda, sorumluluk sâhibi her Türk’ün, sorunun çözümü konusunda, yetkililerin daha müdebbir davranmalarını sağlayacak kamuoyu baskısının oluşturulması için, daha etkin olmaya çalışmaları gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde, aşağıdaki önlemlerin öncelikle uygulamaya geçirilmesi gerektiği inancındayız;

  1. Sekiz yıllık zorunlu eğitimden vazgeçilmelidir.
  2. Eğitim, öğrenci nüfusu; İlkokul (% 15), Orta Okul (% 35), Meslek Liseleri (% 20), Bilim Liseleri (% 15), Üniversite (% 15) olacak şekilde, yeniden plânlanmalıdır.
  3. “Sınıfta kalma, mükerrer başarısızlık hâlinde, tasdiknâme verilmesi” uygulaması yeniden getirilmelidir.
  4. Merkez köylerdeki okullar yeniden açılmalı, köye göç özendirilmelidir.
  5. Özellikle çıraklık okulları (3 yıl Orta okul + 2 yıl uygulama) yeniden açılmalı, işyerlerinin “çıraklık okulu öğrencilerine uygulama eğitimi vermesini özendiren” tedbirler alınmalıdır.
  6. Kayıtdışı ekonomiyi önlemeye yönelik çok etkin tedbirler alınmalıdır.
  7. Bâzı suçlarda (sokak terörü, cinâyet, adam yaralama, uyuşturucu dağıtımı vb.), “çocuk suçlu” tanımı, Dünyâdaki benzer uygulamalar da dikkate alınarak, değiştirilmeli; Sözkonusu suçları işleyen 14-18 yaş aralığındaki suçlulara verilecek cezalar artırılmalıdır.
  8. Ailelerin eğitimine önem verilmelidir.
  9. Okullarda, disiplinin sağlanmasına yönelik önlemler alınmalıdır. Disiplinsizliğe tâviz verilmemelidir.
  10. İnfaz düzenlemeleri gözden geçirilmeli, “uyuşturucu satışı, cinâyet, yaralama, tecâvüz, hırsızlık, dolandırıcılık vb.” suçlardan mahkûm olanların, etkin bir şekilde cezâlarını çekmeleri sağlanmalı, bu amaçla toplumda “cezâsızlık” algısı oluşturan infaz düzenlemeleri gözden geçirilmelidir.
  11. Sık sık çıkarılan aflar kesinlikle durdurulmalıdır. Hemen hiçbir konuda, mâşerî vicdânın onaylayacağı haklı gerekçeler olmadığı takdirde, af uygulamasına kesinlikle başvurulmamalıdır.

Yazar
Mustafa TEZEL

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü'nden mezun olan Mustafa TEZEL, yüksek lisansını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Bölümünde yapmıştır. Çalışma hayatına bir kamu bankasında müfettiş yard... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen