Çağdaş Yeniçeriler: ABD Askeri Endüstriyel Kompleksi ve İran Devrim Muhafızları

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Galip TÜRKMEN

 

I. GİRİŞ

Takvimler 28 Şubat 2026 tarihini gösterdiğinde, İran’da sabah saatlerinde uluslararası hukuk görülmemiş bir şekilde ihlal edildi: ABD – İsrail ortak operasyonunda İran dini lideri Hamaney ile birlikte Savunma Bakanı, Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri Komutanı, Hamaney’in Başdanışmanı gibi üst düzey yöneticiler öldürüldü. Bu şok saldırı ile İran -ABD/İsrail savaşı başladı. İsrail ile İran arasında 13 Haziran 2025’de başlayıp 24 Haziran 2025’de ABD’nin İran nükleer tesislerini ağır bombardımanıyla biten 12 gün savaşında yarım kalan hesap kapatılmak üzere yeniden açıldı.

Dünyanın gündemi değişti. Körfez ateş altında kaldı. 1.haftasında füze ve dron savaşı şeklinde devam eden savaş nereye evrilir, nasıl sonuçlanır kimsenin net bir fikri yok. Sebepler konusunda da kafalar karışık. Ancak iki temel sebep ön plana çıkıyor: İsrail’in güvenliği ve Çin’in çevrelenmesi.

Bu makalede bu iki nedenin dışında ama onları da besleyen arka planı okumaya çalışacağız. Bunun için de ABD ve İran içindeki güç odaklarına bakmamız gerekecek. ABD’nin iç dengelerini “Kurumsal Vesayet ve Askeri Ekonomi Trump’ın Yeniçerilerle Liderlik Sınavı” (1) makalemizde incelemiştik. Burada Yeniçeri analojisiyle birlikte ABD Askeri Endüstriyel Kompleksi (AEK) kısaca tekrarlanacak ve İran iç dengelerinde önemli bir yer tutan Devrim Muhafızlarına (Pasdaran) eğileceğiz ve çatışmanın dinamiğini anlamaya çalışacağız.

Bu kurumlar (Yeniçeri, AEK, Pasdaran) başlangıçta rejimi/devleti korumak amacıyla kuruldular. Fakat kritik eşiklerden geçtikten sonra:

  • Ekonomik bağımsızlık kazandılar,
  • Meşruiyet zırhı edindiler,
  • Siyasi kararları yönlendirmeye başladılar,
  • Reform direnci ürettiler.

Bu üç kurum kültürel olarak farklıdır. Ancak işlevsel olarak benzer bir kurumsal gelişim eğrisi izler:

Koruyuculuk → Ekonomikleşme → Otonomi → Vesayet

 

II. TARİHSEL MODEL: YENİÇERİ OCAĞI VE KURUMSAL VESAYETİN DOĞASI

Yeniçeri Ocağı yaklaşık 500 yıllık ömrü botunca Osmanlı İmparatorluğunun kaderinde önemli rol oynamıştır.

1. Kuruluş

14. yüzyılda kurulan ocak, taşra güçlerini dengelemek ve padişaha doğrudan bağlı bir profesyonel ordu oluşturmak amacı taşıyordu. Başlangıç ilkesi nettir: Mutlak sadakat. Ancak ilk kırılma erken geldi. 1446 Buçuktepe isyanı, ocağın siyasi aktör haline gelebileceğini gösterdi. Sadakat kişiden kuruma kaymaya başladı.

2. Ekonomik Hak → Siyasal Vesayet

İstanbul’un fethinden sonra cülus bahşişinin “hak” haline dönüşmesi, kurumsal çıkarın hukuki zırh kazanmasıdır. Ulufe ihsan olmaktan çıktı, zorunlu ödemeye dönüştü. Yani Sultan’ın ihsanına bağlı sadık kullar değil, devletin ödeme yaptığı kurumsal bir yapıydı artık. Ödeme geciktiğinde kazan da kaldırılacaktı. 1512’de II. Bayezid’in savaş istemediği için tahttan indirilmesi, kurumsal ekonomik çıkarın devlet stratejisini belirlediği ilk açık örnektir.

Bu eşikte şu dönüşüm gerçekleşti: Devlet orduyu yönetmiyor; ordu devletin stratejisini belirliyordu.

3. Esnaflaşma ve Oligarşiye Evrilme

16. ve 17. yüzyılda ocak askeri niteliğini kaybetti; şehir ekonomisine, loncalara ve tefeciliğe entegre oldu. Kurum artık bir askerî yapı değil, ekonomik çıkar grubu idi. 1622’de Genç Osman’ın öldürülmesi, vesayetin doruk noktasıdır. Kurumsal çıkar, siyasal meşruiyetin ve hatta hanedan dokunulmazlığının önüne geçti. 1703 Edirne Vakası ile vesayet kurumsallaştı: Padişah, ocağın onayı olmadan hükmedemez hale geldi.

4. Reform Direnci ve Sistemik Tıkanma

18. yüzyılda Avrupa askeri devrimi karşısında ocak işlevi daraldı. Ancak kendini tasfiye edecek reformlara da şiddetle direndi: Patrona Halil İsyanı (1730), Kabakçı Mustafa İsyanı (1807)

Sonuçta II. Mahmud, 1826’da hukuki ve dini meşruiyet koalisyonuyla ocağı tasfiye etti (Vak’a-i Hayriye). Sultanı korumak amacıyla kurulan Ocak, önce devleti koruyan bir kuruma dönüştü, sonra kendi kurumsal çıkarını koruyan bir odağa, en sonunda da devletin bekasını tehdit eden oligarşik yapıya dönüştü ve kanlı bir şekilde ortadan kaldırıldı.

III. MODERN MODEL: ASKERİ-ENDÜSTRİYEL KOMPLEKSİN YÜKSELİŞİ

Benzer bir kurumsal evrim, modern dönemde ABD’de gözlemlenmektedir. Başkan Dwight D. Eisenhower, 1961’de bu yapıyı açıkça isimlendirdi: Askeri-Endüstriyel Kompleks (AEK)

  1. Kuruluş Eşiği: Sürekli Seferberlik Devleti

1947 Ulusal Güvenlik Yasası ile: Pentagon, CIA ve Ulusal Güvenlik Konseyi kalıcılaştı. ABD, barış zamanı dahi savaş ekonomisi mantığıyla çalışan bir devlete dönüştü.

Bu eşik, Yeniçeri’nin kalıcı askeri sınıf haline gelmesine benzer bir dönüşümdür. Ancak AEK; Yeniçeri gibi tek bir kurumsal yapı olarak değil, ABD’yi sınırları dışında büyütmeye odaklanan ve bu yolla kendilerinin de büyüdüğü kurumlar ittifakı şeklinde gelişti: Demir Üçgen

  1. Soğuk Savaş ve “Demir Üçgen”

Kore ve Vietnam savaşlarıyla savunma bütçeleri kalıcılaştı. Pentagon – Kongre – Savunma Sanayii arasında kurumsal bir “Demir Üçgen” oluştu. Silah şirketleri; üretimi ülke geneline yaydı, Kongre üyelerini ekonomik bağımlılığa soktu, lobi gücüyle bütçe sürekliliğini sağladı. Dışarıda büyüme dinamiğini içeride şirketlerin büyümesiyle kapsamlı hale getirdi.

Bu aşamada AEK yalnızca güvenlik kurumu değil, ekonomik sistemin ana motoru haline geldi. Ülke çıkarları ile kurumsal çıkar arasındaki sınır kalktı.

  1. Düşman Krizi ve 11 Eylül

1991 sonrası Sovyet tehdidinin kaybı, AEK için daralma riski yarattı. “Barış temettüsü” beklentisi bütçeleri baskıladı. Neoliberal küreselleşme politikaları AEK’nın finans kesimiyle bütünleşmesini sağladı.

11 Eylül saldırıları, bütçe ve personel daralmasını tersine çevirdi: “Sonsuz savaş” doktrini doğdu, Irak ve Afganistan operasyonları trilyon dolarlık harcamalar yarattı, Özel askeri şirketler sistemin parçası oldu. AEK yeniden kurumsal genişleme ivmesi kazandı. Pentagon, CIA, silah şirketleri, Kongre, Wall Strett, lobi, basın arasındaki çıkar birliği vesayet odağı noktasına ulaştı.

  1. Lider – Kurum Gerilimi

Neoliberal küreselleşme politikası gereği üretimin Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerine kaydırılması ABD içinde sosyal dengeleri tehdit etmeye başladı, Irak ve Afganistan savaşlarıyla BOP projesi kapsamındaki diğer harcamaların yüklediği aşırı borcun sorgulanması, savaş karşıtlığının yükselmesine neden oldu. Bu siyasal iklimde Trump popülist söylemlerle başkan oldu.

Trump’ın 1. döneminde Suriye ve Afganistan’dan çekilme girişimleri, kurum ile Başkan arasındaki gerilimi görünür kıldı. Pentagon’un direnci, AEK’nın yalnızca bütçe alan bir yapı değil; Başkanın stratejik yönelimini sınırlayabilen bir aktör olduğunu gösterdi.

  1. Yeni Tehdit: Çin Rekabeti

Terörle savaşın büyüme ivmesine etkisini yitirmesiyle AEK, Çin’i büyük güç rekabeti çerçevesinde varoluşsal tehdit olarak kodladı. Trump’ın 2.dönemi, içeride aşırı borç ve dışarıda aşırı yayılmayı yönetecek şekilde konsolidasyon (üretimi geri çağırma, yakın bölgeleri kontrol altına alma, Avrupa ve Orta Doğu’yu müttefiklere bırakarak Çin’e odaklanma) politikalarıyla başladı.

2026 savunma bütçesinin rekor seviyede, 900 milyar dolar olarak belirlemesi ama bütçenin içeride üretim odaklı projeleri teşvik edecek şekilde tanımlanması, AEK’yı kontrol altına almaya yönelik önemli bir adım oldu. Askeri kurumların ve şirketlerin finansal bağları kısıtlandı.

Venezuela operasyonu yakın çevrenin kontrol altına alınması ve Çin-Venezuela ilişkilerinin koparılması adına başarılı bir harekât oldu. Bu başarının tadını çıkaramadan Trump’ın başına Epstein dosyaları bela oldu. Tartışmanın en yoğun anında, 28 Şubat sabahı İran’a savaş açıldı. Şok saldırı ile dini lider Hamaney ve yakın çalışma arkadaşları öldürüldü. Venezuela’daki gibi kısıtlı ama güçlü bir hamle teslimiyeti getirmedi. Savaşın ikinci haftasında tartışılan konu şu: Trump, İran’da bataklığa mı çekildi?

 

IV. İRAN DEVRİM MUHAFIZLARI (PASDARAN): PARALEL DEVLET

1979 Devrimi sonrası kurulan İran Devrim Muhafızları (Pasdaran), başlangıçta rejimi korumak için oluşturulmuş ideolojik bir güvenlik gücüydü. Ancak tıpkı Yeniçeri Ocağı ve Askeri-Endüstriyel Kompleks gibi, zamanla askeri fonksiyonun ötesine geçerek ekonomik, siyasi ve bölgesel bir güç bloğuna dönüştü.

Bu dönüşüm dört kritik eşikte okunabilir.

  1. Kuruluş Eşiği: Rejimin Muhafızı (1979–1988)

Pasdaran, 1979 İran Devrimi’nden sonra Ayetullah Humeyni tarafından, klasik ordunun (Arteş) olası darbe riskine karşı “rejimin sigortası” olarak kuruldu. Görevi devrimi iç tehditlere karşı korumak, ideolojik sadakati silahlı güçle garanti altına almaktı.

Resmi Ordunun dışında doğrudan dini lidere bağlı olan bu askeri güç, Besic adı verilen sivil uzantısıyla toplumun tüm kesimlerine ve ülkenin tüm coğrafyasına nüfuz etti. Basından spora, sivil savunmadan ahlak polisliğine kadar uzanan geniş bir yelpazede milyonlarca üyesiyle faaliyet göstermektedir. Bu kesim, Kamuda işe girişte öncelik gibi bir çok ayrıcalıkla donatıldı. (2)

1980–88 İran–Irak Savaşı, Pasdaran’ın meşruiyetini ve toplumsal prestijini artırdı. Bu savaş, kuruma: Askeri tecrübe, kitle desteği, şehitlik anlatısı üzerinden ahlaki üstünlük kazandırdı.

Kurum yalnızca güvenlik gücü değil, devrimin asli taşıyıcısı haline geldi.

  1. Ekonomik Otonomi Eşiği: Holdingleşme (1989–2005)

Savaş sonrası yeniden inşa sürecinde Pasdaran’a büyük altyapı projeleri verildi. Bu dönemde kuruma bağlı ekonomik yapıların temeli atıldı.

Merkezde yer alan yapı: Hatemü’l-Enbiya . Bu holding zamanla inşaat, enerji, telekomünikasyon, liman işletmeleri, petrol ve doğalgaz alanlarında faaliyet gösteren devasa bir ekonomik imparatorluğa dönüştü. Tahminlere göre İran ekonomisinin %30–40’ı doğrudan veya dolaylı olarak Pasdaran bağlantılı yapılara geçti.

Bu aşamada kurumsal dönüşüm tamamlandı: Pasdaran artık yalnızca silahlı güç değil; ekonomik aktördü. Ekonomik otonomi, siyasi bağımsızlığı da beraberinde getirdi.

  1. Bölgesel Proksi Eşiği: Sınır Aşan Güç (2005’den itibaren)

Bu dönem, Pasdaran’ın yalnızca İran’ı değil, bölgesel “Direniş Ekseni”ni yöneten bir ağ yapısına dönüştüğü aşamadır.

Bu dönüşümün askeri aracı 1979’da kurulan Kudüs Gücü oldu. Kudüs Gücü, ABD’nin oluşturduğu kaotik ortamda; 2005’den itibaren Irak’ta Şii milisleri, Suriye’de Esad rejimini, Lübnan’da Hizbullah’ı, Yemen’de Husileri ve diğer güçleri koordine eden bir dış operasyon mekanizmasına dönüştü.

Bu model üç sonuç doğurdu:

  1. İran’ın stratejik derinliği arttı
  2. Bölgesel krizler kalıcılaştı
  3. Pasdaran, devlet içinde dış politikayı belirleyen fiili aktör haline geldi.

Kurum artık yalnızca rejimi korumuyor; bölgesel strateji üretiyordu.

  1. Yaptırım Ekonomisi ve Gölge Finans (2016–Günümüz)

ABD yaptırımları arttıkça, Pasdaranın rolü daha da güçlendi. Çünkü yaptırım şartlarında: Kaçak ticaret, gölge bankacılık, alternatif finans ağları ancak güvenlik aygıtı tarafından yürütülebiliyordu. Yaptırımlar ironik biçimde Pasdaranın ekonomik ağırlığını artırdı. Devlet daraldıkça kurum genişledi. (3)

ABD yaptırımların kaçmak için geliştirilen yöntemler “gri ekonomi” oluşturdu. Milyarlarca dolarlık bu alan, bir çok ülkede etik sınırları zorladı ve ABD takibine takılanlar için uluslararası sorunlara yol açtı. Ortaya çıkan ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren Zencani – Zarrab olayı Pasdaranın oluşturduğu bu gri alanda yaşandı.

  1. Paralel Ordu

Pasdaran, Arteş’den (resmi ordu) tamamen ayrı bir yapıdır. Arteş 350.000-420.000 personelle konvansiyonel sınır savunmasına odaklanırken (daha az ideolojik, zorunlu askerlik ağırlıklı), Pasdaran 150.000-190.000 çekirdek personel + milyonlarca Besic rezervleriyle rejim bekası, asimetrik harp ve bölgesel nüfuz odaklıdır. Kendi Hava, Kara, Deniz Kuvvetleri vardır. Balistik füze sistemlerini kontrol etmektedir. Ayrı bir istihbarat teşkilatına sahiptir. Bu paralel yapı, Humeyni’nin klasik ordunun darbe riskine karşı sigorta mantığıyla doğdu; ancak zamanla Arteşi gölgede bıraktı. Arteş ekonomik araçlardan ve sivil uzantılardan yoksun olmasına rağmen Pasdaran İran ekonomisinin yaklaşık yüzde 40’nı kontrol etmektedir. (4)

 

V. DEĞERLENDİRME

Pasdaran’ın tarihi, bir koruma kalkanının zamanla bir zırhlı kafese dönüşme hikayesidir. 1979’da devrimi korumak için doğan bu yapı, 2026’ya gelindiğinde devrimin kendisini yutan bir ejderhaya dönüştü.

  1. Bayrak Farklı, Mekanizma Aynı

Pasdaran gücünü “İdeoloji ve Devrim” maskesiyle meşrulaştırırken; AEK aynı gücü “Demokrasi ve Ulusal Güvenlik” retoriğiyle tahkim etmektedir.

  • AEK (Küresel Pasdaran): Sadece ABD bütçesini değil, NATO’nun harcama kalemlerini, Tayvan’ın savunma stratejisini ve Körfez’in petrol gelirlerini “güvenlik aboneliği” üzerinden kendine bağlar.
  • Pasdaran (Yerel AEK): İran’ın iç kaynaklarını ve bölgesel vekillerini (Hizbullah, Husiler, Haşdi Şabi) “direniş” adı altında birer ekonomik ve askeri şube gibi yönetir.
  1. “Döner Kapı” ve “Liyakat Ötesi Sadakat”
  • AEK’nın Döner Kapısı: Bir general emekli olur, ertesi gün Raytheon veya Lockheed Martin’in yönetim kuruluna girer. Bu, devletin savunma politikasının şirket kârlarına endekslenmesidir.
  • Pasdaran Atamaları: Bir komutan görevden ayrılır, ertesi gün ülkenin en büyük inşaat holdinginin veya bir vakfın başına geçer.
  • Her iki yapıda da “kamu yararı” yerini “kurumsal kâr ve bekaya” bırakmıştır. AEK, bu anlamda Pasdaran’ın çok daha sofistike ve küresel ölçekli bir kopyasıdır.
  1. Düşmanlığa muhtaçlık

Necip Fazıl’ın “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın, Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın” dediği o karanlık muhtaçlık ilişkisinde:

  • Pasdaran için İsrail’in ve “Büyüş Şeytan” ABD’nin varlığı, içerideki baskıyı meşrulaştıran bir “lütuftur”.
  • AEK için İran’ın radikalizmi, Körfez’e trilyon dolarlık silah satmanın en etkili “satış broşürüdür”.

AEK, dünyayı bir “güvenlik pazarı” olarak görürken; Pasdaran bu pazarın en sadık “tedarikçisi” (korku üreterek) konumundadır. Aslında karşımızda iki ayrı kutup yok; biri yerel, diğeri küresel ölçekte çalışan iki ‘Pasdaran’ yapısı var. AEK, Washington’un göbeğinden dünyaya nizam veren, borsaya kote olmuş, kravatlı bir Pasdaran’dır. Pasdaran ise Tahran’ın sokaklarından bölgeye korku salan, vakıflaşmış, üniformalı, sakallı bir AEK’dır.

Trump’ın İran Ruletinde masaya oturanlar halklar değil, bu iki devasa “muhafız” yapısıdır. Tetiği kim çekerse çeksin, kasa (AEK/Parsadan) kazanmakta; namlu kime dönerse dönsün, parya (halk) kaybetmektedir.

  1. Kamu Kaynaklarının “Güvenlik” İhalesiyle Gaspı

Her iki yapı da “beka” ve “ulusal güvenlik” kavramlarını birer maymuncuk olarak kullanmaktadır.

  • Küresel Pasdaran (AEK): ABD’de savunma bütçesi trilyon dolara yaklaşırken, bu para eğitimden, sağlık sisteminden ve altyapıdan çalınmaktadır. Orta sınıf, ödediği vergilerin “refah” yerine “mühimmat” olarak dönmesini izlerken borç batağına saplanır.
  • Bölgesel Pasdaran: İran’da halk temel gıdaya erişmekte zorlanırken, Pasdaran’ın kontrolündeki vakıflar ve holdingler, petrol gelirlerini ve bütçeyi “direniş ekonomisi” adı altında kontrol etmektedir.
  • Devlet ve halk zenginleşmiyor, sadece devletin içindeki “ocak” (AEK/Pasdaran) zenginleşiyor.

İki taraf arasındaki ilişki yalnızca bir çatışma değil, aynı zamanda karşılıklı beslenen bir güvenlik ekonomisi üretmektedir. İran’ın füze programı ve bölgesel nüfuzu Körfez’de güvenlik kaygısını büyütürken, bu kaygı ABD savunma sanayisinin silah satışlarını ve askeri yatırımlarını artırır. Aynı şekilde ABD’nin askeri baskısı ve yaptırımları da İran’da Pasdaran’ın “direniş” söylemini güçlendirerek kurumun iç siyasetteki ağırlığını artırmaktadır. Sonuçta ortaya çıkan tablo, iki tarafın da sürekli gerilim ortamından kurumsal olarak fayda sağladığı, düşmanlığın aynı zamanda sistemik bir karşılıklı bağımlılık ürettiği bir güvenlik döngüsüdür.

  1. Sıkışmışlar İttifakı

Bugün ortaya çıkan durum aynı zamanda bir sıkışmışlığın da sonucudur:

  • Pasdaran en önemli komutanı Kasım Süleymani’nin kaybından sonra Kudüs Güçleri eliyle yürüttüğü vekiller üzerinden nüfuz yaymada zorlanmaya başladı. Hizbullah’ın İsrail tarafından zayıflatılması, Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi, Yemen’de Husilerin ABD baskısıyla hareketsiz kalması, Afganistan’da Taliban rejiminin güçlenmesi Pasdaran’ın güç yayma stratejisini çökertti. İçeride ise toplumsal huzursuzluk giderek artıyor. Pasdaran sıkıştı.
  • ABD’de Trump’ın konsalidasyon politikaları AEK’ya zor zamanlar yaşatıyor. Bütçe rekor düzeyde arttı ama kullanma şartları küresel angajmanları sürdürmesine engel. Döner kapı eskisi kadar verimli değil, finans dünyasıyla bağı kopuyor. AEK sıkıştı.
  • Trump 2.dönemine hızlı başladı. Öngörülemez taktiklerle dünyayı şaşırtıyor. Hızlı ve cesur kararlar alıyor. Ama göç ve tarifelerle ilgili kararları yargıya takılmaya başladı. Grönland ve Kanada ile ilgili söylemleri müttefikleri rahatsız etti. İsrail’i desteklemesi Evanjelikleri memnun etse de içeride ve dışarıda ciddi rahatsızlık uyandırıyor. Epstein skandalı kendisine uzandı. Trump sıkıştı.
  • İsrail, 3 yıldır savaştığı Hamas’ı, Gazze’yi yakıp yıkmasına rağmen yenemedi. Savaşma yöntemleri tüm dünyadan tepkiler alıyor ve giderek uluslararası toplumdan dışlanıyor. Hizbullah’a ağır darbe vursa da yenebilmiş değil. İran ile 12 günlük savaştan istediği sonucu alamadı. Netanyahu içeride yolsuzlukla yargılanıyor, affedilmesi için Trump’ın çağrısı karşılık bulmadı. Kurduğu koalisyon çatırdıyor. Dışarıda Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından mahkûm edildi. Hakkında tutuklama kararı var. Netanyahu sıkıştı.

Sıkışmışlar ittifak ettiler, çözümü savaşta buldular. Savaş sıkışmışlar ittifakı için kaçış rampası işlevi görmektedir.

  1. Krizden Çıkış: Stratejik Dengeyi Bulmak

2026 krizinin nasıl sonuçlanacağı, masadaki aktörlerin “tatmin eşiklerine” bağlıdır. Ancak bu eşikler birbiriyle taban tabana zıttır:

  • İsrail’in Mutlakiyetçiliği: İsrail için başarı; sadece Hamaney’in tasfiyesi değil, İran’ın nükleer ve balistik kapasitesinin tamamen bitirilmesidir. Bu gerçekleşmeden “durmak”, İsrail için stratejik bir yenilgi sayılır.
  • Trump’ın “Kısa ve Sert” Taktiği: Trump, ideolojik bir rejim değişikliğinden ziyade, manşetleri süsleyecek hızlı bir “zafer hikayesi” peşindedir. Onun için nükleer tesislerin vurulması yeterlidir; zira savaşın uzaması, Kasım’daki ara seçimlerde “sonun başlangıcı” demektir ve tuzağa dönüşme ihtimali yüksektir.
  • AEK’nın “Fren Mekanizması”: Askeri-Endüstriyel Kompleks (AEK), Trump’ın savaşı bitirmesine direnç gösterecektir. AEK için İran rejimi, Körfez ülkelerini “güvenlik aboneliğine” mahkum etmek için hayatta kalması gereken bir öcüdür. Savaş ne kadar uzarsa, Trump o kadar “topal ördek” haline gelir ve AEK’nın kontrolü o kadar artar.
  • Pasdaran’ın “Can Suyu”: Pasdaran için bu saldırı, iç muhalefeti “vatan hainliği” suçlamasıyla ezmek için ihtiyaç duyduğu o trajik “direniş destanı”dır.
  • İran resmi devleti ve sivil muhalefeti için Pasdaran’ın tasfiyesi kurtuluş bileti olacaktır, ancak ne savaşı ne de Pasdaranı bitirecek güçleri var.

VI. KÜRESEL DÜZENİN KIRILMASI: KURUMLARIN SAVAŞA SÜRÜKLENMESİ

20. yüzyılın ikinci yarısında oluşan uluslararası sistem, iki kutuplu rekabet üzerine kuruluydu. Soğuk Savaş boyunca ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki stratejik denge, küresel güvenlik mimarisinin temelini oluşturdu. Bu dönemde güvenlik kurumları – ABD’de Savunma Bakanlığı ve ona bağlı savunma sanayi ağları, Sovyet blokunda ise devlet kontrolündeki askeri kompleks – sistemin sürdürülebilirliği için gerekli görülüyordu.

1991’de Sovyetlerin dağılması sonrasında ortaya çıkan tek kutuplu dönem ise bu yapının işlevini değiştirdi. ABD’nin küresel hegemonya konumu, güvenlik kurumlarının faaliyet alanını daraltmak yerine genişletti. NATO genişledi, askeri operasyonlar coğrafi sınırların ötesine taşındı ve güvenlik politikası küresel bir müdahale mekanizmasına dönüştü. Bu süreç, Askeri-Endüstriyel Kompleks’in ekonomik ve kurumsal gücünü daha da artırdı.

Ancak 21. yüzyılın ikinci on yılında uluslararası sistem yeniden dönüşmeye başladı. Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, ABD’nin küresel üstünlüğünü sorgulayan yeni bir güç dengesi yarattı. Çin’in Kuşak Yol gibi projelerle Avrasya’da kurduğu ekonomik ağlar, Washington’da stratejik bir meydan okuma olarak algılandı. Bu durum ABD’de yeniden büyük güç rekabeti doktrininin benimsenmesine yol açtı.

Bu yeni rekabet ortamı, güvenlik kurumları için iki yönlü bir baskı oluşturdu. Bir yandan ABD’de Askeri-Endüstriyel Kompleks küresel askeri varlığın sürdürülmesini savunurken, diğer yandan Trump yönetimi giderek artan maliyetler nedeniyle stratejik konsolidasyon arayışına girdi. Benzer bir gerilim İran’da da görüldü. ABD yaptırımları ve bölgesel çatışmalar, Pasdaaran’ın ekonomik ve askeri rolünü büyütürken, İran devletinin manevra alanını daralttı.

Bu nedenle günümüzde ortaya çıkan kriz yalnızca devletler arasındaki bir güç mücadelesi değildir. Aynı zamanda güvenlik kurumlarının kendi varlıklarını sürdürme refleksiyle şekillenen bir sistemik gerilimdir. Kurumsal çıkar ile devlet stratejisi arasındaki mesafe büyüdükçe, çatışma ihtimali de artmaktadır.

İran ile ABD/İsrail arasındaki 2026 krizi bu bağlamda okunmalıdır. Bu kriz yalnızca iki devletin rekabeti değil; aynı zamanda güvenlik kurumlarının kendi varlık alanlarını koruma çabasının küresel güç dönüşümüyle kesiştiği bir eşikte, tarafların sıcak savaştan yarar umduğu bir ortamda ortaya çıkmıştır.

VII. SONUÇ: MUHAFIZLARIN VESAYETİ

Devrim Muhafızları, Osmanlı İmparatorluğunun son dönem Yeniçerilerine benzer biçimde reformlara direnç gösteren kurumsal bir güç haline gelmiştir. Ancak Yeniçeriler askeri ve lonca temelli bir yapı iken, Pasdaran askeri, ekonomik ve ideolojik ağlarıyla İran toplumuna çok daha derin nüfuz etmiş durumdadır. Bu nedenle İran’ın karşı karşıya olduğu kurumsal kilitlenme, Osmanlının 1826’da Yeniçerileri tasfiye ederek çözdüğü krizden daha karmaşık bir nitelik taşımaktadır. Osmanlı modernleşmesinin önündeki en büyük engel Yeniçerilerdi. Bugün İran’ın ekonomik ve siyasi dönüşümünün önündeki en büyük engellerden biri Pasdarandır.

ABD’nin küresel genişleme kapasitesinin sınırlarına yaklaşması, stratejik bir konsolidasyon ihtiyacını doğurmuştur. Ancak Askeri Endüstriyel Kompleks, kurumsal çıkarları gereği bu konsolidasyona direnmektedir. Trump yönetimi Çin ile rekabete odaklanmak için konsalidasyon önerirken, AEK, Çin tehdidini, küresel varlığını daraltmak için değil, aksine mevcut askeri ağları daha da büyüterek tahkim etmek için bir gerekçe olarak kullanmaktadır. Bu durum, devletin stratejik ihtiyaçları ile güvenlik bürokrasisinin çıkarları arasında giderek derinleşen bir gerilim yaratmaktadır.

Genişleme odaklı kurumlar için durmak ve geri çekilmek, pasif bir stratejik karar değil, varoluşsal bir çöküş sinyali olarak algılanır.  Yeniçeriler reformların önünü keserek iktidarı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmişti; aynı refleks bugün AEK ve Pasdaran’da devam ediyor. ABD’de AEK, bütçe daralmalarını ve barış zamanı konsolidasyonu kendi varlığına yönelik tehdit olarak görüyor ve sınırlayıcı hamlelere direnç gösteriyor. Pasdaran ise içeride kontrolü toplumsal katmanlara yayarken dışarıda rejim ihraç ederek büyümeye çalışıyor.  Bu iki kurumsal yapı geri çekilmek bir seçenek değildir; direnmek ve etkiyi korumak zorunluluk, toplumsal ve stratejik kriz ise kaçınılmaz bir sonuçtur.

Yeniçeri tasfiye edilmeden Osmanlı modernleşemedi, tasfiye edildiğinde de geç kalınmıştı. AEK sınırlandırılmadan ABD dış politikasında stratejik esneklik, içeride refahın adil yayılması zorlaşmaktadır. Paralel devlet olarak yapılanan Pasdaran tasfiye olmadan İran’da ve bölgede istikrar sağlanamayacaktır. İsrail doğası gereği kriz üretmeye devam edecektir.

İkinci haftada savaş, ABD için bataklığa gömülme, Trump için tuzağa dönüşme ihtimali artmıştır.

Kaynakça

(1) https://www.kirmizilar.com/kurumsal-vesayet-ve-askeri-ekonomi-trumpin-yenicerilerle-liderlik-sinavi/

(2) Besic Örgütü için bakınız.

https://iramcenter.org/ic-ve-dis-savunmada-besicin-rolu-1551

(3) Pasdaran ekonomisi için Emel Saraç’ın kapsamlı makalesine bakınız.

https://www.sde.org.tr/emel-sarac/genel/yaptirimlar-ve-savas-kiskacinda-bir-ekonomi-iran-in-direnc-ve-donusum-mucadelesi-kose-yazisi-63358

(4) Arteş ve Pastaran karşılaştırması için bakınız.

İRAN’IN ASKERİ KAPASİTESİNE GENEL BAKIŞ

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen