Osmanlı’yı Ekonomik Olarak Sömürgeleştiren Baltalimanı Anlaşmasının İmzalanması

Sanayi Devrimi’ni gerçekleştiren Avrupalı devletlerinin 18. ve 19. Yüzyılda sanayi üretimi patlamıştı. Bu gelişme de bu üretim fazlasını satabilecekleri yeni pazar arayışına girmişlerdi. Bu da sömürgeciliğe başka yön kazandırmıştı. Büyük mücadele ve savaşlardan sonra Çin ve Japonya’ya çok ağır ticaret antlaşmaları imzalatan Batı ve Batı Sermayesi bu kez gözünü Osmanlı Coğrafyasına dikmişti. Osmanlı İmparatorluğu Sanayileşememiş ekonomisi, nüfus yoğunluğu ve el değmemiş zenginlikleri ile Batılılar için çekici bir pazar oluşturuyordu. Osmanlı pazarında söz sahibi olmak Batılılar için Uzakdoğu kadar zor olmadı. Osmanlı yönetimi ve aydınları liberal ekonomiye, serbest pazara geçmeye dünden razıydılar.

Osmanlı’nın ilk ekonomistlerinden Sakızlı Ohannes Paşa kitabında liberal ekonominin ve serbest piyasanın faydalarını saya saya bitiremiyordu. Tanzimat’ın büyük sadrazamları Ali ve Fuat Paşalar da serbest pazara geçmekten yanaydılar. Tarım vergilerini ele geçirmeleri sayesinde yükselen ayanlar ve eşraf takımı da dış pazara açılmayı talep etmekteydi.

Avrupalı devletler için Osmanlı pazarındaki en büyük sıkıntı pazara kimin hâkim olacağıydı. Fırsat İngiltere’nin ayağına Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanıyla geldi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1831 yılında Osmanlı’ya karşı isyan etti. Önce Suriye’ye yönelen Kavalalı; Akka Kalesi, Humus, Şam ve Halep’te Osmanlı birliklerini yenerek tüm Suriye’yi ele geçirdi. Ardından Belen Geçidi’nde İstanbul’dan gönderilen orduyu da yenerek Çukurova, Tarsus ve Adana’yı aldı. Kavalalı artık İstanbul’a doğru ilerliyordu. Konya Ovası’nda Sadrazam Reşit Mehmet Paşa komutasındaki büyük bir Osmanlı ordusu ile karşılaşan Kavalalı bu savaştan da galip çıktı hatta sadrazam Reşit Mehmet Paşa’yı esir aldı. Geri çekilen Osmanlı ordusu Kütahya’da toparlanmaya çalıştıysa da burada da yenilgi alarak darmadağın oldu. Artık İstanbul ile Kavalalı arasında hiçbir engel kalmamıştı. Koca imparatorluk kendi valisine yenilecek kadar aciz bir vaziyetteydi. İşte bu acziyet içerisinde Avrupalı devletlerden kendisini kurtarmaları için yardım istedi.

İngiltere Osmanlı’dan da yeni tavizler koparabileceği bu fırsatı kaçırmadı. Verdiği destek karşısında Osmanlı İmparatorluğunu Ticaret Antlaşması imzalamaya zorladı…

16 Ağustos 1838’de 19.yüzyıl Osmanlı siyaset adamlarının fikir ustası olarak tanıtılan Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, İngiltere ve Belçika’yla Serbest Ticaret Antlaşmasını imzaladı. Baltalimanı’ndaki Reşit Paşa Yalısında imzalanması nedeniyle Baltalimanı Antlaşması da denilen bu antlaşma, ülkeyi “Avrupa’nın açık pazarı” haline getirerek, Osmanlı İmparatorluğu’nu dağılmaya götürecek süreci başlattı.

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Palmerston bu antlaşmayı bir “şaheser” olarak niteliyordu. Gerçekten de Osmanlı için idam fermanı niteliğindeki bu antlaşma İngiltere için bir şaheserdi. Bu antlaşma sayesinde Osmanlı Devleti silah gücüne veya işgale gerek kalmaksızın sömürgeleştiriliyordu.

Balta Limanı Ticaret Antlaşması Osmanlı için çok ağır şartlar içermekteydi. Bu şartlar Osmanlı ekonomisi ve sanayisinin iflası anlamındaydı. Osmanlı Devleti geçmiş yıllarda kendi pazarını ve üreticisini korumak için bazı ürünlerin fiyatlarını sabitleyerek tekel haline getirmişti. Böylece üretici de rekabet karşısında ezilmekten korunuyordu. Baltalimanı Antlaşması ile bu usul kaldırıldı, Sanayi Devrimi ve makineleşme sayesinde çok daha ucuza mal olan İngiliz mallarının Osmanlı pazarına rahatça girmeleri ve pazara hâkim olmaları sağlandı. Bunun sonucunda el tezgâhlarında ve küçük atölyelerde üretilen yerli mallarının pazardan tamamen silinmesine kapı açıldı.

Bununla da kalmadı; Baltalimanı Antlaşması ile ihracat yapacak olan Osmanlı üretici ve tacirlerinden %12, Osmanlı’ya ithalat yapacak olan yabancı üretici ve tacirlerden ise sadece %5 oranında vergi alınması kararlaştırıldı. (1860-61 yıllarından sonra bu oran %1’e düşürüldü.) Bunun yanında yerli tüccarlar iç gümrük vergisini ödemeye devam edecekken, yabancı tüccarlar için bu vergi tamamen kaldırıldı. Örneklemek gerekirse; bir malı üreten yabancı bir üretici malını sadece %5 (1861’den sonra %1) gümrük vergisi ödeyerek Osmanlı ülkesine sokabiliyor ve ülke içerisinde de hiçbir başka vergi ödemeksizin istediği şehre götürüp satabiliyordu. Osmanlı üreticisi ise zaten Avrupalıların sahip olduğu gelişmiş makinelere ve fabrikalara sahip değildi. Ürünlerini el tezgâhında ve genelde sadece aile üyelerinin çalıştığı küçük atölyelerde, çok daha fazla zaman ve emek harcayarak üretiyordu. Buna rağmen ürününü kendi ülkesi içerisinde başka bir şehre satmak istediğinde %8 oranında vergi ödemek zorunda kalıyordu. Hele yurt dışına satmak isterse %12 gibi yüksek bir vergi ile karşılaştırılarak bu niyetine son veriliyordu. Bu vergi düzeninde Ankara’da üretilip İstanbul’a getirilen buğday, Batı Avrupa ülkelerinden getirilen buğdaydan daha pahalıya geliyordu. Bu sebeple İstanbul’un buğday ihtiyacı Birinci Dünya Savaşı’nda Baltalimanı Antlaşması’nın bir kenara itilmesine kadar Avrupa’dan alınan ithal buğdayla karşılanmıştır.

Osmanlı’nın geleneksel meslek örgütlenmesi olan loncalar ham madde bulamamaktan üretim yapamadılar, yapsalar da yabancı mallarla rekabet edemediklerinden satamadılar ve büyük bir krize girdiler. Teker teker kapandılar.

Ticari ve siyasi ayrıcalıkların kaldırıldığı Cumhuriyet’e dek, devlet siyasetine yön ve biçim verdi; Tanzimat, Islahat ya da batılılaşma adına, Osmanlı İmparatorluğu’nu yarı-sömürge bir ülke haline getirdi.

1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması, Türkiye zararına işleyen tek taraflı ve bağlayıcı maddelerle doluydu. Bu anlaşmayla, sürmekte olan kapitülasyonlara ek olarak; “Büyük Britanya uyruklarına ve gemilerine” yeni imtiyaz hakları tanınmış ve bu imtiyazların “Şimdi ve sonsuza dek süresiz olarak geçerli” olduğu hükme bağlanmıştı. İngiliz vatandaşları ve tüccarları, Müslüman olsun ya da olmasın, “İç ticaretle uğraşan Osmanlı tebaasının en çok kayırılan sınıfının ödediği vergilere eş vergi ödeyen” bir konuma getirilmişti. Antlaşmaya göre ithalat, ihracat ve iç ticaret tam olarak serbest kılınmıştı. Herhangi bir Türk ürünü, Britanyalı bir tüccar ya da vekili tarafından ihracat amacıyla satın alınırsa, bu ürünleri satın alan Britanyalı tüccar ya da vekili, hiçbir ticari kısıtlamaya bağlı olmayacak ve dilediği gibi davranmakta serbest olacaktı.

1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz’le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı, Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı.

Yazar
Fazlı KÖKSAL

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen