Çiftçinin Kaderi

Çiftçi, çoluğu çocuğu okusun diye dişini tırnağına takar. Yemez yedirir, giymez giydirir. Onca fedakarlıklar içinde çocuklarını okutur. Okumak istemezse bir meslek sahibi yapar. Alın teriyle, dağı taşı kazarak evladını bir yere getirmiş olmanın hazzını yaşar çiftçi. Fakat yetişmesi için onca çile çektiği evlat, ailesinin işlediği toprağa dönüp de bakamaz bile. Hele bir de okumuşsa, bir memurla yuva kurmuşsa… Tarlalar, bahçeler, köyler, yaylalar sahipsiz kalakalır. Bizi besleyen güzelim vatan toprakları kaderine teslim edilir.

İşin ilginç tarafı uğruna o kadar mücadele ettiğimiz şeyler, toprağı terk etmenin sebepleri olur.

Hiç kimse çocuğum okumasın, demez. Elbette her anne baba, çocuğunun memur, doktor, öğretmen, hâkim, savcı vb. olmasını ister. Mesele bu meslekleri kendine hedef olarak gören bir neslin tarım arazilerini, bağları ve bahçeleri sahipsiz bırakmasıdır. Şu yaygın durum Anadolu köylerinin hazin hikayesidir.

Bizim memlekette tarımdan çiftçilikten yana bir aile geleneği pek oluşmaz. Yeni nesil bir önceki neslin tecrübesini devam ettirmek istemez. Toprağın verdiği mahsul ve ondan bir gelir elde etmek okuyan kesim tarafından nedense pek düşünülmez.

Memur olsun olmasın, çalışsın veya çalışmasın toprakla bağı çok zayıflayan, ekip dikmek nedir bilmeyen bir nesil ortaya çıktı.

Bir teyzeyle konuşuyorduk. Bahçesine domates biber ektiğini söylüyor, ev ahalisinin buna rağmen domatesi marketten aldığından yakınıyordu. Yine başka biri de kendi ekip diktiklerinin yüzüne bile bakmayan çocukları yüzünden artık bu işi bıraktığını söylüyordu.

Durum bu… Kendi toprağını tanımayan, kendi tarlasındaki ürünü bile bilmeyen, tüketime ayarlanmış köle bilinciyle yaşayan bir topluluk. Bir toplumu “tüketici” diye isimlendirdiğiniz zaman o her şeyi tüketir artık.

Bir zamanlar tarım toplumuyduk. Üretici bir toplumduk yani. Bununla birlikte değerler de yaşıyor ve devam ediyordu. Eğitimin içine ve devletin çeşitli kademelerine yerleşmiş istilacı bir kafanın istediği gibi bir insan modeli ortaya çıktı.

Zor mesele ve uzun bir hikâye…

Bence bu, tezgahlanmış bir oyundu ve bunda da başarıya kavuşmuş gibi görünüyorlar. Bu millet üretmenin başlı başına bir değer olduğunu ve hiç kimsenin elinin emeğiyle elde ettiği şeyden daha leziz bir şey yemediğini, yemeyeceğini yakın bir zamanda anlar umarım.

Yasin ŞEN

Yazar
Yasin ŞEN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen