Bir Hatıra

Yıllar önce Eskişehir Türk Müziği Derneği’miz vardı. Koromuz bir hayli kalabalıktı, her meslekten, yaştan insanlar vardı. Yaklaşık üç ay kadar çalışır konser verirdik. Bu konserler başta Eskişehir olmak üzere civar vilayetlerde ve ilçelerde olurdu.
Bir gün Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde idi konserimiz.
Rektör de Tıp Fakültesi Çocuk Hastalığı ve Hastalıkları Ana bilim Dalı Çocuk Hematoloji Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi de olan Prof. Dr. Necat A. Akgün idi.
Necat Bey de konserimizi dinleyenler arasındaydı. Ben de sunuculuk yapıyorum.
Şarkı aralarında üç- beş cümle bir şeyler söylüyorum. Aralardan birinde bazı arkadaşları göstererek “Bu arkadaşlarımız konservatuar mezunu. Şu arkadaşımız İzmir, şu arkadaşımız Afyon, şu arkadaşlarımız da Elazığ konservatuar mezunu. Necat Hocam, Osmangazi Üniversitesine de bir Türk Müziği Konservatuarı açılmasına ön ayak olsanız da buradan mezun olan arkadaşlar da aramızda olsa” dedim. Seyirciler alkışladı hararetle. Necat Bey de YÖK’e başvuruda bulundu. İzin verildiğini duydum ama daha sonra gelişmeler nasıl oldu, sonradan gelenler işin neresinde oldu, ne kadar önem verdi bilmiyorum.
Aşık Reyhani Erzurum’dan göçünü bir kamyona yüklüyor. Erzurum’un en son görüleceği yerde kamyonu durduruyor, sazını eline alıyor ve şöyle söylüyor;
“Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum,
Çaresiz dişimi sıktım gidirem.
Gafillerden darbe yedi gururum,
Çaresiz dişimi sıktım gidirem.
Selam olsun ecdat ile abaya,
Abdurrahman Gazi Habip Babaya,
Tuz ektiler çalıştığım çabaya,
Kaderime boyun büktüm gidirem.
Benim canım feda idi bin cana,
Bin can az derlerse iki bin cana,
Kırk senelik gözyaşımı fincana,
Kattım Karasu’ya aktım gidirem.
Kırılmış sazımı astım tavana,
Çevirdim yönümü döndüm divana,
Gurbet kelepçedir yurdu sevene,
Bilerek koluma taktım gidirem.
Nazar ettim solu ile sağına,
Sanki matem düşmüş yar otağına,
Seyreyledim Palandöken dağına,
Üç kez geri döndüm baktım gidirem.
Yel devirsin sebeplerin kökünü,
Sırtıma verdiler sitem yükünü,
Kırk senedir beklediğim ekini,
Harmana dökmeden yaktım gidirem.
Alnımız apaçık yüzüm karasız,
Buna rağmen kuyladılar yarasız,
Tambura köyünden Emrah çaresiz,
Ben de Erzurum’dan çektim gidirem.
Reyhani’yim aşk ateşim dinmedi,
İftira darbesi cana sinmedi,
Zeynel Horasan’a gitti dönmedi,
Bu da benim kara bahtım gidirem.”
Sonra geliyor, Bursa Cumalıkızık’a yerleşiyor.
Rasim ile Reyhani Ağabey’in evine epey gitmiştik. Muhtelif vesilelerle Eskişehir’e getirmiştik.
Yine bir gün Osmangazi Üniversitesi’nde talebelere Aşıklık Geleneği üzerine bir konuşma yapılacak, Rasim’le Reyhani Ağabey’i aldık, Eskişehir’e dönüyoruz. Bozüyük civarında mola verdik, Reyhani Ağabey hastalıklarından yakınıyor; “Kalbim, ayaklarım, yorgunluk” falan sayıyor. Rasim de “Reyhani Abi, bu memleket için uğraşanların, memleketi düşünenlerin hasta olması normal, senin ki de öyle” falan dedi şakayla karışık. Reyhani Ağabey az düşündü, bir siyasi liderin adını söyleyerek aynı şekilde cevap verdi; “Haklısın, bak ….. seksen yaşında ama sapasağlam.”
Osmangazi Üniversitesi’nde öğrencilere güzel bir konuşma yapıldı. Rasim sundu, Aşık Reyhani anlattı.
Prostattan da rahatsızlığı vardı Aşık Reyhani Ağabey’in. Gerçi her erkek yüz yaşına kadar yaşarsa hepsi bu hastalıktan nasibini alırmış.
O dönemde hasta tedavi ettirmek biraz zor üniversitede. Konu Necat Bey’e iletildi. Hiç itiraz etmeden, memnuniyetle yatışını sağladı.
Özel bir oda tahsis edildi, ben de her akşam saat altıdan sonra yanıma eşi, dostu alıyor ziyaretine gidiyorum. Reyhani Ağabey’in hanımı Rabia Abla da annemin evinde kalıyor.
Yine bir akşam gittik, sohbet iyi. Reyhani Ağabey anlatıyor biz gülüyoruz. Biraz da fazla gülüyoruz herhalde. Bölüm başkanı Prof. Dr. …. tam bu sırada geldi. Bize hitaben “Burası hastane, burada sakinlik lazım, siz burayı kahvehaneye çevirmişsiniz” gibi bir şeyler söyledi. Hoca haklı ama Reyhani Ağabey’i bir daha nerede bulacağız böyle uzun vakitler. İçimden kızdım ama diyecek bir şey yok. Hoca gitti büyük bir saygıyla Reyhani Ağabey’in elini öptü. Kızgınlığım falan kalmadı tabi.
Gerçi daha sonra Reyhani Ağabey içimi serinletmişti.
Ameliyata girecekler, narkoz verilmiş. Uyuyup uyumadığını kontrol edecekler, “Aşık bir şiir okur musun?” demiş Hoca. Okumuş Reyhani Ağabey de;
“Eskişehre geldim biraz kalmaya,
İşte burda ameliyat olmaya,
Arzail gelmiş de canım almaya,
Doktor gelmiş ta şeyimi elliyor.”
Konu tamam, kafiye tamam, hece sayısı tamam. Ameliyat ekibinin her biri bir tarafa dağılmış, gülmekten bir hal olmuşlar.
Necat Bey, hiç bir ücret almadan Aşık Reyhani Ağabey’in Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde ameliyat olmasını sağlamıştı.
Necat Akdeniz Akgün Bey bu yılın Ocak ayında emanetini teslim etti. Aklıma bunlar geldi de yazmak istedim.
Aşık Reyhani Ağabey’den bir şiir okuyalım efendim.
“Ey gönül devr-i âlemde çektiğin dava nedir,
Seni böyle derde salan bu nefs-i hava nedir,
Bir gün olur eser rüzgâr gül solar bülbül gider,
Bu meşakkat bahçesinden aldığın meyva medir.
Hocalar kitabın okur başı Bismillah ile,
Müminin şüphesi yoktur Amentü billah ile,
Mecnun da çöllerde kaldı muradı Allah ile,
O’na soran yok mu acep arada Leyla nedir.
Ey Reyhani ne çekersin sonu gelmeyen âhı,
Vücut dediğin saraydır akıldır padişahı,
Ömür dediğin gecedir ölüm onun sabahı,
Aç gözün gafletten uyan gördüğün rüya nedir.”
Aşık Yaşar Reyhani
Yazar
Mehmet Ali KALKAN

Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde ... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen