Dinlerde Kültür Özellikleri ve Vahyin Konumu

Tam boy görmek için tıklayın.

Her şeyin değişken ve akışkan olduğu bir dünyada, insan ve toplum hayatı için değişmeyen belirli standartlara ve kalıcı nirengi noktalarına ihtiyaç vardır. Vahiy bilgisi, bu yönü değişmeyen ve kalıcı standartlar için sabit bir ölçü ve ayar sayılmalıdır.

Prof.Dr. Feyzullah EROĞLU

İnsanın akıl sahibi olması, kendisi, çevresi, doğa ve evren ile ilgili bir dizi belirsizlik algılamasına ve bunları merak etmesine yol açıyor. Bu merak, insanları düşünmeye, anlamaya, bilmeye ve bilemedikleri karşısında inanmak isteyen bir varlık olmaya yöneltiyor. İnsan, akıl ve zihin kapasitesi ölçüsünde algılamış olduğu olayları merak ederek, anlamaya ve öğrenmeye çalışıyor.

Kültürün Kaynağı İnsanın Ürettiği Bilgileridir

İnsanlar, kendi akıl ve zihin ölçeğinde algıladıkları belirsizlikler karşısında çeşitli bilgi ve inanç türleri yaratmışlardır.  Bu kapsamda, insan toplulukları, mitoloji, sihir ve büyücülük, falcılık gibi bilgilerle birlikte çeşitli dinî inanç ve değerler gibi ortak tecrübelere sahip olmuşlardır.

Başlangıçta, insanların akıl ve zihin kapasitelerinin nispeten düşük ve birbirine yakın olduğu düşünülür. Ancak, akıl ve zihinlerini daha çok ve sürekli kullananlar, diğerlerini geride bırakarak daha yüksek düzeyde düşünme aşamasına geçmişlerdir. Akıl ve düşünme çapını, daha önceki zamana göre genişleten ve yükselten toplumlar, başlangıçtaki sihir ve büyücülük ile mitolojik ve gelenekçi düşünme evrelerini aşarak, akılcı ve bilimsel düşünme evresini yaşamaktadır (Kahveci, 2016, 21-23).

İnsanların akıl ve zihin yapıları geliştiği ölçüde, bilimsel bilgi, teknoloji, felsefe bilgisi, sanat bilgisi, hukuk ve ahlâk bilgisi gibi nitelikli bilgi türleri devreye girmiştir. Bu bağlamda, hakkında gözlem yapılıp deney yapma imkânı olan belirsizlikler, bilimsel araştırma yöntemleriyle açıklanmıştır. Deney yoluyla kanıtlanamayanlar, felsefi düşünceyle açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Belirsizliklerin bir kısmı, duygu ve heyecanların estetik duyarlılığı ile yorumlanarak yeni bir güzellik anlayışı yaratılmıştır. Belirsizliklerin bir kısmı ahlaki değerler oluşturularak karara bağlanmıştır (Özakpınar, 1997, 45-46).

Her toplumun bilgi sisteminin kapsamı ve niteliği, o toplumun nasıl bir kültür yaratacağını veya hayat tarzı ortaya koyacağını gösterir. Çünkü, toplumlar, anlamak, öğrenmek ve inanmak üzerinden elde ettikleri bilgileri kullanarak, çok sayıda eşya, araç, ilke, kural ve değerler yaratma potansiyeline sahiptir. Bu anlamda, insanların yaşadıkları hayata ve doğaya kattıkları her bilgi, düşünce, nesne, ilke, kural ve değerler bütününe kültür sistemi deniliyor. Toplumlar, temel ihtiyaçları gidermek ve çevreye uyum sağlamak üzere maddi kültür; psikososyal ihtiyaçları karşılamak ve toplum olarak birlikte yaşamak için manevi kültür öğeleri yaratırlar.

Kültür Olgusu ve Göksel İnanç Sistemleri

Kültür olgusunda, din ve inanç sistemlerinin farklı konumları söz konusudur. Yeryüzünde inanılan din ve inançların bir kısmı, doğrudan toplumsal yaratmalar olması nedeniyle tümden kültür öğeleri sayılır. Göksel dinlerin salt anlamda vahiy kısmı, insani bir kaynak olmaması nedeniyle -tıpkı doğa gibi- kültür sayılmaz. Buna karşılık, inananların göksel inanç değerleri üzerinden algılama, yorumlama ve amaçlarına göre, uygulamada inançlarına kattıkları yorum, simge ve ritüeller birer kültür öğesidir. Çoğu toplumun kültür sisteminde, vahiy temelli ya da toplumsal kökenli olsun, din ve inanç eksenli çok boyutlu kültür etkileşimleri baskın bir yer tutuyor.

Belirli bir zihin etkinliğine ulaşılmamış kültür ortamlarında, göksel inanç öğretileri çoğunlukla insanların kendi algı ve zihin kalıplarına göre yorumlanıyor. Aşırı tutucu bilgi ve inanç türlerinin baskın olduğu kültürlerde kişiler, daha önceden duygu ve heyecanların zihinlerinde şekillendirdiği eylem kalıplarının dışına çıkmayı pek düşünemiyor. Göksel inanç esasları, akılcı düşünce ve bilimin gelişmediği kültürlerde, asıl vahyin amacı dışında özellikle önceki inanç kalıpları tarafından çok farklı anlayışlarla çeldiriliyor. Ancak, insan aklının ve zihninin rasyonel temsil düzeyine ulaşmış olduğu kültürlerde, akılcı düşünce yoluyla yapılan tasarımlar ve bilinçli etkinlikler sayesinde ‘medeniyet’ olgusuna ulaşılabiliyor (Özakpınar, 1997, 22-24).

Vahye dayalı göksel inançların, toplumsal düzlemde amaç ve ruhuna uygun bir karşılık bulması bakımından, nasıl bir kültür ortamına girmiş olduğu son derece kritik bir konudur. Bu anlamda, vahiy bilgilerinin algılanması, yorumlanması ve davranışlara yansıtılması, büyük ölçüde mevcut kültür düzeyi ve tipiyle yakından ilgilidir. Doğrudan akla hitap eden vahiy bilgisinin, özüne ve aslına uygun bir şekilde algılanması, ancak ‘akil baliğ’ olmayı yani belirli ölçüde akılcı düşünce sahibi olmayı gerektiriyor. Akılcı düşünce ve bilim zihniyetinin yeterince gelişmediği kültür ortamlarında, kutsal mesaj tam olarak anlaşılmadığından dolayı aynı öğretinin birbirine zıt uygulamaları ortaya çıkıyor.

Kur’an’daki İslâmiyet ve Vahyin Konumu

İnsanlar, akılcı düşünce ve bilim yoluyla çok sayıda belirsizlikleri aydınlatacak bilgi kaynakları geliştirseler de insan zihnini her daim meşgul eden bazı merak konuları, mevcut bilgi tipleriyle yeterince anlaşılamıyor. Bu yüzden, insan zihnine düşen bir kısım belirsizlikler, vahiy yoluyla açıklanmış olmalıdır (Tanrı daha iyi bilir). Söz gelimi, öteki dünya var mı, yok mu? Bu tür belirsizlik, asla insan kökenli bilgiler ile açıklanamaz. Bununla ilgili vahiy bilgisi, akılcı düşünce ve bilimsel yöntemlerle kanıtlanamaz. Ancak, bu yöntemlerle yanlışlanamaz da. Kur’an diliyle ‘Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin’ (Kehf Suresi /29). Bu gibi itikadi inancın asıl maksadı, gerçekten inanan insanlara dünyadaki her türlü karar ve davranışlarında güçlü bir sorumluluk bilinci aşılamak olmalıdır. Bu anlamda, göksel inanç olarak İslâmiyet’in hemen bütün ilke ve kurallarının özü, yeryüzünde ‘ahlak’ üzerine bir hayat yaşanmasını güvence altına alma motivasyonudur.

İnsan topluluklarının, bütün zamanlarda geçerliliği olan ahlaki ilke ve kurallara erişimini sağlamak ve güvence altın almak maksadıyla bu normlar ayrıca vahiy yoluyla bildirilmiştir. İnsanların yaptıkları bazı davranışlar var ki bunların sonuçlarının doğurduğu kötülük, ancak fiilen yapıldıktan sonra anlaşılmaktadır. Bu eylemlerin ‘kötülüğü’ sonradan anlaşılsa bile ortaya çıkardığı zararların telafisi asla mümkün olmayacak türden olduğu için bunlardan kaçınılması gerektiği hususu da vahiy bilgisine konu olmuştur. Söz gelimi, insanı öldürmek gibi. Başka insanı büyük bir öfke ve kızgınlıkla öldüren kişi, bu eylemin etkisi geçtikten sonra, normal şartlarda -bir kişilik bozukluğu yoksa- derin bir pişmanlık ve suçluluk duygusuna kapılır. Ama, bu kötü eylemin sonradan kötü olduğunun anlaşılması, bu eylemin yapılmadan önceki masumiyetini asla geri getirmez.

Tam tersi bir durumda, yapılacak davranışın başlangıçta isteksiz ve zor gibi görünmesine karşın, fiilen yapıldıktan sonra insanın büyük bir iç huzur ve sevinç yaşamasına neden olacak tavırlar da vahiy bilgisiyle desteklenmiştir. Söz gelimi, görünürde insanlara pek kolay gelmeyen başka insanlara ‘iyilik’ yapma davranışı, yapıldıktan daha sonraki zamanda insan vicdanında bir hoşnutluk yaratır. Vahiy bilgisi, görünürdeki zorluğuna rağmen yoksullara ve kimsesizlere yardımda bulunmayı daha işin başında bildirerek insanın özündeki ‘iyilik’ tavrını harekete geçirmektedir.

İslamiyet’in Asıl Muhatabı Akıl Sahipleridir

Kur’an, temel itikat ve ahlaki ilkeleri ortaya koyarken, diğer bütün konularda insanlar için her daim akıl ve bilimi kılavuz olarak göstermiştir. Aklın ve bilimin ışığında yürünürken fiilen yaşanan olay ve olguların deneyimleri, eninde sonunda insanlara ‘iyiliği’ ve ‘kötülüğü’ öğretir. Ama, çok ağır bedelleri olur. Vahiy bilgisi, aslında insanların akıl ve diğer yetilerini boş yere harcamadan, bütün enerjilerini ahlaklı ve medeni bir toplum yaratmaya yöneltir.

Geçmişte, akıl ve bilim zihniyetinin hâkim olduğu dönemlerle sınırlı olmak kaydıyla Endülüs ve Osmanlı Türk Medeniyetlerinde, İslâmiyet’in özüne uygun düşen yüksek kültür öğeleri meydana getirilmiştir. Ancak, bu medeniyetler aynı kararlılıkla sürdürülememiştir. Buna karşılık, günümüzde akıl ve bilimin dışlandığı çoğu Müslüman kültürlerde, gündelik basit çıkarlar yüceltilerek, Müslümanlık adına olumsuz anlamda çok sayıda kültürleşme sergileniyor. Tarihten günümüze, din adına ortaya konulan görüş, söylem ve eylemlere bakıldığı zaman, bir ‘tevhit’ dini olan İslamiyet’in öğretisi ile uygulamaları arasında çok derin bir farklılaşma yani yozlaşma olduğu görülüyor. Söz gelimi, bastırılmış bilinçaltı arzular, dinî kavramlar üzerinden yüceltilmek suretiyle merhamet dini İslâmiyet, yönetici sınıflar ve çeşitli dinci topluluklar tarafından bir aldatma ve şiddet kültürünün içine hapsediliyor.

Doğrusu Bilinmeyince Yanlışlık Anlaşılmaz!

Her şeyin değişken ve akışkan olduğu bir dünyada, insan ve toplum hayatı için değişmeyen belirli standartlara ve kalıcı nirengi noktalarına ihtiyaç vardır. Vahiy bilgisi, bu yönü değişmeyen ve kalıcı standartlar için sabit bir ölçü ve ayar sayılmalıdır. İnsan, vahiy bilgisini ve gerçeğini, bilgi kaynakları içinden çıkarıp atarsa, değişmenin ölçüsüzlüğü ve şiddetiyle nerede duracağını ve kalacağını kestiremez (Güven, 2010, 12). Kur’an’ın saf vahye dayalı bilgileri, denetlenemez bir hızda gelişen olaylar ile baştan çıkarıcı durumlar karşısında, insanların sonradan mutlak pişman olacağı ve belki de asla telafisi mümkün olmayan kötülük dalgalarına, daha işin başında engel olarak, daha ölçülü ve dengeli davranış standartları ortaya koyar.

Çoğu Müslüman toplumda, nitelikli bilgilere dayalı yüksek kültür öğelerinin yetersizliği yüzünden popüler kültürün giderek kitleselleşmesi, aslında ‘tevhid’ dini olan İslâmiyet’in temel öğretileriyle hiçbir ilgisi bulunmayan paralel inançlar üretilmesine ortam hazırlamıştır. Yeryüzündeki kültürler arası karşılaştırmalarda, insani ve ahlaki değerler konularında Müslüman toplulukların sıralaması nerede yer alıyor?

Vahye dayalı bilgilerin, kendi özünden ve bağlamından koparılarak kültürleşmesi ya da kültürel özelliklerin vahye dayalı bilgiymiş gibi sunulması, saf insanlık değerleri bakımından insanların kötülüklerle baş etmesini zorlaştırır. İyilik olgusunun üzerini örter. Bu yüzden, İslâmiyet’in temel öğretisinden aşırı bir şekilde farklılaştırılmış çok sayıdaki bütün Müslüman kültürleri, doğrudan Kur’an’daki İslâmiyet’in öğretisiyle test edilmelidir.

Niyazi KAHVECİ (2016): Çağımız ve Türkiye, Sinemis Yayınları No: 117, Ankara

Yılmaz ÖZAKPINAR (1997): İslâm Medeniyeti ve Türk Kültürü, Kubbealtı Neşriyâtı:54, İstanbul

Turan GÜVEN (2010): “Bir Özeleştiri Niyetine…”, Türk Yurdu Dergisi, Ekim-2010, Cilt: 30, Sayı: 278, Ankara

Yazar
Feyzullah EROĞLU

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen