Farkında olmadan kendilerine at gözlüğü takılmış olanlar, aslında, hiç de fena kimseler değildirler. Değer verdikleri, güvendikleri kimseleri dinleyerek veya yetiştirildikleri/imal edildikleri kurumlarda, kendilerine öğretilenle yetinerek, -yetişme çağında -zihinlerine yerleştirilenler esas olmak üzere, öğrendikleri diğer şeyleri biriktirirler; değişmez olan, temel olan, “imal edildikleri safhada” kendilerine öğretilenlerdir.
Rahmetli Alev Alatlı’nın, internette, resminin ve imzasının eşliğinde dolaşan şu sözleri, hepimizi düşündürmelidir:
“Ne biçim Türkleriz ki bizim ideolojimizi bir Yahudi yazıyor!
Zira Yahudi Moiz Kohen (Munis Tekinalp) Kemalizmin ideoloğudur.”
Biraz araştırınca görülüyor ki;
Moiz Kohen (1883-1961), Selanik’te yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Moiz’in babası bir haham idi, kendisi de Haham eğitimi aldı… Masonluğa girdi. Kemalizm’i tanıtan çeşitli kitaplar ve yazılar yazdı. Halk evleri’nde konuşmalar yaptı. Türkiye’de Munis Tekinalp olarak bilinen Moiz Kohen 1961 yılında Fransa’nın Nice şehrinde öldü ve oradaki “Yahudi mezarlığına” gömüldü. (İnternet)
Moiz Kohen’in yaptıklarını, yine Yahudi bir profesörün ilmî yazısında görelim:
BiLDiRi ÖZETi
Atatürk Devrimleri ve Moiz Kohen (Tekinalp)
Prof. Dr. Jacob M. Landau Kudüs İbrani Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü
“Munis Tekinalp adıyla tanınan Mois 1883’te Seres’te doğmuş, 1912’de Selanik’ten Istanbul’a gelmiş ve 1961’ de ölmüştür. O, Pan-Türkizm, Osmanlılık gibi kitapları yazdıktan sonra Kemalizmin ilk ve en ciddi uzmanlarından biri olmuştur. 1928-1944 yılları arasında yayımladığı Kemalizm, Türkleştirme ve Türk Ruhu Kemalist ilkelerinin çok etkileyici birer analizidir. Kemalizm’in özünü ve sorunlarını derinliğine inceler ve onlarla başa çıkmanın yollarını arar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul Belediye Meclisi’ne seçilen Tekinalp, bu dönemde Türkiye’nin ekonomik sorunlarını Devletçi + liberal karışımı yolla çözüm olanaklarını araştıran birçok makale yazmıştır.”
Munis Tekinalp, Ziya Gökalp’in yakın arkadaşı idi. Tekin ve Alp gibi koyu Türklük ifade eden kelimeleri kullandı, gerçek kimliğini Ziya Gökalp dâhil, (vefatı: 1924) kimsenin bilmiyordu, gerçekte bir Yahudi olduğu, Fransa’da, Nice şehrinde 1961 yılında öldüğünde cenazesinin, sinagogtan kaldırılmasıyla anlaşılmıştı, çok az, dikkatli, bilinçli kimse o zaman, onun gerçekte bir yahudi olduğunu fark etti, ama, Türkiye’deki insanlar, Türk aydınlarının pek çoğu, Munis Tekinalp adını kullanarak Ziya Gökalp dâhil, herkesi aldatan Moiz Kohen’in GERÇEK kimliğini BİLMEMEKTEDİR.
İsmail Gaspıralı, Ahmet Mithat Efendi, Ömer Seyfettin çizgisinde gelen kendimize dönüş, yerlilik akımını, İslâmdan sıyırarak, yahudinin işine gelen yörüngeye oturtan Moiz Kohen’in NE YAPTIĞINI, Şevki Karabekiroğlu şöyle özetlemektedir:
“Tekin Alp, Namı diğer Moiz Kohen,
Türkleri Yahudileştirmek için yoğun mesai harcadı.
Kemalizm adında bir kitabı var. “Türk’ün yeni amentüsü“nü yazdı.
Eski Türk dinlerini diriltmeye çalıştı. Atalar kültü gibi…
Yeni ulus devlette İslâm yerine Gök Tanrı dinini Ümmet yerine de ulus fikrini İkame etmeye çalıştı.
Çaldığı maya bayağı tutmuş olacak ki Ortalık İslâmsız Türk dolu.
Efendim:
Dört çeşit Türk milliyetçiliği var.
1. Ahmet Arvasi’nin başını çektiği İslâm potasında erimiş milliyetçilik.
2.Türkeş ve Dündar Taşer’ın temsîl ettiği İslâm ile barışık ve beraber yürüyen milliyetçilik.
3. Yahudilerin başını çektiği İslâmsız milliyetçilik
4. Ulusalcıların başını çektiği milletsiz milliyetçilik.”
Tabii, Yahudi’nin ortaya koyduğu Kemalizm ile Kemal Atatürk’ün hiçbir ilgisinin olmadığını belirtmeğe gerek yoktur. Almanya’da doğup babası gibi haham olan Şimon, gerçek kimliğini gizleyip Hans adını kullanarak Alman nasyonalistlerinin en etkililerinden birinin yakın arkadaşı olarak onu etkilese, Hitlerizm konusunda kitaplar yazsa, sonra Almanya dışına çıkıp yıllar sonra öldüğünde cenazesinin sinagogtan kaldırılmasıyla Yahudi olduğu anlaşılsa, Almanlar, onun ortaya koyduğu ideolojiye bağlı kalırlar mıydı?
İdeal, idealizm, ülkü, ülkücülük, değerlidir; ideoloji, insana, farkına varmadan at gözlüğü taktırır. Bu, yalnız Moiz Kohen’in ideolojisi Kemalizm için geçerli değildir.
Alınız Fetöcüleri: Bu insanlarımız, asla kötü kimseler değildirler, tam aksine, çok iyi, fedâkâr, iyilik sever, hizmet aşkı ile dolu kimselerdir. İslâma hizmet ettikleri kanâatindedirler, ibâdetlerini yerine getirirler. Yetiştirildikleri/imal edildikleri safhada, “hep aynı” yöne doğru, “hep belli kitapları okuyarak” gelmişlerdir. İslâmı böyle anlatan, ibâdetlerini yerine getiren bir zâtın, Amerikan âleti olabileceği, onlar için, saçma ötesi, uydurulmuş, zırva bir iddiadır. İngiliz casusu Lawrence’in, “işi bittikten sonra bile”, alışkanlığını terk edemiyerek, geceleri teheccüd namazı kıldığı çok iyi bilinmektedir. Bir Müslüman, sabah namazına bile zor kalkar, Hayati İnanç Beyin deyimi ile “büyük başarıdır” uykuyu bırakıp namaza kalkmak. Lawrence, sabah namazından başka, Teheccüd namazı (gecenin üçte ikisi geçince) bile kılıyordu.
Oyun, bizde tutmadı, Irak’ta tuttu.
Orada, Kesnedâni bu işi kotardı. Çok dindar görünen bu kişinin hâlâ bağlıları vardır, herhâlde. Amerikan gâvuru (bu kelimeyi, gâvurlar hakkında, hakaret kasdı olmaksızın, bir sıfatlarını belirtmek ve ‘gâvura gâvur demeyi yasak eden’ İslâhât Fermanının (1856) artık hükmü kalmadığını hatırlatmak için israrla kullanıyorum) Türkiye izin vermediği için Irak’a kuzeyden giremedi, güneyden girdiği gün, bu Kersnedâni “kimse evinden çıkmasın” buyurdu, Cumhuriyet Muhafızları da çıkmadı, subayları bu Kesnedani’ye kapılmıştı, Amerikan gâvuru, koca ülkeyi kolayca işgal etti. Kesnedani’nin şimdi, Kanada’da yaşadığı söyleniyor. Irak’ta da Amerikan askerlerinin bıraktıkları çocuklar ortalıkta dolaşmakta, babalarını aramaktalar.
***
At gözlüğünden kurtulmak, hiç kolay değildir; insanın, aldandığını kabul etmesi çok zordur. “Okumuşum, general olmuşum, profesör olmuşum, hâkim olmuşum, savcı olmuşum, doktor olmuşum, mühendis olmuşum, aydın denilen okumuşların en yüksek mertebesine gelmişim; bu kadar akıllı olan ben, nasıl aldanmış olabilirim? Benim gibi yetişen şu kadar arkadaş, hepimiz, nasıl aldanmış olabiliriz? diye düşünürler herhâlde. Çevreleri, dostlukları da böyle meydana gelmiştir, aralarında muhabbet, bağlılık, vefa vardır. Bunlara diyecek yoktur; tabii, dostlukları, çevreleri öyle devam edecektir.
Hani, “Kral çıplak!” hikâyesi var ya, akla o geliyor.
İki olayla bitirelim:
*Rahmetli Atsız, Rahmetli Bülent Yavuz Bâkiler’e demiş ki:
“Sakın bir Kemalistle tartışma! O, “3 kere 3; 25 eder” mi dedi, itiraz etme, “ben 3 kere 3 dokuz eder diye biliyordum, 25 edermiş” de.
*Amerika’da Müslümanlar, isimlerinden dolayı Müslüman oldukları anlaşıldığı için, isimlerini değiştiriyorlar. Biz farkında değiliz; İslâm, Amerika’da ve Batı Avrupa’da hızla yayılıyor. Yeni hidayete eren beyaz Amerika’lı da, Müslümanların kullandıkları isimlerden birini benimsiyor. Sonra, bu yeni isminden dolayı öyle bir mahalle baskısına uğruyor ki, eski adını kullanıyor, Müslüman ismini gizli tutuyor.
Malezya’da Müslüman adı Abdulvahid olan bir Amerika’lının konferansını dinlemiştim: “Biz çoğalıyoruz; Kennedy de seçilinceye kadar Katolik olduğunu açıklamadı (Protestanlık, Katoliklik, ayrı dinlerdir, biz “mezhep” zannediyoruz). Çocuklarımız alcohol free, drug free” cümlesi hatırımda kalmış.
Amerika’da Müslümanlar böyle baskı altında iken, Pensilvanya’da CIA nin karagâhının yakınındaki çiftliğinde yaşayan, Müslümanları Dünya çapında örgütleyen çok ünlü biri vardı.
***
Bu iki gruptan başka, üzerinde durulması gereken at gözlüklü bir grup daha var ki, “Kur’ân-ı Kerîmi önde tutan”, iyi niyetli, bilgili, gayretli, fakat 1000 yıllık kültürümüzü, geleneğimizi, mayamızı, kıvamımızı yerle bir eden, kaş yapayım derken göz çıkaran yeni ilâhiyâtçıları, bu deviricileri gelecek haftaya bırakalım.
*** *** ***
18 Haziran 2026
