“Gezirem göy dağları,
Bağlayıp buz dağları.
Herkese şirin olar,
Öz yeri, öz dağları.”
Anonim mani
Yılların değil asırların geleneğini günümüze taşıyan, adı Türk Tarihinin özünü yansıtan bir büyük kültür yapısından bahsetmek istiyorum sizlere bu yazımda.
Hak ozanı Aşık Şenlik’in “Kurban olam men Çıldır’a…Edep erkan ordadı.” Sözüyle edebi ve erkanı nesillerin hafızasına nakşetmiş bir otağın adıdır Çıldır. Bahsetmeğe değer nice özelliklerinin yanında coğrafi konumu (gölleri ve akarsuları) ve insani yapısı parmakla gösterilecek, taktire şayan bir vatan parçası.
Bu giriş sonrası biraz da Çıldır’ın kültürel özellikleri üzerinde durmak gerek.
Bu kültür yapısının başında “Aşıklık Geleneği” gelmektedir. Özümüzün sanat yapısını da yaşatan bu gelenek hiçbir zaman değerinden bir şeyler kaybetmeden günümüze kadar ulaşmış ve de asırlar boyunca devam edecek bir kültür yapısı olarak edebi dünyamızda yerini ve değerini koruyacaktır. Türk Dünyasının büyük bölümünde yaşatılan aşıklar arasındaki atışma (aytıs) geleneğinin özellikle Çıldır ve yöresinde devam ettirilmesi köklerimizin kültür hazinesini de en ihtişamlı haliyle korumak anlamına gelmektedir ki, bu bizlere gurur veriyor. Bu çok anlamlı kültürümüzün usta şahsiyetleri olan rahmetli Aşık Şenlik, Şeref Taşlıova, Murat Çobanoğlu, Sabri Şimşekoğlu gibi değerlerimizin geleneğini devam ettirmeye çalışan Harun Koca, Ercan Şimşekoğlu, Gökmen Dursunoğlu, İsrafil Uzunkaya, Yavuz Timur, Tüncay Şafak, Tolgahan Tiktaş gibi daha nice kabiliyetli sanat aşığı çıraklar da ustalarının yolunda kararlılıkla yürümektedirler.
Mutfak ve Kaz kültürü: Yöre halkının asırlar boyu, yaşadığı yerde besleyip faydalandığı kümes hayvanlarının başında kaz gelir. Bölge insanının büyük bir titizlikle yaz boyu besleyip yetiştirdiği kaz, günümüzde çevre halkının aynı zamanda geçim kaynağı olarak da fark ediliyor. Hem ekonomik çıkar elde etmek hem de kış aylarında aile besini için faydalandığı kaz etinin ülkemiz genelinde aranır durumda olması halkın özverili ve sabırlı gayretleri sonunda gerçekleşmiştir. Özellikle dernek veya vakıfların belli zamanlarda “Kaz gecesi” tertip etmeleri bu geleneğin hem ekonomik hem de tanıtım açısından önemli bir yer işgal ettiğini söyleyebiliriz.
Bu önemli kültür yapısından ayrı bir de peynir, tereyağı ve bal kültürü var ki, bunlardan bahsetmeden olmaz.
Bal üretimi Çıldır ve bağlı köylerinde uzun yıllardır yapılan bir üretimdir. Bal arısının bin bir çiçekten oluşan yöre topraklarından ve tertemiz sularından yararlanarak oluşturduğu bal Ülkemizin çoğu yerinde aranan bir besin kaynağıdır.
Aynı benzer özellikte tereyağı ve peyniri, özellikle de kaşar peynirini söyleyebiliriz. Yaz aylarında yaylalarımızda kış için hazırlanan çeçil peynirinin de (göyermiş çeçil) deri tulumlarına basılarak köye getirilip burada tüketilmesi insanların damaklarındaki vazgeçilmez lezzetlerden biri olduğu bilinmektedir.
Halı-kilim dokuma sanatı: Türk el sanatları içinde halı kilim sanatının en yaygın olarak devam ettirildiği bölge Çıldır ve ona bağlı köylerdir. Hemen her evde kurulan halı ve kilim tezgahlarında devam ettirilen bu gelenek zamanla bölge halkı için bir geçim kaynağı olarak da göze çarpmaktadır. Yüzyıllar öncesinden hafızalarda yaşatılıp nesilden nesile aktarılan nakış örneklerinin özellikle genç kızlarımızın parmaklarında şekil alması ne anlamlı bir güzellik. Geçmişten geleceğe bir sanat köprüsü olarak kullanılan bu değerli geleneğin uzun asırlar boyu devam ettirilmesi Çıldır insanının el sanatlarına olan yatkınlığını da göstermektedir.
Kız isteme, düğün (toy), şah bezeme: Bir kültür zenginliği olarak bilinen kız isteme, düğün (toy) ve şah bezeme geleneği Çıldır ve yöresinde çok renkli görüntülere sahne olmaktadır. Saygının, terbiyenin en anlamlı görüntüleri sergilenen bu gelenekler ne mutlu bizlere ki hala hatıralarımızda ve sosyal hayatımızın bir parçası olarak devam etmekte. Kız isteme merasimi, gelin çıkarma ve müjde yastığı geleneği ile şah bezeme gibi asırlar öncesinin bir kültür harikası olarak gözümüz ve gönlümüzde bütün renkleriyle canlı olarak yaşatılıyor. Her ne kadar zamanın bazı davranış biçimlerini değiştirme görüntüsü yansıtılsa da gerek düğünlerimizde gerekse dernek ve vakıfların sosyal faaliyetleri içinde bu aktivitenin yaşatılıyor olması sevindirici bir durum olsa gerek.
Yardımlaşma (imece): Asırlar boyu toplumumuz içinde yerleşmiş bir yardımlaşma hareketi olarak dikkati çeken bir gelenek de imece yani yardımlaşma olgusudur. Eski dönemlerde teknik araç ve gereçlerin bulunmadığı zamanlarda insanların kış aylarına hazırlık için şartları müsait değildi. Her çalışmanın kol gücüyle yapılması elzem olan dönemlerde bir yardımlaşma geleneği olarak imece hareketini kullanma yoluna gitmişlerdi. Bu insani davranış her ne kadar zorunluluktan yapılıyor gözükse bile yöre halkının birbiriyle daha çok yakınlaşması ve sıcak ilişkiler kurmasına vesile olan bir sosyal dayanışma hareketi olarak gözükmekte idi.
Konukseverlik: Türk insanın belki de en belirgin ve diğer topluluklardan farklı bir davranış biçimi de bu konukseverlik anlayışıdır. Her toplumun sosyal ve kültür yapısında gözükmeyen bu takdirlik yapının biz Türk toplumunun bünyesinde özellikle de Çıldırın geleneksel tarihi seyri içinde yaşatıldığını iftiharla belirtmemiz gerek. Sözlerle değil de yaşanılan hayatla ilgili güzel hatıraları içinde barındıran bu güzel anlayış biçiminin ayakta alkışlanması gerek. Uzun kış aylarında Çıldır yöresindeki herhangi bir eve o zamanlardaki tek ulaşım aracı olarak kullanılan atlı misafirlerin birkaç gün değil, haftalarca misafir edilmesi, atının beslenmesi elbette günümüzde karşılaştığımız bir durum değil. Ama o yıllarda özellikle 1990 lı yıllara kadarki dönemlerde bu konukseverlik davranışının devam etmesi genlerimize de yansımış bu güzel hasletin de bizden sonraki nesillere aktarılmasında fayda var.
Yayla kültürü: Toplum olarak konar göçer bir gelenekten geldiğimiz muhakkak. Her ne kadar günümüzde turizm, ortam değişimi ya da yeni maceralar yaşamak amasıyla yapılan bir göç hareketi olarak gözükse de eski dönemlerde mecburiyetten baş vurulan bir gelenek olarak karşımıza çıkardı. Özellikle büyük ve küçük baş hayvanların daha verimli topraklarda otlatılması, onlardan elde edilen sütün daha bol ve verimli alınması, bu süt ürününün peynir ve yağ olarak değerlendirilmesi temel amaç olarak bilinen bir sosyal konum değişikliği idi. Yukarıda izaha çalıştığım yardımseverlik anlayışının en yoğun olarak yaşandığı bu yayla dönemleridir. Özellikle kadınların birbirleriyle olan sıcak ve samimi insani ilişkileri bu yayla kültürünün gerçekçi hayat tarzı olarak kalıplaştığı görülmüştür
