Prof.Dr. Fikret KARAMAN
Mehdi, “Hedy ve hidayet” kökünden türemiş Arapça bir kelimedir. Sözlükte insanları Allah’ın gösterdiği doğru yola iletmeye çalışan kimse demektir. Dini terim olarak kıyamete yakın bir dönemde zulüm ve adaletsizlik yaygınlaştığında yeryüzünü adaletle dolduracağına ve yeniden İslam dinini hâkim kılacağına inanılan kurtarıcı, rehber, önder, kişi veya kişilerdir. Hayatın akışında çaresizliklerle karşılaşıldığında bir kurtarıcının geleceği inancı ve dünyayı ıslah etme düşüncesi önce Uzakdoğu/ilkel dinlerde sonra semavi dinlerde kabul görmüştür. Bu nedenle olağanüstü olaylar yüklenilmeye çalışılan mehdilik inancının oluşumunda; Uzakdoğu kültürü, tabiat efsaneleri, Hristiyan ve Yahudilerin kurtarıcı beklentisi, Şia’nın imamet inancı, tasavvuf kültürü, mezhep, siyasi hırs ve statü kazanma gibi konular etkili olmuştur.
Uzakdoğu’daki Kültürlerin Etkisi
Geçmiş toplumlar su, ağaç, hayvan, ay, güneş, yer ve gök cisimleri gibi bazı sembolleri kutsamışlardır. Özellikle Hint ve Çin coğrafyasında bu tür kişi veya totemler kutsal ve güçlü varlıklar olarak gösterilmiştir. Bu bağlamda evrenin yaratılması, tabiat olayları, kurtarıcı inancı ve efsaneler dini davranışlarla ilişkilendirilmiştir. Genelde Asya kıtası özelde Hindistan en çok mehdi çıkaran bir yer olmuştur. Bugüne kadar birçok mehdi gelip geçmesine rağmen coğrafyayı ıslah edememişlerdir. Hala mehdiliğin kapısı açık olsa da şu ana kadar kaç mehdinin gelip geçtiği bilinmez. Çünkü mehdi olmanın zamanı, kuralı, şartı ve sayısı yoktur. Öyle ki Moğollar, Cengiz Han’ın mehdi olarak geri gelip kendilerini Çin esaretinden kurtaracağına inanmaktadırlar.
Batı Kültürü ve Mehdilik
Kendilerini dünyanın beyaz ırkı ve kurtarıcısı olarak nitelendiren Batı dünyası da mehdilik inancına ilgi duymuştur. İlahi dinin özünden sapan Yahudiler ve Hıristiyanlar kendi içlerinde çeşitli itikadi mezhep, tarikat ve ritüelleri tercih etmişlerdir: a) Yahudiler, İlyas peygamberin göğe çıkarıldığını, ahir zamanda hak ve adaleti uygulamak üzere yeryüzüne ineceğine inanmışlardır. Onlara göre İlyas peygamberin bu dünyadan ayrılışı bir ölüm değil sadece gözden kaybolmadır. Kaldığı yerden devam etmek üzere yeniden dönecek, dünyanın barış ve huzurunu sağlayacaktır. Böylece Yahudilikte bazı mistik gelenekler zamanla özel bir inanca dönüşmüştür. Örneğin radikal Yahudiler dünyanın kurtarıcı bir güçten mahrum kalmaması için, “Ricalü’l Gayb” şeklinde tanımladıkları 33 velinin varlığını bir inanç olarak kabul etmişlerdir. Bu veliler alçak gönüllü geçimlerini alın terleriyle kazanmakta olup birbirlerinden habersiz yaşarlar. Dışardan seyredenler onları göremez. Bunlar İlyas Peygamber gibi Tanrı adına görevli gizli kahramanlardır. Giderek çeşitlenen bu kurtarıcı güçler arasında mehdiliğin özel bir yeri vardır. b) Hristiyanlar, Hz. İsa/ Mesih’in geçici olarak yeryüzünden göğe çıkarıldığını, zamanı gelince tekrar döneceğine inanmışlardır. Çünkü Hz. İsa’nın dünyadan ayrılması bir ölüm ve yok olma hali değildir. Tekrar yeryüzüne dönecek ve görevine devam edecektir. Böylece Hristiyanlar inançlarını; dünyanın adalet barış ve asayişini Mesih/Mehdi inancı üzerine inşa etmişlerdir. Zira Hz. İsa son zamanlarda gökten inip Allah adına insanlar arasında hüküm verecek ve suçluları cezalandıracaktır. Kendisine destek olanları da ödüllendirilecektir. Hz. İsa’nın ikinci kez geleceği fikri ve beklentisi Aziz Pavlus döneminden günümüze kadar devam etmektedir. Beklenen kurtarıcı Hz. İsa olunca ilk gelişinde ilahi bir niteliğe sahip olup etrafında yer alan meleklerle eksik kalan Tanrı’nın krallığını tamamlayacaktır. Bu gelişinden itibaren şeytan bin yıl bağlı tutulacak, yeryüzündeki zulüm ve haksızlık yok edilecektir.
Şia Mezhebi ve Mehdilik
İmamet meselesi Şia’nın inanç esaslarından biridir. Peygamberlik Allah’ın kullarına bir lütfu olduğu gibi, her yüz yılda insanların hidayet ve irşadı için bir imamın/mehdinin görevlendirilmesi de Allah’ın bir ihsanıdır. İmam/mehdi insanların din ve dünya işlerini tedvir etmek, aralarında zulmü, düşmanlığı gidermek, adaleti yaymak konusunda peygamberin umumi yetkisine/velayetine sahiptir. Bu yönüyle imamet nübüvvetin devamı kabul edilmiştir. Peygamberlerin gönderilmiş olması nasıl bir lütuf ise, ondan sonra bir imam naspetmek de Allah’a vaciptir.
Müslüman Toplumlarda Mehdilik İnancı/Algısı
Yüce Allah insanlara rehberlik etmek üzere peygamberler göndermiştir. Kur’an’ın nebi ve resul olarak nitelendirdiği bu kutlu elçiler bizzat Allah tarafından seçilerek vahiy, sıdk, tebliğ, emanet, ismet ve fetanet gibi üstün vasıflarla donatıldıkları aklen ve naklen sabittir. En büyük delil ise, mucizeler ve kitaplardır. Cenab-ı Hak, insanlardan istediğini peygamber seçerek müminlere lütuf ve inayette bulunmuştur.” (Âl-i İmrân, 3/164) Elbette tarihi süreçte iman, ibadet, güzel işler, doğruluk, adalet ve yardımseverlik gibi kulluk vecibelerini eksiksiz yerine getirenler olduğu gibi bundan sonra da olacaktır. Bu vasıfları taşıyanları mümin, veli/Allah dostu, mütteki, mücahit, müceddid, alim ve mürşit gibi kavramlarla anmak mümkündür. Ancak bunlara kurtarıcı ve aşırı güç yükleyerek mehdi ilan etmek doğru değildir. Müslüman toplumlarda mehdiliğin bir kurtarıcı güç şeklinde kabul görmesinin arka planında şu gerekçelerin yer aldığı değerlendirilmektedir:
Birincisi, mehdi kelimesinin anlamındaki dini tema ile ilgilidir. Zira bu deyim, Kur’an ve hadis metinlerinde dua ve irşad yerine kullanılmıştır: “Allah kimi hidayete erdirirse o hidayete ermiş olur.” ( İsra 17/97) “Allah insanları esenlik ve mutluluk ülkesine davet eder ve dilediği kimseleri doğru yola iletir.” (Yunus, 10/25) Ey Rabbimiz, bizi hidayete ulaştırdıktan sonra, kalbimizi saptırma” (Âl-i İmran, 3/ 8) Hz. Muhammed (sav) de devlet başkanlarına yazdığı mektupların başında “Hidayete tabi olanlara selam olsun” ifadesine yer vermiştir. Keza Taberi de (d.224/839) Hz. Hüseyin’in şehadet olayına; “Allah’ım şehid oğlu şehid, mehdi oğlu mehdi Hüseyin’e rahmet et” şeklinde dua etmiştir. Şüphesiz buradaki “mehdi” kavramı kurtarıcı mehdi değil doğru yola yönelme halidir.
İkincisi, Batı inancındaki Hz. İsa’nın nüzul algısıdır. Bu algı zamanla bazı hadis kaynaklarında, Hz. İsa’nın nüzulü ile ilgili ahad haberler olarak yer almıştır. Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed (sav)’e hitaben “Senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedî mi kalacaklar?” (Enbiya, 21/34) emriyle bütün canlıların ölümü tadacağı açıklanmıştır. Buna göre Hz. Peygamber (sav) den önce ve sonra kendisi dahil hiçbir insana ölümsüzlük hakkı verilmediğine göre, Hz. İsa’ya da verilmediğine inanmak gerekir. Konu ile ilgili doktora çalışması yapan merhum Prof. Dr. Salih Akdemir bu rivayetlerin, hadis metinlerine Müslüman olan Hıristiyanlar tarafından sokulmuş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu belirtmiştir. Kur’an’ın açık ifadesine göre ölmüş olan birinin ölmediğini ve ölmek üzere dünyaya ineceğini söylemek tutarlı bir yaklaşım değildir. Zira ölmüş olan birinin yeniden dünyaya gelmesine gerek yoktur. Hz. Peygamberden sonra bir daha peygamber gelmeyeceğine göre (Ahzab 33/40) Hz. İsa’nın inmesine niçin gerek duyulsun? Ancak Hıristiyanlara göre, Hz. İsa ahir zamanda yeryüzüne yeniden inecektir. Şu hâlde Hıristiyan inancını doğrulamak için böylesine anlamsız girişimlerde bulunmaktan kesinlikle kaçınmak gerekir. Müslümanların görevi ıslahat için Mehdi’yi veya Hz. İsa’yı beklemek değildir. Kötülüğü engellemek, iyilik ve güzellikleri yaymak, yaşamak, yaşatmak için ellerinden geleni yapmak, canla başla çalışmaktır. Allah müminlerden ıslahatçı bekleyip beklemediklerini değil, bu hususta ne yaptıklarını soracaktır
Üçüncüsü, Mehdilik düşüncesinin toplumda yaygınlaşmasını etkileyen nedenlerden biri de tarikat ve tasavvuf önderlerine duyulan aşırı bağlılıktır. Zira tasavvuf önderleri için toplumda ahlaki ıslahat sağlamak, irşat hizmeti yapmak ulvi bir görevdir. Bu yolda tanınan tasavvuf önderlerine, müntesipleri övgü ve kurtarıcı inancıyla yaklaşarak mehdilik anlayışını gündeme getirmiştir. Mehdilik, bu alanda meşru bir övgü ve itibar mertebesi olmuştur.
Dördüncüsü, mehdilik düşüncesini gündemde tutan dini akımlardan biri de Şia ve bağlı fırkalardır. Bunların ortak payda olarak kabul ettikleri gizli imam, mehdidir. Gizli imam diğer adıyla beklenen mehdi/mehdi-i muntazar dünyayı zulüm ve haksızlıktan kurtaracak, yerine adaleti yerleştirecektir. Mehdilik inancına aşırı bir rol yükleyen Şia dünyası mehdi olarak beklenen imamı, masumiyet/günahsız olmak bakımından nübüvvetle eş değer saymıştır. Böylece Şia tarihte sürekli mağduriyeti ve “ehl-i beyte” yapılan haksızlığı ön planda tutmuştur. Dolaysıyla ortaya çıkan bu zulmü ve haksızlığı ancak ehl-i beyt’ten gelen ve kendisinin masum olduğuna inanılan bir kurtarıcı adaletle hükmeder ve barışı sağlar.
Beşincisi, İslam toplumunda mehdilik inancını tetikleyen bir konu da siyasettir. Tarihte birçok lider, halkı tarafından övülmekten ve mehdi lakabıyla çağrılmaktan hoşlanmıştır. Özellikle bazı topluluklar, kendi imamlarına övgüde bulunmayı ve onların takdirini kazanmayı bir başarı olarak değerlendirmişlerdir. Doğrudan veya dolaylı olarak liderlerine bağlılıklarını ifade etmek amacıyla onlar için mehdi, müceddid, melik, haşmet ve hazret gibi kavramları kullanmışlardır.
Sonuç olarak sahih İslam kaynaklara dayanmayan, ham bilgi, evham ve varsayımlarla mehdilik inancını savunmak doğru değildir. “Bana gaybten haber geldi, rüya gördüm, ilham aldım, Peygamberlerden biriyle görüştüm” gibi iddiaların, dini değeri ve hükmü yoktur. Vahiy, akıl ve bilimin değerleriyle örtüşmeyen bid’at, hurafe ve sapık düşüncelere kapı aralanmamalıdır. Siyasi nüfuz elde etmek veya menfaat sağlamak amacıyla ortaya çıkan mehdi, müceddid, şeyh, kutup ve mürşit gibi haberler, temkinle karşılanmalıdır. Ayrıca Müslümanlar yirmi birinci yüz yılda, görevlerini ve yapmaları gerekenleri tembelliğe, rehavete ve kurtarıcılara ihale etmekten vaz geçmelidirler.
Anahtar Kelimeler: Peygamber, Mehdi, Vahiy, Akıl, Bilim
———————————
Kaynak:
https://www.akademikakil.com/islamda-mehdi-kurtarici-inanci-uzerine-bir-degerlendirme/fkaraman/
