Birlik, Beraberliğin Bedeli: “Kan ve Gözyaşı”

Türkiye iki gündür Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada milletimizin namusunu üzerine üniforma olarak giyen bedel olarak bedenini siper eden 12 askerine ağlıyor. Ama ağlamayanları, timsah gözyaşları dökenleri, mutluluk çubuklarını tüttürenleri de biliyoruz. Bizler olması gerekenlerin İbn Haldun’un ünlü “Asabiyet Kuramı” çerçevesinde acının kederin ve yeisin hissedilmesidir. Ama bacası tüten her evde, her mezrada. Biliyoruz ve anlamak istiyoruz ki, tüm Türkiye, 48 saatte verdiği şehitlerle adeta kahrolmuştur. Bilinen bir gerçeğin daha farkındayız, acı ama gerçek, ateş gerçekten düştüğü yeri yakıyor, yakmaktadır. Evet sevgili okurlar, ben de sizler gibi, Şehit askerlerimize Allahtan rahmet kahramanlarımızın ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı, yaralanan askerlerimize acil şifalar diliyorum. Hayatlarının baharında ülkenin birlik ve beraberliği için gençliğini yaşayamadan bedenlerini al bayrağa sardırmada beis görmeyen bu kahraman evlatlarımızı bütün içtenliğimle selamlıyorum. Bilirsiniz, kuşkusuz inanırsanız bilirsiniz, gönlünüzde de yaşatırsınız. Askerlikte gazilik ve şehitlik bir rütbedir, bir mertebedir ve önemli uhrevi bir aşamadır. İslam inancında Peygamberlikten sonra rütbesi en yüksek olan mertebe, şehitlik mertebesidir. Allah (C.C)’un herkese nasip etmediği şehitlik mertebesi, Allah katında kıymeti en büyük olan rütbelerden biridir. Şehit olarak dünyadan ayrılan kimsenin tüm günahları ve kusurları Yüce Allah tarafından affedilir, Allah yolunda canını hiçe sayanların şehitlik makamına kavuşurlar. Kuran-ı Kerim’deki ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde ifade edilir böyle biliriz ve böyle inanırız. Asker ocağında da böyle öğretilir.

TSK’sıyla, Emniyet Genel Müdürlüğüyle MİT’iyle Türk Güvenlik Kuvvetlerimizin terörle mücadele öğretisi doğrudan “arazi ve alana hakimiyet öğretisi”dir. Türk Güvenlik Kuvvetleri bir zamanlar yapılageldiği gibi, yangını söndürmeye giden itfaiye eri yaklaşımını terk etmiş, “Önleyici Saldırı Doktrini”ni arazide ve alanda egemen kılmıştır. Bir noktada bu koruyucu hekimlik gibi, hıfzıssıhha gibi Halil Rıfat Paşa’nın veciz bir şekilde ifade ettiği gibi “varlığını hissettiremediğin yer senin değildir.” Özdeyişi gibi. Bu doktrine göre, o halde arazide, alanda hakimiyetini egemen kılma zorunluluğu vardır. Bilinen bir gerçektir ki, ulaşamadığın, dokunamadığın, varlığını hissettiremediğin yer senin değildir. Sivas’ın meşhur valisi Halil Rıfat Paşa’nın bu sözü, yine Sivas’ın girişinde yazılıdır. 1880’lerde Sivas’ı yollar ile donatan Halil Rıfat Paşa’nın motivasyonunu, ulaşım ve iletişimin özetler bu deyiş. Halil Rıfat Paşa, yollar yaparak, devletin varlığını, hizmetini ve gücünü köylere ulaştırmayı hedeflemiş, bunda da başarılı olmuştur. Çünkü sizin olmadığınız yerde, bir başkası muhakkak olur, oralarda egemen olur. (1) sizin olmadığınız yere bir başkasını da ikame edemezsiniz, hele ki, terör örgütünün karşısına tandansı farklı bir başka terör örgütünü çıkarıp da ondan yarar da sağlayamazsınız. Diğer bir deyişle yaygın bir deyişle yayılmacıların “iti ite kırdırma” yaklaşımı tamamıyla yanlış bir tutumdur. Terörle mücadele ancak ve ancak, anayasada yazılı güvenlik güçleri kanalıyla olur, bunun dışındaki bütün karşı koyma olguları yanlıştır, orta ve uzun vadede işler “Arap Saçı”na döner, içinden çıkılamayacak kördüğümle özdeşleşir. Buna batılılar nükleer bir felaketten mülhem “Çin Sendromu” (China Syndrome) demektedirler.   Unutmayalım, bu deyiş nükleer savaş için değil, nükleer felaket için kullanılır.

Gelelim, arazi ve alana hakimiyeti öğretisine. Terör örgütü mensuplarının hareket serbestliğini kısıtlamayı amaçlayan, “kaynağında bulup yok etme” tarzındaki harekât ve operasyonlar güçlü bir istihbarat desteği ile birlikte terörist unsurların eylemlerine ulaşamadan etkisiz hale getirilmesini temel alır, örgütün eylem yaparak etki oluşturma gücünü elinden almayı hedefler. Bu bir doktrinize edilmiş bir ilkesel prensiptir. Örneğin, Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) yönelik İHA, SİHA aracılı nokta operasyonlarının devamlılık gösterecek şekilde icra edilmesi, arazinin ve alanın tutulacak şekilde üslenilmesi, kalekolların terörist eylemlerine karşı stratejik düzeyde koruma sağlayabilmesi, baskın tarzında icra edilen uçar birlik operasyonlarının eş güdümlü olarak 7 gün 24 saat süreklilik arz edecek şekilde gerçekleştirilmesi, hedef alınan terör gruplarının eylem yapma olanak ve yeteneklerini kısıtlamış, belirsizlik içerisinde bırakarak risk alma istek ve motivasyonlarını belirgin olarak düşürmüştür. Ama bu hareket tarzı, azim ister teenni ister arazide ve bölgede kesintisiz bir şekilde kalıcılığı ifade eder. Zordur, zor zanaattır.

 Kırsal arazide gerilla tarzı bir yapılanma ile üslenen BTÖ’ ne karşı bu anlamda askeri operasyonların arazi ve alan hakimiyetini esas alacak şekilde düzenlenmesinin, terör örgütlerinin silahlı mücadele iradesinin hareket ve eylemsel kısıtlılık nedeniyle tüketilmesinde önem arz ettiği görülmektedir. Özellikle de kırsal ve dağlık alanları girilmez ve dokunulmaz olarak mitleştiren terör örgütlerine karşı bu tarz operasyonlar terör örgütü mensuplarının eyleme geçme ve örgüt içerisinde faaliyet göstermelerini psikolojik anlamda anlamsızlaştırmakta ve çatışma ataleti içerisine hapsetmektedir. (2)

Buraya kadar güzel de bahse konu arazi ve alan Irak ve Suriye sınırının güneyindeki güvenlikli bölge İsrail’in bile kalmaya cesaret edemediği Gazze Şeridi gibi meskûn mahal de değildir. Aziz şehitlerimizin şehitlik şerbetini içtikleri yer Dağ Komando Tugayı tarafından tesis edilen ve pusu ve baskınlara karşı sık sık da yerleri değiştirilen İran Irak ticaret yolu üzerinde Kuzey Irak’ın, Hakkurk ve Metina bölgeleridir. Terör Örgütü mensuplarının sızması sonucunda, 6 şehit, 6 yaralımızın olduğu “Hakkurk Sur Tepe Geçici Üs Bölgesi” tam bir kar cehennemidir. Kar tipi nedeniyle, neredeyse pusu ve baskına davetiye çıkaran bir yer konumundadır. Şimdi bir icmal yapalım mı? 17 Nisan 2022’den bu yana Pençe Kilit harekâtında şimdiye kadar 1 Binbaşı, 4 Üsteğmen, 9 Teğmen, 9 Astsubay, 63 Uzman Çavuş, 31 sözleşmeli er ve 8 korucu olmak üzere toplam 125 güvenlik görevlisi de şehit olmuştur. Bedeli, candır, altarda, sunakta sunulan kurbanlardır. Bedel çok ağırdır. Bir de üstüne üstlük, ABD’nin Bölücü Terör Örgütüne aynen İsrail Siyonazi Yönetimine sağladığı gibi, açıktan istihbarat desteği de sağlamaktadır, unutmayalım.

Bu kadar bedel uğruna Irak ve Suriye’de 32 kilometre (20 mil) derinliğinde kesintisiz bir güvenlikli bölge tesis edilmiştir. Diğer bir deyişle Türkiye Pençe-Kilit operasyon bölgesiyle hem Suriye’de hem de Irak’ın kuzeyinde sınırı kilitlemiş, ülke içerisine terör örgütlerinin geçişi engellenmiştir. Irak’ta da aynen Suriye’deki gibi 32 kilometre derinlikte bir kontrol alanı oluşturulmuştur.

Ancak buna karşı Suriye sorununa çözüm için geliştirilen Astana sürecindeki Türkiye’nin partneri İran tarafından bir karşı aparat geliştirilmiştir. Bu aparatın adı da açıkça ifade edileceği üzere, “Şii Hilali”dir. İran’ın, Irak üzerinden Suriye’ye ve oradan da Lübnan’a karayoluyla ulaşıp, kendi gruplarına lojistik destek temin etmek için planladığı koridorun adı “Şii Hilali”dir. (3) İran’ın Kirmanşahı’ndan başlayan, Irak’ın Diyala, Hanekin, Kifri, Kerkük, Mahmur, Musul, Telafer, Suriye üzerinden Lübnan’a uzanan ‘Şii Koridoru’dur.  Şii Koridoru, İran-Irak-Suriye-Lübnan’a kadar uzanan Türkiye’nin tesis etmiş olduğu güvenlikli bölgeyi hedeflemiştir. Daha anlaşılır bir biçimde tekrardan ifade edelim ki, İran, öncelikle Kerkük-Musul-Tel Afer hattına önem vermekte ve bu alanda Türkiye’yi oyundan düşürmeye çalışmaktadır. Bu nedenle özellikle de 18 Aralık 2023 tarihinde Kerkük’te yapılan seçimlerde İran, KYB’nin Şii Araplar ve Şii Türkmenlerle ortak hareket etmesi için ağırlığını kullanmış, KDP’ye de “Bağdat’taki çıkarlarını tehlikeye atma” mesajını alabildiğine vermiştir.

Irak’ta 18 Aralık’taki yerel seçimler yüzde 41 gibi düşük bir katılımla gerçekleşirken etnik ve mezhepsel fay hatları yine sallantısını büyük hedeflerle sürdürmüştür. Kürtlerin ‘Kürdistan’ın Kudüs’ü’ deyip referandumla Kerkük’ü Kürdistan’a katmayı arzuladığı, Türkmenlerin Türkmeneli hayaliyle özel statü istediği, Arapların merkezin kontrolünü aradığı Kerkük’te seçime katılım yüzde 66 olarak gerçekleşmiştir. Bağdat’taki ilginin iki katından fazla olduğu hemen ilk bakışta fark edilmektedir. Irak genelinde 14 yıl, Kerkük’te 18 yıl sonra yapılan seçimlere katılımdaki uçurum halkın bir tarafta siyasete karşı umutsuzluğunu, diğer tarafta korkularını ve endişelerini yansıtmaktadır. Kürtler hedeflerinin gerisinde kalsalar da Kerkük’le ilgili hayallerini canlandıran bir sonuç elde etmişlerdir. Ancak Türkmenler için sonuç hayal kırıklığı olmuştur. IŞİD’in yaşattığı dehşet karşısında Türkiye’ye gücenen Şii Türkmenler daha fazla Bağdat’taki güçlere yaklaşarak İran’a yeni kanallar açmış; üzülerek ifade etmek gerekir ki Türkmen kartı Ankara’nın tekelinden çıkmıştır. İran valinin Kürt ya da Arap olmasından ziyade Kerkük ve bölgesel denkleminin geleceğiyle ilgilenmektedir. (4) Daha doğru bir deyişle seçim sonrası Irak’ta İran tam bir siyaset mühendisliğine soyunmuş, istedikleri bir ortama yakın bir durum elde etmiştir.

İkincisi ise İran’ın ısrarla Bölücü Terör Örgütü ‘nün Sincar’da kalmasında ısrarlı bir tutum sergilemesi ve bundan hiçbir şekilde ödün vermemesidir.   Bu düşünce aparatının perde arkasında İran’ın bölgede oluşturduğu “Şii Koridoru güvenliğini sağlanması” açılımı kendini göstermektedir. Bu nedenle Irak’taki Kürt siyasetçiler ve siyasi uzmanlar da Bölücü Terör Örgütünün Musul’un Sincar ilçesinde kalmakta ısrar etmesinin perde arkasında İran’ın bölgede oluşturduğu “Şii Koridoru güvenliğini sağlanmasını” devamlı olarak dillendirmektedirler.

Terör örgütü DAİŞ’in 2014 yılında IKBY’ye bağlı Peşmerge güçlerinin kontrolündeki bölgelere saldırmasıyla ortaya çıkan güvenlik boşluğunu fırsat bilen BTÖ, Kandil ve Suriye’den getirdiği militanlarla Sincar, Mahmur ve Kerkük bölgelerinde konuşlanmıştır. Örgütün faal bir şekilde varlık gösterdiği söz konusu tartışmalı bölgelerde ise genelde KYB’li Peşmergeler ve İran destekli Haşdi Şaabi güçleri bulunmaktadır. IKBY’nin Erbil kentindeki Selahaddin Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Şahevan Muhammed, BTÖ’nün bölgede tutunabilmesi için Irak’taki Şiiler ve merkezi hükümetten doğrudan veya dolaylı olarak destek aldığını ifade ederek savını güçlendirmektedir.  Muhammed, “BTÖ, bölgede tutunabilmek için şu anda Şiiler’den hem askeri hem de mali yardım alıyor. Bunun karşılığında da BTÖ konuşlandığı tüm bölgelerde İran’ın Şii Hilali projesi için açılan koridorun güvenliğini sağlayacak.” Dedikten sonra bunun karşılığında da “BTÖ, Irak’ın 16 vilayetinde silahlarıyla birlikte serbestçe hareket etmektedir.” Bu savın doğruluğu bölücü terör örgütünün çok bariz bir şekilde ülkenin birçok yerinde herhangi bir kısıtlama yaşamadan hareket edebildiğini söyleyen IKBY Parlamentosu Irak Türkmen Cephesi (ITC) Erbil Milletvekili Aydın Maruf tarafından da teyit edilmektedir. (3)

Evet sevgili okurlar, bu makalemizde BTÖ’nün Kuzey Irak’ın, Hakkurk ve Metina bölgelerinde 12 askerimizin şehit edilmesiyle yüreklerimizi dağlayan olayın perde arkasını görmeye ve de olaya etki eden etmenleri irdelemeye çalıştık.

Ancak, bugün bir kez daha şehit ailelerinin evlerine çekilen bayraklardan görülmektedir ki, yüreklerin lime lime olduğu parçalandığı ortamda ayakta durmakta zorlanan derme çatma evler, vatanı ve milletin namusunu ayakta tutmaya devam ediyor ve etmektedir. Dağ gibi gençler yaşamlarının baharını yaşayamadan göçüp gitmektedirler.

Unutmamak gerekir ki, toprağa düşen her Şanlı Türk askeri, ondan doğmayan, doğmayacak olan bir neslin de bitişi körelmesini acı da olsa dikte ettirmektedir. Her bir askerimiz, gelecekte kendisinden sonra doğmayacak olan bir nesille birlikte yitişi de maalesef simgelemektedir. Yapılması gereken ise, Ulu Türk Hakanı Başbuğ Atilla’nın dediği gibi:

“EĞER SINIRDA SORUN VARSA BUNU GİDERMENİN TEK YOLU SINIRI GENİŞLETMEKTİR”, Sevgili Okurlar.

Dipnotlar

(1) Murat Yıldız, “Gidemediğin yer senin değildir”, Dünya Gazetesi, 23 Ocak 2014; https://www.dunya.com/kose-yazisi/gidemedigin-yer-senin-degildir/18943/ Erişim Tarihi 24.12.2023/

(2) Rıfat Serav İlhan, Terör Örgütlerinin Mücadele İradesini Tüketmenin Yolu: Askeri Operasyonlar, 2020 ; https://www.teram.org/Icerik/teror-orgutlerinin-mucadele-iradesini-tuketmenin-yolu-askeri-operasyonlar-52/Erişim Tarihi 24.12.2023/

(3) Anadolu Ajansı, “PKK’nın amacı Şii hilalini korumak”, 20.03.2017; https://www.aa.com.tr/tr/dunya/-pkk-nin-amaci-sii-hilalini-korumak/775456/ Erişim Tarihi 24.12.2023/

(4) Fehim Taştekin, “Kerkük Kördüğümü”, Gazete Duvar, 22 Aralık 2023; https://www.gazeteduvar.com.tr/kerkuk-kordugumu-makale-1655672/ Erişim Tarihi 24.12.2023/

Yazar
Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi da... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen