Bu yaşamı bir yönüyle hep yokluğa dönük bir şekilde yaşarız. Hayat ne olursa olsun varlıkta yokluğu tecrübe etmektir. Eninde sonunda “huzura” götürdüğümüz yokluktan başka bir şey değil.
Dünyanın, yokluğa giden yolda bir durak olduğu nedense hep gizlenir. Belki böyle olması da gerekir. Hayatın, özümüzde gizli hikmeti bulup da yaşamak demek olduğu hakikati daima örtülmüştür. Bu örtüyü kaldırmak zor bir şeydir.
Geçip giden ömür bize yokluğu tattırmak için verilmiştir. Bu dünya, yokluğunu anlayanların, bir diğer anlamda hakikî bir tevazuyu yaşayanların bence mezuniyet yeridir. Bu kolay bir şey değil elbette. Fakat elimizden kayıp giden zamanın ve ömrün bize anlatıp durduğu hakikat de bundan başka bir şey değil.
Neredeyse bütün baş ağrıları varlık ortaya koyduğumuz, kendimizi ispat etmeye çalıştığımız yerlerden gelir. İnsanlık faaliyetleri, şöhret, başarma arzusu ve para kazanma hırsı bir yanıyla “Ben de buradayım!” diyen egonun ürünüdür. Bununla beraber insanın hayata anlam verme çabası; kendisini ve evreni tanıma isteği de bütün bilimlerin, sanatların ve dinlerin temelindeki motivasyondur.
Dikkat edilirse benliği sergilemek ve diğer insanlara kendini ispat etmek endişesiyle yapılan şeylerde insan kendini irfana da kapatmış oluyor ve bildiğini sandığı şeylerin oyuncağı oluyor. Hâlbuki insanda bilgi, irfan ve tecrübe arttıkça tevazunun yani yokluğun da artması beklenir.
İnsanın bütün bir gayesi yokluğa dönüşmek ve yokluğu anlamaktır. Dünyanın bizi sevk ettiği yer bu olmakla beraber insanı güçlü ve hikmet sahibi yapan bunun iradeyle ortaya konmasıdır.
Yoksa Yûnus Emre’nin “Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı” dediği gibi insanlık kendini bunaltan hallerden kolay kolay kurtulamaz. İnsan, çağın bütün çeldiricilerinden kurtulup özündeki o yokluk hâli üzerinde düşünmelidir.
…..
Bugün yine çok duygulandım. Biraz eskilere gittim. O masumiyet ve temizlik yüklü çağlarımızı hatırladım. Dünyanın kiriyle dolan kalpler ve zihinlerimiz yüzünden o zamanki fasılları hasretle hatırladım.
Sanırım biraz da içimdeki o derin gurbeti duydum. Kendini hissettirmek için hep başka hâller arar kendine. Hüzün, keder, ayrılık onun var olduğunu hissettirmesi için sadece birer bahanedir.
İnsanın bir yönüyle yokluğa dönük yaşadığını duyması kadar derin bir hâl bilmiyorum. Varlığa tutunmak trajikomik bir durum. Halbuki yokluğu idrak ederek yaşıyoruz. Veyahut yokluğumuzu duymak için…
Zamanın hızıyla beraber varlık da bir yana savruluyor. İnsan da savruluyor. Bu kadar keşmekeşin içerisinde bir yana durup hâli ve keyfiyeti izleyene ne mutlu!
