Prof.Dr. Ayşegül AKBAY
Türkiye’de siyasetin uzun yıllardır sıkıştığı temel açmazlardan biri, iktidar ile muhalefet arasındaki ilişkinin sağlıklı bir demokratik rekabetten çok, keskin bir kutuplaşma zemininde şekillenmesidir. Bu durum yalnızca siyaset kurumunu değil, ekonomiden eğitime, hukuk sisteminden toplumsal barışa kadar pek çok alanı etkilemektedir. Ülkenin çözüm bekleyen sorunları karşısında ortak akıl üretmek yerine, tarafların birbirini etkisizleştirmeye çalıştığı bir siyasal atmosfer hâkim olmaktadır.
Demokrasilerde iktidarın görevi ülkeyi yönetmek, muhalefetin görevi ise alternatif politikalar üretmek ve iktidarı denetlemektir. Ancak Türkiye’de bu iki işlev çoğu zaman birbirinin karşıtı olarak değil, birbirinin düşmanı gibi algılanmaktadır. İktidar tarafı eleştirileri çoğu zaman yapıcı bir katkı olarak değil, yönetme yetkisine yönelik bir saldırı olarak değerlendirmektedir. Muhalefet ise zaman zaman alternatif çözüm geliştirmek yerine iktidarın başarısızlıklarına odaklanan bir siyaset dili üretmektedir. Sonuçta ortaya çıkan tablo, sorunların çözümünden çok siyasi pozisyonların korunmasına hizmet etmektedir.
Bu kutuplaşmanın en görünür sonuçlarından biri, ülke gündeminin sürekli olarak siyasi tartışmalar tarafından işgal edilmesidir. Ekonomik sorunlar, enflasyon, genç işsizliği, eğitim kalitesindeki düşüş, beyin göçü veya afet yönetimi gibi yapısal meseleler çoğu zaman kısa süreli polemiklerin gölgesinde kalmaktadır. Kamuoyu enerjisini çözüm önerilerini değerlendirmeye değil, taraflardan hangisinin haklı olduğunu tartışmaya harcamaktadır.
Oysa ters giden pek çok işin temelinde kurumsal zayıflama bulunmaktadır. Güçlü kurumlar, kişilere ve siyasi partilere bağımlı olmayan karar alma mekanizmaları yaratır. Ancak kurumların zayıfladığı ortamlarda her konu siyasi sadakat veya siyasi karşıtlık ekseninde değerlendirilmeye başlanır. Böyle bir sistemde liyakat tartışmaları artar, uzun vadeli planlar kesintiye uğrar ve devletin hafızası aşınır. Sonuç olarak ülke, sürekli yeniden başlayan ama bir türlü tamamlanamayan reform süreçleriyle karşı karşıya kalır.
Muhalefetin de bu denklemde sorumluluğu bulunmaktadır. Demokratik sistemlerde muhalefetin inandırıcı bir alternatif ortaya koyabilmesi gerekir. Sadece eleştiri yapmak, seçmene umut vermeye yetmez. Vatandaş artık yalnızca “yanlışları gösteren” değil, aynı zamanda “doğruyu nasıl yapacağını anlatan” siyasi yaklaşımlar görmek istemektedir. Türkiye’de muhalefet zaman zaman geniş toplumsal kesimlere hitap eden ortak bir vizyon oluşturmakta zorlanmış, bu durum da iktidarın siyasi alanını genişletmesine imkân sağlamıştır.
Toplum açısından bakıldığında en büyük kayıp, siyasetin günlük hayatın her alanına nüfuz etmesidir. İnsanlar ekonomik sıkıntıları, eğitim sorunlarını veya yerel hizmet eksikliklerini değerlendirirken bile çoğu zaman siyasi kimlikleri üzerinden hareket etmektedir. Böylece nesnel değerlendirme yapmak güçleşmekte, gerçek sorunlar ideolojik filtrelerin arkasında görünmez hâle gelmektedir.
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, iktidarın da muhalefetin de demokratik rollerine geri dönmesidir. İktidar eleştiriden korkmadan hesap verebilirliği güçlendirmeli, muhalefet ise sadece karşı çıkmak yerine çözüm üreten bir siyaset dili geliştirmelidir. Daha önemlisi, ülkenin temel meseleleri partiler üstü bir perspektifle ele alınabilmelidir. Eğitim, bilim, hukuk, afet hazırlığı ve ekonomik kalkınma gibi alanlar günlük siyasi çekişmelerin ötesinde değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Türkiye’de ters giden işlerin önemli bir kısmı yalnızca ekonomik veya yönetsel hatalardan kaynaklanmamaktadır. Sorunun bir boyutu da iktidar-muhalefet ilişkisinin yapıcı rekabetten uzaklaşarak keskin bir dikotomiye dönüşmesidir. Siyasetin amacı rakibi yok etmek değil, topluma daha iyi bir gelecek sunmaktır. Bu anlayış yerleşmediği sürece taraflar seçim kazanabilir; ancak ülkenin kronik sorunlarının çözümü sürekli ertelenmeye devam eder. Gerçek başarı ise siyasi üstünlükte değil, vatandaşın yaşam kalitesini kalıcı biçimde yükseltebilen bir demokratik olgunlukta yatmaktadır.
———————————–
Kaynak:
https://www.akademikakil.com/iktidar-muhalefet-dikotomisi-ve-ters-giden-isler/aysegulakbay/
