Babaannemin Sandığı Kitabının Önsözü

Mazi ve hatıralar içine bin bir türlü eşyanın ve anıların sığdığı bir sandık gibidir. Oradan hangi hislerle geri döneceğinizi pek bilemezsiniz. Kalbin derinliklerinde, zihnin kuytularında gezinmek, evinizde çok eskiden kalmış bir sandığın kapağını kaldırmak gibidir.

Eğer hatıralara benim gibi bağlı biriyseniz gönlünüzün bir yerinde kapağını zaman zaman kaldırdığınız, çekmecesini çekip kolunuzu içeriye daldırdığınız, maziye ait eşyalar ve anılar arasında zaman geçirdiğiniz, eski zaman eşyalarının burnunuza dolan kokularıyla beraber geçmişin hayal iklimine gittiğiniz çok olmuştur. Bu bende daima böyle olur. Geçmiş, kapağını sadece benim açabildiğim bir sandık gibi içimde bir yerlerde her dâim saklı durmaktadır.

Mazi demek benim için biraz da babaannem demektir. Vefat ettiği güne kadar köyün ve ailemin mazisi beni daima babaannemle gözetip kollamıştır.

Babaannem, mazinin üzerimdeki eliydi sanki. Onunla beraber birikip gelen zaman, benim daima dikkatimi onun üzerine çekmiş ve onda mâzi ile şimdiyi birlikte yaşamışımdır. Elbette bu hisler, yaşandığı vakitler hemen fark edilen şeyler değil. Aradan geçen zaman içinde düşündüklerim, hissettiklerim ve gönlümde duyduklarım…

Babaannem kendi hâlinde mütevazı bir insandı. Doğaldı, samimiydi, ümmî idi. Hayatı doğaçlama yaşardı. Sevgisini, kuşatıcılığını, bizi geçmişe ve toprağımıza bağlayan duygularını her dâim üzerimizde ve kalbimizde hissederdik.

Az önce onun kendi hâlinde biri olduğunu ifade ettim. Kendi hâlinde garip yaşayan, garip duran herkese ve her şeye çok derin bir ilgi ve kendiliğinden içimden doğan bir muhabbet duyarım. Bu, çocukluğumdan beri böyle oldu. Adeta kendiliğinden, doğal ve samimi bir hâl ile var olduğu hâlde hiçbir gösterişe girmeden; yapan, çalışan, üreten, seven, gayret gösteren, koruyan insanlar beni hep kendilerine çekmişlerdir.

Babaannem ve anneannem böyle insanlardı. Onlardaki varoluş sırrı bugün bile beni düşündürmeye yetiyor. Yokluk görmüş, açlık çekmiş, buna rağmen evladını, torunlarını büyütebilmiş; hayatın çilesine göğüs gerip onu içten içe var edebilmiş insanlardı onlar. Varlıkları güven ve huzur vericiydi, her hâlleri sevgi doluydu. Yaparlardı, üretirlerdi, inşa ederlerdi…

İkisinin de benim hayatıma çok derin ve anlamlı dokunuşları oldu. Ben onların sevgisi gibi derinlikli ve huzur veren bir sevgi hâlini bu dünyada pek kimselerde bulamadım. Birisini seversiniz ama onun sevgisini kaybetmekten korkarsınız. Halbuki onların sevgisi kuşatıcı, kalıcı, etim ve kemiğim gibi bana ait bir şeydi.

Aslında bütün bu hâller Anadolu kadınının kendine has özelliklerinden birisidir. Yaptığı, çalıştığı, geleceği kurduğu hâlde yine de fukaralık ve garibanlık elbisesini üzerinden atamayan analarımız her türden saygıyı ve muhabbeti hak etmektedir.

Bugün onları özlüyorum. Şimdi hemen yanı başımda olmalarını isterdim. Hayatıma anlam katan o güzelliklere gönül dolusu şükran duygusuyla yaşarken onları özlemek çilesini de içimde yaşıyorum.

Bu küçük kitabın içerisinde hatıralarından söz ettiğim rahmetli babaannem bütün gösteriş hâllerinden uzakta kendi kendine bir şeyler yapan, üreten, çalışmayı seven ve kendine has dünyası olan sade bir Anadolu kadınıydı. Çocuklarına ve torunlarına diğer analarımız gibi elinden geldiğince iyi baktı. Onları koruyup kolladı. Bizleri çok sevdi. Varlığı, varlığımıza anlam kattı. Çilesi bizler içindi onun. Fakirlik gördü, yakınmadı. Muhtaç oldu, bir şey istemedi.

On sekiz yaşında babaannemi kaybettiğimizde onunla aramda çok yakın bir bağ olduğunu hissetmiştim. Bu bağı onun yokluğunda anlayabildim. O vefat ettikten sonra onu zaman zaman düşündüm, varlığını gönlümde duydum. Üzerimdeki tesirlerini anlamaya çalıştım. Onunla ilgili denemeler, şiirler kaleme aldım. Nihayet bir müddettir üzerinde düşündüğüm “Babaannemin Sandığı” çalışmamız içerisinde bu yazıları karınca kararınca bir araya getirmeyi istedim. Böylece onun varlığının, hatıralarının, çilesinin unutulmasının önüne geçmeye gayret gösterdim.

Burada şunu da ifade etmek isterim:

Garipleri, yalnızları, düşkünleri hor görenlere ben bir türlü ısınamadım. Kendisi de fukaralık, yokluk gördüğü hâlde gariban kimseleri hor gören bazı tanıdıklarım oldu. Bunlara kalbim hiç ısınmadı. Kader bunlardan beni bir gün uzaklaştırdı.

Unutmamak gerekir ki, nice bedeller uğruna kurulan devletimizi ayakta tutan kahramanlarımızın asaleti o yamalı elbiselerin içinde gün gibi ayandır. Bunu bize tez unutturdular. Günümüz insanı harcayarak ve daha çok da harcanarak şahsiyetini iflas ettiren bir hâlin içinde bunalıp gitmededir. Sonumuz hayrolsun. İnşallah bir gün bu toprağın değerlerine, hatıralarımıza, kültürümüze yeniden döneriz.

Üzerinde yamalı elbiseleri, ayağında lastiği, belinde peştemali ve kullandığı araç gereçler olduğu hâlde bizi analığıyla var eden, sevgisiyle kuşatan, dualarıyla koruyan bir ananın, bir babaannenin evladı olarak garip ve fukara Anadolu insanını anlatmak, mazinin zengin hatıralarına, tecrübelerine de uzanmak demektir.

Ben o anaların, bu toprağın, güzelim Anadolu’nun evladıyım. Büyüklerimin sevgisinden, bu topraklardan beslendiğim, gıdalandığım gibi beslenmedeyim.

Benim babaannem güzel bir insandı. O da herkes gibiydi. Rahmetli Emine Abum, Esme Abum, Cennet Anam, anneannem ve burada adını anmadığım nice büyüklerimiz analıklarıyla güzel ve bereketli köyümüzü maddî ve mânevî yönden besleyip korudular. Bize bir gelecek inşa ettiler.

Köyümüzdeki analar hâlen de böyledir. Geçmişte yaşanan fedakârlık duygusu bugün de hemen hemen aynısıyla yaşanmaktadır. Peki, gelecekte de bu güzellikler var olur mu? Bunu bilemem. Fakat Yaradan’dan niyazım odur ki, bizi biz yapan mânevî değerlerimiz zenginleşerek devam etsin ve Anadolu bahtiyar analar eliyle nice yüce duyguları yeni nesillere emanet etsin.

Burada babaannemle ilgili hatıralarım, denemelerim ve şiirlerim yer almıştır. Bu türden yayınlarım esasen köyümle ve doğup büyüdüğüm vatan topraklarına, bu toprağın insanına duyduğum şükran duygusuyla ilgilidir. Bunları bir araya getirmek nasip olduğu gibi elbette inşallah bir gün köyümle ilgili başka çalışmalarımı yayınlamak da kısmet olacaktır.

Gönlümde öteden beri babaannemle ilgili bir hatıra kitabı yazma arzumu hayata geçirmeyi takdir buyurduğu için Yaradan’a ne kadar hamd etsem azdır. Nice güzelliklerin ve güzellerin yaşandığı, yaşadığı köyümüzle ilgili çalışmalarıma bundan sonra da elimden geldiğince devam edeceğimi söylemek isterim.

Ben bu hayatın bir şahitlik olduğunu düşünüyorum. Hepimiz türlü çilesine, derdine, mihnetine rağmen bu hayata en güzel bir şekilde şahitlik etmek, bize düşen nasiplerin kıymetini bilmek, hayatı güzel yaşamak, insana ve insanlığa değer vermekle görevliyiz. Bu kitabımın da o şahitliklerimden birisi olarak kabul görmesini temenni ederim.

Bu küçük kitabın bu türden çalışmalara ilham vermesini temenni ederken babaanneme ve göçüp giden büyüklerimize yüce Allah’tan rahmet niyaz ederim.

Makamları âlî, mekanları cennet olsun.

Yazar
Yasin ŞEN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen