Bayraksız ve Atatürksüz Toplananlar: Bu Ülkenin Asıl Sorunu Sizsiniz!

Türk Milletini ve Türk Vatanını bölmek, Türk Millî Devletini yıkarak, yerine Ortadoğulu “bölünük” bir devlet kurmak isteyen tâife ile yapılan “bayraksız” ve “Atatürksüz” toplantı…

Neye ve kime hizmet ettiği tartışma götürmeyen, en hafif tâbirle, bir aymazlık eseri olan tâlihsiz bir toplantı.

Âlâyı vâlâ ile yapılacağı ilân edilip, aklı selim sâhibi seçmeninin haklı, yerinde ve etkili tepkisi üzerine, basına kapatılan ve “kendi aralarında” yapılmak durumunda kalınan -asıl düşüncemizi söylersek, başımızın derde girmesi yüksek ihtimál olan- garip bir toplantı…

Ve, bütün bunlara önayak olan şahsın, muhâlif Türklerin oyunu çantada keklik görüp, “bölücülerin suyuna gidersem, onlardan da oy alır, kuvvetli adaylar arasından sıyrılarak, ben sürüye çoban oluveririm” diye düşünme zavallılığı…

Vatanseverliği bir yana bıraktık, ancak ilk mektep seviyesindeki bu düşünme tarzı ile en yüksek makamlara tâlip olabilmek cüreti, bize bir atasözümüzü hatırlatıyor, ama yine onu da söylemeyelim. Ârif olan anlar… Ne de olsa, sözün tamamı ârif olana söylenmez…

Yazık oluyor sevgili Ülkeme, çok yazık…

Direksiyon başında olanların, birisi bile o koltuğu terketmelerine yetecek olan onca hatâlı uygulamasına rağmen, hâlâ dümen başında olabilmesinin sırrı, işte bu vaziyet…

Ülkenin sorunu, yanlış işler yapan bir kadronun, buna rağmen mührü elinde bulundurmaya devâm edebilmesi değil; İnsanımıza, “Aman Yarabbi, bunlar mı Ülkeyi yönetecek? Ülkeyi bunlara teslim etmektense, bütün yanlışlarına rağmen, huyunu suyunu bildiğimiz insanların yönetmesi daha iyidir!” dedirten işte bu çapsızlıktır.

İnsan kahroluyor…

Meselâ, 10 yıl fâsılasız “iyi yönetildiği” takdirde, dünyanın her bakımdan en ileri 10 ülkesi arasına girebilme potansiyeli olan bir ülkenin, bu tür “hırsları kabiliyetlerinin fevkinde” insanlar yüzünden -aslâ mesele teşkîl etmemesi gereken- sorunlar içinde cebelleşmek durumunda kalması, gerçekten de insanı kahrediyor.

Eğitimden ekonomiye, dış politikadan tarıma kadar, Ülkenin hiçbir esaslı sorununu kendisine dert etmeyen, çözümler üretmeye çalışmayan, Türkiye ve Bölge üzerine emelleri olan düveli muazzamanın taşeronluğunu yapanların kuyruğuna takılarak “bir şeyler olabileceğini” zanneden bu çapsızlık, insana acı ve elem veriyor.

Bizi ümitsizliğe sevkeden, sorunlarımızın ağırlığı değildir. En hafif yükün altına girdiklerinde beli bükülecek olanların bu çapsızlığı ve zayıflığıdır.

Bir ülkede, güçlü bir muhâlefetin varlığı, bir bekâ meselesidir. Yanlış yaptığında, yerini kaybedeceğini bilen bir iktidar, her işini daha iyi yapmak konusunda kendisini zorunlu hisseder, hatâ yapmamaya çalışır, düzgün işler yapmaya gayret eder.

Güçlü muhâlefet, iktidarın yapacağı hatâlardan medet ummaz, iktidara gelememesine mâzeret üretmez. Halkın güvenini kazanan bir kadronun önünde, halkın güvenini kaybetmiş bir iktidar, hangi yönetim tarzı olursa olsun, aslâ dayanamaz, direnemez. Belki, süre/süreç uzayabilir, bu gecikmenin topluma mâliyeti elbette olacaktır. Ancak, muhâlefet güçlü, hazırlıklı ve “ülkeyi daha iyi yöneteceği” konusunda toplumda güven oluşturabiliyorsa, onun önünde hiçbir engel duramaz.

Zihinlere kazınmasında yarar var; oluşturduğu kadroları, meselelere vukûfiyeti, hazırladığı plân ve proğramlarıyla topluma güven veren bir muhâlefetin varlığı, binlerce yıllık devlet geleneği olan kalburüstü bir ülke için en büyük teminattır.

Kaldı ki, burası muz cumhuriyeti değildir, bedevi yurdu da değildir. Mâşerî vicdanda kendisine yer bulanın önünde kimse duramaz, bu memlekette. Eğer toplumun seçeneği varsa, mâşerî vicdanın öfkesine mâruz kalanı da, kimse “yukarıda” tutamaz. Şâyet toplum size güvenmiyorsa, ki bunda yerden göğe kadar haklıdır, o takdirde suçu kendinizde arayın, “toplum bizi anlamıyor” yâvelerini bırakın.

Son söz; ülkenin çektiği bütün sıkıntıların birinci derecede mesulü, her dâim “ülkem için ne yapmalıyım” düşüncesiyle hareket etmek yerine, “her ne pahasına olursa olsun, o koltuğa ben oturmalıyım” diye düşünen, bunun için her türlü münâsebetsizliği yapmaktan imtinâ etmeyen, kendi çıkarını her şeyin üstünde gören, hırsı kabiliyetlerinin fevkinde olan mâlûm zevattır.

Allah hepinizin de müstahakkını versin.

Yazar
Mustafa TEZEL

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü'nden mezun olan Mustafa TEZEL, yüksek lisansını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Bölümünde yapmıştır. Çalışma hayatına bir kamu bankasında müfettiş yard... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen