Uğur UTKAN
Öz
Bu çalışma, programlama dillerinin ve algoritmik düşüncenin kökenlerini yalnızca modern bilişim tarihiyle sınırlamayıp, insanlığın sembol üretme ve kayıt altına alma serüvenini Buzul Çağı’ndan Yapay Zekâ çağına uzanan bütüncül bir perspektifle ele almaktadır.
Bu çalışmada Buzul Çağı’ndan Yapay Zekâ çağına uzanan uçsuz bucaksız süreç ele alınırken buna ilave olarak günümüzde insanlar tarafından sıklıkla kullanılan matematik, algoritma ve kodlama mantığının kökenlerine de mercek tutulacaktır.
Matematik, algoritma ve kodlama mantığının, insanlığın doğayla kurduğu erken dönem sembolik ilişkilere kadar uzanan perde gerisine göz atılacak olan bu çalışmada ayrıca Göbeklitepe ve çevresindeki arkeolojik bulgular, damgalar, piktogramlar ve sembolik dizilimler üzerinden yazının, takvimin, hatta sistematik düşüncenin öncül formlarının Anadolu kökenine dikkat çekilmektedir.
Ayrıca Anadolu merkezli damga kültürünün göç yollarıyla Sibirya’dan Orta Asya’ya, Avrupa’dan Amerika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada benzer sembolik dizilimler üretmesinin ortak bir insanlık belleğine işaret ettiği ve bu durumun damgaların yalnızca yerel değil, küresel bir “hafıza dili” olduğunu ortaya koyduğu bu çalışma ile vurgulanmaktadır.
Yine buradaki damgaların yalnızca arkeolojik işaretlerden ibaret olmayıp aynı zamanda Türkçenin eklemeli yapısıyla arasındaki ilişkilere yine bu makaleyle ışık tutulacaktır.
Keza bu makale ile kaya resimlerinden runik Türk alfabesine uzanan çizginin, Türkçenin tarihöncesi damga sistemleriyle olan sürekliliğini desteklediğine dikkat çekilmektedir.
Bu bağlamda Türkçe’nin, doğrudan nesneyle ilişki kuran, soyutlamayı doğadan türeten bir dil olarak; algoritmik düşüncenin ve programlama mantığının tarihsel arka planındaki müstesna bir yere sahip olduğuna bu makale vesilesiyle dikkat çekilmektedir.
Yine Türkçenin eklemeli (agglutinatif) yapısı bu bağlamda özel bir konuma yerleştirilir. Türkçede kök–ek ilişkisiyle anlamın sistematik biçimde genişlemesi, algoritmik düşüncenin doğal bir yansıması olarak değerlendirilir. Dilin bu matematiksel düzeni; fonksiyon, değişken, durum ve zincirleme işlem mantığıyla yüksek düzeyde örtüşmektedir.
Ayrıca Türkçe’nin tarih boyunca hem sözlü ve yazılı kültürün hem de bilimin dili olduğu da bu makale ile ortaya konmakta olup, Türkçenin matematiksel yapısının, bilgisayarlı dilbilim ve algoritma temelli uygulamalar için güçlü bir zemin sunduğu ortaya konmaktadır.
Yani bu çalışma vesilesiyle modern dijital zekânın ardındaki mantıksal altyapının, binlerce yıl önce Anadolu’da taş üzerinde şekillenen sembolik ve algoritmik düşüncenin devamı olduğu ve Türkçe’nin de bu sürekliliğin yaşayan bir dili olarak konumuna dikkat çekilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Algoritma, Bilim, Programlama, Türkçe, Matematik, Buzul Çağı, Göbeklitepe, Yapay Zekâ
Abstract
This study examines the origins of programming languages and algorithmic thinking not only within the context of modern computer history, but also from a holistic perspective, encompassing humanity’s journey of symbol creation and recording from the Ice Age to the Age of Artificial Intelligence.
While this study addresses the vast process from the Ice Age to the Age of Artificial Intelligence, it will also focus on the origins of mathematics, algorithms, and coding logic, which are frequently used by humans today.
This work, which will look behind the scenes of mathematics, algorithms, and coding logic, extending back to humanity’s early symbolic relationships with nature, will also draw attention to the Anatolian origins of writing, calendars, and even systematic thought through archaeological findings, stamps, pictograms, and symbolic arrangements in and around Göbeklitepe.
Furthermore, this study emphasizes that the Anatolian-centered stamp culture, through migration routes, produced similar symbolic arrangements across a vast geographical area extending from Siberia to Central Asia, and from Europe to America, pointing to a shared human memory and revealing that stamps are not only a local but also a global “language of memory.”
This article will also shed light on the relationship between these stamps, which are not merely archaeological signs, and the agglutinative structure of the Turkish language.
This article also draws attention to the fact that the line extending from rock paintings to the runic Turkic alphabet supports the continuity of Turkish with prehistoric stamp systems.
In this context, this article highlights that Turkish, as a language that directly interacts with objects and derives abstraction from nature, holds an exceptional place in the historical background of algorithmic thinking and programming logic.
Furthermore, the agglutinative structure of Turkish is placed in a special position within this context. In Turkish, the systematic expansion of meaning through root-affix relationships is considered a natural reflection of algorithmic thinking. This mathematical structure of the language highly aligns with the logic of functions, variables, states, and chain operations.
Furthermore, this article demonstrates that Turkish has historically been the language of both oral and written culture, as well as science, and reveals that the mathematical structure of Turkish offers a strong foundation for computational linguistics and algorithm-based applications.
In short, this study highlights that the logical infrastructure behind modern digital intelligence is a continuation of the symbolic and algorithmic thinking that took shape on stone in Anatolia thousands of years ago, and draws attention to Turkish’s position as a living language of this continuity.
Keywords: Algorithm, Science, Programming, Turkish, Mathematics, Ice Age, Göbeklitepe, Artificial Intelligence
GİRİŞ
Problemleri bilgisayar kullanarak çözmek için, problemleri bilgisayarın anlayacağı formatta sunmak gerekir. Bunun için programlama dillerinden yararlanılır.
Programlama dilleri, bilgisayarın derinliklerine fazla inmeden, 0 ile 1 gibi kavramlarla, çok uğraşmadan, herhangi bir platform için program geliştirmeyi sağlayan bir kodlama şeklidir. Programlama dilleri aynı konuşma dilleri gibidir, kendi yazım şekli ve dilbilgisi yapısı vardır.[1]
Aynı konuşma dilleri gibi kendi yazım şekli ve dilbilgisi yapısı olan programlama dillerinin tarihçesi de oldukça enteresan bir perde gerisini de bünyesinde barındırmaktadır.
Bu bağlamda programlama dilinin tarihçesini ele almak istiyorsak şu gerçeği gözardı etmemekte fayda var ki, ne matematik, ne kodlama, ne de algoritma gökten zembille inmemiş, insanlık var olduğu dakikadan beri çağlarca, devirlerce, asırlarca devam eden uzun bir süreçle hayatımıza matematik ve algoritma girmiştir.
Evet, açık ve net olarak söylemekte fayda vardır ki, Buzul Çağı’nda hayatta kalmak için geliştirilen basit işaretler, sesler ve semboller; zamanla dil, matematik, mantık ve nihayetinde programlama dillerine evrilmiştir. Bugün yapay zekâ olarak adlandırdığımız sistemler, sanıldığı gibi aniden ortaya çıkmış değildir. Aksine, insan zihninin binlerce yıllık soyutlama, sınıflandırma ve komut verme pratiğinin bir devamıdır.
Haydi şimdi hep birlikte bu uzun tarihsel sürece göz atalım:
- BÖLÜM – ANADOLU’NUN KORUNAKLI BELLEĞİ: BUZUL ÇAĞINDAN GÖBEKLİTEPE’YE
Yaklaşık 120 bin yıl boyunca süren buzul çağları, insanlığın kaderini derinden şekillendirdi. Soğuk ve zorlu iklim koşulları, toplulukları barınak arayışına itti. Anadolu coğrafyası ise bu dönemde bir sığınak ve geçiş kapısı olarak öne çıktı. Dağları, vadileri, ılıman bölgeleri ve zengin su kaynaklarıyla insan topluluklarına hem korunma hem de yaşama imkânı sundu. Bu nedenle Anadolu, sadece bir coğrafya değil; insanlık için bir hayatta kalma laboratuvarı oldu.[2]
Gelgelelim Buzul Çağı insanı için hayatta kalmak için avı işaretlemek, yön göstermek, tehlikeyi haber vermek gibi net ve hatasız iletişim türleri hayati öneme sahipti.
Buzulun Kırıldığı Yer: Anadolu’nun Jeolojik Kalkanı
Dünya derin bir uykudaydı.
M.Ö. 20.000’lerde kuzeyin acımasız buzulları Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemiş, bozkırları sessizliğe, kıtaları beyaz bir ölüme gömmüştü. Gezegenin ciğerleri donmak üzereydi. Ancak Torosların güney yamacında, bir mağara ağzında yanan cılız bir ateş, insanlığın kaderini ısıtmaya devam ediyordu.
O ateşin başında oturanlar yalnızca ısınmaya çalışmıyorlardı.
Korkularını taşa kazıyor, çıkardıkları sesleri şekle dönüştürerek anlama dönüştürüyorlardı. Dışarıda dondurucu rüzgârlar eserken, Anadolu’nun bağrında insanlık tarihinin en büyük sessiz devrimi mayalanıyordu: Damgalar.[3]
Taşlara Kazınan Bellek
İnsanoğlu, binlerce yıl süren bu hayatta kalma mücadelesinde yalnızca doğayla savaşmadı, aynı zamanda kendi hafızasını da taşlara işledi. Bugün dünyanın dört bir yanında gördüğümüz damgalar, işaretler ve kaya resimleri, bu uzun belleğin parçalarıdır. Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan gibi araştırmacıların dikkat çektiği üzere, bu damgalar yalnızca süsleme değil, bir iletişim dilidir. Her damga, bir hafıza birimi; her çizgi, bir mesajdır.[4]
Mağara resimleri, damga işaretleri ve ritüel semboller aslında birer ilkel algoritmadır:
“Bu işaret = tehlike”
“Bu çizgi = yön”
“Bu sembol = aitlik”
Bu yapı, modern programlamadaki if–else, true–false mantığının atasıdır. İnsan, daha o dönemde dünyayı ikili karşıtlıklar üzerinden kodlamaya başlamıştır.
Ama elbette ki damgaların ortaya çıkış sürecini daha sağlıklı ele alabilmek için evvela insanlık tarihini ve homo sapiensin evrimleşme sürecinde Göbekli Tepe’ye gelişini ele alarak konuya giriş yapmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.
İNSANLIĞIN TARİHSEL GELİŞİMİ:
Yaklaşık 13,5 milyar yıl önce Bing Bang olarak adlandırdığımız olay sonucunda madde, enerji, zaman ve uzay ortaya çıktı.
Bunların ortaya çıkışından yaklaşık 300.000 yıl sonra madde ve enerji “atom” adı verilen yapıları oluşturdu ve bunlar da zamanla birleşerek “molekülleri yarattı.
Yaklaşık 3,8 milyar yıl önce gezegenimizde moleküller bir araya gelerek “organizma” adını verdiğimiz daha karmaşık yapıların oluşmasını sağladılar.
Bu organizmaların gelişmiş bir modeli olan ve modern insanlara benzeyen hayvanlar gezegenimizde ilk olarak 2,5 milyar yıl önce ortaya çıktı. Bu türe, görünümüne veya yaşamış olduğu yerlere göre çeşitli isimler verildi. Örnek olarak;

- Homo neandertalensis (Neandertal Vadisi insanı)
- Homo erectus (dik insan)
- Homo soloneis (Solo Vadisi insanı)
- Homo floresiensis (uzun ve ince insan)
- Homo desinova (Desinova Mağarası insanı)
Ancak bunların içinde diğerlerinden ayrılan bir tür vardı ki, ona “Homo sapiens (zeki insan)” adı verildi.
HOMO SAPIENS’İN DÜNYAYA YAYILIŞI:

- Homo sapiens yaklaşık 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıktı.
- Yaklaşık 100.000 sene önce Asya’da ve Afrika’da yayılmaya başladı.
- Yaklaşık 40.000 sene önce Avrupa ve Avustralya’ya ulaştı.
- Aynı zamanda Afrika’daki varlığını da sürdürdü.
- Görüldüğü gibi Homo sapiens muazzam bir nüfus yayılmasını gerçekleştirebilmiştir.
Homo Sapiens adını verdiğimiz insanlar (veya bazı bilim adamlarına göre insansılar);
Yaklaşık 70.000 yıl önce Bilişim Devrimi
Yaklaşık 12.000 yıl önce Tarım Devrimi’ni
Günümüzden sadece 500 yıl önce de Bilimsel Devrim’i gerçekleştirdi.
Şimdi bu evrelere gelene kadar yaşanan olayları zihnimizde canlandırabilmek maksadıyla tarihsel gelişim içinde Homo sapiens’in yaptıklarına bir bakalım.
HOMO SAPIENS’İN EVRİM SÜRECİ:
İnsanlar ilk olarak 2,5 milyon yıl önce Doğu Afrika’da Güney maymunu adı verilen bir maymun cinsinden evrimleşti.
Bu insanlar veya insansılar avcılık becerilerini geliştirdiler ve yaklaşık 400.000 yıl önce büyük hayvanları avlamaya başladılar.
Yaklaşık 300.000 yıl önce ateşi kullanmaya başladılar.
Yaklaşık 150.000 yıl önce Doğu Afrika, Arap yarımadası ve Avrasya’da yaşayan çok sayıda homo sapiensin varlığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır.
Yaklaşık 70.000 yıl önce homo sapiens diğer homo türlerini yok etmeye başladı ve yine aynı dönemde dil becerisini edindi.
Homo sapiens tarafından yaklaşık 70.000-30.000 yıl önce yağ lambaları, oklar, yaylar, iğneler gibi aletlerin icadını gerçekleştirdi.

- Güney Fransa’daki Chauvet-Point-d’Arc Mağarası’nın duvarında yer alan insan eli izi 30.000 yıl öncesine aittir ve “ben buradayım” demek istemiştir.
- Almanya’daki Stadel Mağarasından yaklaşık 32.000 yıl önce yapılmış “Aslan Adam (Stadel Aslanı olarak da bilinir)” heykeli bulunmuştur.

- Fransa’da Lascaux Mağarası duvarlarından günümüzde 20.000 yıl önce yapılmış resimler bulunmuştur.
- Arjantin’de “Eller Mağarası” olarak adlandırılan mağaradaki insan ellerine ait izlerin 9.000 yıl öncesine ait olduğu tespit edilmiştir.[5]
Homo sapiens süreci gerçekleşirken ve bu süreç içerisinde homo sapiens tarafından gerçekleştirilen yenilikler ve mağaralardan duvarlara değin sayısız insan izleri adeta bir mühür gibi tarihe vurulurken homo sapiens ve daha ileri evrimsel bilinç seviyesine ulaşmış insanları temsil eden sembollerin de Göbeklitepe’de sembolize edildiğini görmek mümkündür.

Turna Sembolizmi
Turna kuşu motifi, farklı kültürlerde ve inanç sistemlerinde evrimsel bilinç, ritüel pratikler ve tanrısal sembolizm açısından önemli bir yere sahiptir.
- D Tapınağı ve diğer tapınaklarda görülen Turna kuşu motifi, sembolik anlamda çeşitli kültürlerde önemli bir yere sahiptir:
- Antik Mısır: Hermes’in öğretisini simgeler.
Japonya ve Avustralya: Geleneksel danslarda ve Aborjin ritüellerinde yer alır.
- Anadolu: Alevi inançlarında, özellikle Cem ayini sırasında kullanılan bir semboldür.
- Cem ayini, Alevi inançlarında korunmuştur ve insanlara Tanrı’ya yakarış biçimlerini, ritüelleri ve sembollerini yaşatma fırsatı tanır.
- Turna, tek eşli bir kuş olarak tanrı-tanrıça sembolizmasında yer alır.
- Evrimsel bir anlam taşıyan bu sembol, homo sapiens ve daha ileri evrimsel bilinç seviyesine ulaşmış insanları temsil eder.
- Turna, aynı zamanda semah pratiğinde de önemli bir rol oynar ve insanın evrimsel ilerleyişini, tek eşliliği simgeler.[6]
Yine damgaların çıkış sürecini ele alırken Göbeklitepe’de rastlanan ve yukarıdaki satırlarda bahsettiğimiz sesleri yazıya, şekle dökme ile ilgili önemli buluntuları incelemeden geçmek olmayacaktır.
Zira dünyanın en eski tapınak merkezi olarak kabul edilen ve “Tarihin sıfır noktası” şeklinde nitelendirilen Göbeklitepe’de yürütülen kazılarda bulunan bir dikilitaş üzerindeki sahnenin, “ilk resim yazısı” olabileceği düşünülüyor.[7]

Göbeklitepe’nin Kazı Başkanı Müslüm Ercan, AA’ya yaptığı açıklamada, Göbeklitepe’de sürdürülen kazı çalışmalarında bulunan bir dikilitaş üzerindeki sahnenin, bir olayı konusal olarak anlatmasından dolayı ‘ilk resim yazısı’ olabileceğini söyleyen Ercan, “Figürde akbabanın kanadının ucunda insan başı ve stelin alt tarafında başsız insan vücudu sahnelenmiş ve etrafta turnalar, akrepler gibi değişik figürler betimlenmiş. Bu doğadan bir sahne, bir konu aktarımı, gördüğü anı resmetme olayı olduğu gibi yazının ilk örneği olarak da değerlendirilebilir. Çünkü bir konu aktarımı söz konusu. Yani gelişi güzel yapılmış figürler değil. Bir ölü kültü, bir inanış, stelin üzerine resmedilmiş. Bu inanışı milattan önce 6.500’lerde Çatalhöyük’te duvar resmi olarak görüyoruz.” dedi.[8]
Gelgelelim arkeolojik sırlar yumağı Göbeklitepe’de resim yazısı olma ihtimali üzerinde durulan T biçimli taşlar üzerindeki şekillerden bazılarının dili çözüldü. Üzerinde Akbaba, kesik insan başı olduğu tahmin edilen yuvarlak şekil ve el çantasını andırır çizimlerin yer aldığı D Tapınağının 43 numaralı dikilitaşının önemli bir astronomik kayıt içerdiği, hatta 12 bin yıllık güneş takvimi olabileceği savunuldu. İddia taşlardaki şekillerin sayısal tutarlılığına dayandırılıyor ve V şekli bir günü ifade ediyor.

Taş Tepelerin sırları üzerindeki bilimsel araştırmalar sürüyor. Bazı filolog ve arkeologların savunduğu ve Arkeolojik Haber sitesi editörlerinden Yaşar İliksiz’in de keşfin ilk yıllarından beri ısrarla her ortamda desteklediği “burada bir tür “resim dili” (Piktogram) olmalı” tezini doğrulayan ilk bilimsel makale yayınlandı.
İngiltere Birleşik Krallığı’nı oluşturan dört ülkeden biri olan İskoçya’nın başkentindeki Edinburgh Üniversitesi’nden Dr. Martin Sweatman ve ekibi, Göbeklitepe’de yapılan son analizlerde bir yapının güneş takvimi olarak oyulduğunu iddia ediyor.
Edinburgh Üniversitesi Mühendislik Okulu, Malzeme ve İşlemler Enstitüsü öğretim üyesi Dr. Martin Sweatman’ın imzası ile Arkeoloji, Bilinç ve Kültür Dergisi Time And Mind’da (Zaman ve Zihin) 24 Temmuz 2024 tarihinde yayınlanan makalesinde; D Tapınağının 43 numaralı dikilitaşı önemli bir astronomik kayıt içeriyor ve hatta 12 bin yıllık güneş takvimi olma ihtimali hayli güçlü: Akbabalı T Taşı üzerinde 365 adet ‘V’ sembolü yer alıyor. V şeklinin bir günü işaret eden bir sembol olduğunu savunan ekip aynı zamanda ay ve yılı işaret eden sembollerin de bunu desteklediğini ifade ediyor.[9]
Makale üzerinde çalışan ekip aynı zamanda Göbekli Tepe D Tapınağındaki diğer 11 sütunun ve Karahan Tepe’deki megalitik 11 sütunlu havuz yapısının aynı ay-güneş takvim sistemi ile yorumlanabileceğine inanıyor.
Makaleye göre; Göbekli Tepe’deki diğer V sembolleri de astronomik terim tanımına aykırı düşmüyor ve Urfa Adamı heykeli, Sayburç’taki bir duvar oyması ve Karahan Tepe’deki V sembollü kolyeler sergileyen bir heykel de bu teorinin tutarlı olduğunu destekliyor.
Göbekli Tepe’de dili çözülen ifadelerin, yaklaşık 13.000 yıl önce, MÖ. 10.850 civarında meydana gelen bir kuyruklu yıldız çarpmasını konu edinmiş olabileceği ihtimali üzerinde de duruluyor. Söz konusu kuyruklu yıldız çarpmasının mini bir buzul çağını andırır etkilere ve ölümlere yol açma ve tarımsal ürünleri etkilemiş olma ihtimali üzerinde de duruluyor.
Dr. Sweatman, “Göbeklitepe’nin sakinleri, gökyüzünü dikkatle gözlemlemiş olmalılar. Bu yapı, bir kuyruklu yıldız çarpmasının ardından gelişen tarım ve dini motivasyonlarla medeniyetin başlangıcını işaret ediyor olabilir” dedi. Yapı, üst kısmında ‘V’ sembolleri ve alt kısmında bir kuşun bir daire sembolü tutarak bir akrebi gösteren daha küçük kutu sembolleriyle iki bölüme ayrılmış durumda.
Dr. Sweatman’a göre bu keşfin yazının gelişimine giden ilk adımlardan biri olabilir.[10]
İnsanlık tarihini ve homo sapiensin evrimleşme sürecinde Göbekli Tepe’ye gelişini ele almışken tabi ki Göbeklitepe’nin esasen uygarlığın uyanış noktası olduğu gerçeğinin altına imza atmak boynumuzun borcudur.
Gerek insanlığın geçirdiği evrim ve gelişim süreçlerine gerekse yukarıda da belirttiğimiz yazının gelişimine katkı sunmuş olabilecek olan sembol ve işaretlere beşiklik yapması bakımından uygarlığın diriliş noktası olduğu gerçeğini haykırarak söylemeyi bir namus borcu bildiğimiz Göbeklitepe, 12 bin yıl öncesine tarihlenen vaziyetiyle avcı-toplayıcı toplumların sanıldığından çok daha ileri bir bilinç düzeyine sahip olduklarını gösteriyor. Göbeklitepe’nin devasa taş sütunlarını dikmek, yalnızca fiziki güçle değil, matematiksel zihin, ortak inanç ve gelişmiş toplumsal örgütlenmeyle mümkündür.
Bu, bize şunu gösteriyor: İnsanlık tarihinin sıfır noktası yalnızca tarım değil, bellek ve inanç üzerinden inşa edilmiştir.
Batı bilimi bu bağlantıları çoğu zaman görmezden gelse de, yapılan kazılarda ortaya çıkan işaretler, Anadolu’nun insanlık tarihi için bir başlangıç noktası olduğunu teyit ediyor.
Sadede gelecek olursak, buzul çağının gölgesinde başlayan yolculuk, Göbeklitepe’nin ışığında bir medeniyete dönüştü. Bu taşlar, yalnızca geçmişi değil, geleceği de anlatıyor. Çünkü ataların bilgeliği unutulursa, insanlık aynı hataları tekrar eder.
Bugün bize düşen, taşların sesini dinlemek, damgaların dilini çözmek ve insanlığın ortak belleğini yeniden hatırlatmaktır.[11]
Öte yandan dünya, son buzul çağının pençesinde, kuzey yarımkürenin büyük bölümünü kaplayan devasa buz kütlelerinin altında neredeyse tamamen susmuştu. Avrupa’nın içleri, Asya’nın kuzeyi yaşama geçit vermeyen birer beyaz çöl hâline gelmişti. Fakat Anadolu coğrafyası, jeolojik yapısı, dağ sistemleri ve mikro iklim alanları sayesinde insanlık için doğal bir “sığınak” (refugia) işlevi görüyordu.
Toros Dağları’nın güneye bakan yamaçları, iç bölgelerdeki volkanik arazilerin oluşturduğu ılıman mikro klimalar ve henüz birer göl niteliği taşıyan iç deniz havzaları, Anadolu’yu donmuş bir dünyada “yaşayan bir ada”ya dönüştürmüştü. Bu topraklar yalnızca insanların değil; bitki örtüsünün ve hayvan popülasyonunun da genetik belleğini koruyan devasa bir doğal kuluçka alanıydı.
İklim ısınmaya başladığında, insanlık tarihinin en büyük coğrafi açılımı bu merkezden gerçekleşti.
Buzullar eridikçe yükselen sular, değişen nehir yatakları ve açılan yeni geçitler; on binlerce yıl boyunca Anadolu’da sıkışmış, olgunlaşmış ve bilgiyi kuşaklar boyunca taşımış insan topluluklarını dış dünyaya doğru itti.
Anadolu bir köprü değil, bir kaynaktı.
İnsanlar buradan yayılırken, yalnız bedenlerini değil; hayatta kalma bilgisini, sembol üretme yetisini, sesle anlam kurma kabiliyetini ve damgalarla kayıt altına aldıkları kültürel hafızayı da yanlarında taşıdılar.
Anadolu böylece insanlığın kesintisiz yaşadığı ender coğrafyalardan biri hâline geldi.
Dağlarla çevrili plato yapısı, verimli vadileri ve ılıman iklimi sayesinde insan burada yalnızca barınmadı; düşündü, üretti, kaydetti.
Yeraltı şehirleri, mağara duvarlarına kazınan işaretler ve taş üzerindeki damgalar; bu büyük belleğin bugüne ulaşan sessiz tanıklarıdır.
Bu nedenle Anadolu, yalnızca bir yerleşim alanı değil; insanlığın hafıza kasasıdır.
1.1– Yeraltı Belleği
Kapadokya’daki Derinkuyu, Kaymaklı, Mazı ve Özkonak yeraltı şehirleri, 20 bin kişilik nüfuslara barınak oldu.
İklim felaketlerinden, istilalardan, tehlikelerden korunmak için kazılan bu şehirler, insanın doğaya karşı verdiği ilk örgütlü cevaplardandır.
1.2– Büyük Tufanlar ve Belleğin Sıfırlanışı
11.700 yıl önce buzullar çözülüp denizler yükseldiğinde, bütün dünyada “büyük su” mitleri oluştu.
Nuh, Utnapiştim, Deukalion hikâyeleri, aynı jeolojik hafızayı farklı dillerde anlatır.
1.3– Göbeklitepe: Buzdan Doğan Uygarlık
12 bin yıl önceki Göbeklitepe ve Karahantepe taşları, ilk bilinçli sembol dizilimleridir.
Kabartmalardaki tilki, akrep, turna motifleri birer kavram damgasıdır; yazının öncesi dil mühendisliğidir.
1.4– Anadolu: İnsanlığın Kod Laboratuvarı
Anadolu bir köprü değil; bir başlangıçtır.
Türkçenin eklemeli, ritmik yapısı da bu coğrafyanın doğasına uygundur.
“Anadolu, insanlığın belleğini yeniden yazan bir laboratuvardır.”[12]
Yani kısacası hep çocukluğumuzda izlediğimiz çizgi filmdeki Fred Çakmaktaş vesilesiyle ilk defa kulak aşinası olduğumuz, öğrencilik yıllarımızda da tarih derslerinde gördüğümüz Taş Devri ve mağaralarda yaşayan insanlar gerçeği belleğimize kazınmışken, o dönemlerde yaşayan insanları taş devrinde, mağaralarda yaşıyor sanırken, 12 bin yıl öncesinin Göbeklitepe insanları bir araya gelip, muhteşem bir eser ortaya çıkarmışlardı. Sanıldığının çok ötesindeki yaşam alışkanlıkları, estetik değerleri, inançları ve ritüelleri sayesinde kutsal bir alan olarak kabul edilen Göbeklitepe ortaya çıkmıştı. 12 bin yıl önce bu anıtlar inşa edilirken, Göbeklitepe çevresi çok zengin topraklara sahipti. Yemyeşil bir bitki örtüsü, çok çeşitli yabani hayvan sürüleri, dalları yüklü yabani meyve ağaçları… Ve insanlar “cenneti” andıran bu pastoral zenginlik içinde, çevrelerinde olan şeyleri dikili taşlara resmettiler.

Göbeklitepe’de taşların üzerine oyulmuş turna, leylek gibi çeşitli kuş türleri; tilki, boğa, yaban koyunu, örümcek, yılan gibi hayvan figürleri ve insan betimlemeleri oldukça gelişmiş bir mimari anlayışa ve tekniğe işaret ediyor.[13]
İşte böylesine muhteşem bir yaşam havzası olan Göbeklitepe’deki T biçimli taşlar, yılan, boğa, tilki, turna ve akbaba gibi hayvan kabartmalarıyla süslenmiştir; bu, hayvan sembolizminin ve totemik bilincin erken bir biçimini yansıtır. Arkeolojik ikonografi, bu figürlerin bereket, koruma ve yenilenme gibi kavramlarla bağlantılı olduğunu gösterir. Örneğin, yılan motifleri, ölüm ve yeniden doğuş döngüsünü; boğa figürleri, tarımsal bereketi; turnalar ise mevsimsel göçleri simgeler. Kazılarda bulunan 100.000’den fazla hayvan kemiği, özellikle yabani geyik ve ceylan, ritüel ziyafetlerde kurban edildiğini doğrular.
Hayvan sembolizmi, totemik bilinçle iç içedir; topluluklar, hayvanları atalar veya doğa ruhlarıyla ilişkilendirdi. Göbeklitepe’deki antropomorfik sütunlar, insan-hayvan karışımı figürlerle süslenmiş olup, totemik inançların insan-doğa birliğini vurguladığını gösterir. Bu semboller, Çatalhöyük’teki boğa başı motifleri ve Tell es-Sawwan’daki bereket heykelcikleriyle bağlantılıdır; hepsi, doğa kültlerinin kozmik düzenin bir parçası olduğunu yansıtır. Hayvan sembolizmi, toplulukların çevresel döngülerle manevi bağını güçlendirdi ve ritüel mimarisinin anlamını derinleştirdi.[14]
Daha da önemlisi sembolize edilen hayvan figürleri, toplulukların çevresel döngülerle manevi bağını güçlendirdiği gibi belleğini de bir mühür gibi vurmasını sağladı. Damgalar da bu şekilde ortaya çıktı.
2.BÖLÜM – DAMGALARIN YOLCULUĞU: TAŞTAN BELLEĞE, BELLEKTEN YAZIYA
2.1 – Damgaların Doğuşu: Taş Üzerindeki Dil
İnsanlık belleğini önce mağara duvarlarına, sonra taşlara kazıdı. Bu kazıların amacı yalnızca süsleme değil, bilgi aktarmaktı. Her çizgi, her işaret bir kavramı, bir düşünceyi temsil ediyordu. Anadolu’nun taş yüzeylerinde görülen bu işaretler, Sibirya’daki, Altay’daki, Orhun’daki damgalarla şaşırtıcı benzerlikler taşır.

Bu benzerlik bir tesadüf değil; ortak bir belleğin coğrafi yayılımıdır.
Kazım Mirşan’ın da vurguladığı gibi, bu işaretler bir “ön dilin” -yani Prototürkçenin- görsel ifadesidir. Onlar, sözün taş üzerindeki yankısıdır.
2.2 – Damga Birimi: Şekil, Ses ve Anlam Üçgeni

Damgalar yalnızca semboller değildir; birer anlam birimi, yani dilin matematiksel hücreleridir.
Bir daire “bütünlüğü”, bir haç “gökyüzünü”, bir üçgen “yön” veya “soy”u, bir yatay çizgi “yolu” temsil eder.
Bu işaretlerin her biri, dilin kök yapısına karşılık gelir.
Türkçedeki “ev”, “el”, “ok”, “su” gibi tek heceli kelimeler aynı kökten, aynı damga sisteminden türemiştir.
Yani her kelime, bir damganın seslenmiş hâlidir.
Bu yüzden Türkçede kelimeler doğrudan nesneyle ilişkilidir; soyutlama, doğanın içinden türetilmiştir.
2.3 – Göbeklitepe ve Karahantepe: Taşta Kodlanan Anlam
Göbeklitepe taşlarındaki kabartmaların yalnızca dini semboller olduğu görüşü bugün artık tartışmalıdır. Motiflerin dizilimi, yönleri ve tekrar oranları birer sözdizimsel kodlama gibi davranır. Bir sütun “gök”ü, diğeri “yer”i temsil eder. Aralarındaki bağlantı çizgileri bir “iletişim” veya “döngü” düzenini gösterir. Yani bu taşlar, ilk veri tabanlarıdır.

Kazım Mirşan bu durumu “taş yazı” olarak tanımlar:
Sembol + yön + tekrar = anlam
Tıpkı günümüz dilbiliminde morfem + sentaks + semantik ilişkisi gibi.
Yani taşta kurulan sistem, sözde yaşayan matematiğin ilk hâlidir.
2.4 – Damgadan Yazıya, Yazıdan Koda
Zamanla damgalar dizildi; dizilimden yazı, yazıdan matematik, matematikten algoritma doğdu.[15]
Bugün kullandığımız bilgisayar dilleri, binlerce yıl önceki bu sistemin dijital izdüşümüdür.
Nasıl ki bir “ek” Türkçe’de anlamı değiştiriyorsa, bir “komut satırı” da programda davranışı değiştirir.
Türkçedeki “gel” kökü:
- geliyor → şu anda hareket ediyor
- gelecek → gelecekte hareket edecek
- gelmişti → geçmişte tamamlanan hareket
Bu ekleme mantığı, doğrudan doğal kodlamadır.

Yani Türkçe, insan beyninin ürettiği ilk algoritmik dil modelidir.
“Bugünün dijital zekâsı, geçmişin taş zekâsından doğdu.”[16]
Gelgelelim kaya resimlerinin zaman içerisinde sistematik bir hal alarak runik Türk alfabesine dönüştüğü genel olarak kabul edilmektedir.[17]
Ayrıca kaya resimlerinin harfe kadar geçirdiği evrelere paralel olarak damgalar da şekillenmiş ve anlam kazanmıştır.[18]
2.5– Anadolu’dan Dünyaya: Küresel Damga Ağı
Anadolu’dan yayılan damgalar, göç yollarıyla birlikte kıtaları birbirine bağladı:
- Sibirya kaya resimleri,
- Etrüsk yazıtları,
- Amerika’daki petroglifler,
- Çin’in Şensi bölgesindeki çizgisel semboller…
Hepsi aynı kök dizilimini taşır: güneş, ay, yön, su, insan, dağ.
Bu ortaklık tek bir belleğin farklı lehçeleri gibidir.
Tıpkı Türkçenin lehçeleri gibi: Azerbaycan, Kazak, Kırgız, Türkmen Türkçesi…
Farklı sesler ama aynı öz.
Bu nedenle “damga”, yalnızca tarih öncesi bir işaret değil; dünyanın ortak hafıza dilidir.
2.6 – Damgaların Günümüzle Buluşması
Bugün markalar, devlet armaları ve teknoloji simgeleri hâlâ damga mantığıyla üretiliyor.
Bir Apple logosu, bir Nike işareti, bir QR kodu bile eski damgaların basitleştirilmiş modern torunlarıdır.
İnsanlık, taşta kazıdığı sembolleri şimdi ekrana kodluyor.
Ama mantık aynı: az işaretle çok anlam.
2.7 – Damga, Bellek, Dil: Üçlü Bütünlük
Damga, belleğin formu; bellek, dilin özü;
Dil ise insanın varlık nedenidir. Damgalar taşta kalmadı, dile dönüştü; dil de yeniden taşa, metale, dijitale kazınıyor. Bu döngü, insanlık belleğinin sürekliliğidir.
“Bir damga, bir kelime, bir kod… Hepsi aynı kaynaktan doğar.”[19]
Ve Türkçe’nin ortaya çıkışı da insanların taşa kazarak yaptığı damgalarla olmuştur. Türk boyları arasında tanımlayıcı işaretler olarak kullanılan damgalar, bir iletişim aracı olmasının yanısıra, soyut, sembolik, saf bir anlatım dili özelliği taşırlar.
Elimizdeki tarihi verilerden ve taş, kaya, duvar gibi maddi kültür örneklerinden anlaşıldığı gibi, Türklerin, Yenisey ve Orhun yazıtlarında kullandıkları alfabeden çok önceleri, damgaları kullandıkları bilinmektedir.
Türk kültüründe damga, im, en adı altında anılan maddi kültür unsurları tarihöncesi çağlardan günümüze kadar süregelmektedir. Damgalar taş-kaya, ağaç, deri, dokuma, halı kilim, hayvanlar, süs eşyaları, maden sanatı, çanak-çömlek, mimari yapılar, bayrak ve tuğlar, giyim-kuşam, silahlar, zırhlar, mezar taşları vs. gibi çok geniş kullanım alanlarında silinmez izler bırakmıştır.[20]
Elbette sadece Türklerin kullandığı Yenisey ve Orhun Yazıtları değil, Sümer çivi yazısı ve Mısır hiyeroglifleri gibi erken yazı sistemleri de kâh kayıt tutmak için, kâh emir vermek ve düzen kurmak için kullanılmıştır.
Özellikle Orhun Yazıtları’nda görülen yapı dikkat çekicidir:
- özne nettir
- fiil emredicidir
- anlam doğrudandır
Bu durum, programlama dillerinin temel felsefesiyle birebir örtüşür:
“Ne yapılacaksa, açıkça söyle.”
Ve taşlara kazınan damgalarla ortaya çıkan Türkçe, tarih boyunca hem sözlü ve yazılı kaynakların dili olmuş, hem de bilimin dili olmuştur.
Evet, Türkçe, dünyanın sözlü ve yazılı kaynakları bilinen en eski dillerinden biridir. (Süleyman ERATALAY, Sümerce ile Türkçe’nin Biçimbilimsel ve Sözdizimsel Açıdan İncelenmesi, Doktora Tezi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 2014)
MÖ yaklaşık 3200’lerde çivi yazısını bularak insanlığın ilerlemesinde önemli bir yere sahip olan Sümerlilerin dili olan Sümerce ile Türkçe arasında önemli sayıda kelime benzerliği ve gramer ortaklığı bulunduğu aşikardır ki,[21] Gürkan GÖKÇEK ve Oğuzhan ABACI’nın Sümer ve Türk Dilleri Arasındaki Söz Dizimi ve Bazı Eklerin Benzerlikleri Üzerine Bir Değerlendirme başlıklı çalışmaları bunun kanıtlarıdır.[22] Hakeza Süleyman ERATALAY, Sümerce ile Türkçe’nin biçimbilimsel ve sözdizimsel açıdan incelenmesi başlıklı bir doktora tezi hazırlamıştır.[23]
Yine Ahmet Bican Ercilasun da karşıt görüşlü bilim adamlarının görüşlerini de ifade ederek MÖ 7. yüzyılda büyük bir güç hâline gelen ve Filistin’e kadar ulaşan Saka’ların, Türklerin atası olduğunu söyler. Böylece Türklerin Sakalarla da ilişkisi kurulur.[24]
Diğer yandan Türkçe, sözlü ve yazılı kaynakları bilinen köklü bir dil olmasıyla birlikte yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bilimin dili olarak da ön plana çıkmıştır.
Evet, Türkçe bilimin dilidir diyoruz çünkü şayet herhangi bir dilde yazılmış bir romanın Türkçeye çevirisi yapılabiliyorsa, felsefe eserleri Türkçeye çevrilebiliyorsa, Türk yazarlarının eserleri yabancı dillere çevrilebiliyorsa; Türkçe bir kültür, sanat ve edebiyat dilidir. Bilim eserlerinin yazılabildiği, çevrilebildiği, yeni terimlerin türetilebildiği ve her aşamada öğretimin yapılabildiği Türkçe, bir bilim dilidir. Türkçenin bilim dili olmadığı, olamayacağı konusundaki sözler bir iddiadan öte gidemez.[25]
Bunlara ek olarak zaten tarihsel serencama bakıldığında, bu dili konuşan insanların binlerce yıllık geçmişlerinde yüzü aşkın devlet kurduğu; fen, sosyal ve sağlık bilimlerine pek çok katkıda bulunduğu görülür. Dolayısıyla Türk dili için bilim, yabancı bir konu değildir.[26]
Bilimsel daireye bu denli yakın olan bir Türkçe’nin bu özelliğinin altında yatan sırlardan en önemlisi hiç şüphe yoktur ki eklemeli bir dil olmasıdır. Evet, Türkçe eklemeli bir dildir. Dolayısıyla her farklı cisim durum ya da herhangi bir şey için yeni bir kelime bulmak gerekmez, kolaylıkla kelime üretilebilir. Çünkü eklemeli bir dil olduğu için her durumu ifade eden bir ek vardır. Dolayısıyla akılcı olan, matematiksel olan, mantıklı olan da budur.[27]
Türkçenin Matematiksel Boyutu
Türkçe yapısı bakımından sondan eklemeli ve sözcük türetmeli bir dildir. Temel özelliği kök sözcük bir veya birden fazla heceye sahip kelimelere çeşitli ekler getirilerek yeni kelimeler türetilmesidir. (Kök+Ek, Kök+Kök gibi) Bu ekleme esnasında köklerde herhangi bir değişiklik olmaz. Ayrıca ekler bazı dillerde kelimenin başına, bazı dillerde ise sonuna gelebilir. Türkçede meşhur “göz” örneği: göz, göz-lük, göz-lük-çü, göz-lük-çü-lük gibi. Yine bu özellik gereği yeni sözcükler türetmek mümkündür. (Bilgi+Sayar= Bilgisayar gibi) Yine Türkçe; az sözcük ile çok şey anlatabilen matematiksel bir dildir! Türkçe dinamik anlamlandırmaya dayalıdır. Türkçede anlamları sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle içindeki konumları belirler. Türkçenin bu yapısı ile ilgili Dünyaca Ünlü Oxford Üniversitesinin En Gözde Doğu Dilleri Uzmanı, Alman Asıllı Max Müller:
“Türk dilini incelerken insan zekasının dilde başardığı büyük mucizeyi görürüz.” demiştir.
Yine Müller Türkçe için şunları ifade etmektedir.
“Türkçe öyle düzenli, öyle uyumludur ki, insanda bir seçkin bilginler kurulunun yaratımıymış izlenimi uyandırıyor… Hiçbir kurul böylesine güzel bir dil yaratamazdı.”[28]
Bu arada matematik demişken, bu bilim dalının Antik Çağ’da yalnızca sayı bilimi değil; aynı zamanda düşüncenin dili hâline geldiğini söylemek hiç zor olmayacaktır. El-Harezmi’nin “el-cebr” çalışmaları, bugünkü algoritma kavramının temelini oluşturur. Zaten “algoritma” kelimesi de onun adından türemiştir.
Bu aşamada insan, ilk kez bir problemi, adım adım çözülebilir hâle getirmeyi başarmıştır.
Bu da modern programlamanın kalbidir.
Öte yandan zaten baktığımızda dilin yapısında matematiği barındırdığını görebiliriz. Doğal olarak herhangi bir dili konuşabilen herkes aynı zamanda birer matematikçidir. Türkçe matematiksel yapısı güçlü bir dildir. Bu tezimizi birçok örnekle açıklayabiliriz. Örneğin Türkçede konuşulanların paranteze alınmasıyla matematikte “ortak paranteze alma” bize Türkçenin matematik ile ilişkisini göstermektedir. Yine Türkçe dil bilgisinde sayı sıfatları ve nicelik zarflarını bulurken de Türkçede matematiksel bir düşüncenin varlığını hissederiz.
Elbette matematik yapmaya sayılarla başlarız. Oysa matematik, sayılar dışında birçok konuyu da incelemektedir. Örneğin küme kavramını çok erken yaşlardan itibaren öğrenmeye başlarız.
Türkçede sözcüklerin kümelenmesi ile matematikteki kümelerin de birbiriyle bağlantısını görmemiz mümkündür.
Türkçede yine önemli bir konu olan cümlenin ögeleri ile cümleyi özne, yüklem, nesne ve tümleçlere ayırırız. Özne ve yüklem cümlenin temel ögeleri olurken diğerleri de yardımcı ögeler olmaktadır. Matematikte de buna benzer şekilde sayılar, kümeler kategorize edilir, bilinenler bir tarafa, bilinmeyenler bir tarafa atılarak, denklemi kurarak soruları çözeriz.
Gizli özne ile bilinmeyen olarak “x” adını verdiğimiz sembol aslında aynı mantık ile karşımıza çıkmaktadır.[29]
3.BÖLÜM – TÜRKÇENİN MATEMATİĞİ: DOĞAL KODLAMA DİLİ
3.1 – Dilin Matematiği: Kökten Eke, Anlamdan Yapıya
Dil, düşüncenin mimarisidir.
Her dil, kendine özgü bir matematik taşır; ama Türkçe, bu matematiği en saf biçimde koruyan dillerden biridir.
Türkçede kelime, bir kök üzerine eklenen anlam katmanlarıyla gelişir.
Bu, doğanın işleyişine benzer bir düzen kurar:
çekirdek → gövde → dal → yaprak → meyve
Örneğin gel kökü “hareket etmek” anlamındadır.
Ekler eklendikçe anlam genişler:
- geliyor → şu anda hareket ediyor
- gelecek → gelecekte hareket edecek
- gelmiştik → geçmişte tamamlanan hareket
Bu sistematik yapı, dilin kendi içinde çalışan bir algoritmadır.
Her ek bir kod, her kök bir değişkendir.[30]

Fotoğraf: Türkçenin yapısal mantığı ile algoritmik/dijital düşünce arasındaki ilişki[31]
Matematikteki “fonksiyon dizilimi” mantığı burada doğal biçimde işler.
“Türkçe, düşüncenin formül hâline gelmiş biçimidir.”[32]
Öte yandan zaten Türkçe’nin matematiksel boyutu medar-ı iftiharımız olan merhum bilim insanı Oktay Sinanoğlu tarafından ortaya konmamış mıydı? Hep beraber Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’na kulak verelim:
“Türk dilinin yapısı matematik. Dünya üzerinde böyle bir dil daha yok. Türkçe, matematik gibi bir dil. Bunu ben değil, Alman dilbilimciler söylüyor. Sanki birtakım matematikçiler oturmuşlar, şöyle matematiksel yapısı olan, kuralı düzgün bir dil icat edelim diyerek Türkçeyi bulmuşlar. Halbuki bu dil en az 10 bin senelik. Şimdi iddia ediyorum ki, eğer Türkçe bilim yapar, yanımıza da bilgisayar teknolojisinin inanılmaz imkánlarını alırsak, matematik gibi olan bu dille harikalar yaratırız.”[33]
Bu arada Türkçe’nin matematiksel ve bilimsel yönüne değinmişken Türkçe’nin algoritmaları meselesini de ele almadan geçmek olmayacaktır.
Öyle ki bilgisayarlı dilbilim ve elektronik sözlükçülük günümüz teknolojilerinin çok hızla geliştiği ve yaygın olarak kullanılır hale geldiği bu günlerde daha büyük önem taşımaktadır. Bilgisayarlı dilbilimin ve elektronik sözlükçülüğün gelişmesi ve sadece veri olmaktan çıkıp işlenebilir bir duruma gelmesi/getirilmesi kaçınılmazdır.
Bir dilin zamanın ihtiyaçlarına ayak uydurması, tüm teknolojik ortamlarda verimli bir şekilde kullanılması, hem dilbilimciler hem de dili normal olarak kullananlar için faydalı olması düşünüldüğünde takip edilecek olan yolun 3 aşaması vardır.
- Sözcük veritabanının oluşturulması (Dilin sözvarlığının yapısal, anlamsal, alansal, işlevsel ve tür veritabanının hazırlanması)
- Dilin kurallarının algoritmalarının ve akış diyagramlarının oluşturulması
- Programlamasının yapılması
Sözcük veritabanı oluşturulurken sözcüklerin tüm özellikleri dikkate alınmalı bu çerçevede mümkün olduğu kadar kapsamlı bir veritabanı oluşturulmalıdır.
Dilin kurallarının algoritması ve akış diyagramları dile hâkim olan dilbilimcilerin ortak çalışmaları ile ortaya konmalıdır. Bir dilin söz varlığının verimli bir şekilde kullanılması ortaya konacak olan algoritmalar sayesinde olacaktır. Algoritması oluşturulmayan bir dilin sözcük veritabanının verimli olarak kullanılması mümkün olmamaktadır ve dilbilimsel açıdan da hiçbir değeri yoktur.
Sözcük veritabanı ve algoritması hazırlanan bir dil artık ihtiyaçlara cevap verebilecek bir yapıya sahip demektir. Geriye kalan tek işlem programlamadır. Programlama ise algoritmaların kodlara dökülmesi demektir. Programlama işlemi esnasında bilgisayarcılardan, programlama alanında çok iyi olan kişilerden yardım almak gerekmektedir. Ya da dile hâkim olan bir kişinin programlama bilgisini geliştirmesi gerekmektedir. Eğer bir kişi hem dili ve dilin kurallarını çok iyi bir şekilde biliyorsa ve ayrıca programlama bilgisine de sahipse ihtiyaçlar çerçevesinde istediği gibi programlar ortaya koyabilir.
Algoritmalar oluşturulurken bütünden parçaya gidilebileceği gibi parçadan bütüne de gidilebilmektedir.[34]
Bence bu adımları Türkçe’mizin âli menfaatleri açısından atmalıyız, aksi takdirde Türkçe’miz daha da ilerleme kaydedemeyeceği gibi, dün bir bilim dili olan ve sahip çıkılmadığı için bugün ölü sayılan Lâtince’nin akıbeti gibi bir akibetle karşılaşma tehlikesiyle yüz yüze olacaktır.
Okunduğu gibi yazılan ya da yazıldığı gibi okunan, grameri kolay ve mantıklı, alfabesinde kafa karıştıran harfleri olmayan bir dil olduğu kadar desimal sisteme de en mantıklı uyum sağlayan dil olan Türkçe’mizin bu özelliğine şu dizilimle bir örnek verelim:
Bir, iki,… dokuz; on, on bir, on iki,…; on dokuz;… doksan, doksan bir, doksan iki,… doksan dokuz,… Bu uyumlu sayma ve dil sistemi örneğine bir eş daha bulamayız. Bu husus ABD’de son yıllarda en çok satılan Being Digital isimli kitapta teyit edilmekte ve Türkçe, uluslararası bilgisayar için en uygun dil olarak tanımlanmaktadır.[35]
Bütün bunlara ek olarak Türkçe, güçlü bir dil oluşunu borçlu olduğu eklemeli (agglutinatif) yapı sayesinde anlamı, kök + ekler ile sistemli biçimde kurulur. Bu, programlamadaki fonksiyonlar, nesneler, durumlar (state), zincirleme işlemler mantığıyla çok uyumludur.
Bir örnek verecek olursak “hesapla + -tır + -ıl + -abil + -ecek” şeklindeki bu yapı, bir DSL (domain-specific language) için olağanüstü temiz bir semantik sunar.
Bundan ötürü de istense Türkçe ile nice başarılı programlama dilleri var edilebilir.
Öte yandan hayati denebilecek özelliği yazılımcının bir algoritmayı ifade etmek amacıyla, bir bilgisayara ne yapmasını istediğini anlatmasının tektipleştirilmiş yolu olması olan programlama dili, yazılımcının bilgisayara hangi veri üzerinde işlem yapacağını, verinin nasıl depolanıp iletileceğini, hangi koşullarda hangi işlemlerin yapılacağını tam olarak anlatmasını sağlar. Bir başka deyişle programlama dillerini günlük hayatta kullandığımız dillere benzetmekte mümkündür. Tek farkı programlama dillerini makinelere belli iş parçacıklarını yaptırmak için kullanıyor olmamızdır. Programlama dilleri, programlamaya belli yaklaşımları ifade ederler. Programlama dilleri de günümüzdeki birçok dil gibi birbirinden etkilenmek sureti ile gelişimini sürdürmektedir.
Her yeni programlama dili bazen devrim niteliğinde bazen de ilerleme anlamında yepyeni özellikler getirmiş, karmaşık olan yazılım geliştirme projelerinin yine karmaşık olan programlama faaliyetlerini daha basit ve üretken yapma konusunda iddialara sahip olmuşlardır.
Şu ana kadar 2500’den fazla programlama dili yapılmıştır.[36]
Bu arada algoritma demişken şu hususa değinmeden geçmek olmayacaktır:
Dijital Çağın Yeni Dili: Algoritmaların Hâkimiyeti
21. yüzyılın dili artık yalnızca söz değildir; veridir.
Sözcükler yalnızca anlam taşımıyor, aynı zamanda algoritmaların gıdası hâline geliyor.
Her kelime, her cümle bir veri setinin parçası olarak işleniyor; dijital zekâ, bu verilerden anlam üretmeyi öğreniyor.[37]
Algoritmadaki durum böyle iken şimdi algoritmaya bir de programlama dilinin perspektifinden bakalım;
PROGRAMLAMA DİLİNDE ALGORİTMA
Akış Çizgesi Nedir?
Bir algoritmanın daha görsel gösterimidir. Çizgiler, Dörtgen, daire vb. geometrik şekillerle algoritmanın gösterilmesini sağlar. Doğal dille yazılmadığı için daha formal olduğu düşünülebilir.
Bir bilgisayar programı aslında sıra düzensel olarak tanımlanmış bir dizi komuttan başka bir şey değildir. Bu açıdan bizim yazmaya çalışacağımız programda bir dizi komut yani eylem topluluğudur. Her programda bu eylemler yazıldıkları sırada gerçekleştirilir veya çalıştırılırlar. Aslında bizim günlük hayattaki yaşantı tarzımız dahi düzenli olarak birtakım işlemlerin sıra ile yapılması şeklindedir. Yani bir iş yapabilmek için bir takım alt iş veya olayları peş peşe gerçekleştiririz.
Algoritmanın tanımını daha önce vermiştik burada bu tanımı tekrar etmek faydalı olacaktır.
Bir sorunu çözebilmek için gerekli olan sıralı mantıksal adımların tümüne algoritma denir. Bir algoritmadan beklenen birtakım özellikler olduğunu da yine daha önceki tanımlar bölümünde bahsetmiştik. Biz şimdi mümkün olduğu kadar bu tanım ve özelliklerden yola çıkarak örneklerle birkaç algoritma vermeye çalışacağız.
Öncelikle bir ev hanımının pasta yapmak istediğini varsayalım. Bu pastanın yapılabilmesi için gerekli birtakım işlemler ve alt adımlar bellidir. Bir ev hanımı da sıra ile bu adımları uygulayarak bu pastayı yapar. Şöyle ki:
- Pastanın yapımı için gerekli malzemeleri hazırla
- Yağı bir kaba koy
- Şekeri aynı kaba yağın üzerine koy
- Yağ ve şekeri çırp
- Karışımın üzerine yumurtayı kır
- Tekrar çırp
- “Kıvama geldi mi” diye kontrol et
- a. Kıvamlı ise 9. adıma devam et
- Değilse 6. adıma dön.
- Karışıma un koy
- Karışıma vanilya, kabartma tozu vb. koy
- Karışımı Kıvama gelinceye kadar çırp
- Pastayı Kek kalıbına koy
- Yeteri kadar ısınan fırına pastayı koy
- Pişti mi diye kontrol et
- a. Pişmiş ise 16. adıma devam et
- Değilse 14. adıma dön
- Keki fırından çıkart
- Fırını kapat
- Kekin soğumasını bekle
- Keki servis edebilirsin.
Bu algoritma günlük hayattan bir örnek. Gerçekte biz her işimizi algoritmik olarak yaparız, ancak bunu farkına varmayız. Yukarıdaki algoritmayı inceleyecek olursak, bir kekin yapılması için gerekli tüm adımlar sıra ile yer almış durumda. Gerçi algoritma anlatacağımız konuların daha iyi anlaşılabilmesi için biraz farklı ele alınmıştır ama gerçek bir Pasta yapım aşamasını içerir. Bu algoritma ve diğer tüm algoritmalar için bilmemiz gereken bazı konular bulunmaktadır:
Her adım son derece belirleyici olmalıdır. Hiçbir şey şansa bağlı olmamalıdır.
Belirli bir sayıda adım sonunda algoritma sonlanmalıdır.
Algoritmalar karşılaşılabilecek tüm ihtimalleri ele alabilecek kadar genel olmalıdır.
Algoritmada algoritmanın genel işleyişini etkileyebilecek hiçbir belirsizlik olmamalıdır. (Bu örnekte öyle bir belirsizlik var. Bir fırının yeteri kadar ısına bilmesi hangi koşula bağlıdır, bu fırın ne zaman açılmış olmalıdır ve kaç dereceye ayarlanmış olmalıdır gibi…)
Algoritmada bazı adımlar yer değiştirebilir. Ancak birçok adımın kesinlikle yer değiştiremeyeceğini bilmeliyiz. Yanlış sıradaki adımlar algoritmanın yanlış çalışmasına neden olacaktır. (9 ve 10. adım değiştirilebilir. 2-3. adımlar yer değiştirebilir.) Ancak 13-16. adımlar kesinlikle yer değiştiremezler. Peki Bilgisayarda çözülecek bir sorunu nasıl algoritma ile ifade ederiz? Bunun için öncelikle bir sorun tanımlayalım. Başlangıçta basit olması için şöyle bir problem üzerinde düşünelim:
Bilgisayara verilecek iki sayıyı toplayıp sonucu ekrana yazacak bir program için algoritma geliştirmek isteyelim. Sorun son derece basit ancak sistem tasarımının net yapılabilmesi için sorun hakkında anlaşılamayan tüm belirsiz noktalar açıklığa kavuşturulmalıdır. Örneğin sayılar bilgisayara nereden verilecek, Klavye, Dosya veya belki başka bir ortam. Bu ve buna benzer soru ve tereddütleriniz varsa sorun sahibine bunları sormalı ve sistem analizi yapmalısınız.
Sonra bulacağımız çözümü algoritma haline dönüştürebiliriz.
- BAŞLA
- A sayısını oku
- B sayısını oku
- TOPLAM=A + B işlemini yap
- TOPLAM değerini ekrana yaz
- SON
Biraz daha bir sorun şöyle olsun: Klavyeden girilecek iki sayıdan büyük olanından küçük olanını çıkarıp sonucu ekrana yazacak program için bir algoritma geliştiriniz.
- BAŞLA
- A sayısını oku
- B sayısını oku
- Eğer A büyüktür B SONUC=A-B
Değilse SONUC=B-A
- SONUC değerini ekrana yaz
- SON
Bu algoritmalar oldukça basit algoritmalar olup algoritma kavramının yerleşmesini sağlayan örneklerdir. Bütün bunların dışında algoritmaların yazılım geliştirme konusunda da önemli görevi vardır. Aşağıdaki sıralamada bu önem sanırım daha iyi ortaya çıkacaktır.
Yazılım Geliştirme
Yazılım Geliştirilirken Bir Programcı ve Yazılım Gurubunun takip edeceği adımlar şu şekildedir.

Bu çizgeden anlaşılacağı gibi adımlardan birinde bir sorunla karşılaşılırsa bu sorunu çözebilmek için bir önceki adıma geri dönmek gerekecektir. Bu geri dönüş bazen birkaç adım olabilir.
Sistem Analizi: Sorunun çözülebilmesi için tamamen anlaşılmasını sağlayan çalışmalardır.
Tasarım: İsteklerle ilgili olarak belirlenen birtakım çözümlerin tanımlanmasıdır.
Programlama Stili:
Algoritma: Çözümün adımlarla ifade edilmesidir.
Akış Çizgesi: Algoritmanın şekillerle ifade edilmesidir.
Programlama Dili Seçimi: Çözümün netleşmesinden sonra yapılacak işlemleri kolay bir şekilde bilgisayar ortamına aktaracak dilin seçilmesidir. Önemli olan bu dilin özelliklerinin programcı tarafından iyi bilinmesidir.
Programın Yazılması: Seçilen Programlama dilinin kuralları kullanılarak program yazılmaya başlanır. Bu amaçla çoğunlukla sade bir metin editörü kullanılır. Bazı durumlarda Syntax highlighting denilen bir özelliğe sahip olan daha akıllı editörler de kullanılabilir.
Bazen de editör ile Programlama dilinin derleyicisinin, bağlayıcısının hatta hata ayıklayıcısının iç içe bulunduğu IDE (Integrated Development Environment) denilen türde derleyiciler kullanılır.
Derleme: Programlama Dili ile yazılmış programın yazım hatalarının olup olmadığının kontrol edilmesini ve ara kod olarak Obje kodun üretilmesini sağlama adımıdır.
Bağlama: Derlenmiş ara kod diğer kütüphane ve parça programlarla birleştirilerek Makine dilinde programın oluşturulması adımıdır. Ancak bazı IDE ortamlarda ve derleyicilerde Derleme ve Bağlama bir bütündür ve beraberce halledilirler. Programcının ayrıca bir bağlama işlemi yapması gerekmez.
Çalıştırma: Oluşturulan Makine dili Programının çalıştırılması adımıdır. Yukarıdaki adımların hepsi yolunda gittiyse program sorunsuz olarak çalışabilmelidir.
Test: Programın Mantıksal olarak test edilmesini sağlar ve içerik olarak her ihtimal için doğru sonuçlar üretip üretmediğini kontrol etmenizi sağlar.
Yaşam Döngüsünün Sağlanması: Yukarıdaki Akış Çizgesi dikkat edilirse aslında bir döngüdür. Hatta test aşamasında sorun çıkmazsa bile Sorunun tanımında yani ihtiyaçlarda bazı değişiklikler olursa adımlar baştan aşağı tekrar incelenmek zorunda kalınır. Bu çizgiye bir Yazılımın Yaşam Döngüsü de denilebilir. Bu çizimde Yazılımın Bakım süreci göz önüne alınmamıştır.

Örnek 1’den 100’e kadar olan sayıların toplamını veren algoritma.
- Toplam T, sayılar da i diye çağırılsın.
- Başlangıçta T’nin değeri 0 ve i’nin değeri 1 olsun.
- i’nin değerini T’ye ekle.
- i’nin değerini 1 arttır.
- Eğer i’nin değeri 100’den büyük değil ise 3. adıma git.
- T’nin değerini yaz.
Algoritmaların yazım dili değişik olabilir. Günlük konuşma diline yakın bir dil olabileceği gibi simgelere dayalı da olabilir. Akis seması eskiden beri kullanıla gelen bir yapıdır.
Algoritmayı yazarken farklı anlamlar taşıyan değişik şekildeki kutulardan yararlanılır. Yine ayni amaç için kullanılan programlama diline yakın bir (sözde kod = pseudo code) dil, bu kendimize özgü de olabilir, kullanılabilir.[38]
Öte yandan günümüze kadar yaklaşık 2500 adet programlama dilinin kullanılmış/geliştirilmiş olduğu gerçeğini de belirtmekte büyük fayda vardır.
Problemleri bilgisayar kullanarak çözmek için, problemleri bilgisayarın anlayacağı formatta sunmak gerekir. Bunun için programlama dillerinden yararlanılır.
Programlama dilleri, bilgisayarın derinliklerine fazla inmeden, 0 ile 1 gibi kavramlarla, çok uğraşmadan, herhangi bir platform için program geliştirmeyi sağlayan bir kodlama şeklidir. Programlama dilleri aynı konuşma dilleri gibidir, kendi yazım şekli ve dilbilgisi yapısı vardır.
Bugünkü Anlamda Programlama Dilleri İçin Milat Sayılan 1800’lü Yıllar
Bugünkü anlamda programlama dillerinin bilgisayarların donanımsal gelişimine paralel olarak geliştiği aşikâr olup bu bağlamda 1800’ler önemli bir milattır. 1837 yılında İngiliz Profesör Charles Babbage çok amaçlı kullanım için hesaplayıcı bir sıralama komut seti geliştirmiştir. Analytical Engine Order Code olarak açıkladığı bu sistemin çalışmalarını 1871 yılına kadar sürdürmüştür.[39]
Yine Ada Lovelace, 19. yüzyılda yaşayan İngiliz bir bilim insanı, matematikçi ve yazar olarak, ilk bilgisayar programcısı olarak kabul ediliyor. 1815 yılında doğan Lovelace, küçük yaşlardan itibaren matematik, fen ve mantık eğitimi alarak dönemin en parlak matematikçilerinden biri oldu. Makinelere de ilgi duyan Lovelace, 1833 yılında matematikçi Charles Babbage ile tanıştı. Babbage, Fark Motoru isimli bir hesaplama makinesi ve ondan daha karmaşık işlemler yapan Analitik Motor isimli makineleri tasarlamıştı. Lovelace, Analitik Motor’un bir dizi matematiksel işlemi gerçekleştirebildiğini fark etti ve bu makineyi Bernoulli sayılarını üretmek için kullandı. Bu sayıların hesaplanması için yazdığı algoritma tarihteki ilk bilgisayar programı olarak kabul ediliyor.
Trigonometrik fonksiyonların seri açılımlarında ortaya çıkan, matematiğin sayı teorisi ve analiz alanlarında kullanılan Bernoulli sayıları da böylece ilk bilgisayar programının konusu oldu.[40]
Bu şekilde “Dünya’nın İlk Bilgisayar Programcısı” olarak insanlığın önünde saygıyla eğildiği bir şahsiyet olarak tescillenen Ada Lovelace tarafından ortaya konan bu vizyon, günümüzde aktif çalışan milyarlarca işleme de yol gösterici olmaya devam etmektedir.
Bu fikir bugün sadece yazılımın değil, yapay zekânın ve paralel işlem mimarisinin temelini oluşturuyor.
NVIDIA, GPU mimarisinde “Lovelace Architecture” adını kullandı.
Ve elbette ki ChatGPT dahil birçok sistem, onun tanımladığı soyut düşünce biçimiyle çalışıyor.
Her yıl kutlanan Ada Lovelace Day, STEM alanında kadınları desteklemek için dünya çapında etkinliklere sahne oluyor.
1800’lü yıllar, sadece bugünkü anlamda programlama dilleri için değil, aynı zamanda programlanabilir makineler bakımından da bir milat sürecidir. Bu bakımdan 1800’lü yıllar, mekanikten dijitale geçiş sürecinin yaşanması yönüyle önemlidir.
Jacquard dokuma tezgâhı (delikli kartlar) bu sürecin en somut örneğidir.
Gelgelelim 1700’lü yıllarda Pascal ve Leibniz’in hesap makineleri ve ilerleyen yıllarda ortaya çıkarak 1900’lü yıllara mührünü vuracak olan Turing Makinesi de aynı sürecin dolaylı mahsulleridir.
Nitekim 1700’lü yıllarda üretilen Pascal ve Leibniz’in hesap makineleri, 1800’lü yılların Jacquard dokuma tezgâhı (delikli kartlar) ve 1900’lü yılların Turing Makinesi tek bir fikri temel alır:
“Makine, insanın verdiği komutları uygular.”
Bu noktada günümüzde anladığımız şekilde programlama dilleri ete kemiğe bürünmüştür. Assembly, Fortran, C, Java, Python gibi diller; insanla makine arasında bir çevirmen rolü üstlenmiştir.
Elektromekanik Sistemler ve Kodlamanın İlk Hâlleri
1930’larda Herman Hollerith’in delikli kart sistemleri veri işleme konseptini başlatmış olup, bilgisayarlarda kodlama henüz makine dili seviyesindedir.
Birinci Nesil Diller – Makine Dili (1940–1950)
Komutlar tamamen ikili (binary) sayıdan oluşurken her makine dilinin donanıma tamamen bağımlı olması en büyük sorundu.
İkinci Nesil Diller – Assembly (1950’ler)
İkili komutların yerine sembolik ifadeler getirilmesine rağmen donanıma hala bağlılık durumu sürmektedir. Ancak insan tarafından okunabilir hâle gelmiştir.
Üçüncü Nesil Diller – Yüksek Seviyeli Diller (1950–1970)
Modern programlama dillerinin temellerinin atıldığı yıllar olan 1950’li yıllarda 1951 yapımı Regional Assembly Language, 1952 yapımı Autocode, hakeza ilk yüksek seviye dil olan ve kah matematiksel, kah bilimsel hesaplamalar için tasarlanan 1957 yapımı FORTRAN, yine yapay zekâ araştırmalarında kullanılan ilk dil olan ve fonksiyonel programlama yaklaşımının öncüsü olan 1958 yapımı LISP, aynı şekilde iş dünyası ve ticari uygulamalar için oluşturulan ve kah bankacılık kah muhasebe sistemlerinin uzun yıllar temel dili olan 1959 yapımı COBOL, 1962 yapımı APL ve Simula, 1964 yapımı Basic ve PL/I dilleri geliştirilmiştir.
Akabinde ise 1970’de Pascal, 1972’de C, Smalltalk ve Prolog, 1973 ML ve 1978’de SQL geliştiriliyor.
1980’lere dayandığımızda ise artık daha büyük sistemler için uygulamalar geliştirilebilecek programlama dillerinin geliştirilmiş olduğu yıllar oluyor. Nesne Yönetimli Programlama (Object Oriented Programming) gündemde geniş yer almıştır. 1983’te Ada ve C++, 1985’de Eiffel, 1987’de Perl ve 1989’da FL (Function Level) dili geliştirilmiştir.
İnternet’in dünya çapında yaygınlaşması ile birlikte 1990’lı yıllar, internet ile bütünleşmiş, dil içine internetin de katıldığı ve kullanıldığı yıllar olarak anılıyor. 1990’da Haskell ve Python, 1991’de Java, 1993’de Ruby, 1995’de PHP ve Delphi, 2000’de ise C# geliştirilmiştir. Programlama dilleri zaman geçtikçe makine dilinden konuşma diline yakınlaşmıştır.
Ve günümüzde artık LLM’lerin ortaya çıktığını görmekteyiz.
Ayrıca 2010’lardan itibaren teknolojide yaşanan ilerleme ile genel kodlama bilgisinin geliştiğini de unutmamak gerekir.
Bununla birlikte kodlama ve yapay zekâ arasındaki denklem de günümüzde önemli bir yer tutmaktadır zira yapay zekâ, günümüzün bir gerçeği. Hemen hemen birçok sektör, yapay zekanın hızlı gelişimi sayesinde sektörlerinin parçası olabilecek birçok işi entegre etme yolunda ilerliyor. Kodlama da birçok sektör için hayati öneme sahip olup, yapay zekanın entegre edilmeye çalışıldığı alanların başında geliyor. Birçok kodlama uzmanına göre, Yapay zekâ (YZ), yazılım geliştirme süreçlerinde devrim niteliğinde değişiklikler yaratıyor. Kodlama alanında, otomatik kod üretimi, hata tespiti ve test süreçlerinin hızlandırılması gibi birçok yenilikçi uygulama, geliştiricilerin verimliliğini artırıyor. Ancak yapay zekanın kodlama alanında sunduğu bu verimlilik alanın uzmanlarına göre beraberinde bazı riskleri de getiriyor.
Yapay Zekâ Kodlama Verimliliğini Ne Ölçüde Artırıyor?
YZ destekli kodlama araçları, geliştiricilerin üretkenliğini önemli ölçüde artırıyor. Yapay zekâ destekli kodlama araçları özellikle tekrarlayan görevlerde büyük zaman tasarrufu sağlıyor. Böylece, önceden uzun vakit alan bu genel geçer işler yapay zekâ desteği ile tamamlanabildiği için geliştiricilerin daha karmaşık ve yaratıcı işlere odaklanmalarına olanak tanıyor.
Yapay zekanın kodlama süreçlerine entegrasyonu, sadece üretkenliği artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni başlayan geliştiricilerin öğrenme süreçlerini de hızlandırıyor. YZ destekli araçlar, kod örnekleri ve çeşitli öneriler sunarak, geliştiricilerin yeni teknolojilere daha hızlı uyum sağlamalarını sağlıyor. Yapay zekanın kodlama verimliliğini artırması, yazılım geliştirme süreçlerinde daha hızlı prototipleme ve ürün geliştirme imkânı sunuyor.[41]
Ayrıca yapay zekâ ile ilgili şunun da altını çizmeliyiz ki yapay zekâ, çoğu zaman “düşünen makine” olarak tanımlansa da gerçekte veriyi sınıflandırma, olasılık hesaplama ve dil kalıplarını taklit etme fiillerini gerçekleştirmektedir.
Yani yapay zekâ, insan dilinin ve mantığının istatistiksel bir yansımasıdır.
Burada sorulması gereken kritik husus bu sistemlerin hangi dil mantığıyla eğitildiğidir.
Perde Gerisindeki Türkçe Hakikati
Türkçe, yapısal olarak eklemeli, kuralcı, istisnası az ve mantık sırası net bir dildir.
Örneğin:
“gel-e-me-ye-bil-ir-mi-sin”
Bu tek kelime, bir programlama fonksiyonu ve bir yapay zekâ harikası gibi sistematiktir:
- fiil kökü
- olumsuzluk
- yeterlilik
- zaman
- soru
Batı dillerinde bu yapı, ancak uzun cümlelerle ifade edilebilir.
Bu nedenle Türkçe:
- algoritmik düşünceye
- sözdizimsel netliğe
- makineyle uyuma
son derece yatkındır.
Ancak modern programlama dilleri geliştirilirken Türkçe, tarihsel ve politik nedenlerle merkezde yer almamıştır. Buna rağmen, Türkçenin mantığı; farkında olunmadan pek çok yazılım paradigmasında örtük olarak yaşamaktadır.
Gelgelelim bir programlama dili, bilgisayara ne yapılacağını söyleyen ve bunun hangi sırayla yapılacağını belirten, daha da önemlisi hangi durumda nasıl davranılacağını tanımlayan bir faktördür.
Yani programlama dili insan düşüncesini, makinenin anlayacağı kesinliğe indirger.
Bu tanıma bakıldığında, iyi bir programlama dilinde belirsizliğin az olması, kuralların tutarlılığı ve sözdiziminin düzenli olması özellikleri aranır.
Ve Türkçe tam da bu noktada güçlü bir adaydır.
Nitekim Türkçe, eklemeli yapısıyla zaten günlük hayatta doğal algoritmalar kurarak konuşulan bir dildir.
Türkçe = Açık Emir Dili
Programlama dillerinde en kritik unsur emir kipidir:
- çalıştır
- dur
- eğer … ise
Türkçede emir, son derece nettir:
“Yazdır”
“Kaydet”
“Eğer doğruysa devam et”
Üstelik Türkçede, özne çoğu zaman gereksiz olduğu gibi fiil merkezli olma özelliğini taşır. Daha da önemlisi anlam yükü sondadır.
Bu özellikler, makineyle iletişim için idealdir.
Ve gelecek açısından mevcut dillerin Türkçe düşünceyle öğretilmesi, algoritma eğitiminde Türkçe kavram haritaları ve Türkçeye özgü soyutlama modelleri üzerine çalışılmalıdır.
Yani uzun lafın kısası Türkçe ile düşün, herhangi bir dille yaz felsefesi hâkim kılınmalıdır.
Bu yaklaşım, hem evrensel uyumu bozmadan hem de zihinsel bağımsızlığı koruyarak ilerlemeyi sağlar.
Yapay Zekâ Çağında Türkçenin Şansı
Yapay zekâ sistemleri artık doğal dili işliyor, anlam çözümlemesi yapıyor, bağlam kuruyor.
Bu noktada kuralcı, eklemeli ve anlamı sondan inşa eden bir dil olan Türkçe, yapay zekâ için zor ama öğretici bir laboratuvardır.
Gelecekte:
Türkçe tabanlı doğal dil–kod çeviricileri, “Türkçe anlat, kod üretsin” sistemleri ve daha da önemlisi yerli yapay zekâ modelleri kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.
Yani Türkçe ile programlama mümkündür.
Ama asıl mesele yapılabilir olması değil, neden ve nasıl yapılacağıdır.
Türkçe programlama dili olmaktan önce programlama düşüncesi için güçlü bir zemindir.
Belki de Türkçenin kaderi,
“yeni bir Python olmak” değil;
yeni bir düşünme katmanı oluşturmaktır.
Öte yandan modern programlama dillerinde temel yapı şöyledir:
komut (function) + parametre (input) + çıktı (output)
Gelgelelim çok ilginç gelecek belki ama, Türkçe’de de sistem aynıdır. Hiçbir fark bulunmamaktadır:
kök (fiil/isim) + ek (işlev) + anlam (çıktı)
Örneğin:
gel + di + m → geldim
(gelmek eylemi + geçmiş zaman + kişi eki)
Aynı mantık Python gibi dillerde:
Print (“geldim”)
Yani Türkçe, binlerce yıl önce programlama mantığını sezgisel olarak kurmuş bir dildir.[42]
Ama elbette ki Türkçe’miz böylesine mucizevi potansiyellere sahipken bunu değerlendirememek ise Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sinde de belirttiği gibi “gaflet ve dalalet” içinde olmak değildir de nedir?
Programlama mantığını sezgisel olarak kurmuş ve bilime de halihazırda en yatkın lisan olan Türkçe’miz aynı zamanda tabiatı gereği bir kodlama dilidir.
Evet, Türkçe, doğası gereği bir kodlama dilidir.
Nitekim bugün bilgisayarlara, robotlara, telefonlara komut vermek için kullanılan kodlama dilleri, aslında “dil”in mantığını taklit eder.
İngilizce bu konuda önde çünkü çok veriyle beslendi.
Ama bir gerçek de şudur ki yukarıda da belirttiğimiz gibi Türkçe’miz doğası gereği bir kodlama dilidir.
Neden mi?
Çünkü Türkçede kelimeler küçük bir kökten türetilir ve her ek ayrı bir görev yapar.
Örnek:
“Geliyorum”
“gel” = kök (eylem)
“iyor” = şu an (zaman)
“um” = ben (özne)
Bu yapı, programlama dillerindeki gibi net, mantıklı ve düzenlidir.
Başka bir örnek:
“Koş+tur+mak+ta+ydı+lar”
Tek kelimeyle 6 bilgi veriyoruz:
Kök: koş
Ek: tur (nedensellik)
Ek: mak (fiilleştirme)
Ek: ta (şimdiki zaman)
Ek: ydı (geçmiş zaman)
Ek: lar (çoğul)
Bu kelimeyi İngilizceyle anlatmak için 5–6 kelime gerekir.
Ama bizde hepsi tek satırda!
Peki sorun ne?
Sorun şu:
Yapay zekâ sistemleri Türkçeyi yeterince tanımıyor çünkü beslenmiyor.
Ne devlet yeterince veri sunuyor,
Ne eğitim sistemimiz bu potansiyelin farkında.
Ne yapılmalı?
Türkçe dijital arşivler kurulmalı
Yapay zekâya Türkçe öğretecek yazılımlar geliştirilmeli
Kodlama eğitimlerinde Türkçe anlatım desteklenmeli
Üniversiteler bu konuda seferber olmalı
Unutmayalım:
Dilini kodlayamayan millet, geleceğini başkalarının algoritmalarına teslim eder.
Türkçe sadece bir dil değil, geleceğe açılan kapımızdır.[43]
SÖZÜN ÖZÜ
Damgadan Koda: Süreklilik Zinciri
Özetle tarihsel sürece baktığımızda programlama dilleri ve algoritmik düşünce her ne kadar modern bilişim tarihiyle şahlanışa geçse de kökenleri insanlığın sembol üretme ve kayıt altına alma serüveninin başladığı arkeolojik bulgular, damgalar, piktogramlar ve sembolik dizilimlere kadar uzanmaktadır. Hatta matematik ve kodlama mantığı da insanlığın doğayla kurduğu erken dönem sembolik ilişkilere dayanmaktadır.
Dolayısıyla Buzul Çağı’ndan Yapay Zekâ çağına uzanan uçsuz bucaksız bir tarihsel süreç mevcuttur.
Yani ezcümle önümüze taşlara kazınan damgadan günümüzdeki modern bilgisayar kodlarına değin kocaman bir süreklilik zinciri çıkmaktadır.
Damgadan bilgisayar kodlarına değin bu süreklilik zincirinin birer halkaları olarak ortada durmaktadır.
Taştaki damgalar →Orhun Yazıtları’ndaki semboller →Latin harfleri →bilgisayar kodları…

Bu zincir, insanlığın iletişim kodu evrimini anlatır.
Ama öz hiç değişmez: anlamı sembolle taşımak.
Bir damga, bir kelime, bir program satırı — hepsi aynı sürecin halkasıdır.
Bugün klavyede yazdığımız her harf, o taşı kazıyan ellerin mirasıdır.[44]
Türkçe de sahip olduğu eklemeli yapısı, matematiksel yönü ile bilgisayarlı dilbilim ve algoritma temelli uygulamalar için güçlü bir zemin sunması bakımından bu süreçte müstesna bir yere sahip olması bakımından başat aktör olma özelliğini taşımaktadır. Sahip olduğumuz böylesine mucizevi yönü olan dilimizin kıymetini bilmeliyiz. Bu bağlamda bizlere büyük görevler düşmektedir.
Kaynakça
Ahmet Bican ERCİLASUN, Başlangıçtan Yirminci yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, 2004
Cem GENÇLER, Dünyanın İlk Tapınağı: Göbeklitepe, 2025 Ağustos, Düşün-ü-yorum, https://www.dusunuyorumdergisi.com/gobeklitepe-dunyanin-ilk-tapinagi-notlar/, Erişim Tarihi: 20.01.2026
Dilin Kemiği Yok Ama Matematiği Var, 1 Ekim 2021, Matematik Evreni, https://www.matematikevreni.com.tr/dilin-kemigi-yok-ama-matematigi-var/, Erişim Tarihi: 23.01.2026
Doğan SATMIŞ, Uygarlık ve Yaşamın Doğduğu Yer Göbeklitepe, 10 Aralık 2024, Halkbank’ta Beraber, https://halkbanktaberaber.halkbank.com.tr/uygar-ve-yasamin-dogdugu-yer-gobeklitepe/, Erişim Tarihi: 22.01.2026
Elif Ebren KAYA, İlk Bilgisayar Programcısı Kimdi?, 26 Nisan 2022, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/ilk-bilgisayar-programcisi-kimdi, Erişim Tarihi: 19.01.2026
Emirhan KABAKCI, Programlama Dillerinin Tarihçesi ve Gelişim Süreci, 23 Ocak 2017, https://emirhankabakci.com/programlama-dillerinin-tarihcesi/, Erişim Tarihi: 19.01.2026
Erman ERTUĞRUL, Bilinen İlk Resim Yazısı Göbeklitepe’de Olabilir, 13 Temmuz 2015, Arkeofili, https://arkeofili.com/bilinen-ilk-resim-yazisi-gobeklitepede-olabilir/, Erişim Tarihi: 20.01.2026
Göbekli Tepe ve Ritüel Mimarisinin Doğuşu, 9 Ekim 2025, Anadolu Genesis, https://www.anadolugenesis.com.tr/gobekli-tepe-ve-rituel-mimarisinin-dogusu/, Erişim Tarihi: 22.01.2026
Göbeklitepe’de bir sır çözüldü: Akbabalı T şekilli taş bir takvim veya astronomik kayıt, 9 Ağustos 2024, Arkeolojik Haber, https://www.arkeolojikhaber.com/haber-gobeklitepede-bir-sir-cozuldu-akbabali-t-sekilli-tas-bir-takvim-veya-astronomik-kayit-39787/, Erişim Tarihi: 20.10.2026
Göbeklitepe’de ‘ilk resim yazısı’ emareleri, 11 Temmuz 2015, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/gobeklitepede-ilk-resim-yazisi-emareleri/27061, Erişim Tarihi: 20.01.2026
Gürkan GÖKÇEK, Oğuzhan ABACI, “Sümer ve Türk Dilleri Arasındaki Söz Dizimi ve Bazı Eklerin Benzerlikleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 2018
Halil Murat ÜNVER, Dünya Dili Olarak Türkçe, 11 Nisan 2022, https://halilmuratunver.com/dunya-dili-olarak-turkce/, Erişim Tarihi: 22.01.2026
Hilmi HACISALİHOĞLU, “BİLİM DİLİ TÜRKÇE YAZIM DİLİ TÜRKÇE”, Ajans04, https://www.ajans04.net/biyografigoster.php?id=3549, Erişim Tarihi: 23.01.2026
http://www.mustafaaksoy/damgalarinsosyolojisi-4-Damgalar
İbrahim KILIÇ, Programlama Dillerinin Kökeni, 6 Aralık 2011, https://mctibrahimkilic.blogspot.com/2011/12/programlama-dillerinin-tarihi.html, Erişim Tarihi: 19.01.2026
İlham ENVEROĞLU, Çağdaş Azerbaycan Resim Sanatında Eski Türk Damgalarının Etkisi, Selçuk Universitesi Sosyal Bilimler Ensitütüsü, Doktora Tezi, Konya, 2005
İlker ÜNAL, “Programlama Dilinde Algoritma”, Nisan 2019, https://www.ilkerunal.com/wp-content/uploads/2019/04/algoritma_ders_notu.pdf, Erişim Tarihi: 23.01.2026
İlyas ÖZEN, Türk Damgalarının Beşiği Hemşin, 10 Mayıs 2020, https://hemsinturk.wordpress.com/2020/05/10/turk-damgalarinin-besigi-hemsin/, Erişim Tarihi: 22.01.2026
Kenan YELKEN, Göbekli Tepe-1: Homo Sapiens’in Evrimi, 23 Temmuz 2018, https://www.kenanyelken.com/gobekli-tepe-homo-sapiens-tarim-devrimi, Erişim Tarihi: 20.01.2026
Kerim SARIGÜL, Türkçenin Algoritmalarının Oluşturulması, 19 Aralık 2017, https://kerimsarigul.com/bilgisayarli-dilbilim/t%C3%BCrk%C3%A7enin-algoritmalar%C4%B1n%C4%B1n-olu%C5%9Fturulmas%C4%B1, Erişim Tarihi: 23.01.2026
Martin SWEATMAN, “Representations of calendars and time at Göbekli Tepe and Karahan Tepe support an astronomical interpretation of their symbolism” (Göbekli Tepe ve Karahan Tepe’deki takvim ve zaman gösterimleri, sembolizmlerinin astronomik bir yorumunu destekliyor), Arkeoloji, Bilinç ve Kültür Dergisi, Time And Mind (Zaman ve Zihin), 24 Temmuz 2024
Max MÜLLER,”Leçons sur la science du langage” çevirisi ,”Dilin Bilimi Üstüne Dersler” başlıklı eserinden aktaran Prof Dr Tahsin Yücel, Türkçenin Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet Yayınları, 2000
Murat Ümit HİÇYILMAZ, Kalif Dergisi 1; Akt. Murat Ümit HİÇYILMAZ, Türk Damgalarının Beşiği Hemşin, 10 Mayıs 2020, Hemşin Türk, https://hemsinturk.wordpress.com/2020/05/10/turk-damgalarinin-besigi-hemsin/, Erişim Tarihi: 22.02.2026
Mübahat Türker KÜYEL, “Osman Nedim Tuna’nın Türk Dilinin Eskiliği Konusundaki Çalışmaları”, Erdem, Ankara, 1991, c.5
Mümin KÖKSOY, Bilim Dili Olarak Türkçe, Düşünce Dünyasında Türkiz Dergisi, 25 Mayıs 2022
Oktay SİNANOĞLU, Ortadoğu Gazetesi, 8 Ocak 1995
Osman Nedim TUNA, “Sümer-Türk Dillerinin Tarihî İlgisi ve Türk Dilinin Yaşı Meselesi”, Belleten, C. 37,
Süleyman ERATALAY, “Sümerce ve Türkçe: Bir Altay Dili Tartışması”, ARVANA Yayınevi, İstanbul, 2020
Süleyman ERATALAY, Sümerce ile Türkçe’nin Biçimbilimsel ve Sözdizimsel Açıdan İncelenmesi, Doktora Tezi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 2014
Şükrü Halûk AKALIN, Türkçenin Güncel Sorunları, https://turkoloji.cu.edu.tr/DIL%20SORUNLARI/02.php, Erişim Tarihi: 22.01.2026
Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025
Yaşar KABA, Buzul Çağı’nın Gölgesinden Göbeklitepe’nin Işığına, 2 Ekim 2025, İstanbul, https://www.insanbul.org.tr/yazarlar/yasar-kaba/buzul-cagi-nin-golgesinden-gobeklitepe-nin-isigina/224/, Erişim Tarihi: 23.01.2026
Dipnotlar:
[1] Emirhan KABAKCI, Programlama Dillerinin Tarihçesi ve Gelişim Süreci, 23 Ocak 2017, https://emirhankabakci.com/programlama-dillerinin-tarihcesi/, Erişim Tarihi: 19.01.2026
[2] Yaşar KABA, Buzul Çağı’nın Gölgesinden Göbeklitepe’nin Işığına, 2 Ekim 2025, İnsanbul, https://www.insanbul.org.tr/yazarlar/yasar-kaba/buzul-cagi-nin-golgesinden-gobeklitepe-nin-isigina/224/, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[3] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 16, 17
[4] Yaşar KABA, Buzul Çağı’nın Gölgesinden Göbeklitepe’nin Işığına, 2 Ekim 2025, İstanbul, https://www.insanbul.org.tr/yazarlar/yasar-kaba/buzul-cagi-nin-golgesinden-gobeklitepe-nin-isigina/224/, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[5] Kenan YELKEN, Göbekli Tepe-1: Homo Sapiens’in Evrimi, 23 Temmuz 2018, https://www.kenanyelken.com/gobekli-tepe-homo-sapiens-tarim-devrimi, Erişim Tarihi: 20.01.2026
[6] Cem GENÇLER, Dünyanın İlk Tapınağı: Göbeklitepe, 2025 Ağustos, Düşün-ü-yorum, https://www.dusunuyorumdergisi.com/gobeklitepe-dunyanin-ilk-tapinagi-notlar/, Erişim Tarihi: 20.01.2026
[7] Göbeklitepe’de ‘ilk resim yazısı’ emareleri, 11 Temmuz 2015, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/gobeklitepede-ilk-resim-yazisi-emareleri/27061, Erişim Tarihi: 20.01.2026
[8] Erman ERTUĞRUL, Bilinen İlk Resim Yazısı Göbeklitepe’de Olabilir, 13 Temmuz 2015, Arkeofili, https://arkeofili.com/bilinen-ilk-resim-yazisi-gobeklitepede-olabilir/, Erişim Tarihi: 20.01.2026
[9] Martin SWEATMAN, “Representations of calendars and time at Göbekli Tepe and Karahan Tepe support an astronomical interpretation of their symbolism” (Göbekli Tepe ve Karahan Tepe’deki takvim ve zaman gösterimleri, sembolizmlerinin astronomik bir yorumunu destekliyor), Arkeoloji, Bilinç ve Kültür Dergisi, Time And Mind (Zaman ve Zihin), 24 Temmuz 2024
[10] Göbeklitepe’de bir sır çözüldü: Akbabalı T şekilli taş bir takvim veya astronomik kayıt, 9 Ağustos 2024, Arkeolojik Haber, https://www.arkeolojikhaber.com/haber-gobeklitepede-bir-sir-cozuldu-akbabali-t-sekilli-tas-bir-takvim-veya-astronomik-kayit-39787/, Erişim Tarihi: 20.10.2026
[11] Yaşar KABA, Buzul Çağı’nın Gölgesinden Göbeklitepe’nin Işığına, 2 Ekim 2025, İstanbul, https://www.insanbul.org.tr/yazarlar/yasar-kaba/buzul-cagi-nin-golgesinden-gobeklitepe-nin-isigina/224/, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[12] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 18-20
[13] Doğan Satmış, Uygarlık ve Yaşamın Doğduğu Yer Göbeklitepe, 10 Aralık 2024, Halkbank’ta Beraber, https://halkbanktaberaber.halkbank.com.tr/uygar-ve-yasamin-dogdugu-yer-gobeklitepe/, Erişim Tarihi: 22.01.2026
[14] Göbekli Tepe ve Ritüel Mimarisinin Doğuşu, 9 Ekim 2025, Anadolu Genesis, https://www.anadolugenesis.com.tr/gobekli-tepe-ve-rituel-mimarisinin-dogusu/, Erişim Tarihi: 22.01.2026
[15] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 18-20
[16] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 21-26
[17] http://www.mustafaaksoy/damgalarinsosyolojisi-4-Damgalar
[18] Murat Ümit HİÇYILMAZ, Kalif Dergisi 1 – Sayfa 56; Akt. Murat Ümit HİÇYILMAZ, Türk Damgalarının Beşiği Hemşin, 10 Mayıs 2020, Hemşin Türk, https://hemsinturk.wordpress.com/2020/05/10/turk-damgalarinin-besigi-hemsin/, Erişim Tarihi: 22.02.2026; İlyas ÖZEN, Türk Damgalarının Beşiği Hemşin, 10 Mayıs 2020, https://hemsinturk.wordpress.com/2020/05/10/turk-damgalarinin-besigi-hemsin/, Erişim Tarihi: 22.01.2026
[19] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 26, 27
[20] İlham ENVEROĞLU, Çağdaş Azerbaycan Resim Sanatında Eski Türk Damgalarının Etkisi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Konya, 2005, s. 4
[21] Bkz. Mübahat Türker KÜYEL, “Osman Nedim Tuna’nın Türk Dilinin Eskiliği Konusundaki Çalışmaları”, Erdem, Ankara, 1991, c.5, sy. 15, sf. 1039; Osman Nedim TUNA, “Sümer-Türk Dillerinin Tarihî İlgisi ve Türk Dilinin Yaşı Meselesi”, Belleten, C. 37, sf. 289; Süleyman ERATALAY, “Sümerce ve Türkçe: Bir Altay Dili Tartışması”, ARVANA Yayınevi, İstanbul, 2020, sf. 293-312
[22] Gürkan GÖKÇEK, Oğuzhan Abacı, “Sümer ve Türk Dilleri Arasındaki Söz Dizimi ve Bazı Eklerin Benzerlikleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 2018, s. 231
[23] Süleyman ERATALAY, Sümerce ile Türkçe’nin Biçimbilimsel ve Sözdizimsel Açıdan İncelenmesi, Doktora Tezi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 2014
[24] Ahmet Bican Ercilasun, Başlangıçtan yirminci yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, 2004, s. 45
[25] Şükrü Halûk AKALIN, Türkçenin Güncel Sorunları, https://turkoloji.cu.edu.tr/DIL%20SORUNLARI/02.php, Erişim Tarihi: 22.01.2026
[26] Mümin Köksoy, Bilim Dili Olarak Türkçe, Düşünce Dünyasında Türkiz Dergisi, 25 Mayıs 2022, s. 52
[27] Halil Murat ÜNVER, Dünya Dili Olarak Türkçe, 11 Nisan 2022, https://halilmuratunver.com/dunya-dili-olarak-turkce/, Erişim Tarihi: 22.01.2026
[28] Max MÜLLER,”Leçons sur la science du langage “, çevirisi,”Dilin Bilimi Üstüne Dersler” başlıklı eserinden aktaran Prof Dr Tahsin Yücel, Türkçenin Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet Yayınları, 2000, s.7-8
[29] Dilin Kemiği Yok Ama Matematiği Var, 1 Ekim 2021, Matematik Evreni, https://www.matematikevreni.com.tr/dilin-kemigi-yok-ama-matematigi-var/, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[30] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 27, 28
[31] Yaşar KABA, a.g.e., s. 27, 28
[32] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 27, 28
[33] Oktay SİNANOĞLU, Ortadoğu Gazetesi, 8 Ocak 1995
[34] Kerim SARIGÜL, Türkçenin Algoritmalarının Oluşturulması, 19 Aralık 2017, https://kerimsarigul.com/bilgisayarli-dilbilim/t%C3%BCrk%C3%A7enin-algoritmalar%C4%B1n%C4%B1n-olu%C5%9Fturulmas%C4%B1, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[35] Hilmi HACISALİHOĞLU, “Bilim Dili Türkçe Yazım Dili Türkçe”, Ajans04, https://www.ajans04.net/biyografigoster.php?id=3549, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[36] İbrahim KILIÇ, Programlama Dillerinin Kökeni, 6 Aralık 2011, https://mctibrahimkilic.blogspot.com/2011/12/programlama-dillerinin-tarihi.html, Erişim Tarihi: 19.01.2026
[37] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 35
[38] İlker ÜNAL, “Programlama Dilinde Algoritma”, Nisan 2019, https://www.ilkerunal.com/wp-content/uploads/2019/04/algoritma_ders_notu.pdf, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[39] Emirhan KABAKCI, Programlama Dillerinin Tarihçesi ve Gelişim Süreci, 23 Ocak 2017, https://emirhankabakci.com/programlama-dillerinin-tarihcesi/, Erişim Tarihi: 19.01.2026
[40] Elif Ebren KAYA, İlk Bilgisayar Programcısı Kimdi?, 26 Nisan 2022, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/ilk-bilgisayar-programcisi-kimdi, Erişim Tarihi: 19.01.2026
[41] Yapay Zekâ Destekli Kodlama: Verimlilik mi, Risk mi?, 13 Haziran 2025, Doğuş Teknoloji, https://www.d-teknoloji.com.tr/tr/blog/yapay-zeka-destekli-kodlama, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[42] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 28
[43] Yaşar KABA, Türkçe Bir Kodlama Dilidir!, İstanbul, 19 Mayıs 2025, https://www.insanbul.org.tr/yazarlar/yasar-kaba/turkce-bir-kodlama-dilidir/165/, Erişim Tarihi: 23.01.2026
[44] Yaşar KABA, Buzul Çağından Yapay Zekâya Anadolu’dan Dünyaya Bellek ve Dil Türkçenin Sessiz Çığlığı, Seri-2, Buzul Çağından Yapay Zekâya, Ulu Medya Basın Yayın, İstanbul, 2025, s. 31
