Naim Babüroğlu’nun bir yazısında aşağıdaki cümleleri okuyunca ister istemez yaşadığımız dönemin ahlaki anlayışını göz önüne getirmek zorunda kaldım.
“Bir toplum bir gecede çürümez. Önce değerler aşınır. Sonra kurumlar, ardından adalet. En sonunda da devlet. Çürüme sessiz başlar. Torpil “İş bilmek”, rüşvet “İş görmek”, liyakatsizlik “Sadakat” olur.
Yalan, çıkarın hizmetine girer. Sonra yanlış yanlış olmaktan çıkar. İşte sosyal çürümenin en tehlikelisi budur. Yanlışın normalleşmesi. Ve toplumun normalini kaybetmesi.”
Bu anlamlı cümlelerin devamını biraz da ben nakledeyim izninizle:
İsterseniz değerlerin aşınmasından başlayalım. Nedir değerlerimiz? Aile mi? Vatan sevgisi mi? İnanç mı? Arkadaşlık bilinci mi? Büyüklere, Yaşlılara saygı mı? Kadını ve çocukları korumak mı? Kanunlara bağlılık mı?
Bütün bu saydıklarımı daha da çoğaltabiliriz. Ne kadar sayarsak sayalım günümüzde bütün değerlerimizde bir aşınma ve çürüme fark ediyoruz.
Aile bireylerinin birbirlerini menfaat ilişkisi gözüyle izlemeleri meselenin özünü zaten ortaya çıkarıyor. Anne-Baba: “Evlatlarının yeteneklerine göre sevecekleri bir iş yerine geliri çok bir iş takip etmelerini, her nereden gelirse gelsin onların maddi bir güce sahip olmalarını arzuluyor ve ona göre hareket ediyor.” Bu anlayış bizim toplum harcımız olan ailede ilk çürümenin belirtileri olsa gerek. Hele bir de kültür yapımızın taban tabana zıt olduğu bir ülkeye kapağı attı mı işte o zaman Anne babanın “ekmek mi yoksa toprak mı?” anlayışını hiç ama hiç düşünmeden evlatlarının arkasından mendil salladıklarını üzülerek izliyoruz. Bu kopuş aynı zamanda aile arasında var olan manevi kuvveti de zayıflatıyor.
Eğer bir kişi “vatan mı yoksa ekmek mi?” tercihinde ekmek tarafını seçiyorsa daha çok düşünmemiz gereken mesele olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Bütün bu anlayışa bir de inanç faktörünü eklediğimizde çürümenin bütün çıplaklığıyla karşımızda durduğunu anlamamız gerek. Özellikle milli değerlerimizin çeşitli kanallar vasıtasıyla (Televizyon, sosyal medya, basın vs.) aşındırılması çürüme faslının en önemli etkenleri olarak gözüküyor.
Günümüz dünyasında üzerinde durulması gereken en önemli konu çocukların ve kadınların korunma meselesidir. Dünya çocuklarının anlamsız savaşlarda helak olup gitmeleri belki şimdilerde fark edilmiyor ama yıllar sonra ne büyük değerlerin kaybolduğunu o zaman anlayacağız.
Kadınlarımızın daha doğrusu dünya kadınlarının maddi ve manevi baskılar sonucu aciz duruma düşürülmesi insanlık geleceğinin de karanlık yıllara dönüşmesine sebep olacaktır. Hele hele Türkiye’mizdeki kadınlarımızın cahil cühela elinde heba olup gitmeleri, onların insanlıktan nasibini almamış kişilerce katledilmeleri düşünülmesi gereken çok önemli bir problemdir. Bu durum geleceğimizin de karanlık yıllara evrileceğine işarettir. Fizik gücü bir ülkede akıl gücünün önüne geçiyorsa halimiz harap.
Ahlaki eksiklik ister istemez hukuk anlayışının zayıflamasına yani yok olmasına sebep teşkil etmektedir. Ekonomik sıkıntının temel nedeni de hukuktaki anlayış farklılığıdır. Hukuka güvenin yok olması o ülkedeki bütün bireyleri karamsarlığa sürükler ki bugün ülkemizin en hayati meselesi de bu olsa gerek.
Sonuç olarak, çürümenin daha doğrusu ülkenin çürümesinin en önemli nedeni hukukun yok olması anlamına gelir ki, kısa sürede bu meselenin çözümü beklenmemeli. Çıkar ve mevki için bilinçli olarak göz yumulan hukuksuz anlayışının ülkeyi hangi uçurumlara yönlendireceğini idrak etmemiz gerek. Yoksa çürümenin bir sebebi de tepkisiz toplum olarak biz oluruz.
