Medya – Dede Korkut – Bir Kanal Önerisi

Tam boy görmek için tıklayın.

Kıbrıs’taki Rumlar, içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu garantör devletlerin arasındaki andlaşmayı hiçe sayarak 1974 yılında adadaki Türklerin hepsini öldürme barbarlığına giriştiler. Türkiye, garantör devletlerden biri olarak bu vahşete müdâhale etti; durum o kadar açıktı ki, dünya kamuoyu, deyim yerindeyse, adaya gitmemiz, vahşeti engellememiz için nerdeyse bilet kesecekti. Adaya vahşeti önlemek için çıkmakta son derece haklıydık. Bunda hiç kimsenin en ufak şüphesi yoktu.

Aradan geçen yarım yüzyılda, o zamanki durumu bilenler vefat etti veya yaşlandılar, Türk milletinin Anadolu’da bulunmasını bile içine sindirememiş olan Avrupalı; (Amerika, Avrupa’nın kültürel ve politik uzantısıdır) gerçeği, vâkıayı, olanı unutmuş görünerek, Türkiye’nin adanın kuzeyinde işgalci durumda olduğu yolunda -aslında kendine yaraşan- beyanda bulundu, hükûmetimizin sözcüsünden de gerekli, doğru cevabı aldı. Cevabı aldı ama, iş orada bitmiyor. Dünya kamuoyuna ne kadar haklı olduğumuzu, gerektiği gibi anlatabildik mi? anlatabiliyor muyuz?

Bunun için ve daha birçok işlerimizi doğru dürüst anlatabilmemiz için, çok etkili medya kuruluşuna sâhip olmamız gerektiği ortadadır; Avrupa veya Amerika’daki bazı kuruluşlarla lobi işleri yapmak, taşıma suyla değirmen döndürmeğe çalışmak gibidir. Yapılması âcilen gereken: İngilizce ve Arapça yayın yapacak çok güçlü bir televizyon kanalını kurup harekete geçirmektir. Bu konuda, el Cezîre gibi bir kanal örnek alınabilir.

Bu konuda işin ehli, tecrübe sâhibi rahmetli Mehmed Şevki Eygi bu büyük, mühim işe girişecek olan gayretlilere şöyle diyerek yol gösteriyor:

“Terazinin bir kefesine bütün İslam dünyasının medyasını, gazeteleriyle dergileriyle tv’leriyle koyunuz, öteki kefeye El-Cezire’yi koyunuz, El-Cezire ağır basar. El-Cezire İslam tarihinin son bir asırdaki -belki de- en büyük başarısıdır. El Cezire, dünyaca ünlü ve güçlü BBC’nin önüne geçmiştir. Le Monde gazetesinde okudum, Washington Beyaz Saray’da bile şu son günlerde El-Cezire’nin İngilizce yayınları seyredilmekteymiş.

Bu dillere destan televizyon ve internet sitesinin merkezi Basra Körfezi’ndeki Katar ülkesindedir. Demek ki, küçük bir ülke bile, şartlarını ve vesilelerini bir araya getirince böyle büyük başarılara imza atabiliyor.” (Mehmet Nuri Yardım, Mehmed Şevket Eygi, Akıl Fikir Yayınları, İstanbul 2024, s.61-62.).

İşin ehli devam ediyor: “Bizde bunu kuracak para vardır. Bu iş için yurt içinde ve dışında eleman da bulunabilir. Parayı bulmak kolaydır ama bu işi El_Cezire gibi başarıyla yapacak elemanları seçmek ve çalıştırmak çok zordur. Türk El-Cezire’sinin başına getirilecek başarılı genel yönetmen Türkiye’de var mıdır? Bendeniz böyle bir kimse tanımıyorum. Bunu yurt dışında, öncelikle Arap dünyasında aramak gerekir. Öteki elemanların bir kısmı Türkiye vatandaşı, bir kısmı başka ülkelerin çocukları olabilir… Türk El-Cezire’sinin Arapçası, dünyanın en iyi Arapçası, İngilizcesi de yine dünyanın en iyi İngilizcesi olacaktır.”

Bildik, ahbap, “bizden” gibi eleman kullanılmasına karşı da uyarıyor:

“Böyle bir Tv , bizim resmî TRT’nin bünyesinde olabilir mi?

Kesinlikle olamaz.

Türkiye El-Cezire’sine hangi isim konabilir? sorusuna da, tarihî bir isim olabilir, coğrafî bir isim olabilir. İsmi çok önemlidir, bunu ehil bir jüri’nin bulması ve seçmesi gerekir” diyor. (age, s.62) (Böyle bir kanal için Dede Korkut ismine ne dersiniz?)

***

Yol göstermeğe devam ediyor: “Böyle hayırlı bir işe teşebbüs edilecekse, şu sayacağım şartlara dikkat ve riayet edilmediği takdirde iş başlamadan biter ve söner.

Nedir bu şartlar?

1.Bir adamın veya bir partinin hizmetinde olmayacak. İnsanlığın hizmetinde olacaktır.

2.Bu medya kuruluşuna, ehliyet ve liyakati olmayan hiçbir eleman alınmayacaktır. Çaycısı ve kahvecisi bile birinci sınıf, ehil ve layık bir kimse olacaktır.

3.Türkiye El-Cezire’sinin bütçesinden hiçbir yiyici, parazit, yanaşma, yalaka, dalkavuk, yağcı, sırtlan, rezile bir dolar bile kaptırılmayacak, bütün paralar ve ödenekler yerli yerinde harcanacaktır.

4.Medya ve tv konusunda dünyanın en başarılı, en kültürlü, en çalışkan, ufku en açık, çağ seviyesinde, hatta çağ üstü elemanları bulunacak ve onlardan kadro kurulacaktır. Bir tek başarısız ve ehliyetsiz eleman bile alınmayacaktır.

5.Türkiye’deki büyük kokuşmadan bu tv’ye bir zerre bile olsa pislik bulaştırılmayacaktır.

İşte bendenizden size ülkemizi, halkımızı, devletimizi (rejimi değil) yüceltecek, İslam dünyasına ve bütün insanlığa hizmet edecek hayırlı bir proje, bir teklif… Aklınız kesiyorsa buyurun hayata geçirin.” (age, s.63.)

Merhum Mehmed Şevket Eygi Bey, tecrübesine, geniş kültürüne dayanarak böyle diyor.

***

İsim, gerçekten çok mühim. Bütün öğretim yıllarında, hepimiz uygarlığın ilk merkezi olan bölgenin ismini Mezopotamya olarak öğrendik. Okul kitaplarını Avrupa’lı emperyalistlerin yazdığı Arap ülkelerinde de o bölgenin adı öyle, yabancıların istediği şekliyle öğrenilmiştir. Ama, işe, bilgi ve bilinç karışınca, o bölgenin hâkimi olanların oraya verdikleri el Cezîre ismi, bu güçlü, etkili tv kanalına veriliyor. Daha ismin seçilmesinde, bilinç kendini gösteriyor. O bölgenin ismi, 1500 yıldan da eski zamandanberi, el Cezire’dir, ama, Avrupalı, israrla, inatla, taasupla orası için “Mezopotamya” demiş ve yakın zamana kadar, kültür istilâsının bir tezâhürü olarak, bölge halkına kullandırtmıştır.

Suriye, Filistin, Ürdün ve Lübnan’ın bulunduğu bölge, oralarda yaşayanlar tarafından, yüzyıllardanberi bilâduş Şâm diye adlandırılmış, bu isim kullanılmış, ama Avrupa’lı, inatla, israrla, o bölge için Syria demiş, öyle yazmış, 1917 yılında işgal edince de oralarda cetvelle çizilmiş sınırları olan devletçikler kurmuştur. Biz de artık, onlar gibi, Suriye diyoruz. Aynı durum, yüzyıllarca Trablusgarb dediğimiz, Avrupa’lının Lybie ismini verdiği bölgenin 1911 yılında işgal edilmesinden sonra, orasının artık Libya olmasında görülüyor.

2 000 yıldan da önce bir vakitte İstanbul’un yerinde kurulup, harabesi bile çoktan silinmiş olan (eski Yunan) Bizans şehrinden hareketle, Roma İmparatoru Konstantin’in, orada Kostantinopoliisi (İstanbul’u) kurduğunu bilmez görünüp, bu yüzyılları atlayıp, buraları Yunan’la ilişkilendirmek, Türkiye’nin altını oymak için icad edilmiş olan Bizans lafından okul kitaplarımızı temizlemeğe sıranın çoktan gelmiş olduğu gerçeğini hatırlayalım.

Turistlere şirin görünüp müşteri celbetmek için, Urfa’lı kebapçının, dükkânına Edessa demesi, bir dereceye kadar mâzûr görülse de, okumuş, diplomalı sorumluların Nevşehir’deki hava alanına Kapadokya ismini vermelerine ne demeli?

Bu “çağdaş” zihniyet, kurulması gereken böyle çok mühim bir Tv kanalına, “Dede Korkut” yerine “Anatolia” demez mi?

*** *** ***

30 Temmuz 2026

Yazar
Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olara... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen