İki İmparatorluk Arasında Rusyalı Müslüman Türkler – Hazılayan Mehmet Memiş

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Yazar: Alfina Sibgatullinna

Tercüme: Zümrüt Şirinova

Yayınevi: Doğu Kütüphanesi

Basım Yılı: 2014

Sayfa Sayısı: 296

Hazırlayan: Mehmet MEMİŞ, (E) Öğretmen

 

İKİ İMARATORLUK ARASINDA                 

Rusyalı Müslüman Türkler

 Rusya ve Osmanlı İmparatorlukları tarihi-coğrafi kaderin komşu yaptığı çok milletli, çok dinli ve çok dilli iki devlettir. İçlerinde barındırdıkları Rus-Hristiyan-Müslüman-Türk ile diğer taraftan Türk-Müslüman-Hristiyan unsuru, bu iki devletin vasfı olduğu kadar aynı zamanda bir iç çelişkisi olarak birbirlerine benzer.

19.yy sonlarında İmparatorlukların tarihten çekilme aşamasında çekilmeyi veya yıkılmayı belirleyen en önemli husus bu imparatorlukların iç çelişkilerinde ortaya çıkar. Bu çelişkilerin ortaya çıkardığı savaşlar, göçler, fikir hareketleri ve inançlar bir yandan ayrışmayı derinleştirirken, diğer yandan da kendi anti tezini yaratarak yeni olgu ve oluşumlara yol açar.

Günümüz tatar aydınlarından ve akademisyenlerinden Alfina Sibgatullina bu çalışmasıyla kutsal topraklara yolculuktan (Hac), göçmen aydınların entellektüel ve siyasi faaliyetlerine, karşılıklı ziyaretlerden savaşlara, yayın hayatından iktisadi ve kültürel değişimlere kadar bir dönemi gündelik hayatın aynasından konuyla ilgili araştırmacılara ve okuyuculara aksettirir.

(Kapak yazısı)

Rusya İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti, tarih boyunc birbirleri ile mücadeler etmişler fakat bu ülkelerde yaşayan Türkler dostluk ve kardeşlik ilişkilerini içinde yaşamışlardır. Bu ilişkiler karşılıklı olara 19. ve 20. yüzyıllarda daha da yoğunlaşmiştır. İki İmparatorluk Arasında Rusyalı Müslümak Türkler kitab bu yüzyıllardaki ilişkileri ayrıntılı olarak ele alıyor.

Kazan Tatarlarından olan Türk Tatar dil ve  kültür araştırmacısı olan Prof.AlfinaSirgatullinna, iki imparatorluğun çalkantılı dönemleri, I. Dünya savaşı sonrası imparatorlukları  dağılma sürci ve iki ülkede de yaşanan devrimler sırasındaki ilişkileri, olayaları,  olayların merkezinde olan Türk aydınlarını anlatıyor. Bu yıllar Osmanlı’da İslamcılık ve Türkçülük akımlarının doğuşuna rastlar. Haliyle bu akımlar Rusyadaki müslüman Türkler arsında  yayılması Rusyayı rahatsız etmektedir.

Yazar, tarihi, fikri, politik yönü olan konuyu  hem Rus belgelerine, hem Osmanlı belgelerine dayanarak titiz bir çalışma ile ortaya koymuştur.Bu belgeler, Rusya, Azarbeycan, Kırım ve Kazan’da  çıkan günlük gazeteler, günlükler, resmi yazışmalar gibi çok geniş bir yelpazaye yayılmıştır.Aynı zamanda Osmanlı basınından ve arşiv belgelerinden yararlanmıştır.

İki bölüm ve  beş fasıl halinde hazırlanan kitap bu ilişkileri her yönüyle ele almakta ve çok ilginç bilgileri içermektedir.

Birinci bölüm, birinci fasılda, Rusya’daki Müslüman Türk hacılarının hac seferleri anlatılmıştır. Burada  önce Türk hacılar bulundukları coğrafyaya göre çok çeşitli yollar kullanmışlardır: İran güzergâhı, Afganistan Hindistan güzergâhı, Karadeniz, İstanbul,Mısır güzergâhı. Bu  güzergahlardan kutsal mekanlara yapılan hac seferleri aylaca sürmekte ve hacılar çok büyük zahmetlere katlanmaktadırlar. Salgınlar, karantinalar, dolandırıcılık ve soygun hadiseleri gibi .O zamanlar Osmanlı hakimiyetinde olan kutsal topraklarda Osmanlı devletinin Hicaz’a karantina merkezlerikurmuş ve sağlık tebirleri almaya çalışmıştır. Rusya’dan gelen gemi yolcuları karaya çıktıkları  Hicaz, Köstence, İstanbul,İskenderiye gibi limanlarda  da karantina merkezeleri oluşturmuştur.                                                                                                                                 Bu kısımda, Saidzaimbeyov isimli bir Türk girişimcinin faaliyetlerine ayrı bir yer ayrılmıştır. Zengin bir tüccar olan bu şahıs hacıların çektiği sıkıntıları hafifletmek için Hac Ziyaret Rehberi hazırlamış ,hacıların güzergahında garlar inşa etmiş ve önemli merkezlerde hacıhâneler kurmuştur. Meselâ  Köstence’de üçbin kişinin kalacağı hacı hanede kadın erkek için ayrı odalar, abdeshaneler, yemekhane ve mağazalar  kurmuştur.Nerde ise Rusyada hac organizasyonunda tekel  olan ve devletten yetki alan bu Saidziambeyov hakkında, bazı aksaklıklar sebebiyle şikayetler de olmasına rağmen o devlet tarafından ödüllendirilmiştir. Yazarın değerlendirmesine göre onun üstün dikkat ve zekâ sahibi olduğu görülmektedir.

İstanbul güzergâhını kullanan hacılar bu şehirde birkaç gün, ismi kitapta zikredilen hanlarda ve misafirhaânelerde misafir edliyorlardı. Bazı hacılar İstanbulda bulunan daha önce göç etmiş çeşitli meşgaleleri olan hemşehrilerinde kalıyorlardı. Bir de Türküstan dan gelen kişilerin tekkeler vardı. Bunlardan biri Nuri Osmaniye camisi karşısındaki Tatarların muhakka uğradıkları Kazak Tekkesidi. Bu tekke, İdil boylarında gelen Şihabettin Mercanî, Zeynullah Resulî, Abdülreşit İbrahimov’un aralarında olduğu  müslsman din adamlarının ve aydınların uğrak yeri idi. Ayrıca Emir Buhari ve Özbekler Tekksi gibi birçok tekke vardı: Özbekler Tekkesi hakkında yazar ayrı bir başlık ayırırmış, burada nakşibendîlik hakkında bilgil vermiş,.tekke ortamını ve hacı adylarının kaldığı misafirhaneyi anlatmıştır.Bunlaın yanında Medinede  Kazan Mescidi, Kazan Medresesi,Tekke ve evler vardır.

Hacı adaylar  İstanbulda kaldıkları kısa sürede camileri, türbeleri ,selâmlık törenlerini,mektepleri ve kütüphaneleri ziyaret ediyorlardı. Ayasofya, Sultan Ahmet, Fatih, Beyazit gibi başka büyük camileri, kutsal emanetleri ve EyüpSultan türbesini  mutlak ziyarae ediyorlardı. Cuma günleri hutbe dinlemeye gidiyorlar, vaizlerin günlük hayatta kulanılan dilde  yaptıkları  ayet ve hadis açıklamarını , verdikleri dini bilgiler onların çok hoşuna gidiyordu. Bütün bu bilgileri ve ilginç ayrıntılar yazarın faydalandığı günlük, seyahatname,hatıra ve macera şeklinde yazdıkları hacnamelerden öğreniyoruz.

Bu bölüm kapsamında ayrıca İstanbul’daki Rusyalı Müslümanların kurdukları cemiyetller başlığında, Kırım ve Tatar ve Azerbeycanl bu cemiyetlerde faaliyet gösterenmişlerdir. Çelebi Cihan, Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura  ve Azerbeycnlı aydınlar Türkiye’de milliyetçiğin fikri oluşumuna önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Bu bölümde ayrıca,Birinci Dünya Savaşı’nda  Rusya’dan  gönüllerin olarak sağlık ve yardım amacıyla Türkiyeye geldiği,  hastahenelerde ve Kızılayda hizmet ettiği, birkaç idealistin  savaşlara katılatıldığı zikredilmiştir. Fikrî olarak Rusya Müslüman aydınları bu büyük savaşta yapılan cihat çağrusına pek de sıcak bakmamışlardır

Ayrı bir bölüm, Osmanlının Gözlerinde,Müslüman Rusya başlığını taşıyor.Türk aydınlarının Rusya ilişkileri kapsamında Celâl İlerigazeteci olarak, Hüseyin Hilmi Paşa’nın ve Osmanlı bürokratı Mahmut Esat efendinin resmi olmayan gezislerileri anlatılmıştır. Bu kişiler oralarda hem Çar ve  devlet erkânı. hem de yerli Müslüman Türkleri tarafından sıcak karşılanmışlardır .Bu kişilerin hatıralardanda  ve Türk basınında çıkan yazılarda Rusya’nın altyapı ve medineyette daha ileri fakat oralarda müslümanlığın da taassup içinde olduğu  dile getirilmiş. Rusyalı müslümanlarında günlük hayatları,düşünce yapıları ve ülema ve cedidçiler arasındaki mücadeleler anlatılmıştır.

Üçüncü fasılda, Birinci Dünya savaşında, Kafkas Cephesinde esir olan,sayıları altmışbeş bini bulan Rusya’ya esir düşen, bir kısmı soğuktan, hastalıktan kırılan Türk esirlerinin dramı anlatılmıştır. Bunlardan sağ ve sağlıklı esirler Rusya’nın uzak diyarlarına sürgüne gönderilmişlerdir. Orada onlar çalışma kamplarında çalışmışlar, yerli müslümanlarla münasebetler kurmuşlar, onlardan  yardım almışlar, beraber ibadet etmişlerdir. Çok az sayıda esir onların yardımı ile esaretten kurtulup Türkiye’ye dönebilmişlerdir .Ayrıca Romanya cephesinde esir olan daha az sayıda esir Türk  de Orta ve Batı Rusya’ya dağıtılmış, bunlardan bir kısmı kendi işlerini kurmuş, bu kişler oralarda fırıncılıklık  mesleğinde faaliyeter göstermişler.Fırın ustaları izinle yerli firmalarda çalışma imkânı bulmuşlardır.Bu bilgileri, çok az sayıda esirin yazdığı hatıra ve günlüklerden, Rus basın ve belgelerinden öğreniyoruz.

Burada, Rusyalı Müslüman Türklerin, 1917  devriminden önce belli bir serbesliğe sahip oldukları, serbestçe ibadet ettikleri, okul ve gazeteler çıkarabildijleri, iş ve yatırım yapabildikleri gözlenmektedir. İki ülke Müslümanlarının ilşkileri  bu yıllarda çok ilei seviyelere ulaşmıtır.

Yukard hülasını çıkardığımız kitap, ağırlıklı olarak buhranlı bir dönemenemdeki tarihimizin bir yüzünü göz önüne sermesi, çok çeşitli konuyu ve olayı ayrıntılı olarak belgeleriyle anlatması bakımından okumayı çok hak ediyor.

Yazar
Mehmet MEMİŞ

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen