Cânâ
Âmiş Dede Fâtih’in o gülbahâr semtinde
Vücûd bulmuş da devir, güle batmış ey cânâ
Görünce seni birden İstanbul göğe aktı
Şehrin tozlu yolunda bu durak nedir cânâ?
Beni böyle sükûna ve huzura çağıran
Ezelde dinlediğim Dilkeşîde mi cânâ?
Kimsin ki bakışınla tutulup kaldı dilim
Bir nazarla bu balçık nasıl yeşerir cânâ?
Kudum kalbe vurmadan duyulmazmış illâ hû
Neyleri üflemişsin derviş semâda cânâ
Ol Zekâi Dede ki yekpâre cân eylemiş
Râm olmuşsun kapıya, kapı Hakk olmuş cânâ
Şeyhin hû çekmiş göğe, sıvazlamış başını
Ne güzel ak pak yüzün, kokun şifâ bu cânâ
Bu kemikler bu tenler nerelere savrulur?
Yâ makâmın nerdedir, durur mu hâlâ cânâ?
Aşk ile vücûd bulmak şimdi bir hayâl bana
Edepten yoksun çamur nasıl aksın o cânâ
Siz gidince kararmış zindân olmuş bu dünya
Utandım ben varımdan külümü yaktın cânâ
