Kerküklü sanatçımız Ahmet Tuzlu ve Elazığlı sanatçımız Turgay Coşkun’u dinlemek üzere Eskişehir’den Ankara’ya geldik.
Prof. Dr. Mahir Nakip Bey bize türküleri, makamları anlattı konser öncesi. “Müzik evrensel değildir” dedi meselâ. Ardından ilave etti “Notalar evrenseldir.” “Her millet kendi kültürünün müziğini yapar.”
Kerkük türkülerinden, makamlarından bahsetti. Uşşak, Hüseyni, Bayati birbirine yakın makamlarmış. Yek, dü, se, cihar, penç sayıları Farsça. Makamların bazılarının ismi de oradanmış, Yegâh, Dügâh, Segâh … gibi.
Bu tür konserler “divan”la başlarmış. Kerkük Divanı ile başladı Ahmet Tuzlu.
“Gülüm di gel men seni seveli
Neçe il, neçe ay, neçe gündür zalım ah, ah, ah olum
Sen meni aldattın bu sende nece dildir hayranın olum…”
Ardından “Beyaz gül, kırmızı gül.”
Ahmet Tuzlu anlattı sonra;
Bu şiir 1926 yılında yapılan Ankara Antlaşması’ndan sonra yazılmış. “Beyaz ve kırmızı Türk Bayrağı rengi imiş, Türk Bayrağı kastediliyormuş. Türkiye’den koparılmış bir Türk diyarı var oralarda. Ama yabancı bir bayrak görmeye başlamışlar.
“Beyaz gül, kırmızı gül,
Güller arasından gelir.”
En güzel bayrak Türk Bayrağı. Gelişi güzel, güller arasında en güzeli.
“Yârim giymiş beyaz azya,
Cuma namazından gelir.”
“Beyaz azya” kefen demekmiş. “Cuma namazından gelir, Bayram namazından gelir, Kerkük Kalasından gelir, Millet bahçasından gelir” şeklinde de okunurmuş.
“Beyaz gül deste deste,
Derdinden oldum hasta,
Di gel bi yüzün görüm,
Kalmışam son nefeste.”
Kerkük, Musul, Türkmeneli ile ayrılık var ya;
“Güller açmaz her yerde,
Bülbül ötmez her yerde.
Felek bizi ayırdı,
Her birimiz bir yerde.”
“Bir beyaz gül olaydım,
Yâr göğsüne konaydım.
Günde bir yüzün görüp,
İster ise solaydım.”
Kerkük’le Türkiye iki sevgili;
“Beyaz gül var elinde,
Gümüş kemer belinde,
İkimizin sevdası,
Kaldı alem dilinde.”
Sitem de var sevgiliye elbette;
“Gül için ağlamazdım,
Akardım çağlamazdım,
Bilseydim ayrılık var,
Sana bel bağlamazdım.”
“Beyaz gül kırmızı gül,
Güller arasından gelir.
Gözümden akan seller,
Sevda yarasından gelir.”
Böyle dinleyelim efendim bu türküyü bundan sonra.
Türkülere kanunla Turgay Coşkun eşlik ediyor. Turgay Bey de Elazığ’lı ya. Elazığ’dan Urfa’ya, Urfa’dan Kerkük’e uzanan bir türkü çizgisi var. O da “Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna” türküsüne başladı. Hani telgrafçı Akif Hüseynik’ten Harput’taki işine giderken kâlp krizi geçiriyor ve vefat ediyor. “Kol ağrısı” da kâlp krizinin belirtilerinden biri;
“Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna,
Kol ağrısı tesir etti canıma,
Yaradanım merhamet et kuluna,
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme,
Bilmem şu feleğin bana cevri ne…”
Musul’da da kardeşi var Akif’in, haber verilmeli;
“Lütfü gelsin telgrafın başına
Bir tel çeksin Musul’da gardaşıma
Bu gençlikte neler geldi başıma
Yazık oldu yazık şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne”
Ardından şu türkülerü söylediler yazabildiğim kadarı ile;
-Şafak söktü yine sunam uyanmaz
-Elâ gözlüm ben bu elden gidersem.
-Felek sen ne feleksen
Bağrım ettin elek sen
Aldın gül yüzlü yâri
Daha neme gereksen…
-Kaladan kalaya şahin uçurdum.
-Göze yâr,
Sürme çekmiş göze yâr,
Küsmüşem barışamam,
Daha gelmem size yâr.
Bir toy olsun bir bayram,
Ondan gellem size yâr,
Oturalım diz be diz,
Göz tikelim göze yâr.
Bak semaya,
Bakmaya bak semaya,
Bir kerre hüsnüv görsem,
Namerdem baksam aya.
-Kerkük’ten yola çıkak
-Bahçada yeşil çınar.
-Dün gece yâr hanesinde yastığım bir taş idi.
-Oy akşamlar akşamlar… ve daha niceleri.
Bir muhteşem gece olmuştu vesselam. Kerkük türkülerini en güzel okuyan sanatçı Ahmet Tuzlu ile en iyi kanun sanatçılarından, program yapımcılarından birisi olan Turgay Coşkun’u saatlerce dinlemek kelimelerle ifade edilemezdi, yaşamak gerekti. Müsaade istedik geç vakit.
Eskişehir’e dönüşte yol boyu onun esrikliği vardı üzerimizde. Ertesi günü Sadık Bey’i aradım, yorgunluğu geçmiş mi, dinlenebilmiş mi diye. “Uzun süre uyuyamadım” dedi. “Yaşadıklarımız gerçek mi, düş mü? diye düşündüm”
Mehmet Ali KALKAN
