Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Bir Arap Düşmanlığı Müptezelliği

I. Dünya harbinden sonra kurulan Türkiye cumhuriyetinin kurucuları, harpte uğradığımız mağlubiyetin sorumlusu olarak İttihat Terakki’nin yöneticilerini, (özellikle Enver Paşanın manevi gücünü yıpratmak için), ve Arapları ilan etmişlerdir. Bu gibi iddialar ve halkla ilişkiler neticesinde özellikle laik, Kemalist kesimlerin başını çektiği, İslami yaşantıya mesafeli kesimlerde bir Arap alerjisi oluştuğunu söylemek yanlış olmasa gerek. Geçtiğimiz asır, özellikle resmi zeminlerde ve onlara inanan toplumsal kesimlerde bu kanaat fikr-i sabit haline gelmiştir.

Harbi kaybetmemizin sorumlusu Enver paşa ve Arap ihanetidir veya değildir, tarihçilerin konusu olan bu mesele hakkında yazmak değildir bu yazının mevzu. Sorumluların şunlar ya da bunlar olduğundan bağımsız olarak bizim gelecek için, yeniden sözler etmemiz, yeni heyecanlar oluşturmamız lazım.

Peşinen söylenecek bir söz de şudur ki; günümüzde sosyal medyada, hassaten gençler arasında sahih bilgilere dayalı olmayan “Arap husumeti” dalgasının bize bir fayda sağlamadığı gibi tam da düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürdüğünün anlaşılması lazım. Bugünlerde bazı kesimlerde oldukça moda olan bu tavrın esas sorumlusu da Araplar değil, 2010’lu yıllarda icra edilen yanlış Suriye politikasıdır ki bu hatanın/ihanetin affı da yok. Sırf birkaç zaman daha iktidar da kalmak adına, İslamcı iddialarla buralara gelen bir kadro reyisliğinin bu hatayı! yapması oldukça manidardır ve ilerde daha çok mevzu edilecektir. Bu hatanın/ihanetin ahret boyutu bile olacaktır. Bu hainliği/kötülüğü, kendilerine hayatlarında görmedikleri, düşünmedikleri nimeti veren Türk milletine yapabilmenin saiklerinin anlaşılması keşke şimdiden mümkün olabilseydi! Bizim nezdimizde gayet açık olan bu husus hâlâ ahâli tarafından anlaşılabilmiş değil. Bu mesele artık tarihin konusu olacak ve birde âhiretin.

Bu yanlış Suriye politikası bahane edilerek,  Türk toplumunun içinde son iki asırda misyonerler tarafından peydahlanan ve zamanın gücü olarak modernizm ve teknolojik hamlelerle desteklenen bir zümrenin,  İslam’a olan husumetini, Arap husumetine sarmalayarak daha kolay ve maliyetsiz ifade etmesine fırsat vermiştir. Bu fırsat kullanılmaya da devam edilmektedir. Tabiri caizse “batman çağıla karışmıştır.”

Bu zümrelerin Arap husumetinin sahih ve sade niyetlerle yapıldığını farz etsek bile böyle bir taktik doğru mudur? Bunun iyice müzakere edilmesi lazım.

Osmanlı devleti I.Harpte mağlup oldu çünkü Araplar bizi arkadan vurdu, İddia bu. Peki, o zaman Araplar kötü, vatan haini, hatta pis, murdar insanlar, öyle mi? Peki bu adamlar bizi hangi Saiklerle arkadan vurdu? Bunu kim adına, nasıl yaptılar? Bunun gibi suallerin de cevaplanması, anlaşılması gerekmez mi?

O zaman soralım, biz Türk milleti olarak I.Harpte esasen kimlerle savaştık? Araplarla mı, yoksa Batılılarla mı? Tabi ki İngilizlerin başını çektiği Batılılarla. O vakit onlar bizi neremizden vurdu? Bu sualin cevabıyla yüzleşilmesi lazım. Topraklarımızı pay-i mal ettiren, vatanımızı sırtlanlar gibi parçalatan, binlerce insanımızı kaybetmemize sebep olan ve onlarca yılımızı heba eden ve ettiren Batılılar değil mi? O zamanlar Ermeniler ve bütün gayri Müslimleri ve şimdi de P*K’yı kullanarak bizi hala vurmaya devam etmiyorlar mı? Bütün bunlara rağmen Batılılar bizim dostumuz ama onlara taşeronluk yapan ve esasen küçük bir azınlık çete olan Araplar yüzünden bütün Araplar kötü! Tabi ki devlete ihanetin affı olmamalı ve hainler gerekli cezaları görmeli ama bu asırlar süren bir genetik kusura da döndürülmemeli.

Osmanlı yurtlarındaki enerji varlığı, sanayi devrimini gerçekleştiren ve bu üstünlüğü ile bütün dünyayı zapt-u rapt altına almaya çalışan İngilizlerin temel hedefiydi. İngilizler iki hedef için yaptı ne yaptıysa. Bunlardan birincisi Osmanlı topraklarının enerji varlığı olan kısmını kendi uhdesine geçirmek, diğeri de Rusların Akdeniz’e inmesini engellemek. Zira İngilizler Enerji sahalarını kimseyle paylaşmak istemiyordu. I.Harpten sonra Fransızlarla yaptıkları paylaşım haritalarına bakarsanız ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. İngilizler sadece Rusları değil, müttefik oldukları Fransızları da petrol rezervi yüksek olan sahalardan uzak tutmuşlardır. Zavallı Fransızlar meseleye her dönemde hep “Fransız” kalmışlar.

Yine harpten sonra kurdukları sözde Arap devletlerini de hep Türkiye’den uzak tutacak siyaseti takip etmişlerdir. Bu manada yapılan birkaç hamleyi hep boşa çıkarmasını bilmişler, Türkleri ve Arapları birbirlerinden uzak tutmayı bilmişlerdir. İngilizler hem I.Dünya harbinde Arapları Osmanlı devleti aleyhine kışkırtıp ihanet ettirenler hem de sonraki süreçte yine hep Türklerle Arapları birbirine hasım olarak yaşatanlar fakat son tahlilde “Araplar bizi arkadan vurdu”, kötü; İngilizler bizi alnımızdan, yanımızdan, yöremizden yani her yanımızdan vurdular, ama iyi! Bu garabet hala devam ediyor olması da en acısı. Bu ülkenin tarihinden, medeniyetinden kopuk zümreler en ufak bir fırsatta “Araplar kötü”, çünkü onlar bizi “arkadan vurdu” teranesini dillendirip duruyorlar.

Amerika’nın 1990’ların ilk yıllarından başlayan Körfez müdahalesi de aynı niyetle, yani Araplarla Türklerin temas etmemesi siyasetinin gereği olarak yapılmış bir müdahaledir. I.Harpten sonra gerek coğrafyanın mecbur kıldığı sebeplerle, gerekse tarihin ortaya çıkardığı gerçekler sebebiyle cılız da olsa, Araplarla Türklerin geliştirmeye çalıştıkları işbirlikleri Körfez müdahaleleriyle en alt seviyelere düşürülmeye çalışılmıştır. Irak coğrafyasına yapılan müdahalelerle yapılan yeni kadastro çalışmaları ile coğrafya da daha evvel olmayan sözüm ona siyasi yapılar oluşturulmaya çalışılarak bölge iyice buhrana sürüklenmiştir.

Rahmetli Menderes zamanında geliştirilmeye çalışılan Irak Türkiye yakınlaşması da bu siyaset gereği engellenmiştir 1950’li yılların sonlarında.

Peki, bunlara rağmen niçin memleketimizde “Arap husumeti” devam ettirilmeye çalışılıyor? Kimdir bunlar? Hangi sebeplerle düşmanın ekmeğine “yağ çalmaya” devam ediyorlar? Niçin?

Bu insanların “Arap husumeti” aslında İslam’a olan husumetlerindendir. Türk Devletinin ve milletinin dayandığı kodları bildikleri için doğrudan İslam düşmanlığı yapamadıkları için Arap kılıfıyla düşmanlıklarını saklamaya çalışmaktadırlar. Yani bir nevi dertleri Türk milleti, Türkiye ya da Türk devleti değil, kendi hayat alışkanlıklarını devam ettirmek. Araplar sanki kendi hayat keyiflerine bir tehditmiş gibi davranarak İslam düşmanlığı yapmak. Çünkü tarihten kopuklar, medeniyetten bî-haberler. Bütün dertleri kendi zevk – ü sefaları. Devlet ne halde, millet neler yapıyor, hiç umurlarında değil. Bunların ekseriyeti Türkiye’de 1820’li yıllarda başlayan misyonerlik faaliyet ile peydahlanan zümrelerin çocukları. Bundan dolayı ne Türklük, ne İslam ne de toplumun umumi ahvali umurlarında.

Dünyada her dönem sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ya da coğrafi mecburiyetler gereği devlet ve millet organizasyonları çeşitli birlikler kurmuştur. Bunlar ilk zamanlarda imparatorluklar olarak şekil bulurken, modern zamanlarda çeşitli ittifak ya da milletlerarası kuruluşlar olarak vücut bulmuştur. Nato, Varşova Paktı (kadük hale gelmiş olsa da), İslam İşbirliği Teşkilatı v.b. Bunlardan yine en büyüklerinden biri İngilizlerin oluşturduğu Birleşik Krallıktır. Bu tür oluşumları gerçekleştirebilenlerin, devletlerine her bakımdan faydalar sağladığını söylememize herhalde gerek yok. Bugün Nato’nun ne işe yaradığını ya da Avrupa Birliği ile hangi hedeflere varıldığını bilmeyen var mı?

Hal böyle iken Türk milleti için tarihi ve dini zaviyeden en yakın olan Araplarla biz niye düşman olalım? Yeni yüzyıla başlarken geçtiğimiz asırda uğradığımız yenilgilerin, haksızlıkların, mağduriyetlerin son bulması için yeniden ayağa kalkmamız, bu yekiniş içinde gerekli müttefikleri bulmamız lazım. Bir avuç misyoner artığının Türk milletinin mahrumiyetleri üzerine bazı seçkin muhitlerde keyfine göre yaşamasının malzemesi olamayız.

Bu müttefiklik için de bizim tarihi, dini ve medeni bağlarımızın olduğu coğrafyalarla (Türk ve Müslüman) buluşmamız, yeniden hep beraber şahsiyetli bir güç oluşturmamız adına elzemdir. Bizim dinimiz Müslümanların kardeş olduğunu söyler. Buna göre de Arap coğrafyası başta olmak üzere bütün İslam yurtları ile iyi ilişkiler kurmanın yollarını bulmak mecburiyetindeyiz. Kim hangi niyetlerle bizi arkadan vurmuş olursa olsun, biz medeniyetimizin bayraktarıyız ve hedeflerimizden vazgeçemeyiz.

İslam dini Türk milletine zimmetlidir. Avrupa’nın ortasında İslam’a yapılan saldırıların hep Türkiye elçiliklerinin önünde yapılmasının başka ne anlamı olabilir ki? Hristiyan Avrupa geçtiğimiz bin yılın hesabını hala Türk milletinden sorma derdinde. Bunları düşmanlarımız çok iyi biliyor da dostlarımız farkında değil.

Esasen dost olarak bildiğimiz topluluklar da azat değil. O toplumlarda hâlâ Türk düşmanlarının, o devletlerin başına oturttukları ve asla kendi toplumlarına aidiyeti olmayan küçük zümreler tarafından yönetildiğini ve asla Türk-İslâm âlemine hayır işler yapmayacaklarını da anlamak lazım artık.

İslâm-Osmanlı coğrafyası neredeyse iki asırdan beri her türlü işgal altında. Önce insanımızı kendi değerlerinden koparmaya çalışarak başladılar işe. Arkasından topraklarımız gitti birer, birer. Geri dönüş muhakkak olacak. Bundan ümit kesmemiz mümkün değil. Düşmanın ne silahı korkutuyor bizi, ne cüssesi ama içimizden devşirdikleri mankurtlar en büyük mesele. Ne yaptıklarının farkında olmadıkları gibi geleceğe dair en ufak bir heyecanları da yok. Tek dertleri, ağababalarının kendilerine sağladıkları konforu kaybetmemek. Bu türler hem Türk milletinin içinde var hem de bütün İslam âleminde. Hal böyle olunca meselenin yükü daha da ağır ve çetrefelli bir hale geliyor.

Bir misalle bitirelim Türkiye kupasını Riyad’da oynamayı biz beceremedik. Sudan sebeplerle yüzümüze gözümüze bulaştırırken, İtalya kupa organizasyonunu orada gerçekleştirdi. Tarihimizle, medeniyetimizle olmamız gereken yerde olamayarak gene düşmanlarımızı sevindirirken, diniyle, medeniyetiyle yaban olanlar oralarda at koşturmaya devam ediyorlar.

Türk milleti bu olamaz, olmamalı…    

Dr. Cüneyt CESUR
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi

Yazar
Cüneyt CESUR

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen