Dünya sistemindeki büyük değişim dönemleri böyledir. Her seferinde bu tarz gerilimler, peşinden savaşlar ve hercümerçler peş peşe gelir.
Yeni dönem, devletler hukukunun büyük ölçüde askıya alındığı ve her şeyin güç dengeleri üzerinden yürütülmeye çalışıldığı bir orman kanunu gibi görülebilir. Hakikaten de şu an ki durum tam olarak böyle.
Bazıları bu durumu Trump ve ekibinin İsrail’in dümen suyuna girmesi veya Amerika’da iktidar çevrelerine çok yakın Neokonların ideolojik saplantıları şeklinde görebilir.
Ben öyle olduğunu sanmıyorum. Trump da olsa başkası da olsa durum çok fazla değişmeyecek, bir fazla bir eksik yaşanan olayların bir benzeri muhtemelen çok daha farklı şekillerde yaşanmaya devam edecekti.
Çünkü kavga büyük. Kavga; büyük su yolları, enerji nakil hatları, nadir elementler ve jeopolitik dengelerin bir daha geri dönülmez biçimde değişme istidadı gösterdiği bir konjonktürü kendi lehine çevirmek noktasında temerküz etmiş durumda.
İran bu hatta, (hat Çin’in önderliğindeki Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore hattı) çok kritik bir konumda bulunuyor.
Türkiye’nin bilhassa savunma sanayiinde attığı adımlar, tam da bu yüzden gittikçe daha da önem kazanıyor.
Her ne kadar balistik füze konusunda yeterli konuma ulaşamadığımız söylense de ulaşılan noktanın hiç de azımsanamayacak durumda olduğu söylenebilir.
Böyle bir dönemde önemi gittikçe artan bir diğer konu ise iç cephenin güçlendirilmesi meselesi. Bu konuda hem iktidar hem de muhalefete çok büyük işler düşüyor.
İç cephenin güçlendirilmesi ise, siyasi atmosferin biraz daha yumuşatılması ve kendi iç meselelerimizin bir kenara bırakılarak asıl meseleye, memleket meselesine odaklanılmasıyla ancak mümkün olabilir.
Bu da daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk devleti olmakla ancak mümkün olabilecek bir mesele olarak karşımıza çıkıyor.
[i] Prof.Dr., E. Öğretim Üyesi
