Sahaflar Çarşısı’nda Görüp İşittiklerim kitabını yazmış ya Turan M. Türkmenoğlu, ben de oradan yazdım.
“Her zaman karşılaştığımız sorudur;
-Eski kitapları nereden buluyorsunuz?
Ustalarımızdan duyduğumuz ve de yaşayarak gördüğümüz odur ki her devirde kitabın değişmeyen üç düşmanı vardır: toz, su ve kadın… Bunlar olmasa eski kitaplara ulaşmak belki de daha kolay olacaktı.”
***
Kitap almak kolay da kitapları eve sokmak zor.
Hasan Bey, Yüksel Gölpınarlı ile beraber kitapçıya gidiyorlar. Gölpınar’lı dört, beş kitap seçiyor, sonra da ‘bunları bir de eve sokmak var. Hanım sitem edince, ben ölünce kitaplarımı satarsın, eline epeyce bir para geçer, diyorum ama inandıramıyorum” deyince hemen kitapevi sahibi kartvizitini uzatıyor; “Ağabey! Bunu yengeye ver, sen öldükten sonra önce beni arasın.”
Bizim mahallede de bir bakkal vardı, bir köşesinde eski kitap satardı. Uğradığımda hep aynı kitapların olduğunu gördüm. Başka kitap olup olmadığını sordum; “Hiç yakında kitap seven adam ölmedi” demişti.
***
Bir gün dükkâna Ferit Ragıp Tuncor gelmiş, kolejlere hazırlık kitabı istemiş. İETT otobüsünün şoförünün oğlu için alıyormuş. Küçük esnafın çocukları için de test kitapları alır, sonra da okullardaki durumunu takip edermiş. Ferit Ragıp Bey’in yazdığı seksen üç kitabı varmış bu arada.
***
Ferit Ragıp Bey’e bir otomobil çarpıp kaçıyor. Oradan geçmekte olan Gülten Hanım, hoca ile ilgileniyor, hastaneye kaldırılmasını sağlıyor. Tedavisi boyunca da yanından ayrılmıyor. Dostlukları ilerliyor. Basınköy’deki evinin bir kısmını Gülten Hanım’a bağışlıyor. Gülten Hanım’ın edebiyata ve şiire merakı olunca iş dergi yayımlamaya kadar varıyor. Ferit Ragıp Bey’in himayesindeki derginin adı Size idi, Gülten Çiçek Tural Hanım dergisinden Eskişehir’e de gönderirdi.
***
- Süheyl Ünver “Kitaba olan muhabbetleri yüzünden evlen(e)meyen ya da cesaret edemeyen birçok kimse duydum ve tanıdım. Onlar kitabı bir evlât, bir sevgili gibi görmüştür.” demiş Kırk Ambar’da.
“Kitabımın kağıdının bir köşesini her kim nişan için bükerse bana hançer çekmiş, kanımı dökmüş bir katil olur” diyecek kadar kitapla bütünleşmiş insanlara da rastlamış Turan Bey.
Bir de İzzet Bey varmış, emekli kütüphaneci.
Bir gün elinde plastik su bidonuyla gelmiş. “Evde sular mı kesik?” diye sorunca şu cevabı vermiş; “Yok, Turancım. Sirkeci Garı’ndaki çeşmeden su doldurup trene biniyorum. Su parasıyla da fazladan bir kitap alıyorum.”
Sonra şapkasını çıkarıp saçını işaret ederek “Bak saçlarımı dün annem traş etti, traşa vereceğim parayla da kitap aldım.”
***
Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkant, Esat Mahmut Karakurt gibi yazarların hüzünlü aşk romanları arasında kurumuş çiçek, kelebek olurmuş. Çiçeklerden kitabın hangi mevsimde okunduğu tahmin edilebilirmiş.
Şöyle bitirmiş kitabını Turan M. Türkmenoğlu;
“Kitap düşkünlüğü, iflah olmaz bir hastalıktır. Dünyanın belki de en faydalı hastalığı… Dedemden tevarüs ettiğim bu hastalığı aslında dört kuşaktır taşıyoruz. İstanbul’un orta yerinde, Sahaflar Çarşısı’na ve kitaplara bir ömür verdim. Ne keyifli bir ömürdü. Ne kütüphaneler geçti elimden, her biri muazzam bir kütüphane kıymetinde olan ne insanlar tanıdım…
Ben bir çarşının tarihini yazmaktan çok yaşadıklarımı, işittiklerimi yazdım ve inanın yazdıklarım, yaşadıklarımın ve işittiklerimin zekâtı nispetinde bile değildir.
Bu kitabı alıp okuduysanız anlaşılan o ki sizde de kitap hastalığı var. Dilerim ki deva bulmayasınız.”
***
Şunu da yazmazsam çatlarım.
Turgut (Çağlar) Reşadi Baba varmış.
Bektaşi Babası imiş.Hattat Hamit Aytaç’tan meşk etmiş.
Turan Bey’in dükkanına geliyorlar, bir levhayı tanıtıyor Mehmet Kara;
-Hat, Turgut Baba’ya ait, çevresindeki ebru da Mustafa Düzgünman’ın.
Şu yazıyormuş levhada;
Her sabah besmele ile açılır dükkânımız
Hazret-i Şâh-ı Şazeli’dir pirimiz üstadımız
Her sabah besmeleyle açılır dükkanımız
Hazret-i Ahi Evran’dır pirimiz üstadımız
On parmağında on marifet varmış Turgut Baba’nın. Çok da hazırcevapmış.
Fabrikanın kuruluş yıldönümü imiş. Patron mükellef bir program hazırlamış. Kırıkkale valisi, tümen komutanı, jandarma alay komutanı, iş adamları, eşraftan zevat ve Turgut Baba protokolde imiş. Patron oğluna misafirleri tanıtıyormuş, sıra Turgut Baba’ya gelmiş;
-Bak evladım! Hani sık sık bahsettiğim Bektaşi Babası Turgut Çağlar.
Delikanlı genç irisi, gürbüz biriymiş. Turgut Baba’yı tepeden tırnağa süzmüş, laubali bir tavırla;
-Pek de ufak tefekmiş yaaa.
Cevabını vermiş Turgut Baba;
-Evladım, bir babadan ancak benim kadar oluyor.
Mehmet Ali KALKAN