Ormancı Şair Lütfi İNCEKAŞ Mut’ta orman bölge şefliği sırasında çıkan bir orman yangınını anlattığı şiirini İşletme Müdürü Ali Solmaz’a ithaf etmiştir. Şimdi artık aramızda olmayan tüm ormancıları rahmetle anarak bu şiiri hatırlayalım:
HAYAT / TEL
Orman Umum Müdürlüğüne
Ankara
Silifke İşletmesinin Mut Kazası,
Ardasın 60 Nolu Havzası,
Alev alev, duman duman…
Eteğinden tutuştu orman.
Bir yol telefon çalmaya görsün,
İçin bir hoş olur, için erir,
Ben kule bekçisi Hıdır Üçyıldız der,
Üç kazadan tekmil verir.
Onluk santral değirmen misali,
Onluk santral pul, pul ağlar.
Keben aradan çekilir,
Silifke Müdürün evini bağlar.
Kaçıştı kahvelerden kasabalı,
Yollarda kala kaldı körü topalı.
Orman sizin dedik sahip çıkmadı kimse,
Dorla’dan bir Adem Oğlu çıktı kelâm etti:
Dedi karışma varsın yansın bizimse.
Esme poyraz, esme önümüz Kurban.
Yön değiştirme de sen bilin gene.
Diyelim beddualı hadi Ormancıyla orman,
Dağın taşın, kurdun kuşun suçu ne?
Haritada bir yer tutuştu…
Han değil hamam değil gazeteler yazsın;
Canavar düdükleri telâşa versin şehri,
Ve gururla dönsün birkaç itfaiye eri.
“Havada bulut yok bu ne dumandır.”
Bizdeki sevgi ile imandır.
Müdür veznedar sayman,
Ha gayret gardaşım, ha gayret,
Her sefer şapkası yanan Süleyman.
TEL-HAYAT
26 / 8 / 1953 gün ve 783 sayılı tele ektir:
Bir yangın söndü demek,
Bir orman bitti demektir.
Gerçekten bir yangın söndü demek, bir orman bitti demek midir?
Yoksa yapılacak bir şeyler var mıdır?
Bilindiği gibi, Ülkemizde bugüne kadar büyük orman yangınları çıkmış ve onbinlerce hektar ormanın yanmasına sebep olmuştur. Çıkan orman yangınlarının sebebi, söndürülmesi, çok geniş alanları etkilemesinin nedenleri, yangın öncesi ve sırasında alınan, alınmayan, alınamayan tedbirler elbette tartışılmalı, ormancılık camiası olarak samimiyetle, kırmadan dökmeden özeleştiride bulunmalı ve yapılan eleştirileri olgunlukla karşılamalı ve bundan sonra ne yapmamız gerektiğini tartışmalı, çözüm önerilerimizi ortaya koymalı, mutabık kalınan çalışmaları süratle yapmalıyız.
Çıkan orman yangınlarından etkilenen ormanlarda nelerin yapılması gerektiğin konusunda bende görüş ve düşüncelerimi meslek kamuoyu ile paylaşıyorum. Yukarıda alıntıladığım şiirde belirtildiği gibi gerçekten bir yangın sününce, orman biter mi? Ormancılar olarak bunca yılı yoksa avare kasnak gibi boşuna mı geçirdik? Bence çok önemli birikimlerimiz var. Bu birikimlerimizi yanan ormanların rehabitasyonu, yeniden kurulması, ekosistemin kendisini yenilemesine katkıda bulunacak şekilde kullanmalıyız. Yaşanan felaketin olumsuz etkilerini bir an önce silerek, sahip olduğumuz bu biyolojik kaynağı gelecek kuşaklara en iyi şekilde devir etmeliyiz.
Orman yangınları sonrası yapılması gerekenler;
Orman yangınların tarihsel gelişimi incelendiğinde Akdeniz ekosisteminin bir ağacı olan kızılçam yayılış alanlarında, tohumları yangına bağlı olarak meydana gelen yüksek sıcaklıklardan fazla zarar görmeyerek, çimlenme yeteneklerini büyük ölçüde korumaktadır. Bu özelliğinden dolayı kızılçam, yeterli kozalağın bulunduğu meşçerelerde yangından sonra tohumlarından doğal olarak gelen gençliklerle devamlılıklarını sağlamaktadırlar.
Yine Akdeniz ekosistemlerinde yer alan maki formasyonunu oluşturan bitkilerin tohumlarının yanı sıra kök ve kütük sürgünleri vasıtasıyla sağlayacakları yenilenme yetenekleri sayesinde yangınlara çok iyi uyum sağladıkları bilinmektedir.
Orman yangınları, orman ekosistemlerinde var olan memeliler, sürüngenler, böcekler ve kuşlar üzerinde kendilerini, yuvalarını kısaca yaşama ortamlarını yakarak yok etme bakımından olumsuz etkide bulunmaktadır.
Ayrıca yangın sonrasında orman alanlarında büyük çapta kabuk böceği ve zararlı böceklerin aşırı üremeleri sıklıkla karşılaşılan sorunlardandır. Zira doğal dengenin oluşturulmasında biyolojik mücadelenin vazgeçilmez unsurları olan yırtıcı böcekler, parazitoitler ve patojenler de yangınlardan olumsuz etkilenmektedir.
Yanan orman alanlarında zarar görerek çıkarılması gereken orman ürünlerinden, değerlendirilebilecek olanların süratle boşaltılması ve ürünlerin en kısa sürede pazarlanması amaçlanmalıdır.
Yanık sahalarda öncelik, üzerindeki emvalin değerlendirilerek, söz konusu alanın bir an önce yeniden orman kurma çalışmalarına hazırlanması olmalıdır. Üretim değerlendirme ile ilgili zaman kayıplarının asgariye indirilmesi gerekmektedir. Yanan alanlarda üretim faaliyetlerinin hızlandırılması için mekanizasyon imkanlarından en üst seviyede faydalanılması amaçlanmalı, uygun yerlerde üretim makinalarının kullanımı yaygınlaştırılmalı, sürütme olukları, havai hat, sürütücü gibi makinaların kullanımı sağlanmalıdır.
Arz talep dengesi içerisinde satış ve üretimi yapılan emvalin değerlendirilmesi piyasa koşullarına bağlı olarak yapılmalı, piyasada talebin oluşması için diğer bölgelerdeki 2025 ve 2026 yılına yönelik üretimler ötelenmelidir. Gerekirse yangın alanlarındaki satışlarda peşinat, vade sürelerinin faklı uygulanması gibi tedbirler alınmalıdır.
Yanan ormanlarda ekosistemin yeniden tesisi ile yangın riskini azaltıcı tedbirler;
İklim özellikleri ve bitkisel yanıcı tiplerinin özellikleri nedeni ile ülkemizin önemli bir kısmı tarih boyunca olduğu gibi bundan böyle de değişik büyüklüklerde orman yangınlarına maruz kalması kaçınılmaz olduğundan, orman yangınlarını söndürme ağırlıklı savaş yaklaşımı yerine yangına dirençli ormanların kurulması yaklaşımı yangın tehlikesini azaltacaktır.
Yanan orman alanlarında yapılacak silvikültürel ve ağaçlandırma çalışmalarında yangın tehlikesinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Çalışmalarda mutlaka o yörenin doğal türleri ve orijinleri kullanılmalıdır.
Yanan ormanların rehabilitasyonu çalışmalarında YARDOP esaslarına uyulmalıdır. Çalışma alanı içerisinde bulunan, ana ulaşım yolları, yerleşim yeri ve tarım alanları kenarları ve kıymetli alanlar tespit edilerek çalışmalar öncesinde yangın emniyet yol ve şeritleri tesis edilmeli, bunların kenarlarına tercihen servi ve yangına dirençli yöresel ekolojik şartlara uygun yapraklı türlerden, incir, dut, ceviz, harnup, zakkum, defne, menengiç, erguvan, sakız, Frenk-Hint inciri, çitlembik, sığla, dağ muşmulası, Alıç-yemişen, Ahlat-Çördük, Geyik-at elması, badem, sumak, hünnap vb. yangına hassasiyet derecesine ve yetişme ortamına göre genişlikleri değişen zonlar oluşturacak şekilde dikilmeler yapılmalıdır.
Çalışma alanında bulunan kuru ve sulu dereler içindeki vejetasyon korunmalı, ekolojik şartların el verdiği ölçüde bu alanlar yapraklı fidan dikimleriyle çeşitlendirilmelidir.
Yerleşim yerleri civarında yapılacak çalışmalarda tampon bölgeler oluşturularak buralara yörenin ekolojik şatlarına uygun Harnup, İncir, Dut, Ceviz gibi yangına dirençli meyve ağaçları, bal üretimi açısından önem taşıyan Yalancı Akasya ve Fıstıkçamı dikilmesine gayret edilmelidir. Kızılçam sahalarının içinde edafik şartlar bakımından uygun yerlerde gruplar halinde fıstık çamı dikimlerinin yapılmasına da özen gösterilmelidir.
Yangın öncesi koruyucu ve önleyici önlemler olarak ortaya çıkan silvikültürel işlemler, yangın sonrası tahrip olan tabiatın onarılması ve orman ekosisteminin yeniden oluşturulması konularında da ön plana çıkmaktadır. Bunun için yangın sonrası ortaya çıkan tablonun, yetişme muhiti şartlarının iyi değerlendirilmesi, yangından önceki ormanın yapısının iyi bilinmesi gerekmektedir.
Sahaların yeniden ormanlaştırılması çalışmalarında doğaya uygun, ekolojik ve ekonomik prensipleri de gözeten silvikültürel teknikler uygulanmalıdır.
Yanan orman alanlarında uygulanacak işlemler bakımından;
Doğal Gençleşme Alanları:
Bu alanlarda yanan ağaçlar üzerindeki kozalaklarda bulunan tohumların sahaya dökülerek çimlenmesi ve bu yolla yeni nesillerin oluşturulması esastır.
Doğal gençleştirme; Yangından önce normal kuruluşta direklik ve ağaçlık çağındaki kızılçam meşçerelerinin, ormanlaştırılmasında esas yöntem olarak kabul edilmelidir. Çünkü kızılçam tohumları yangın esnasında meydana gelen sıcaklıklardan fazla zarar görmeyerek, çimlenme yeteneklerini büyük ölçüde korumakta ve döküldükleri alanda başarılı bir şekilde çimlenebilmektedir.
Ancak yeterli kozalak (tohum) bulunmayan yerlerde gereken başarıyı sağlamak için uygun orijinli tohumla, tohum takviyesi yapılmalıdır.
Doğal yoldan gençleşecek yangın gören bu alanlarda, yöresel olarak çimlenmenin başlayacağı tarihten önce yanan ağaçların üretimi de dahil bütün işlemler tamamlanarak sahadan çıkılması gereklidir. Özellikle alçak zonda yanan kızılçam meşcerelerinde sonbahar çimlenmelerinin olabileceği düşünülerek sahadan çıkma konusunda azami dikkat gösterilmelidir.
Yanan sahalar içinde canlı kalan yer yer bireysel, küme veya gruplar halinde ağaçlar bulunduğundan, yanmayan bu ağaçlar veya meşcereler mutlaka sahada bırakılmalıdır.
Doğal gençleştirme şartlarının bulunmadığı yangın sahalarında gençliğin yapay yoldan getirilmesine ihtiyaç vardır.
Yangından sonra toprağın gençleştirme açısından kazandığı avantajlar ve şartlar dikkate alındığında, doğal tohum dökümü ve şartlara göre tohum takviyesiyle birlikte gerekli teknik önlemlerin uygulanmasıyla yanan alanların büyük bölümünde ekime dayalı gençleştirmede başarılı olunmaktadır. Ancak bu sahalarda tür değişikliğine gidilmemeli, uygu orijinde tohum transferi ve rejiyonlanması sınırları içerisinde kalınarak tohum takviyeleri yapılmalıdır. Uygun orijinde tohum yok ise az ile yetinilmeli, genetik kirlenmeye sebebiyet verilmemelidir.
Vakit geçirilmeden genel müdürlükçe tohum stoklarının bir dökümü yapılmalı, uygun orijindeki tohumların tahsisi yapılarak doğal gençleştirme çalışmaları tohum tespiti ve tahsisi miktarlarına göre yönlendirilmelidir. Mümkün olan en fazla saha doğal gençleştirmeye alınmalıdır. Çimlenmeler başlamadan doğal olarak gençleştirilmesine karar verilen sahalardan çalışmalar bitirilerek çıkılmalıdır.
Ancak yanan sahada, önceden gençleştirilmiş, ağaçlandırılmış veya yanmış gençlik ve sıklık çağlarında ormanlar mevcut olup buralarda yeterli tohum rezervi olmadığından dikimle orman kurulması uygun olacaktır.
Dikimlerde, fidanların uygun orijinde tohumlardan yetiştirilmiş olmasına özen gösterilmelidir. Orijinden taviz vermek ya başlangıçta başarısızlıklara veya gelecekte sorunlu meşcereler oluşmasına neden olacaktır. Dikim sahaları hazırlanmadan önce mutlaka genel müdürlükçe sahalara uygun tür ve orijinde fidan durumu tespit edilmeli ve ilgili birimlere tahsisi yapılmalıdır. Tahsis edilen fidanların yeteceği kadar sahada arazi hazırlığı ve toprak işleme yapılmalı. İlk dikim mevsiminde dikimleri bitirilmelidir. Saha hazırlığı yapılıp ta dikimi yapılmayan saha olmamalıdır.
Mevcut fidan durumu yeterli değilse saha hazırlığı yapılmadan beklenmeli, önümüzdeki yıl için uygun fidan yetiştirilmeli ve toprak hazırlığı çalışmalarını 2026 yılında sonbahar dikimleri yapacak şekilde planlamalı ve gereken tedbirler aksamaya sebep vermeden alınmalıdır.
Yanlış tür ve orijinde tohum ekmek veya fidan dikmektense sahaları doğal gelişimine terk etmenin daha uygun olacağı kanaatindeyim. Ancak iyi bir planlama ile teknik ve bilimden taviz vermeden çalışılır ise buna gerek kalmaz.
Makilik alanlar:
Orman yangınlarının etkilediği alanlar arasında, özellikle 0–600 m. yüksekliklerde maki vejetasyon tipi de bulunmaktadır. Yanan makilik alanların yenilenmesi sırasında mevcut maki vejetasyonun oluşumunu iyi bilmek gerekir. Bazı makilikler bulundukları ortamın esas ve son bitki topluluklarıdır. Bu gibi alanlar genellikle taşlık, kayalık, yüksek eğimli ve fakir yetişme ortamlarıdır. Ağaçlandırma başarısı bu gibi yerlerde çok düşüktür.
Ayrıca yanan maki bitki örtüsü elemanlarının izleyen yıl içerisinde tohum, kök ve kütük sürgünleriyle kendini yenilemeleri nedeniyle kısa sürede toprağı örterek erozyonu önlemelerinden dolayı bu alanların bu haliyle muhafaza edilmeleri daha uygundur.
Karışık meşcereler yetiştirmek:
Bir ağaç türünden oluşan ormanlardaki yangın ile, karışık meşcerelerde meydana gelen yangınların yayılması ve hızı birbirinden farklıdır. Karışık meşcerelerde, ormanı oluşturan türlerin yanma nitelikleri farklı olacağından yangının yayılma ihtimali ve hızı daha yavaş olmaktadır. Bu nedenle gençleştirme ve ağaçlandırma çalışmalarında olabildiğince karışık meşcereler oluşturulması hedeflenmelidir.
Ağırlıklı olarak kızılçam kullanılarak tesis edilecek çalışmalarda, yangına dirençli ağaç, ağaççık ve çalı türlerinin yanında, kızılçam ile küçük gruplar halinde karışıma girebilecek, farklı yanma karakteristiklerine sahip yerel, yapraklı ya da ibreli türlerde kullanılmalıdır.
Kızılçamın yayılış alanlarında bulunan mazı meşesi, saçlı meşe, palamut meşesi, dişbudak, harnup, defne, çınar, dut, ceviz, badem, çitlembik vb. gibi yerli türlerin korunarak ve gerekirse teşvik edilerek karışıma katılmalarına çalışılmalıdır. Yapraklı ağaç türleri yapılarında, reçine gibi, kolaylıkla yanabilen maddeler içermediklerinden ve daha yüksek nem içerdiklerinden, genellikle ibreli türlere oranla daha güç, daha az enerji açığa çıkararak yanarlar. Bu nedenle karışıma katılacak türlerin seçiminde yapraklı türlere öncelik vermelidir.
Yangına direnci, araştırma çalışmaları ve şiddetli yangınlarda test edilmiş bir tür olan servi türlerinden, yangına hassas yerlerin yangına dirençli hale getirilmesinde yararlanılmalıdır. Uygun sahalarda mutlaka saf ve karışık servi meşcereleri oluşturulmalıdır. Yangınlara direnci yanında, etkili bir rüzgar perdesi görevi de gören serviyi bu çalışmalarda tercih edilen bir tür konumuna getirmiştir. Servi türleri kızılçamla aynı yetişme ortamlarında yayılış göstermesi nedeniyle karışıma katılabilecek uygun ağaç türü bulunmasında güçlük çekilen durumlarda bir perdeleme ağacı olmanın dışında, karışım ağacı olarak ta başarı ile kullanılmalıdır.
Orman yangınlarının çok büyük bir kısmı insan kaynaklı olması nedeniyle, orman içi ve kenarı köylerde yaşayan insanların ormandan ekonomik anlamda yararlanmalarını sağlayacak imkânlar oluşturulmalıdır. Bu nedenle gerek dere boyları gerekse tarım alanı/orman ara kesitlerinde ürünleri değerlendirilebilecek, güç yanan ağaç türleri karışma sokulmalıdır.
Dere tabanlarında ceviz, sığla, tarım- yerleşim yerlerinin orman ile olan arakesitlerinde incir, badem, dut vb. türler öncelikli olarak düşünülmelidir. Yine kızılçam ağaçlandırma alanlarının içine ekolojik koşulların uygun olduğu yerlerde küçük gruplar halinde fıstık çamı ve mantar meşesi karıştırılması hem yangına direnç ve hem de halkla ilişkiler bakımından olumlu etkiler yaratabilecektir.
Sonraki yıllarda yapılacak; Gençlik-Kültür bakımları ile de karışımın düzenlenmesi sağlanmalı, sahada bulunan her türlü vejetasyon korunmalı, süçeyrat gözü ile bakılarak sahadan uzaklaştırılamamalı, bakım tedbirleri ile geriletilmemelidir.
Yine sıklık bakımı ve aralama müdahaleleri sırasında karışıma giren diğer türler, özellikle geniş yapraklı türler desteklenmeli ve korunmalıdır.
Dere vejetasyonları:
Dere tabanlarında yer alan dere vejetasyonu, genellikle geniş yapraklı ağaç türleri ile değişik çalı ve otsu bitkilerden oluşan, biyolojik çeşitliliğin en yoğun olduğu alanlardır. Dere vejetasyonu korunmalı ve güç yanan geniş yapraklı ağaç (çınar, kızılağaç, sığla vb.) ve güç yanan maki bitkileri (zakkum, sakız, erguvan, menengiç vb.) getirilmeye çalışılmalıdır. Dere vejetasyonu her zaman korunmalı ve üretim ormanlarında yapılan gençleştirme ve bakım müdahalelerine konu edilmemelidir.
Dere vejetasyonu içerisinde kızılçam ile diğer hızlı ve kolay yanan türlere ait fertler bulunabilmektedir. Yangın esnasında bu türler yanarak yangının dere vejetasyonunu aşmasına ve bitişik orman, tarım veya yerleşim alanlarına sirayet etmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle bu yörelerde dere vejetasyonu içerisinde kızılçam ile hızlı ve kolay yanan fertlerinin uzaklaştırılması gereklidir.
Ölü ağaç;
Orman yangınları sonrasında; eğer doğaya yakın bir ormancılık yapma gayemiz var ise, çok büyük zarar gören orman ekosistemini sağlıklı bir şekilde yeniden oluşturmak gibi bir iddiamız var ise, yapacağımız çalışmalarda başarı için en önemli kriterimiz ölü ağaç olmalıdır.
Bir ağacın ölümüyle esasen başka bir hayata başlar.
Canlı ağaç aslında ölü ağaçtan daha ölüdür. Unutmamak gerekir ki, canlı diye gördüğümüz ağacın büyük bir kısmı canlı değildir (ölü hücrelerden oluşur).
Ölü ağaç; orman ekosistemi içerisindeki ayakta kuru bireylerin (Ağaçkakan ağaçları) ve devrilmiş ağaç gövdelerinin (yatık durumdaki ölü ağaçlar) tümü için kullanılan bir terimdir.
Bilindiği üzere maddenin en küçük parçası atomdur, canlılarda ise hücredir. Farklı yapıdaki atomlar birleşerek molekülü, hücreler birleşerek dokuyu oluşturur. Yani atomlar maddeyi, hücrelerde canlıları oluşturur. Ekosistemlerin en küçük parçası da ekolojik “niş” lerdir.
Ekolojik niş: yetişme ortamı ve hayat şartlarının uygun kombinasyonunun, belli canlıların yaşamasını mümkün kıldığı küçük yaşama alanlarına denir.
Ölü ağaçlarda; Ölü ağacın çok farklı özelliklerinin kombinasyonundan dolayı teorik olarak yaklaşık “iki milyar farklı ekolojik niş” söz konusudur. İşte bu ekolojik nişler sayesinde ekosistem var olmakta ve sağlıklı bir şekilde devam etmektedir.
2002 Yılında Pan-Avrupa düzeyinde ölü ağaçlar, biyolojik çeşitliliğin göstergesi (indikatörü) olarak kabul edilmiştir. Tehlike altındaki tür listeleri de açık olarak göstermektedir ki, bu türlerin çoğunluğu ölü ağaca bağımlı türlerdir.
Kurumuş veya ölmüş bir ağaç üzerinde çürüyene kadar bir “tür süksesiyonu” söz konusudur. Ölü ağaçlar, İlk önce kabuk böcekleri, sonra oduna yerleşenler, daha sonra odun mantarları ve sonunda çürük oduna yerleşen türlere ev sahipliği yapar.
Ormanın doğaya yakınlık derecesinin en önemli ölçütü bulundurdukları ölü ağaç miktarıdır. Ormanlarda;
- 100 m³ den fazla ölü ağaç var ise bakir orman,
- 100-60 m³ ölü ağaç var ise doğaya uygun,
- 60-30 m³ ise doğaya yakın,
- 30-20 m³ ise şartlı doğaya yakın,
- 20 m³ den az ise doğadan uzak,
- 0 m³ ise doğaya çok uzak (plantasyon) ormandan bahsedilir.
“Biraz cesarete sahip iseniz tavsiye edilen ölü ağaç miktarlarına uyarak ormanlarınızda ölü ağaçları bırakınız ve böylece gelecek için daha sağlıklı ormanlarınızın olmasını sağlayınız”.
Yanmamış meşcere kalıntıları ve ağaçlar;
Yanan sahalar içinde canlı kalan yer yer bireysel, küme veya gruplar halinde ağaçlar bulunduğundan, yanmayan bu ağaçlar veya meşcereler mutlaka sahada bırakılmalıdır. Söz konusu bu ağaçlar ve meşcereler; doğal orman örtüsünden oluşan “Ekolojik Koridor”lar olarak veya eğimin fazla olduğu yamaçlarında toprak koruma, yaban hayatının sürekliliği, orman geçmişinin göreceli olarak bilinmesi amacı ile, “Yaşlandırma Adacıkları” olarak işlev göreceklerdir. Ayrıca bu ağaçlardan bazıları ileride kuruyup ve zamanla devrilerek yeni oluşacak orman ekosisteminde ölü ağacın sürekliliğini sağlayacakladır.
Sonuç olarak;
Orman Mühendisler Odamızca 2024 yılında yayınlanan “Ormandaki Ateş” kitabındaki tespit, görüş, öneri ve açıklamalar doğrultusunda, kanaatimce anlatmaya çalıştığım öneriler dikkate alınırsa,
Bir yangın söndü demek,
Bir orman bitti demektir.
Tespiti kaderimiz olmaz. Belki de orman yangınlarından sonra oluşan ve olumsuz olarak değerlendirdiğimiz birçok sonuç yeni fırsatlara sebep olur. Yeter ki egolarımızdan kurtulalım, bilenlerle istişare edelim ve iyi niyetle doğru kararlar almaya gayret edelim.
O zaman görelim Mevla ne eyler, ne eylerse güzel eler. 04.08.2025
Mustafa KILIÇ
Orman Mühendisi
