Bugün sabah kalktıktan sonra içimde bir sıkıntı hissedince hazırlık yapıp bir yerlere gideyim dedim. Gönlüme Gölcük tarafları geldi. Yalnız yol boyunca uğradığım ormanlarda biraz yürüyecek, baharın güzelliklerini temaşa edecek, tertemiz havayı teneffüs edecektim. Hazırlığımı bitirdim ve yavaş yavaş Gölcük taraflarına doğru yol almaya başladım. Önce Aktaş Camii’nde Mustafa Safi Efendi’yi ziyaret ettim. O ziyaret bana çok iyi geldi. Ziyaretten sonra hemen yakında bulunan fırından birkaç poğaça aldım. Sonra Gölcük yoluna girdim.
Etrafta nefis bir güzellik vardı. Baharla beraber meyve ağaçları çiçekleriyle adeta coşmuştu. Biraz onları seyrettim.

Yolumun hemen üzerinde bir mevki var. Adını bilmiyorum. Orada daha önce de birkaç defa durmuştum. Dün yine durdum. İnanılmaz bir güzellik vardı. Ağaçların taze ve yeşil yaprakları güneşli havayla beraber adeta parlıyordu. Ormanın içine ve sonra da ilerideki düzlüğe doğru giden bir yol vardı. Önceki gün yağmur yağdığından zemin ıslaktı. Taze çimenler vardı ve burnuma bu taze çimen kokularıyla beraber toprak kokusu da doluyordu. Derin derin oradaki havayı içime çektim. Hayran hayran ağaçları, ormanları ve yaprakları seyrettim. Zihnimdeki ağırlığın yavaş yavaş çekildiğini duyuyordum.
O tertemiz hava ve güzelim manzaralar gönlüme ve zihnime öylesine iyi geliyordu ki, hem bedenimin hem de zihnimin hafiflediğini hissedebiliyordum. Orada uzun denebilecek bir zaman kaldım. Yoldan geçen araçların seslerinden başka beni rahatsız eden bir şey yoktu. Kuşların sesi de musiki faslı gibiydi. O muhteşem orman, yemyeşil düzlük, çiçek açmış meyve ağaçları, yerleri süsleyen çiçekler… Bunca güzelliği yarattığı için Mevla’ya şükür hisleriyle doldum. Çok derin bir huzur hâli buldum orada.
Bol bol fotoğraf da çektim. Sakince ve uzunca yaptığım yürüyüşte manzaranın değişmesi, her köşede başka bir güzelliğin zuhur etmesi görülmeye değerdi.
Sonra yavaş yavaş yavaş arabanın yanına geldim. Yolun karşısında içeriye doğru giden bir yol vardı. Biraz da orada yürüyeyim dedim. Orada da harika manzaralar vardı. Yemyeşil bir tarla üzerinden yine manzarayı seyre koyuldum.

Bundan sonra yola devam ettim. Kahvaltı yapabileceğim, bir manzarayı seyredebileceğim bir yer aradım kendime. Taşoluk Yaylası’na giden bir yol vardı. O yola girdim. Biraz ilerde durdum. Ağaçlarla kaplı toprak yolu bir müddet seyrettim. İlerden derenin sesi geliyordu. Sonra o yolda sessiz sedasız ve etrafı seyrederek yürüdüm. Nedense çocukluğum ve hatıralarım geldi gönlüme. Belki de o toprak yol sebebiyledir.
Orada yürürken ormanın içine doğru giden belli belirsiz bir patika dikkatimi çekti. Oraya girdim. İlginç ve güzel bir mekandı.
Arabaya gelip biraz ilerleyeyim dedim. Derenin yakınında durdum. Ormanın içine kamp sandalyesini, çayımı ve poğaçamı alarak yerleştim. Dere çağlıyordu. Orada kahvaltı yaptım. Sonra biraz da yolda yürüdüm. Oldukça sessiz ve ıssız bir ortamdı. Sonra arabaya binerek yayla yolunda biraz ilerledim. Yayla evleri görününce geriye döndüm.
Burada Gölcük’e geldim. Arabayı girişe koyduktan sonra yürüyerek içeriye geçtim. Pek kimseler yoktu. Gölü, evi, dağları seyrettim bir müddet. Gölcük yine harikaydı. Yavaş yavaş gölün etrafında yürümeye başladım. Bazı yerlerde durup hem tefekkür ediyor hem de fotoğraf çekiyordum. Çiçekler açmıştı. Balıklar ve kaplumbağalar görünüyordu.
Gölün etrafını yürüdükten sonra arabaya geldim. Bu kısa geziye fasıla vermem gerekiyordu. Fakat bir bahar günü Bolu’da yapılan gezilerin gönle nasıl bir huzur verdiğini yaşayarak ve yeniden hissetmiş oldum.

