Günlük’ten
Hafta sonu Dörtdivan’a gidelim dedik. Yola koyulduk. Ahmed Furkan’la önce Yeniçağa Gölü’nün yanına geldik. Burada epey kaldık. Biraz yürüdük. Kuş gözlem evine çıktık. Ahmed Furkan buralarda epey vakit geçirdi çocukluğunda. O yüzden hep hatırası vardır buraların onda. Gölde epey bir su vardı.
Yeniçağa’dan Dörtdivan yoluna girdik. Girişteki küçük gölün yanında durduk. Oradaki tepede yürüdük. Dörtdivan manzarasını seyrettik. Muhteşem bir doğa manzarası vardı. Bol bol fotoğraf çektim. Ahmed Furkan’ın da böyle yürüyüşler pek hoşuna gider. Yürürken bulduğumuz bazı kuş tüylerini aldık. Bir Kızılderili öğretisinde “Yolda yürürken gördüğün kuş tüylerini al. Ruhların bazen sana böyle ikramı olur!” diye bir sözü hatırlıyorum. O yüzden bu tüyleri alıp eve getirdim. Köydeki kütüphanemde de bunlardan hatırı sayılır bir koleksiyon oluşmuştu.
Dörtdivan’a gelince önce Baba Hızır’ı ziyaret edelim, dedik. Baba Hızır Camii’inde namaz kıldım. Ziyaret ve namazdan sonra biraz çarşıyı gezdik. Fırına ve markete uğradık. Ardından lojmanların oraya geldik. Baktım, Abdullah Hoca oğlu Ertuğrul’la beraber halı sahada. Yanına gittim. Epey bir sohbet ettik. Ahmed Furkan da Ertuğrul’la bayağı oynadı. Zaten top oynayalım, diyordu. O da onun için iyi oldu. Biz de Abdullah Hoca’yla bayağı sohbet ettik. Özlemişim Abdullah Hoca’yı ve şu sohbetleri.
Esat gelecekti. Denizli’ye gitmiş. Yeniçağa’da onunla görüşmüştük. Beni Gücükler’den alır mısın, demişti. Hem de onu bekliyordum. Bu arada Tuna da bizi evde bekliyordu. Ben arabadaki eşyayı Tuna’ya bıraktım. Ahmed Furkan da top oynuyordu. Esat’ı almaya gittim.
Dörtdivan baharda iyice coşmuş. Çayır, çimen, çiçekler, yemyeşil tarlalar…. Türlü güzellikler. O güzelim manzaraları gözlerimle adeta içtim. Gücükler köyünün girişinde Esat beni bekliyordu. Onu aldım. Beraber öğretmenevine geldik. Onu odasına yerleştirdim. Üç yıldan fazla kaldığım şu öğretmenevine biraz hatıra gözüyle baktım. Her yerinde izlerim vardı. Sonra dışarı çıktım. Parktan köyleri ve tarlaları seyrettim. Biraz vaktim olsa yürüdüğüm yollarda yine yürüyebilirdim. Ama parkta durmak da bana iyi geldi. Etrafı seyrettim. O parkta çocuklarım oyun oynadılar. Biraz o fasılları düşündüm.
Baktım kırmızı erikler olmaya başlamış. Birkaç tane yedim. Irmağın suyu bulanıktı. Tarlalar yemyeşildi. Hasılı eski günleri de yâd ederek, biraz hüzünle Dörtdivan’ı seyrettim. İçime belki de hatıra duygusundan daha ziyade hüzün doluyordu. Birisi benim geçtiğim, yaşadığım, yürüdüğüm, hissettiğim, üzüldüğüm bu yerlerde biraz kalmamı ister gibiydi. Ben de onun emrini yerine getiriyor gibiydim.
Sonra Tuna’nın evine geldik. Ahmed Furkan hâlâ sahada oynuyordu. Bu arada Hasan Hüseyin de gelmişti. Biraz sohbet ettik. Sonra gün akşama iyice kavuşmadan biz Amanlar tarafındaki tarlaların içinde Hasan’la beraber bir yürüyüş yaptık. Bu yürüyüş bana hep eski günlerimi ve hüznümü hatırlattı. Bu tarlalarda ne çok yürümüştüm! Buradan geçerek kaç kere Amanlar’a yürüdüm. Muhteşem bir akşam vardı. Yıldızlar çıkıyordu yavaştan. Ufuk kırmızıydı. Karapınar Yaylası, Erenler Mevkii ve Amanlar artık yavaş yavaş karanlığa doğru çekiliyordu. Hasan’la beraber yürüdük fakat pek az sohbet ettik. Hasan da benim sessizliğimi, sakinliğimi paylaştığım nadir yakınlarımdan birisidir. Sağ olsun. Biraz da zikrettim, kendimce düşündüm.
Sonra Dörtdivan ÇPL’nin bahçesine geldik. Buradaki serada, bu okulda azdan çoktan emeğim vardı. Biraz eski günleri yâd ederek buradan da geçtik. Ardından Kartalkaya yoluna çıkan o uzun yolda yürüdük. Artık iyice akşam olmuştu. Karanlıkta buralarda da epey yürümüştüm. O sıra sıra ağaçların yine fotoğraflarını çektim. Biraz da lacivert göğü ve yıldızları seyrettik.
Ardından eve geldik. Abdullah Hoca da gelmişti. Güzel bir sohbet ortamı da kurulmuştu. Esat yol yorgunu olduğu için erkenden öğretmenevine geçti. Biz de Abdullah Hoca, Hasan ve Tuna’yla daha çok tasavvuf olmak üzere bazı konularda sohbet ettik. Güzel bir akşam oldu. Dörtdivan gibi bir yerde, hayatta ne yaşarsak yaşayalım muhabbetimizin devam ettiği insanlarla sohbet etmek bana derin bir hatıra hissi ve bu topraklara aidiyet duygusu verdi.
Abdullah Hoca müsaade isteyince Hasan da çok durmadı. Hasan bisikletiyle gelmişti. Cemaller’e doğru yola çıktı onunla.
Biz de iki gündür Ahmed Furkan’la beraber epey yorucu fakat keyifli bir vakit geçirdik. Ertesi günü de bir yerlere gitmeye niyetlenmiştik. Bu arada Tuna’nın Hayki diye bir kedisi var. Tuna kedisine çok iyi bakmış. O da bizi epey meşgul etti.
Geceleyin deprem oluyormuş hissiyle uyandım. Ahmed Furkan’ı ve yıkılır mı diye binayı düşündüm biraz. Sanırım bir rüyaydı. İnternete baktığımda bir deprem haberi görünmüyordu. Sabah erken kalktım. Biraz kitap okudum, eskiden yaptığım gibi Aladağlar’ı, tarlaları, Dörtdivan’ı seyrettim. Biraz da Köroğlu dosyasına çalıştım.
Kahvaltıdan sonra Esat’ı almak için hareket ettik. Baktım Fatma Teyze bahçede duruyor. Onunla beş dakika kadar sohbet ettik. Biraz eskilerden konuştuk. Sonra Esat’la buluştuk. Marketten birkaç şey aldıktan sonra ırmak kenarına doğru yola çıktık. Burada ağaçların olduğu yere kadar arabayla gittik. Ancak çok fazla ot vardı ve oturacak bir yer bulmak da zor gibiydi. Epey de güneşliydi hava.
Burada kısa süre eğlendik. Ardından Elmalıdere’ye doğru yola çıktık. Yolda giderken muhteşem manzaraları seyrede seyrede Elmalıdere’ye vardık. Her zaman piknik yaptığımız yerin hemen aşağısında bir çam ağacının dibine yerleştik. Gerede’de bir deyim duymuştum “Çam dibi selam alıyor” diye. Yani piknik yapmaya, yemek yemeye müsait ağaç dipleri için söylenen bir deyimmiş. Bu çam ağacı da aynen öyleydi.
Burada uzun kaldık. Yemek yedik, bol bol çay içtik. Biraz sohbet edip etrafı seyrettik. Suyun sesini dinleyip çokça sessiz kaldığım da oldu. Dereye ayaklarımızı soktuk. Bol bol o temiz havayı teneffüs ettik. Ben birkaç da manzume karaladım. Ahmed Furkan da bu havadan bir çocuk kalbine göre epey gıdalandı. Bazen mızmızlık etti ama olur o kadar.
Akşama doğru toparlandık. Kavunu yolda yiyelim, dedik. Gelirken dağları gören bir yerde, küçük bir göl kenarında kavunu yedik. Gölün etrafında ve taptaze çimenlerin arasında inekler otluyordu. Esat gidip ineğin birine kavun bile yedirdi. Oradaki doyumsuz güzellikteki manzara unutulacak gibi değil. Ne zaman geçsem orada biraz kalıyorum. Karlı dağları, yemyeşil ormanları, ufku seyrediyorum.
Sonra Dörtdivan’a geldik. Esat’ı öğretmenevine, Tuna’yı da evine bıraktıktan sonra biz Ahmed Furkan’la beraber Bolu’ya doğru yola çıktık.
