Abdulkadir BAŞ[i]
ÖZET
Bu çalışma, Anadolu’nun Türk-İslam yurdu hâline gelmesinde Selçuklu sonrası dönemde ortaya çıkan siyasi, kültürel ve toplum dönüşümlerini incelemektedir. Moğol istilası, Selçuklu devletinin çözülmesi ve beylikler döneminin doğuşu çerçevesinde Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması süreçleri ele alınmaktadır. Ahilik teşkilatı, Bacıyan-ı Rum ve Türkmen göçleri gibi unsurların Anadolu’nun siyasi ve sosyal yapısına etkileri değerlendirilmiştir
Anahtar Kelimeler: Anadolu, Selçuklular, Beylikler, Moğol İstilası, Tevâif-i Mülûk, Ahilik, Bacıyan-ı Rum, Timurtaş.
ABSTRACT
This study examines the political, cultural, and social transformations that shaped Anatolia into a Turkish-Islamic homeland after the decline of the Seljuk State. The Mongol invasion, the fragmentation of Seljuk authority, and the emergence of Anatolian principalities are analyzed in relation to the processes of Turkification and Islamization. The roles of the Ahi organization, Bacıyan-ı Rum, and Turkmen migrations in shaping Anatolia’s political and social structures are discussed.
Keywords: Anatolia, Seljuks, Principalities, Mongol Invasion, Tevaif-i Muluk, Ahi Organization, Bacıyan-ı Rum, Timurtaş.
I. GİRİŞ
13. yüzyıl, Türk tarihinin en çalkantılı ve en dönüşümcü dönemlerinden birini kapsamaktadır. Bu yüzyılda Türk-İslam dünyası büyük bir siyasi parçalanma sürecine girerken, Moğol istilası başta Anadolu olmak üzere geniş bir coğrafyayı derinden sarstı. Büyük Selçuklu Devleti’nin çözülmesiyle birlikte ortaya çıkan siyasi boşluk, bölgeye yönelik göç dalgalarını hızlandırdı ve yeni siyasi yapıların doğmasına zemin hazırladı. Bu makalede; 13. yüzyılın başından 14. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanan süreçte Türk dünyasının siyasi coğrafyası, Moğol istilasının Anadolu üzerindeki etkileri, Babai İsyanı, Türkmen beyliklerinin ortaya çıkışı, İlhanlı hâkimiyeti ve nihayetinde Osmanlı Beyliği’nin yükselişi ele alınacaktır.
- KÖSEDAĞ BOZGUNU VE SONRASI
Selçuklu devleti; Kösedağ Bozgunu’ndan Süleyman Pervane’nin ölümüne kadar (1243-1277) Moğollara tabi olmakla birlikte birçok siyasi buhrana ve içtimai sarsıntıya uğramıştır. Bununla birlikte, memleketin daha önce kazandığı iktisadi imkânlar ve dünya ticaret şartları dolayısıyla Türkiye’de medeniyet hamleleri tamamıyla durmamıştır.[1]
Devlet kuruluncaya kadar Selçuklu başbuğlarının başlıca kuvvet kaynağı, İslamiyet’i kabul ettikten sonra Türkmen adını alan göçebe Türk boyları olmuştur. Anadolu’nun kuruluşunda yirmi dört Oğuz boyunun yer aldığı, bu boyların yerleştikleri bölgelere kendi adlarını vermiş olmalarından anlaşılmaktadır.[2]
Büyük Selçuklu Devleti’nin temel dayanağı Türk milleti iken, devlet erkinin uygulanmasında ordu ve idare mekanizması arasında denge gözetilmiştir. Saray bürokrasisinde başlangıçta Türkler yer almış; ancak zamanla hâkim olunan coğrafyayla bağ kurmak amacıyla yönetimde farklı unsurlar da görev yapmıştır. Saray ve diplomasi dilinde Farsça ağırlık kazanırken ordu dilinde Türkçe hâkimiyetini korumuştur.
Türkiye Selçuklu Devleti, etnik yapı bakımından selefi ve metbuu olan Büyük Selçuklulardan önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Büyük Selçuklu nüfusunun büyük çoğunluğunu İranlılar oluştururken, Türkiye Selçuklularında tebaa ağırlıklı olarak Türklerden meydana gelmiştir. XI. yüzyılda gerçekleşen büyük Oğuz göçü, Anadolu’nun kısa sürede Türkleşmesini sağlamıştır. Türkiye Selçuklu Devleti, kuruluşundan itibaren millî bir devlet olma yolunda hızla ilerlemiş; yöneten hanedan ile yönetilen halkın aynı soydan olması sayesinde anavatandan binlerce kilometre uzakta yeni bir yurt oluşturulmuştur. Bu süreçte Oğuz-Türkmenler belirleyici rol oynamıştır.[3]
- KÜLTÜREL VE SİYASİ DÖNÜŞÜM
Küçük Asya’nın “Rum” kimliğinden Türk kimliğine geçişi, Türk devlet kurumlarının Anadolu’da olgunlaşmasıyla başlamıştır. Faruk Sümer’e göre 1085 yılında Avrupa’da Küçük Asya’ya “Turquie” (Türkiye) adı verilmekteydi. Bu dönemde Rum tarih yazarları Selçuklu devleti ifadesi yerine “Türk Sultanlığı” ifadesini kullanmayı tercih etmekteydiler.[4]
Rum kaynaklarında “Turkia” (Türkiye) adı, Türklerin yaşadığı yer anlamında VI. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. X. ve XI. yüzyıllarda Macarlar, XI. ile XIV. yüzyıllarda Selçuklu ve Memlüklüler, XV. ile XVI. yüzyıllarda ise Osmanlıların yaşadığı coğrafi bölgeler için “Türkiye” adı kullanılmıştır.
Küçük Asya’yı Türkiye hâline getiren, Anadolu Selçuklu Devleti olmuştur. Selçukluların 1176’da Doğu Roma’yı Miryokefalon’da yenmesiyle Anadolu’nun Türkleşmesine karşı gösterilen direniş büyük ölçüde kırılmıştır. XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarında Cengiz İmparatorluğu Avrasya’ya hükmetmekteydi. Moğol-İlhanlı Devleti ise Azerbaycan’da kurulmuş; 1256’da merkezi Tebriz olmak üzere Hülagü Han tarafından tesis edilmiş ve 1258’de Bağdat’ı kuşatarak Abbasi Halifeliği’ne son vermiştir.[5]
Anadolu, İlhanlılar’dan önce Moğol İmparatorluğu hanedanından Baycu Noyan komutasındaki Moğolların hâkimiyetine girmiştir. Ancak Selçuklu Devleti ortadan kaldırılmamış; sultanlar vergi ödeyen ve Moğollar tarafından atanan bağımlı yöneticiler durumuna düşürülmüştür. Bu bağımlılık, 1256’da İlhanlı Devleti kurulduktan sonra da sürmüştür.[6]
Anadolu genel valisi İrencin Noyan’ın zulmü tüm memleketi kargaşaya sürüklemiştir. Türkiye’de Moğol hâkimiyetinin çökmekte olduğunu gören Olcaytu Han, İrencin’i geri çekerek büyük Emir Çoban Bey’i 1314’te Anadolu’ya göndermiştir.[7]
1310’da Sultan II. Mesud’un ölümü üzerine yerine V. Kılıçarslan tahta çıkmıştır. 1318’de İlhanlı valisi Emir Timurtaş, V. Kılıçarslan ile ele geçirebildiği Selçuklu hanedan üyelerini ortadan kaldırtmıştır. Dağıtılan hanedana mensup şehzadeler uç beyliklerine sığınmıştır. Bu tarihte Türkiye Selçuklu Devleti resmen son bulmuş; ancak canlarını kurtarabilen şehzadeler siyasi varlıklarını ve mücadelelerini 1420’lere kadar sürdürmeye devam etmiştir.[8]
II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminden itibaren vezirlerin kendi çıkarları doğrultusunda siyaset izlemesi, devlette bir duraklama sürecini başlatmıştır. Sadeddin Köpek’in güngörmüş emirleri devre dışı bırakması devleti önemli ölçüde sarstı. Bu dönemde Sadeddin Köpek I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in gayri meşru oğlu olduğunu iddia ederken; Şemseddin İsfahanî, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in eşi Berduliye Hatun’u nikâhına alacak kadar ileri giden emirler ortaya çıktı. Muineddin Süleyman Pervane ise küçük Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev’i kızıyla evlendirerek Selçuklu tahtına kendi soyundan birini geçirmenin hesabını yapmıştır.[9]
- ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ VE BEYLİKLERİN DOĞUŞU
XIII. yüzyılın ortasında bütün Yakın Doğu’yu sarsan Moğol istilası önünden kaçan çok sayıda Türk boyu Anadolu’ya sığınmıştır. Kalabalık kitleler Selçuklu-Doğu Roma sınırları üzerinde yığılmış; toprak ve ganimet arayışıyla Anadolu’nun batısına doğru akınlar başlatmıştır. Türk fetihleri giderek sınır bölgelerine yönelmiş; 1300’lerde hemen bütün Anadolu Türklerin eline geçmiştir. Ele geçirilen topraklar Türk beyleri arasında paylaşıldığından Batı Anadolu’da çok sayıda Türk beyliğinin kurulduğu görülmüştür. Askerî güçten yoksun düşen Doğu Roma ise çaresiz bir felaketle yüz yüze gelmiştir.[10]
Moğol istilası yüz binlerce insanı yurdundan etmiştir; ancak yerinden edilenlerin büyük çoğunluğunu Türkler oluşturmakta ve bu insanların tamamı Anadolu’ya akmaktaydı. Anadolu’daki Türk nüfusunun ezici çoğunluğa ulaşmasında Moğol istilası belki de en belirleyici etken olmuştur.[11]
- HÜLAGÜ HAN VE BÜYÜK MUHACERAT
Hülagü Han, 1255 yılında büyük bir orduyla İran, Suriye, Ermenistan, Gürcistan ve Albanya üzerine yürümüştür. Hülagü, kendisinden önce gelen kuvvetlere Rum ülkelerine gitmeleri emrini vermiş; onlar da Rum sultanlarının hâkimiyetindeki iç bölgeleri ele geçirmişlerdir. Hülagü, büyük Emir Baycu Noyan’a ve diğer komutanlarına aileleri ve tüm varlıklarıyla birlikte Irak ve Anadolu taraflarını fethetmelerini buyurmuştur. Bu kuvvetler, deniz gibi büyük bir akınla pek çok yeri zaptetmiştir.[12]
XIII. yüzyılın ilk yarısında Anadolu’ya doğru büyük bir göç hareketi yaşanmaktaydı. Bu, müthiş bir düşman önünden kaçan mültecilerin akınıydı; Moğolların önünden en cesurlar bile kaçmaktaydı. Sultan Alâeddin Keykubad bu gelenleri doğrudan ordusuna almak yerine reislerine tımar olarak arazi vermiş; böylece onlar kendilerine temlik edilen bölgelerdeki anarşiyi bastırarak hem güvenliklerini sağlamış hem de yerleşik bir düzen oluşturmuşlardır.[13]
- SELÇUKLU HUDUTLARI VE AHİLİK TEŞKİLATI
Selçuklu Devleti sınırlarında toplanan Türkmen kitleleri, gazâ faaliyetlerinin yürütüldüğü pek çok uç bölgesi oluşturmuştur. Bu topluluklar “Etrak-ı Uç” ya da “Türkman-ı Uç” adıyla anılmıştır.[14]
Moğolların önünden kaçarak gelen Türkmenler, her zamanki gibi ağırlıklı olarak uç bölgelere, yani devletin sınır kesimlerine sevk ediliyordu. Bu yolla hem iç bölgelerde çalkantılı dönemlerde karışıklık çıkarmaları önleniyor hem de sınırlarda düşmana karşı önemli bir kuvvet bulunduruluyordu.[15]
Selçuklu Devleti’nin dayandığı sivil yapılardan biri olan Ahilik kurumu, barış döneminde ticaret ve sosyal hayatın düzenlenmesine katkı sağlarken sefer ve savaş zamanlarında elindeki silahlı gücü de ustalıkla kullanmıştır. Anadolu Ahiliğinin kurucusu Şeyh Nasîrüddin Mahmud el-Hoyî, Ahmet Yesevî’nin öğrencilerince Türkistan’da yetiştirilip Kayseri’ye gelmiştir. Sultan İzzeddin Keykavus ve I. Alâeddin Keykubad’ın fütüvvet teşkilatına girmesiyle Anadolu’da Ahiliğin kuruluşu tamamlanmıştır. Ahiler, diğer sivil toplum kuruluşlarına oranla ticaret ve zanaatle uğraşmakla birlikte yurdun bütünlüğü ve Selçuklu yönetiminin tehlikede olduğu dönemlerde silâh kuşanarak savaşmışlardır. Bunun ilk örneği, 1243 Kösedağ Savaşı’nın ardından Kayseri’yi kuşatan Moğol ordusu karşısında verilmiştir. Ahiler, on beş gün boyunca direnerek şehri teslim etmemişlerdir.[16]
- BACÎYAN-I RUM VE KAYSERİ SAVUNMASI
Baycu Noyan şehre girdiğinde on binin üzerinde Türk’ü katletmiştir. Öldürülenler arasında çok sayıda kadının bulunduğu belirtilmektedir. Söz konusu kadınlar, tarihte Türkler dışında bir benzeri görülmemiş bir örgütlenme olan Bacîyan-ı Rum’a (Anadolu Bacıları) mensupturlar. Bu teşkilatın kurucusu Fatma Bacı, Ahi Evran olarak da bilinen Şeyh Nasîrüddin Mahmud’un eşidir.
Ahi teşkilatına bağlı olan Bacîyan-ı Rum, dokumacılık, örgücülük ve giyim sanayisindeki etkin rolleri yanı sıra binicilik ve kılıç kullanımında da üstün bir yetkinliğe sahipti. Kayseri’nin Moğollar tarafından tarumar edildiği sırada Bacîyan-ı Rum üyeleri Ahilerle birlikte şehri savunmuştur.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda Ahiler ve bacıların önemli katkıları olmuştur. Ahilerin silahlı gücü Osmanlı döneminde Gaziler, Alpler ve Alperenler gibi adlarla anılmaya devam etmiş; sonraki yüzyıllarda akıncılar olarak sınır boylarında askerî faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Ahilerin merkezi olan Kırşehir, ülkenin dört bir yanındaki Ahi babalarının onayı ve gözetimi altında yetki kullanıyordu.[17]
Prf.Vedat Turgut’a göre Osman Gazi’nin kayınpederi Şeyh Edebali, Bilecik’e Ahi Evran tarafından Kırşehir’den gönderilmiştir. Ertuğrul Gazi Kırşehir’de valilik yapmıştır. Ertuğrul’un dedesi Kayırhan —diğer adıyla Kırbeg— Kırşehir’e adını veren komutandır. Anadolu’da Ahilik son derece güçlüdür ve sûfi tarikatlara benzer bir örgütlenme içindedir. Şehirlerde, köylerde ve uç bölgelerinde toplantı mekânları ve zaviyeleri bulunmaktadır. Aralarında en yüksek devlet erkânından zengin tüccarlara, şeyhlere ve âlimlere kadar her tabakadan ve her zanaattan insan yer almaktaydı.[18]
- MOĞOL İSTİLASI VE ANADOLU’NUN SİYASİ PARÇALANMASI
Moğollar kendi malî kurumlarını yerleştirerek Küçük Asya’daki Selçuklu yönetimi üzerinde doğrudan denetim sağlamışlardır. Doğu Küçük Asya’da kontrolü pekiştirmiş olmalarına karşın batı bölgelerinde bu denetimi sürdürmek çok daha güç olmuştur. Böylece bu bölgeler Konya’daki sultanların elinden kaymaya başlamıştır. Türkmen isyanları ve Moğol fethinin birleşik etkisi Selçuklu Devleti’nin siyasi birliğini yerle bir etmiştir.
XIV. yüzyılın başında Türkmenler, Karadeniz’den Ege’ye uzanan bir hat boyunca önlerindeki neredeyse her şeyi süpürürcesine ilerlemiştir. Bergama’nın 1302’de düşmesiyle Türk beyleri denize ulaşmış oldu. Anadolu bir kez daha sayısız bağımsız beyliğe bölünmüştü.[19]
Batı Küçük Asya’daki Türk fetih ve yerleşimlerinin gerçekleştiği bu uzun süreçte başlıca etmen ve öncülerin göçebe gruplar ile onların beyleri olduğu dikkat çekmektedir.[20]Moğol baskısının şiddetlendiği dönemlerde kimi küçük Türk beyleri kızlarını nüfuzlu Moğol beyleriyle evlendirerek topraklarını korumaya çalışırken, kimileri güvenlik kaygısıyla Kastamonu ya da Antalya yöresine sığınmaktaydı.[21]
- YEREL HALKIN BAKIŞI VE COĞRAFİ ETMENLER
Niketas, Türklerin Bizans karşısındaki başarısında Hristiyan toplumunun zaman zaman Konya Türklerinin hâkimiyetini imparatora yeğlediğini, Türk inanç ve geleneklerini benimsediklerini ve Türkleri desteklediklerini aktarmaktadır.[22]
Türkiye tarihine ait pek çok Selçuklu ve Osmanlı eserini büyük ölçüde 1921-1922’de geri çekilen Yunan ordusu tahrip etmiştir.[23]
Anadolu coğrafyasının ortaya çıkardığı doğal kesintiler bu toprakların kendine özgü devlet yapısını da biçimlendirmiştir. Torosların kuzey-güney koridoru, Sakarya ve Kızılırmak yayları, Yeşilırmak havzası, Menderes çevresi ile Orta Anadolu platosu gibi coğrafi ayrışmalar tarih boyunca birbirinden farklı siyasi yapıların oluşmasını kolaylaştırmış; bu yapıların birbirinden doğal engellerle ayrışmasına zemin hazırlamıştır. Bölgede tarih içinde birden fazla dilin kullanılmış olması da bu coğrafi çeşitliliğin bir yansımasıdır.
- ANADOLU’DA İLHANLI EGEMENLİĞİNİN ZAYIFLAMASI
Anadolu uzun süredir İlhanlı Moğollarının askerî komutanları tarafından yönetildiğinden Selçuklu Sultanlığı’nın çöküşü sessiz sedasız gerçekleşti. İlhanlılar, 1303’ten itibaren Anadolu’yu doğrudan kendilerine bağlı bir eyalet gibi genel bir vali aracılığıyla yönetmekteydiler. Bu yönetim Orta Anadolu’ya kadar uzanmaktaydı. Batı Anadolu ise Türkmen beylerinin elindeydi. Emir Çoban’ın Mısır’a kaçmasıyla Moğol egemenliği de belirgin biçimde zayıflamıştır.[24]
İlhanlı Hanı Mehmed Hüdâbende’nin son dönemlerinde Anadolu Türkmen beyleri, İlhanlılardan kurtulmak için uygun ortamı kollayarak direniş göstermeye başlamışlardır. Bilhassa Karamanoğulları İlhanlı otoritesini hiç tanımamaktaydı. Bunun temel sebepi Anadolu valisi Emir İrencin’in zulümleriydi. Bunun üzerine İlhanlıların Anadolu Beylerbeyi Emir Çoban, 1314 Haziran’ında güçlü bir orduyla Anadolu’ya geldi. Karamanoğulları hariç diğer beylikler İlhanlılara bağlılıklarını bildirdiler. Emir Çoban, Karamanoğullarının elindeki Konya’yı alarak yaklaşık bir yıl Anadolu’da kaldı; istikrarı sağladıktan sonra Tebriz’e dönerken yerine oğlu Demir-Timurtaş’ı bıraktı.
1320’lerden itibaren İlhanlı nüfuzunun azalması yalnızca Moğolların en büyük rakibi olan Karamanoğullarını ya da Selçuklu aristokrasisine dayanan Germiyanoğullarını ve Karadeniz’e hâkim olan Candaroğullarını değil, içlerinden sıyrılıp cihan devleti hâline gelecek olan Osmanlı Beyliği için de bir dönüm noktası oluşturmuştur.[25]
1340 dolaylarında İbn Battûta, Türkiye’den geçerken kaleme aldığı seyahatnamesinde yaklaşık yirmi beş Türkmen beyliğinden söz etmektedir. H. A. Gibbons ise beylik sayısını otuzun üzerinde olarak belirtmektedir.[26]
Moğolların önünden Anadolu’ya akın akın gelen heyecanlı kitleler, sınır ortamında kısa sürede derin bir gazâ inancına dönüştü. Bizans sınırlarına yönelik yeni saldırılar, Gazilerin düşmanın eski direnme gücünden yoksun kaldığını kavramalarını sağladı ve Türklere karşı gösterilen direniş hemen her yerde çözüldü.[27]
Anadolu Selçuklu tarihi, Türk dünyasının en verimli ve önemli dönemlerinden birini kapsamaktadır. Anadolu’yu yurt edinmek, siyasi birliği ilk kez tesis etmek, toplumlar arası uyum ve iletişimi ustalıkla kurmak, Helenizm ve Sami uygarlıklarının yanına Türk-İslam uygarlığını kurumsal olarak yerleştirmek ve hâkim kılmak gibi pek çok ilk, Selçuklu çağında yaşanmıştır. Bu miras bugün de Anadolu için hayati önemini korumaktadır.[28]
- TEVÂİF-İ MÜLÛK (BEYLİKLER DÖNEMİ)
XIII. yüzyılın sonlarında özellikle Batı Anadolu’da beliren Türkmen beyliklerinin oluşturduğu parçalı siyasi yapıyı ifade etmek için “Tevâif-i Mülûk” kavramı kullanılmaktadır. Bu beylikler XV. yüzyılın ilk çeyreğine dek siyasi varlıklarını ve etkilerini sürdürebildiler. Osmanlı Beyliği’nin de aralarında bulunduğu bu dünya, ayrı siyasi teşekküller olarak görülse de anlayış, kültürel altyapı ve insan unsurları bakımından aynı medeniyetin temsilcileriydiler.[29]
Türkmen beylerinin Moğollara karşı direnci, Selçuklularınki gibi kısa sürede kırılmamıştır. Güçlerini bir araya getiremeyen bu beyler Moğollara boyun eğmemiş; beyliklerinin büyük çoğunluğu Selçuklu ve Moğol İlhanlı devletleri henüz çökmeden güçlü birer siyasi varlık hâline gelmiştir. Tevâif-i Mülûk, Anadolu’nun fethini ve Türkleşme sürecini büyük ölçüde tamamlayarak hâkim oldukları bölgeleri imar ve iskân etmiş; kendilerini daima Türkiye Selçuklu Devleti’nin halefi ve varisi saymışlardır. Bu sebeple Selçuklu geleneği ve misyonu, beylikler siyasetini sonuna kadar yönlendirmiştir.[30]
1243’ten sonra Moğol tahakkümüne giren Selçuklu Devleti çözülme sürecine girmiştir. Moğollar başlangıçta Selçuklu hanedanını doğrudan devirmeye çekinmişler; ancak zamanla baskılarını artırmışlardır. Ağır vergi talepleri karşılanmadığında bazı yerleri talan ve yağma ederek halka acı çektirmişlerdir.
XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı Anadolu’da büyük bir değişim yaşanmıştır: Moğol istilası Anadolu’ya kalabalık Türkmen kitleleri sürmüştür. Bu kitleler, daha önce gelen Türkmen toplulukları gibi harekât serbestisi ve güvenlik sağlayan Batı uçlarında toplanmışlardır. XIV. yüzyılda kaleme alınan bir coğrafya eserinde bu kitlenin büyüklüğü 230.000 çadır olarak belirtilmiştir.[31]
Türkmenlere karşı, kale ve surlarla korunan şehirlerin dışında hiçbir yer direnme gücüne sahip değildi. Sınırı aşarak Batı Anadolu’ya yayılan Türkmenlerin akınlarını püskürtmeye Bizans’ın artık gücü yetmiyordu. Batı Anadolu adeta Türkmenlerin akın ve yağmalarına açık, sahipsiz bir ülke konumuna düşmüştü.
Türkiye Selçuklu Devleti’nin en güçlü hükümdarı Sultan I. Alâeddin Keykubad, devletin kudretini zirveye taşıyarak tüm uç beyleri üzerinde tam bir otorite tesis etmişti. Onun ardından gelenler bu düzeni koruyamadı. Önce Babaî İsyanı, ardından Kösedağ mağlubiyeti Türkiye Selçuklu Devleti’nde sonun başlangıcını oluşturdu.
Kösedağ sonrasında Türk sultanları Moğol ve Fars devlet adamlarının elinde birer kukla hâline geldi. Moğollar Anadolu’nun hazinelerini sömürmüş, halka zulmetmiştir. Selçuklu vezirleri Moğolların talep ettiği yüksek vergileri ödeyemeyince İlhanlılar Selçuklu devlet arazilerine el koymuş; bu arazilerin vergisini toplamak için Tebriz’den İlhanlı emirleri gönderilmiştir.[32]
Ağır vergileri ödeyemeyen ve köle gibi çalışmak zorunda bırakılan reaya, evlerini barklarını terk ederek daha güvenli gördükleri batı ve kuzeybatı uç bölgelerine göç etmiştir. Bu durum, Anadolu’nun doğu ve orta kesimlerinin boşalmasına yol açarken nüfus hareketliliğini, boy ve kültürlerin harmanlanmasını da beraberinde getirmiştir. Selçuklu Devleti, hâkimiyet sahasında otoritesini ve nüfusunu yitirirken uç bölgelerinde yeni yapılanmalar filizlenmeye başlamıştır.
Beylikler; Türkiye Selçukluları, Danişmentliler ya da diğer Anadolu beylikleri tarafından henüz fethedilmemiş toprakları da ele geçirerek hem Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında kesintisiz bir süreklilik sağlamışlar hem de Türk kültürü ve dilinin yerleşik topluluklara aktarılmasına, sivil hayatta Türkçenin kök salmasına zemin hazırlamışlardır.
Türk savaşçı gruplar, belirli bölgelerde yer edinir edinmez hızla önceden var olan yapılara sızmaya ve yerel seçkinlerle bağlantılar kurmaya başlamışlardır. Yerel seçkinler ve gruplar da kendi siyasi amaçları için yeni gelenlerin askerî becerilerinden yararlanmıştır. Türk akıncıları, ele geçirdikleri mülklerin sahibi hâline geldiklerinde göçebe yaşam tarzından vazgeçerek yerleştikleri bölgelerin alışılagelmiş uygulama ve yönetim biçimlerine uyum sağlamışlardır. İdari araçlardan ve yerel kaynaklardan yararlanarak yerel seçkinlerin ve halkın güvenini kazanmışlardır.[33]
Türkler yalnızca işgal orduları ve misyoner göndererek fethettikleri toprakları uzaktan bir sömürge gibi yönetmemişlerdir. Alınlarının teri ve emekleriyle bu toprakları şenlendirmiş; soylarının bereketiyle oraları kendilerine gerçek bir vatan yapmışlardır.[34]
- BAYBARS’IN ANADOLU SEFERİ
Selçuklu sultanları ve devlet adamları arasındaki mücadeleler, suikastlar ve siyasi entrikalar devletin otoritesini ciddi biçimde zayıflatmıştır. Moğolların Anadolu’daki baskısı artarken Selçuklu yönetimi Moğolları kendi siyasi rakiplerine karşı araç olarak kullanmaya çalışmıştır. Ancak ağır vergiler ve Moğol baskısı Anadolu’daki düzeni bozmuş; bu ortamı fırsata çeviren Türkmen grupları uç bölgelerine yönelmiştir. 1277’de Memlük Sultanı Baybars’ın Anadolu’ya davet edilmesi ve Moğollara karşı harekete geçmesi de bu gelişmeler zincirinin bir halkasıdır.[35]
1277’de Moğollardan bıkmış olan Selçuklu emirleri Baybars’ı Anadolu’ya davet ettiler. Baybars, Elbistan’da Moğol kuvvetlerini bozguna uğratıp Türkler tarafından coşkuyla karşılanacağı inancıyla Kayseri’ye ilerledi. Ancak kendisini davet eden Muineddin Pervane karşılamaya gelmeyince Baybars beklediği ilgiyi göremedi. Mısır’a dönen Baybars’ın ardından Moğollar Anadolu’ya geri dönerek ayaklanmacıları şiddetle cezalandırdılar. Muineddin Pervane idam edildi; uygulanan baskı son derece sert oldu ve Küçük Asya’nın bağımlılığının yanı sıra çöküşünü de hızlandırdı.[36]
XIV. yüzyılda yaşanan bu gelişmeler Tevâif-i Mülûk, yani beylikler dönemini başlatmıştır. Moğol tahakkümüne karşı oluşan tepkinin bir yansıması olarak nitelendirilen ve Selçuklu-Osmanlı hâkimiyetleri arasındaki geçiş devri sayılan bu dönemin başlıca özellikleri şunlardır: Selçuklular zamanında fethedilemeyen toprakların alınması, Türk nüfusunun ve Türk kültürünün güçlü bir hâkimiyet kurması ve Türkçenin edebî ve resmî dil olarak Farsça karşısında rakipsiz bir konuma yükselmesi. Öte yandan tarım, sanayi ve ticareti geliştirmeye yönelik politikalar da hayata geçirilmiştir. Yalnızca adları kalan Türkiye Selçuklu sultanları, Anadolu’da yeni Türk devletlerinin kuruluşuna tanıklık ettikten sonra yerlerini bu yeni yapılara bırakarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir.[37]
İlhanlılar, Anadolu’ya özellikle 1260’larda Suriye’yi fethetme girişimlerinde defalarca başarısız olduktan sonra İran ile Memlükler arasında bir tampon bölge işlevi gördüğü için ilgi göstermiştir. Bu dönemde Anadolu söz konusu iki imparatorluk arasında bir sınır bölgesi hâline geldi. Suriye’yi korumak amacıyla Anadolu’ya sefer düzenleyen Memlükler, 1277’de İlhanlıları yenerek Kayseri’yi kısa bir süre için ele geçirmiştir. Bu gelişme üzerine İlhanlı hükümdarı Argun Han, Anadolu üzerindeki denetimini sıkılaştırarak bölgedeki çeşitli kentlere valiler atadı. Bu sıkı denetim 1330’lara kadar sürdü. İlhanlı hâkimiyetinin zayıfladığı dönemlerde atanan valiler ve yerel aktörler kendi beyliklerini kurmaya başladılar; Osmanlılar gibi Batı Anadolu beylikleri de bağımsız hareket etme imkânı buldular.[38]
- ANADOLU’DA MOĞOL İDARESİNİN SONA ERMESİ
İlhanlılara bağlanan Anadolu, 1308-1335 yılları arasında genel valiler aracılığıyla yönetildi. İlhanlı Devleti’nin başkenti Azerbaycan’da olduğundan Anadolu’ya oldukça uzak kalan İlhanlı hükümdarları, Anadolu halkı üzerinde Selçuklu hükümdarları kadar etkili olamıyordu. Beyliklerin giderek çoğalması İlhanlıları tedirgin etmiş; onları devlete bağlamak amacıyla Ebu Said Han’ın naibinin oğlu Emir Çoban’ın oğlu Timurtaş, geniş yetkilerle Anadolu genel valiliğine atandı (1317).[39]
Emir Timurtaş’ı Anadolu Türklüğü Mehdî-i Âhir Zaman olarak kabul etmiştir. Anadolu Türkmen beylerine karşı sergilediği sert tutum bir yana, bu vali Anadolu coğrafyasında bir bahar havası estirmiştir. Çekirge istilasıyla doğayla boğuşurken bir yandan da Moğol valilerinin baskı ve zulümlerine katlanmak zorunda kalan Anadolu Türklüğü, Timurtaş döneminde görece huzurlu günler yaşamıştır.[40]
- MOĞOL İSTİLASININ TÜRK-İSLAM DÜNYASI AÇISINDAN SONUÇLARI
Moğol istilası, Türk-İslam dünyası için siyasi, kültürel, iktisadi ve dinî açıdan derin sarsıntılara yol açmıştır. Harzemşahlar Devleti’nin Moğollar karşısında direnemeyip yıkılması, bir tampon bölge işlevi üstlenen bu devletin ortadan kalkması anlamına gelmiş; bu durum hem Türkiye Selçuklularını hem de Abbasi Halifeliği’ni doğrudan Moğol tehdidiyle yüz yüze bırakmıştır.
13.1. Siyasi Sonuçlar
Harzemşahların yıkılmasıyla bölgedeki güç dengesi alt üst olmuş, yeni siyasi yapılanmalar ortaya çıkmıştır. Bu süreçte var olan merkezî otoriteler zayıflarken daha küçük ve bölgesel güçler belirmeye başlamıştır.
13.2. Askerî ve Demografik Sonuçlar
Kanglı-Kıpçak gibi Türk boylarının nüfusa katkısı engellenmiş; büyük bir Türk nüfusu katledilmiştir. Bu felaket dünya nüfusunun da kayda değer biçimde azalmasına yol açmıştır.
13.3. Kültürel Sonuçlar
Semerkand, Buhara ve Gürgenç gibi ilim merkezlerindeki âlimler esir alınmış; kütüphaneler ateşe verilmiş, ilmî ve edebî faaliyetler uzun süre sekteye uğramıştır.
13.4. İktisadi Sonuçlar
Sulama kanallarının tahrip edilmesi tarım ve hayvancılığın çökmesine sebep olmuş; bölge ekonomileri onlarca yıl toparlanamamıştır.
13.5. Dinî Sonuçlar
Tasavvuf ehli âlimler Anadolu’ya göç ederek burada yeni bir dinî ve kültürel canlılık doğurmuştur. Türkistan’da başlayan Moğol istilası, İslam devletlerini derinden korkutmuş olmakla birlikte Anadolu’nun İslamlaşması ve tasavvufun yayılması açısından önemli bir işlev üstlenmiştir. Türkistan’dan Anadolu’ya göç etmek zorunda kalan âlimler, zenginler ve tüccarlar sayesinde Anadolu’daki Türkmen nüfusu kayda değer biçimde artmıştır. Moğol istilasının en belirgin siyasi sonucu ise Batı Anadolu’da bağımsız beyliklerin ortaya çıkması ve Türkçe konuşup yerleşik hayata geçen toplulukların oluşmasıdır.[41]
II. YÜZYILDA TÜRK DÜNYASI VE ANADOLU’NUN TÜRKLEŞME SÜRECİ
YÜZYILDA TÜRK DÜNYASININ SİYASİ COĞRAFYASI
13. yüzyılın başında Türk dünyasında herhangi bir siyasi birlik söz konusu değildi. Yakın Doğu ve İran’da Büyük Selçuklu Devleti’nin parçalanmasına paralel olarak, Selçuklu hanedanına mensup hükümdarların yönettiği devletler —Anadolu, Kirman, Suriye ve Irak Selçukluları— ile çeşitli atabeylikler ortaya çıkmıştı. Güneydoğu Anadolu ve Suriye’de Eyyubiler, Mısır’da ise Memlükler hüküm sürmekteydi. Bu parçalanmış siyasi tablo, bölgenin Moğol istilasına karşı koordineli bir direniş oluşturmasını büyük ölçüde engellemiştir.[42]
III. MOĞOL İSTİLASI VE ANADOLU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
3.1. Siyasi ve Askerî Çöküş
14. yüzyılda Anadolu’da görevlendirilen Moğol komutanlarının birbiriyle mücadelesi ve isyanları belirleyici bir etken olmuştur. Yıllardır Selçuklu sultanlarına ve şehzadelerine muhalefet eden, Türkmenleri yok etmeye çalışan ve halka ağır vergiler yükleyen Moğol noyanlarının kendi aralarındaki çatışmalarında, Moğol karşıtı kesimlerin genel olarak tarafsız kaldıkları görülmektedir. Moğol noyanlarının birbirini tasfiye etme sürecini izleyen Uç Türkmenleri, bu isyanların Moğol zulmünü sona erdirmesini umutla beklemişlerdir. Söz konusu isyanlar Moğol baskısını ortadan kaldırmamış olsa da İlhanlı Devleti’nin çöküşünün habercisi olmuş; Anadolu’nun hemen her köşesine yayılan derin bir siyasi kargaşa ortamı doğurmuştur. İlhanlı yöneticileri giderek kendi merkezlerindeki gelişmelerle meşgul olmak zorunda kaldıkça, Türkmenler yaşadıkları bölgelerin yeni hâkimleri olarak sahneye çıkma fırsatı bulmuşlardır.[43]
3.2. Sosyoekonomik Tahribat
Selçuklu devlet adamlarından farklı olarak Türkmenlerin Moğol işgaline karşı sürdürdüğü direniş ve Moğolların bu direnci kırma girişimleri, Anadolu’nun harabeye dönmesine yol açmış; Selçuklu hazinesi ile halk, ödemekle yükümlü kılındıkları haraç ve vergileri ödeyemez hâle gelmiştir. Ağır vergi yükü ve halka yönelik baskılar büyük bir göç hareketini beraberinde getirmiş, tarım arazilerinin işlenememesi üretimi önemli ölçüde düşürmüştür. İşgalin yarattığı bu olumsuz ortam ticaretin de aksamasına ve refah düzeyinin hızla gerilemesine sebep olmuştur.[44]
IV. ANADOLU’NUN TÜRKLEŞME SÜRECİ: OĞUZLAR VE GÖÇ HAREKETLERİ
4.1. Malazgirt’ten Moğol İstilasına
Selçuklular önderliğinde Anadolu’ya gelip yerleşen Türklerin büyük çoğunluğunu Oğuzlar, diğer adıyla Türkmenler oluşturuyordu. 11. yüzyılda kitleler hâlinde sürekli yurt arayan Oğuzlar, Selçuklu ailesinin önderliğinde Mâverâünnehir, Horasan ve İran’dan başlayarak giderek genişleyen bir imparatorluk kurdular. 1071’de kazanılan Malazgirt Zaferi ile İklîm-i Rûm’un, yani Anadolu’nun kapıları bir daha kapanmamak üzere Türklere açıldı. 13. yüzyılda ise Moğol hâkimiyetiyle birlikte Türkmenler Batı Anadolu’ya yöneldiler. Halil İnalcık’ın tespitine göre, Batı Anadolu’da ilk dönemde en güçlü beyliği kuran Germiyanlılar, 1240’ta Malatya’da bulunurlarken 1260’lı yıllarda Kütahya yöresine yerleştiler. Âşıkpaşazâde’nin söz ettiği dört zümre —Gâziyân-ı Rûm, Ahiyân-ı Rûm, Abdâlân-ı Rûm ve Bacıyân-ı Rûm— kuruluş dönemi beyliklerinin toplumsal yapısında belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır.[45]
4.2. Moğol İstilasının Göç Hareketlerine Etkisi
13. yüzyılda Moğol istilasından kaçan Türkler, akın akın batıya göç ettiler. Moğollar; okumuş kesimleri, usta ve sanatkârları her şeyden fazla hedef alıyordu. Bu sebeple Anadolu’ya sığınan aydın insanlar, Türk kültürünün ve İslam inancının yayılmasında önemli bir rol üstlendiler. Anadolu’da Türk hâkimiyetinin kısa sürede pekişmesinin en temel sebepi, bölgenin yeterli nüfus yoğunluğuna kavuşmuş olmasıdır. Moğol istilası Batı Türklüğü açısından pek çok olumsuz sonuç doğurmuş olmakla birlikte bazı olumlu gelişmelere de zemin hazırlamıştır: Türkistan ve İran’da yaşayan Oğuz-Türkmen topluluklarının büyük bir kısmı bu istila sebepiyle Anadolu’ya göç etmiştir. Bu sayede Anadolu, maddî ve manevî bakımdan Oğuz Türklüğünün yurdu niteliğini güçlü biçimde kazanmıştır.[46]
V. GÖÇEBELİK, EKONOMİK YAPI VE TAVÂIF-İ MÜLÜK DÖNEMİ
Göçebelik, Anadolu’nun kuruluşunda ve Türkleşmesinde en önemli unsurlardan birini oluşturmakta olup dönemin genel göçebelik anlayışından farklı bir biçim sergilemektedir. Yarı göçebeler koyun ve keçi besler; ancak esas geçim kaynakları atçılıktır. At yetiştiriciliğiyle uğraşan toplulukların ticarete -hatta uluslararası ticarete- yönelmesi kaçınılmaz bir sonuçtur; zira at, pahalı bir binek hayvanı olup atçılık beraberinde silahçılık gibi çeşitli üretim dallarını da gerektirmektedir. Türkler bu dönemde silah üretimi ve ticaretinde de söz sahibiydiler. Moğollar, Anadolu’ya İran’a girdikleri gibi doğrudan girememişler; burada yerel temsilcileri ve ajanları aracılığıyla faaliyet yürütmüşlerdir. Akabinde Selçuklu coğrafyasında bir parçalanma süreci ve aşırı vergilendirme politikası baş göstermiştir. Türkmen kabileleri bu uygulamalara karşı yer yer direniş hareketleri başlatmış ve tarihe Tavâif-i Mülük olarak geçen dönem ortaya çıkmıştır. Toplumun yeni bir düzen arayışına girdiği bu süreçte kurulan beylikler arasından Karamanoğulları, kendisini Selçuklu Devleti’nin mirasçısı ilan edecekti. Beylikler döneminin dikkat çekici bir özelliği ise bu siyasi yapıları yönetenlerin eski Selçuklu bürokrasisinden gelmesidir: Komutanlar, maliyeciler, medrese hocaları ve kadılar büyük ölçüde aynı kadroyu oluşturuyordu. Bu çevreler, İran’la ilişkilerini sürdürmekle birlikte yeni dönemin şartlarına da uyum sağlamışlar; öyle ki çarşı-pazardaki kavramlar Farsçadan Türkçeye geçmeye başlamıştır.[47]
VI. BABAİ İSYANI (1240) VE SONUÇLARI
6.1. Selçuklu’nun Ani Çöküşü ve İsyanın Arka Planı
Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın 1237’de zehirlenerek öldürülmesiyle Anadolu Selçuklu Devleti, en parlak döneminin hemen ardından çöküş sürecine girdi. Hırslı Vezir Sadettin Köpek’in on dört yaşındaki II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahta çıkarması ve sultan üzerindeki olumsuz etkileri, devlet idaresinde telafisi güç yaralar açtı. Devletin deneyimli yöneticilerini birer birer bertaraf eden Sadettin Köpek, I. Alâeddin Keykubad döneminde Selçuklu hizmetine girmiş ve değerli birer savaşçı olan Harezmli Türk beylerin de Selçuklu saflarından ayrılarak Güneydoğu Anadolu’ya göç etmelerine yol açtı. Tüm bu çalkantılı ortamda Babai İsyanı patlak verdi. II. Gıyaseddin döneminde hiçbir fetih harekâtı gerçekleştirilmedi; buna karşın Selçuklu Devleti bu şartlar altında bile birkaç yıl daha İznik ve Trabzon Bizans devletleri üzerinde hâkimiyetini korumayı ve onlardan haraç almayı sürdürebildi.[48]
6.2. İsyanın Seyri ve Toplumsal Boyutu
Babai İsyanı, Anadolu’daki göçebe Türkmenlerin merkezi yönetime karşı gerçekleştirdiği kitlesel bir başkaldırıdır. Baba İshak adlı bir dervişin çevresinde şekillenen Babai hareketi, dinî bir kimlik taşımakla birlikte dönemin sosyal, ekonomik ve yönetsel sorunlarından beslenerek ortaya çıkmıştır. Babailerin silâhlı erkek ve kadın savaşçılardan oluşan kalabalık kitleleriyle Selçuklu ordusu, 1240 yılında Kırşehir’in kuzeyindeki Malya Ovası’nda karşı karşıya geldi. İsyanın bastırılmasının ardından bir kısım Türkmen ve derviş batıya göç etti. Babai Türkmenlerinin beylikler döneminin erken evresinde toplumun sosyal ve manevî dokusunun biçimlenmesinde önemli katkıları olmuştur.[49]
6.3. İsyan Sonrası: Türkmenlerin Bizans Sınır Boylarına Yerleştirilmesi
Babai İsyanı’na katılıp Kırşehir’de hayatta kalan Türkmenlerin büyük bölümünün, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in emriyle memleketlerine dönmeleri engellenmiştir. Bu kişilerin ne olduğu sorusu tarihçiler arasında tartışılmaya devam etmektedir. Kuvvetli bir kanıya göre bu Türkmenler Bizans sınır boylarına yerleştirilerek, Selçuklu’ya değil Bizans’a karşı mücadele etmeleri sağlanmış ve böylece yeniden isyan etme fırsatları ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Zaten Türkmenlerin Malya Ovası’na aileleri, araçları ve bütün göç kalabalığıyla birlikte geldikleri kaynaklarda belirtilmektedir.[50]
VII. TÜRKMEN BEYLİKLERİNİN DOĞUŞU
1260’lı yılların sonunda Moğolların Türkiye Selçuklularına baskıyı yoğunlaştırdığı IV. Kılıç Arslan dönemine kadar kaynaklarda çoğunlukla isimsiz bozguncular olarak anılan sınır Türkmenleri, bu tarihten itibaren liderleri aracılığıyla belirgin topluluklar hâlinde tarih sahnesine çıktılar. Bu şekilde ortaya çıkan beylikler; savaşçı kimlikleri ve inatçı bağımsızlık özlemleri gibi ortak paydalar taşımakla birlikte, kökenleri ve meşruiyet anlayışları bakımından birbirinden önemli ölçüde ayrışıyordu. Türkmenler, kuzeyde Menderes’in üst kolundan güneyde Dalaman Çayı havzasına uzanan arazi şeridini elinde bulunduruyordu. Ulaşımı güç bölgeler, ormanlar ve dağlar Türkmenlerin yerleşim mekânları olarak öne çıkmaktaydı. Bilhassa ‘Ermenek Türkleri’ olarak da tanınan Karamanlılar, bölgelerine açılan az sayıdaki geçidin kış aylarında aşılmaz olması sayesinde varlıklarını koruyabildiler. Türkmenler bu dönemde büyük ölçüde çobanlıkla geçimlerini sağlıyorlardı; özellikle Doğu Anadolu Türkleri arasında sığır sürüleri önemli bir servet göstergesiydi. Bu topluluklar arasında ormanın asıl sakinleri ise odun kömürü imalatı ve ağaç kesimi ile geçimini temin eden kişilerdi.[51]
VIII. İLHANLI HÂKİMİYETİ VE ANADOLU’DAKİ GELİŞMELER
8.1. Abaka Han’dan Olcaytu Han’a: Türkmen Direncinin Yükselişi
Abaka Han, Anadolu ümerâsının daveti üzerine Memlük Sultanı Baybars’ın Anadolu’ya girmesi ve Elbistan Savaşı’nda (1277) İlhanlı ordusunu yenilgiye uğratmasının bedelini Anadolu halkından çıkarmıştır. 1291’de İlhanlı tahtına geçen Geyhatu döneminde Anadolu’da İlhanlı yönetimine karşı Türkmen direnci artmış; ancak bunun bedeli yine Türkmenler açısından ağır olmuştur. Gazan Han zamanında ise Anadolu’nun İlhanlı valiliği meselesinden kaynaklanan Baltu ve Sülemiş isyanları, İlhanlı valilerinin tek güvencesinin Türkmenler olduğunu açıkça ortaya koyduğu gibi, Anadolu’da Türkmen nüfuzunun giderek arttığına da işaret etmektedir. Gazan Han’ın 1304’te ölümünün ardından tahta geçen Olcaytu Han ise özellikle Batı Anadolu’da güçlenen Uç Beylerine karşı Bizans ile ittifak kurmuş; bu dostluğu pekiştirmek amacıyla II. Andronikos Palaiologos’un (1282-1328) kızıyla evlenmiştir. Hızla oluşan kaotik ortam, Selçuklu sınır boylarında âdeta bir deprem etkisi yarattı. Uç diye adlandırılan Selçuklu sınır bölgelerine yerleştirilmiş Türkmenler arasında dalgalar hâlinde yayılan huzursuzluk ve ardı arkası kesilmeyen katliamlar, onları harekete geçirdi. Artık amaç, bağlı oldukları Selçuklu Devleti’ni korumak değil, kendileri için yeni bir yaşam alanı açmaktı; zira devlet, beklenmedik bir hız ve şiddetle çöküyordu.[52]
8.2. Olcaytu Han ve Siyasi Denge
Muhammed Hüdabende adıyla da tanınan Olcaytu, pek çok mezhebe girip çıktıktan sonra en nihayetinde Şiîliği benimsemişti. Olcaytu Han, Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden Anadolu beyliklerini denetim altına almaya çalışmış; bu amaçla Emir Çoban’ı görevlendirmiştir. Büyüyen Türkmen beyliklerinden tehdit hisseden Bizans Devleti ile yakın ilişkiler kuran İlhanlı hükümdarı, imparatorun kızıyla evlenerek bu ittifakı akrabalık düzeyine taşımıştır.[53]
IX. ANADOLU’DA BİR İLHANLI VALİSİ: DEMİRTAŞ NOYAN (1314-1328)
Demirtaş Noyan, İlhanlıların Anadolu’daki hâkimiyetinin en önemli simalarından biridir. İlhanlı beylerbeyi Emir Çoban’ın oğlu olması, güçlü kişiliği ve icraatları sayesinde İlhanlı tarihinde ayrı bir yer edinmiştir. Anadolu’ya genel vali olarak atanan Demirtaş, bölgede düzeni ve güvenliği sağladıktan sonra merkeze isyan ederek bağımsızlığını ilan etmiş; ancak bu isyan, bizzat babası Beylerbeyi Emir Çoban tarafından bastırılmıştır. Affedilen Demirtaş, yeniden Anadolu genel valisi olarak atanmıştır. Bununla birlikte babası Emir Çoban’ın İlhanlı Sultanı Ebû Saîd Bahadır Han tarafından öldürülmesi ve Çobanlı ailesinin saraydan tasfiye edilmesinin ardından Demirtaş sırasının kendisine geleceğini anlayarak Memlük Sultanı’na sığınmıştır. Ne var ki Ebû Saîd Bahadır Han ile Memlük Sultanı el-Melik en-Nâsır arasında varılan antlaşma gereği Kahire’de idam edilerek İlhanlı elçilerine teslim edilmiştir. 1243’ten itibaren başlayan ve 1335’te Ebû Saîd Han’ın ölümüne değin yaklaşık bir yüzyıl süren İlhanlı hâkimiyetinin en önemli temsilcilerinden olan Demirtaş, dindar kişiliği ve adaleti sayesinde öteki Moğol valilerinden ayrılmış; bu özellikleri sebepiyle Anadolu Türkmenleri tarafından ‘Âdil Padişah’ unvanıyla anılmıştır.[54]
Demirtaş (Timurtaş) Noyan, Anadolu’da nizâm ve asayişi sağlayıp İslam hukukunu titizlikle uyguladıktan ve halkın güvenlik ile huzurunu tesis ettikten sonra ‘Âhir Zaman Mehdîsi’ olduğunu ilân ederek bağımsızlığını duyurmuş; halkın bu ilânı memnuniyetle karşılaması üzerine Memlük Sultanı’na elçi göndererek Ebû Saîd Bahadır Han’ın hâkimiyetine son verme doğrultusunda yardım talep etmiştir. Çoban Bey, Han’ın izniyle derhâl sefere çıkarak oğlunu yakalamış ve huzura getirmiştir; Demirtaş affedilerek yeniden Anadolu’daki görevine iade edilmiştir. Öte yandan Osman Gazi’nin vefatı ve Orhan Gazi’nin cülûsunun yaşandığı bu dönemde Bursa (Prusa) da Osmanlılar tarafından fethedilmiştir. Tüm Anadolu’yu hâkimiyeti altına almaya çalıştığı bir sırada babasının ve kardeşlerinin İlhanlı sarayındaki muhalefetin saldırısına uğrayıp öldürüldüğüne dair haberler Demirtaş’a ulaşınca Mısır’a sığınmış; orada büyük bir itibarla karşılanmıştır. Karamanoğlu Musa Bey ile Hamidoğlu İshak Bey’in şikâyetleri ve Ebû Saîd Bahadır Han’ın ısrarları karşısında Memlük Sultanı Nâsır’ın yönünü değiştirmesiyle Demirtaş Kahire’de idam edilmiş ve cesedi İlhanlı elçilerine teslim edilmiştir. Ebû Saîd Bahadır Han’ın ölümünün ve bir yıl sonra İlhanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından Anadolu’daki Moğol hâkimiyeti dönemi kapanmış ve siyasi otorite Anadolu beylikleri arasında bölüşülmüştür. Bu beylikler içinden Osmanlı Beyliği’nin Türkiye Selçuklularının mirasına sahip çıkmasıyla birlikte Türk tarihinin en büyük eseri olan ‘Osmanlılar Çağı’ başlamış ve üç kıta üzerinde ‘Nizâm-ı Âlem’ davası yükselmiştir.[55]
X. AHİLİK VE ANADOLU’NUN TOPLUMSAL YAPISI
Daha sonra İç Anadolu’da kurumsallaşacak olan Ahilik birliğinin ilk izleri Ahlat’ta görülmektedir. Anadolu Türk-İslam tarihinin ilk örgütlü esnaf ve sanatkârlar birliği olan bu yapı, Türklerin Orta Asya’dan taşıdıkları ahlaklı ve helal kazancı esas alan ticaret anlayışından doğmuş; Ahlatşahlar Devleti’nin yıkılmasının ardından göç eden mensupları tarafından Anadolu’nun orta kesimlerinde yeniden hayata geçirilmiştir. Ahlatşahlar döneminde bilim, sanat, edebiyat ve ticaret alanında dünyanın sayılı zengin şehirleri arasına giren Ahlat, yetiştirdiği zâhitler, âlimler ve mutasavvıflarla İslam dünyasında büyük bir şöhrete kavuşmuş; Buhara ve Belh’in ardından ‘Kubbetü’l-İslâm’ (İslam’ın Kubbesi) unvanını alan üçüncü şehir olmuştur.[56]
XI. OSMANLI BEYLİĞİ’NİN YÜKSELİŞİ
11.1. Bilecik’in Fethi ve Selçuklu Mirasının Devralınması
1299’da Bilecik’in fethiyle birlikte Osmanlı hükûmeti genişleme sürecine girmiş; bu tarih aynı zamanda Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşünün simgesi olarak kabul edilmekte ve Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı olarak değerlendirilmektedir. Osman Bey, 699 (1299) yılında kazandığı bu zaferden elde edilen ganimetlerin bir bölümünü Selçuklu Sultanı’na göndermek ve zaferi müjdelemek üzere bir elçi hazırlarken III. Alâeddin Keykubad’ın Gazan Han’ın askerleri tarafından tutuklanarak İran’a götürüldüğü haberi ulaştı. Bu gelişme üzerine hediye sunma planından vazgeçilerek Moğolların saldırılarına karşı önlem alınmasına karar verildi.[57]
11.2. Selçuklu Beylerinin Osman Gazi’ye Sığınması
Selçuklu Sultanı’nın başına gelen bu felâket, Anadolu’da köklü siyasi ve toplumsal dönüşümlere yol açtı. Selçuklu beyleri ve askerleri dağılmak zorunda kaldı; her biri bir tarafa sığınma arayışına girdi. Bu kişilerin büyük çoğunluğu —özellikle kılıç erleri— uçta kesintisiz gazi akınları yapan, zaferler kazanan ve nam salmış olan Osman Gazi’nin yanına geldi. Konya ve çevresi ele alındığında, 11. yüzyıldan itibaren Rum Selçuklu Sultanlığı’nın merkezi olan bu şehrin, ünlü mutasavvıf Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin yurdu ve önemli kervan yollarının kavşağı olarak geliştiği görülmektedir. Bölgenin 1250’lerden itibaren Ortadoğu’ya yönelik Moğol istilasının getirdiği kargaşa ve aşiret göçleri karşısında zayıflamaya başladığı bilinmektedir. Sonraki yıllarda bölgeye giren Karamanlı Türkler, 1256’da Larende’yi ve ardından 1312’de Konya’yı başkent edinerek yaklaşık iki yüz yıl boyunca hüküm sürdüler.[58]
XII. SONUÇ
Anadolu’nun Türk-İslam yurdu hâline gelmesi, yalnızca askerî fetihlerin bir sonucu değildir. Bu köklü dönüşüm; siyasi gelişmeler, demografik hareketler, sosyal örgütlenmeler ve kültürel etkileşimlerin birlikte şekillendirdiği uzun soluklu bir tarihî sürecin ürünüdür. Türkiye Selçuklu Devleti’nin Anadolu’da kurduğu siyasi düzen, bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşması için gerekli zemini hazırlamıştır. Ancak özellikle XIII. yüzyılda yaşanan Moğol istilası ve Kösedağ yenilgisi sonrasında merkezî otoritenin zayıflamasıyla birlikte Anadolu’da yeni siyasi yapılanmalar ortaya çıkmıştır.
Selçuklu Devleti’nin çözülme sürecinde beliren Türkmen beyleri, uç bölgelerinde örgütlenerek hem Doğu Roma sınırlarına yönelik gazâ faaliyetlerini sürdürmüş hem de fethettikleri bölgelerde yeni siyasi otoriteler tesis etmişlerdir. Böylece başta Batı Anadolu olmak üzere pek çok bölgede kurulan beylikler, tarih literatüründe Tevâif-i Mülûk olarak adlandırılan parçalı fakat dinamik bir siyasi yapı oluşturmuştur. Bu beylikler siyasi bakımdan bağımsız görünseler de kültürel ve kurumsal açıdan Türkiye Selçuklu mirasının devamı niteliğindedir.
Moğol baskısı sebepiyle Anadolu’ya yönelen yoğun Türkmen göçleri, bölgenin demografik yapısını kökten değiştirmiş ve Türk nüfusunun kısa sürede çoğunluk hâline gelmesine zemin hazırlamıştır. Bu süreçte yalnızca göçebe Türkmen grupları değil; şehirli ve yerleşik Türk unsurları ile âlimler, dervişler ve zanaatkârlar da Anadolu’ya gelerek güçlü bir Türk-İslam kültürel ortamının oluşmasına katkı sağlamışlardır. Ahilik teşkilatı, Bacîyan-ı Rum gibi sivil yapılar ve “kolonizatör” dervişler bu dönüşümde belirleyici roller üstlenmiş; hem toplumsal düzenin korunmasına katkı sunmuş hem de yeni fethedilen bölgelerde Türk-İslam kültürünün kök salmasını kolaylaştırmıştır.
Anadolu’nun coğrafi şartları ve uç bölgelerindeki gazâ faaliyetleri, Türkmen beylerinin kısa sürede güç kazanmasına imkân tanımış; pek çok beylik hızla siyasi bir varlık hâline gelmiştir. Bu beylikler yalnızca askerî harekâtlar yürütmemiş; aynı zamanda şehirleri imar etmiş, ticaret yollarını canlandırmış ve Türkçenin kültürel hayatta güç kazanmasına katkıda bulunmuşlardır. Böylece Anadolu’da Türk kültürünün, dilinin ve İslamî yaşamın kök salması büyük ölçüde bu beyliklerin faaliyetleri sayesinde gerçekleşmiştir.
Sonuç itibarıyla Tevâif-i Mülûk dönemi, Anadolu tarihinde yalnızca siyasi parçalanmanın yaşandığı bir dönem değil; Türk nüfusunun yayılması, Türk-İslam kültürünün kökleşmesi ve yeni devletlerin filizlenmesi açısından son derece verimli bir dönemdir. Bu süreç; Türkiye Selçuklu Devleti’nin mirasını devralıp yaşatan beylikler aracılığıyla Anadolu’nun kalıcı biçimde Türk yurdu hâline gelmesini sağlamış ve nihayetinde Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde beylikler, yalnızca geçici siyasi yapılar olarak değil; Türk tarihinin Anadolu’daki sürekliliğini güvence altına alan temel kurucu unsurlar olarak değerlendirilmelidir.
13. yüzyıl, Türk dünyasının hem en büyük tahribatı yaşadığı hem de yeni siyasi yapıların temellerinin atıldığı bir dönem olarak tarihin en kritik kesitlerinden birini oluşturmaktadır. Büyük Selçuklu Devleti’nin parçalanması ve Moğol istilası, başlangıçta yıkıcı sonuçlar doğurmuş; Anadolu ekonomik, siyasi ve demografik açıdan büyük bir sarsıntı geçirmiştir. Bununla birlikte bu istila dalgaları, Türkmen topluluklarının Anadolu’ya yönelik göçünü hızlandırarak bölgenin Türk-İslam kimliğini güçlendirmiştir. Babai İsyanı’ndan Türkmen beyliklerinin doğuşuna, İlhanlı hâkimiyetinden Demirtaş Noyan’ın trajedisine uzanan süreç, nihayetinde Osmanlı Beyliği’nin Selçuklu mirasını devralmasıyla yeni bir evreye taşınmıştır. Ahilik gibi toplumsal kurumlar aracılığıyla şekillenen ekonomik ve kültürel altyapı, bu yeni devletin sağlam temeller üzerinde yükselmesine katkıda bulunmuştur. Tüm bu süreç, Anadolu’nun bir Türk-İslam yurdu hâline gelmesinin yalnızca bir fetih meselesi olmadığını, aynı zamanda derin bir toplumsal dönüşüm ve uyum sürecinin ürünü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
KAYNAKÇA
- Aksarayî, Kerimüddin Mahmud, Müsameretü’l-Ahbar, TTK Yayınları, Ankara, 2023.
- Aslan, İlhan, “Osmanlı Öncesi Anadolu’da Pastoral Yaşam”, Speros Vryonis Jr. Küçük Asya’da Göçebeleşme Ve İslamlaşma (Çev. Serhat Altınok), Post Yayınları, İstanbul, 2021.
- Baştav, Şerif, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2015.
- Batur, Ahsen, 1200 Yıllık Sürgün, Selenge Yayınları, İstanbul, 2021.
- Blessıng, Patricia, Moğol Fethinden Sonra Anadolu’nun Yeniden İnşası, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2020.
- Çakır, Oğuzhan, Anadolu’da Moğol İstilası, Kronik Yayınları, İstanbul, 2024.
- Eğilmez, Mustafa, Son Kapı, Post Yayınları, İstanbul, 2024.
- Emecen, Feridun, İlk Osmanlılar Ve Batı Anadolu Beylikleri, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010.
- Emecen, Feridun, İlk Osmanlılar, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016.
- Ersan, Mehmet, Bir Devletin Çöküş Hikayesi, Türkiye Selçukluları, Altınordu Yay, Ankara, 2020
- Gayırdal, Mehmet, Kayseri Tarihi Araştırmaları, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kayseri, 2001.
- Gibbons, Herbert Adams, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara, 1998.
- Göksu, Erkan, Türkiye Selçukluları, Kronik Yayınları, İstanbul, 2024.
- Hasgökmen, Muhammet Ali, Türkiye Selçuklu Devlet Adamları, Çizgi Yayınları, Konya, 2018.
- Işıltan, Fikret, Niketas Khoniates Historiası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1995.
- Koca, Salim, Anadolu Türk Beylikleri Tarihi, Berikan Yayınları, Ankara, 2017.
- Köprülü, Mehmet Fuat, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, Akça Yayınları, Ankara, 2019.
- Kösoğlu, Nevzat, Kültürel Dini Hayatımızdan: Beylikten Cihan Devletine, Türk Yurdu Yayınları, Ankara, 2000.
- Köymen, Mehmet Altay, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2019.
- Langer, William L. – Blake, Robert, “Osmanlı Türklerinin Yükselişi Ve Bunun Tarihi Arka Planı”, Osmanlı Öncesi Anadolu’da Pastoral Yaşam, Post Yayınları, İstanbul, 2021.
- Roux, Jean Paul, Türklerin Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2020.
- Rıce, Tamara Talbot, Anadolu Selçuklu Tarihi (Çev. İlhan Erdem Yunus), Nobel Yayınları, Ankara, 2015.
- Şapolyo, Enver Behnan, Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Güven Matbaası, Ankara, 1972.
- Sümer, Faruk, Anadolu’da Moğollar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2022.
- Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2017.
- Turan, Refik, Türkiye Selçuklularında Hâkimiyet, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2010.
- Tülüce, Âdem, Bizans Tarih Yazımında Selçuklu Kimliği, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2016.
- Tüysüz, Cem, İlhanlılar Tarihinde Çobanlıoğulları, Aktif Yayınevi, İstanbul, 2024.
- Uluçay, Çağatay, İlk Müslüman Türk Devletleri, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2020.
- Vardan, Müverrih, Türk Fetihleri Tarihi, Post Yayınları, İstanbul, 2017.
- Vryonis Jr. Speros, Küçük Asya’da Ortaçağ Helenizminin Çöküşü, Kalkedon Yayınları, İstanbul, 2010.
- Vryonis Jr. Speros – Altınok, Serhat, “Anadolu’da Göçebelik Ve İslamlaşma”, Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Konya, 2021.
- Wittek, Paul, Osmanlı İmparatorluğu Düşüncesi, Pencere Yayınları, İstanbul, 1995.
- Yediyıldız, Bahattin, “Türk Tarihine Yerelden Evrensele Bir Bakış”, Çelebi Dergisi, Yıl 2, Sayı 5, Ağustos 2021.
- Aksun, Ziya Nur, Beylikten Cihan İmparatorluğuna, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2025.
- Bekirhan, Mehmet Fatih, Anadolu’nun Doğusunda Türk Başkentleri, Atayurt Yayınevi, İstanbul, 2023.
- Dikici, Mehmet, Anadolu’da Türkler, Burak Yayınları, İstanbul, 1998.
- Flemming, Barbara, Pamfilya, Pisidya Ve Likya’nın Tarihi Coğrafyası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2023.
- Günal, Zerrin, Uc Savaşçıları/Uc Türkmenleri, Akritai: Anadolu Sultanlar, Ümerâ Ve Beyler, Haz. İsmet Gülseçgin, İstanbul, 2023.
- Haykıran, Kemal Ramazan, “Anadolu’da Bir İlhanlı Valisi: Demirtaş Noyan”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İlke), Güz 2009, S. 23, S. 161-186.
- Kihtir, Tuğrul, Anadolu’da Bizans, Haçlılar, Selçuklular, Arkeoloji Ve Sanat Yayınları, İstanbul,
- Koç, Dinçer – Oğuz, Bilge, “13.-19. Yüzyıllarda Türk Dünyası”, Genel Türk Tarihi El Kitabı, Ed. Kürşat Yıldırım, İstanbul, 2022.
- Ortaylı, İlber, Türklerin Tarihi, Kronik Kitap, İstanbul, Eylül 2022.
- Öz, Mehmet, Osmanlı Tarihi Üzerine: Kuruluş, Kimlik Ve Siyasi Düşünce, Cedit Neşriyat, Ankara,
- Öztoprak, Fahrettin, Babailer, Balkan Türkleri Ve Şeyh Bedrettin, Tdav Yayınları, İstanbul, 2010.
- Şahin, Haşim, Orta Zamanın Türkleri: Orta Çağ İslâm Ve Türk Tarihine Dair Yazılar, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, Eylül 2022.
- Ünal, Oğuz, Horasan’dan Anadolu’ya Türkiye Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, (T.Y.).
- White, Sam, Osmanlı’da İsyan İklimi: Erken Modern Dönemde Celâli İsyanları, Alfa Basım Yayım, İstanbul, 2020.
[1] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2017, s. 657.
[2] Mehmet Altay Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2019, s. 14.
[3] Mehmet Altay Köymen, a.g.e., s. 178.
[4] Âdem Tülüce, Bizans Tarih Yazımında Selçuklu Kimliği, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2016, s. 58.
[5] Bahattin Yediyıldız, “Türk Tarihine Yerelden Evrensele Bir Bakış”, Çelebi Dergisi, Yıl 2, Sayı 5, Ağustos 2021, s. 38.
[6] Mehmet Gayırdal, Kayseri Tarihi Araştırmaları, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kayseri, 2001, s. 175.
[7] Osman Turan, a.g.e., s. 653.
[8] Osman Turan, a.g.e., s. 694.
[9] Muhammet Ali Hasgökmen, Türkiye Selçuklu Devlet Adamları, Çizgi Yayınları, Konya, 2018, s. 8.
[10] Şerif Baştav, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2015, s. 35.
[11] Ahsen Batur, 1200 Yıllık Sürgün, Selenge Yayınları, İstanbul, 2021, s. 151.
[12] Müverrih Vardan, Türk Fetihleri Tarihi, Post Yayınları, İstanbul, 2017, s. 104.
[13] Herbert A. Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara, 1998, s. 15.
[14] Kerimüddin Mahmud Aksarayî, Müsameretü’l-Ahbar, TTK Yay, Ankara, 2023, ss. 96, 101, 122
[15] Faruk Sümer, Anadolu’da Moğollar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2022, s. 4.
[16] Oğuzhan Çakır, Anadolu’da Moğol İstilası, Kronik Yayınları, İstanbul, 2024, s. 193.
[17] Oğuzhan Çakır,a.g.e, s.191
[18] Nevzat Kösoğlu, Kültürel Dini Hayatımızdan: Beylikten Cihan Devletine, Türk Yurdu Yayınları, Ankara, 2000, s. 85.
[19] Speros Vryonis Jr., Küçük Asya’da Ortaçağ Helenizminin Çöküşü, Kalkedon Yayınları, İstanbul, 2010, s. 179.
[20] İlhan Aslan, “Osmanlı Öncesi Anadolu’da Pastoral Yaşam”, Speros Vryonis Jr., Küçük Asya’da Göçebeleşme ve İslamlaşma, Post Yayınları, İstanbul, 2021, s. 20.
[21] Tamara Talbot Rice, Anadolu Selçuklu Tarihi, Nobel Yayınları, Ankara, 2015, s. 75.
[22] Fikret Işıltan, Niketas Khoniates Historiası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1995, s. 24, Bölüm 50.
[23] William L. Langer – Robert Blake, “Osmanlı Türklerinin Yükselişi ve Bunun Tarihi Arka Planı”, Osmanlı Öncesi Anadolu’da Pastoral Yaşam, Post Yayınları, İstanbul, 2021, s. 117.
[24] Enver Behnan Şapolyo, Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Güven Matbaası, Ankara, 1972, s. 207.
[25] Feridun Emecen, İlk Osmanlılar, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016, s. 49.
[26] Herbert Adams Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara, 1998, s. 257.
[27] Paul Wittek, Osmanlı İmparatorluğu Düşüncesi, Pencere Yayınları, İstanbul, 1995, s. 45.
[28] Tamara Talbot Rice, Anadolu Selçuklu Tarihi, Nobel Yayınları, Ankara, 2015, s. 15.
[29] Feridun Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikleri, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, s. 48.
[30] Salim Koca, Anadolu Türk Beylikleri Tarihi, Berikan Yayınları, Ankara, 2017, s. 32.
[31] Salim Koca, a.g.e., s. 26.
[32] Speros Vryonis Jr. – Serhat Altınok, “Anadolu’da Göçebelik ve İslamlaşma”, Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Konya, 2021, s. 339.
[33] Refik Turan, Türkiye Selçuklularında Hâkimiyet, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2010, s. 107.
[34] Salim Koca, a.g.e., s. 27.
[35] Mehmet Fuat Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, Akça Yayınları, Ankara, 2019, ss. 76-81.
[36] Jean Paul Roux, Türklerin Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2020, s. 274.
[37] Erkan Göksu, Türkiye Selçukluları, Kronik Yayınları, İstanbul, 2024, s. 179.
[38] Patricia Blessing, Moğol Fethinden Sonra Anadolu’nun Yeniden İnşası, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2020, s. 211.
[39] Çağatay Uluçay, İlk Müslüman Türk Devletleri, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2020, s. 289.
[40] Cem Tüysüz, İlhanlılar Tarihinde Çobanlıoğulları, Aktif Yayınevi, İstanbul, 2024, s. 266.
[41] Mustafa Eğilmez, Son Kapı, Post Yayınları, İstanbul, 2024, s. 289.
[42] Dinçer Koç – Bilge Oğuz, “13.-19. Yüzyıllarda Türk Dünyası”, Genel Türk Tarihi El Kitabı, ed. Kürşat Yıldırım, s.151
[43] Mehmet Ersan, Bir Devletin Çöküş Hikâyesi, Türkiye Selçuklu Devletinin Dağılışı, Altınordu Yay,2020,s.228
[44] Mehmet Ersan, a.g.e, s.229
[45] Mehmet Öz, Osmanlı Tarihi Üzerine: Kuruluş, Kimlik ve Siyasi Düşünce, Cedit Neşriyat, s. 38.
[46] Mehmet Dikici, Anadolu’da Türkler, Burak Yayınları, 1998, s. 139.
[47] İlber Ortaylı, Türklerin Tarihi, Kronik Kitap, İstanbul, Eylül 2022, s. 212.
[48] Tuğrul Kihtir, Anadolu’da Bizans, Haçlılar, Selçuklular, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s. 327.
[49] Tuğrul Kihtir, Anadolu’da Bizans, Haçlılar, Selçuklular, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s. 327.
[50] Fahrettin Öztoprak, Babailer, Balkan Türkleri ve Şeyh Bedrettin, TDAV, 2010, s. 67.
[51] Barbara Flemming, Pamfilya, Pisidya ve Likya’nın Tarihi Coğrafyası, TTK, 2023, s. 59.
[52] Zerrin Günal, Uc Savaşçıları/Uc Türkmenleri, Akritai: Anadolu Sultanlar, Ümerâ ve Beyler, haz. İsmet Gülseçgin, 1. Baskı, Haziran 2023, s. 245-246.
[53] Haşim Şahin, Orta Zamanın Türkleri: Orta Çağ İslâm ve Türk Tarihine Dair Yazılar, Yeditepe Yayınevi, Eylül 2022, s. 182.
[54] Kemal Ramazan Haykıran, “Anadolu’da Bir İlhanlı Valisi: Demirtaş Noyan”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İLKE), Güz 2009, S. 23, s. 161.
[55] [55] Oğuz Ünal, Horasan’dan Anadolu’ya Türkiye Tarihi, Ötüken Neşriyat, s. 526.
[56] Mehmet Fatih Bekirhan, Anadolu’nun Doğusunda Türk Başkentleri, Atayurt Yayınevi, 2023, s. 25.
[57] Ziya Nur Aksun, Beylikten Cihan İmparatorluğuna, Ötüken Neşriyat, 2025, s. 27.
[58] Sam White, Osmanlı’da İsyan İklimi: Erken Modern Dönemde Celâli İsyanları, Alfa Basım Yayım, 2020, s. 154.
***
[i] Araştırmacı Yazar
