Bu başlık rahmetli Ahsen Batur’un kitabının adıdır.
Kürdoloji de Kürtçü de yalan söylüyor.
Evet yalan söylüyorlar.
Ahmet Özer’in mahkemesi sonrası kızının açıklaması dikkat çekiciydi.
Oraya bakmak lazım.
“Neden bu haldeyiz?”i anlatan bir konuşmaydı.
Türkiye’nin yaşadıklarının bütün cepheleri oradaydı.
Cepheleştirmeden, kamplaştırmadan bahsetti.
Hukuksuzluklardan bahsetti.
Babasının örgüt üyesi olmadığından bahsetti.
Bunlar tamam.
Fakat bir cümlesi bütün söylediklerini değersiz kılacak kadar yanlıştı.
Dediklerinin tersini yaparak konuştu.
PKK’lıların Demlilerin yaptığı gibi benim dediğim dediktir kafasını işletti.
Gerçeği örttü.
Babası Kürt olduğu için bu cezaya çarptırılmış.
Allah Allah!
Bu nasıl bir beyin örtülmüşlüğü ki bunu dedi.
Ve kimse itiraz etmedi.
Çıkan mana açık:
Sanki CHP belediye başkanlarının tamamı Kürt oldukları için içeri alındı.
Öyle mi?
Ahmet Özer’in kızı Seraf Özer bir avukat.
Yani hukukçu.
Babası CHP Belediye Başkanı olduğu için bahane uydurularak hapse atıldı.
Başka bir sıfatından, kimliğinden dolayı değil.
Bu büyük yalanı nasıl söyleyebilir?
Bu iftira kılıklı sözleri nasıl edebilir?
Düşündüm:
İyi ki babası Büyük şehir Belediye Başkanı değilmiş.
Ya İmamoğlu’nun, Zeydan Karalar’ın, Göcek’in yerinde olsaydı?
O zaman neler diyeceğini varın siz tahmin edin!
Türkiye’de Kürtçülük böyle yalanlar üzerine oturuyor.
Kürt Meselesi dedikleri de öyle.
Bir vatandaşımıza haksızlık edilirse karşısında hepimiz dururuz, durmalıyız.
Onun şu veya bu etnik yapısına bakmayız.
Bu memlekette bakılmazdı.
Şimdi bu yalanlarla devletine, milletine iftira edilen halkın bunu yapmasını önlemek istiyorlar.
İşte kampçılık, ayrımcılık ve bölücülük tam da budur.
Ben ayrı devletim olsun istiyorum demek bundan daha namuslu bir tavırdır.
Kardeşim, sen isteyeceğini iste ama bana iftira etme!
Sen ne hissediyorsan söyle ama bana iftira etme!
Türkiye bu haksız hukuksuz isnatlara karşı bir vicdan hareketi geliştirmelidir.
Şu bayrak indirme hadisesinde Şırnak’lı bir kişinin paylaşımını görmüştüm.
Vatandaşımız o mel’un hareketi yapanlara, “Siz şayet sınırın öte tarafında olsanız şimdi yoktunuz. Hepiniz kurşuna dizilmiştiniz..” diyordu.
Bunu hatırlatmak lazımdır.
Bu memleketin her yerinde Seraf Özer’in kinle haykırdığı o kimlikle yaşandığını hatırlatmak lazımdır.
Bazı yerlerde PKK’nın izin vermediği kişilerin yaşama şansının kalmadığı bir hukuksuzluk hakimdir; bunu konuşmak ve gereğini yapmak lazımdır.
Onun bu yalanı söyleyebilmesi düşünce hürriyeti değildir.
Hak değildir.
Hakka girmektir.
Hak yemektir.
Hatırlattığı o meşhur söz(hadis de deniyor)le yalanına karşı çıkılmalıdır.
Kim Türkiye’de devlet Kürtlere eziyet ediyor diyorsa yalan üstü yalan söylüyor.
Bu iftirayı yıllardır duyuyor ve susuyoruz.
Haksızlıktır.
O halde denecek bellidir:
Artık Seraf Özer’in dediğini yapacağız.
Haksızlık karşısında susarak dilsiz şeytan olmayacağız.
Haksızlık varsa kime yapıldığına bakmaksızın karşı çıkacağız.
Ve bu yalancıları susturacağız.
Yalanlar karşısında susmazsak ve yalancıları susturursak birliği devam ettirebiliriz.
Bunu bileceğiz.
Seraf Özer’in dediklerini ben de böyle anlamlandırmayı teklif ediyorum.
Ona, sana, bana.. hepimize soruyorum:
Var mısınız? Var mıyız?
A. Yağmur TUNALI
