ABD-İsrail ikilisi İran’a saldırabilir mi?

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Prof.Dr. Hasan ÜNAL

Bir yandan, İran’a karşı ABD/İsrail saldırısı başlayacakmış gibi hazırlıklar dikkat çekerken öte yandan da saldırgan tarafların eksikleri belirgin bir şekilde görülebiliyor.

Savaşın başlamak üzere olduğuna dair en önemli gösterge İsrail Başbakanı Netanyahu’nun uçağı Wing of Zion’un ülkeden kısa süre önce ayrılarak Yunanistan’a (muhtemelen Girit veya Atina) gitmiş olması. İran’ın füze yağmuru ihtimaline karşı alınan bir tedbir… Geçen defa da Netanyahu’nun uçağı Yunanistan’a gitmişti…

Ayrıca Amerika’nın bir takım kuvvet kaydırması yapmakta olduğu gözleniyor; ancak yine de Haziran ayındaki On İki Gün Savaşı sonrasındaki duruma göre İran kendisini savaşa daha iyi hazırlamış durumda. Buna rağmen İran’a saldırırlar mı? Saldırabilirler çünkü İsrail rasyonel karar alan bir ülke olmaktan çoktan çıkmış görünüyor. Fanatizm dünya turnuvasında Rum/Yunan tarafıyla finali oynarlar.

Haziran ayındaki 12 Gün Savaşı’nda İsrail baskın fırsatı yakalamıştı; çünkü ABD İran ile ciddi ciddi müzakere ediyor görünüyordu. Hatta müzakere heyetleri son olarak Norveç’te görüşmelerin bir sonraki ayağının Umman’da olması konusunda anlaşmış; İran heyeti Tahran’a gece yarısından hemen sonra dönmüş ve iki saat sonra da İsrail saldırısı başlamıştı. Bu defa böyle bir şey olmayacak.

On İki Gün Savaşı’nda İran uğradığı baskından kısa sürede toparlanıp balistik/hipersonik füzeleriyle kademe kademe yükselttiği cevabıyla İsrail’e büyük hasar verdirmişti. İsrail ve Batı dünyasının bütün hava savunma katmanları devreye sokulmasına rağmen İran’ın attığı füzeler durdurulamamış; buna karşılık ABD/İsrail hava savunma füzeleri hızla tükenmiş ve İsrail nefes nefese kaldığı savaşta Amerika vasıtasıyla ateşkes istemek zorunda kalmıştı. İsrail, kurulduğu 1948 yılından itibaren savaştığı hiçbir Arap devleti tarafından bu şekilde ağır bir bombardımana maruz bırakılmamıştı.

O günden bugüne ne değişti? Amerika/İsrail tarafında lehte çok az şey… Mevcudu ciddi olarak azalan hava savunma füzelerindeki eksiklikler kapatılabilmiş değil. Haziran ayında Güney Kore’den bölgeye önceden getirilmiş Patriot sistemlerinden deniz savaş gruplarına kadar pek çok kuvvet dağılmış durumda. Önemli bir kısmı Karayipler’de Patriotlar ise Kore’ye geri götürüldü.

İran ise Rusya ve Çin’in desteğiyle hava savunma sistemlerini onarmakla kalmadı daha da ileri seviyelere getirdi. Rusya’dan SU-35 ve MIG-31 filoları alırken Çin’den de J10E uçakları edindiği anlaşılıyor. İranlı pilotların bunlarla ilgili eğitimlerini çoktan tamamlamış olmaları kuvvetle muhtemel. İran’ın füze kabiliyetinin İsrail ve hatta Amerika’dan daha ileri olduğunu On İki Gün Savaşı açıkça gösterdi. Özellikle hipersonik füzelerde açık ara üstünlük İran’da. Ve İran bu defa İsrail’e karşılık verirken On İki Gün Savaşı’nda olduğu gibi ölçülü davranmayacağını söylüyor.

Bu arada Hizbullah da eksikliklerini tamamlamış durumda. Ve başlayacak bir İran İsrail çatışmasına onlar da muhtemelen dahil olacaklar ve İsrail’in hava savunma sistemlerini aşırı meşgul ederek İran füzelerinin kolayca hedeflerini vurmasını sağlayacaklar. Kaldı ki, İran füzeleri On İki Gün Savaşı’nda Hizbullah dahil olmadan da hedeflerine ulaşmışlardı. Hizbullah’ın vurucu gücünün hiç de azımsanmayacak derecede olduğunun ayrıca altını çizmek gerekiyor. Bu defa Yemen’in de balistik ve hipersonik füzelerle İsrail’e saldırması ihtimali oldukça yüksek.

Savaşı İsrail başlatırsa doğrudan İran füzelerinin hedefi olur. İsrail’in karışmadığı ve sadece Amerika’nın saldırdığı bir senaryoda da İsrail yine İran füzelerinin hedefi olacaktır. Amerika’nın saldırısında bölgedeki bütün Amerikan üsleri ve birlikleri İran’ın hedefi olacaktır. Hatta İran On İki Gün Savaşı’nın son günlerinde İsrail’e karşı kullandığı uzun menzilli hipersonik füzelerle Amerika’nın Diego Garcia’daki üssünü de vurabilir.

Dolayısıyla On İki Gün Savaşı’ndan bu yana ABD/İsrail lehine önemli gelişme olmadığı halde yeni saldırı hazırlığı ne anlama geliyor olabilir? Netanyahu kendi gücünü abartarak ikinci raundu yapıp bu seneki seçimleri kazanmayı planlıyor olabilir. Belki daha da önemlisi İran’da halkın rejimi devireceği beklentisiyle hareket ediyor olabilir; ancak o konuda da On İki Gün Savaşı bu beklentinin aşırı iyimserlik ve abartılı unsurlarla dolu olduğunu göstermişti.

Amerika ve İsrail’in Orta Doğu’da el attıkları her ülkenin kaynaklarını yağmalamanın ötesinde halklara hiçbir iyilik getirmediğini gören İran halkı On İki Gün Savaşı sırasında devletiyle bütünleşmişti. Bunun kökten değiştiğini gösteren fazla bir şey yok. Devalüasyon krizi gösterilerini bu şekilde yorumlamak bir kere daha yanıltıcı sonuçlar verebilir.

Starlink internet sistemini olduğu gibi bloke etmeyi başaran İran’ı hafife almak ve 1973 savaşından bu yana hiçbir devlet aktörüyle savaşmamış ve ilk çattığı devletten yani İran’dan bir kamyon sopa yemiş olan İsrail’in güç ve yeteneklerini de abartmamak gerekir.

‘İsrail Bi Vuruşta Bitirdi Abi’ medyasına göre İsrail savaşı sanki kazandı; ama unutmamak gerekir ki, savaş cephede kazanılıyor. Ukrayna savaşında da öyle olmamış mıydı? Batılı/Türk medyası ‘Putin’e bir darbe daha’ manşetleriyle Rusya’ya savaşın başlarında diz çöktürmüştü; ama cephede durum tam tersine idi ve hala öyle ama o manşetler çoktan unutuldu.

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen