Roma İmparatoru Konstantin’in 325 yılında İznik’te topladığı Birinci Konsey’in 1700. Yıldönümünü anmak için gelen Papa (Katoliklerin başı), İznik’i de ziyâret etti. Tv kanallarında bu geliş dolayısıyla yapılan konuşmalar sırasında Profesör ünvanı taşıyan bir yurttaşımız, bu gelişten dolayı “sevinmemiz gerektiğini” belirterek bizleri aydınlattı. Halktan bir kadıncağız, Papa’nın gelişiyle yörenin tanıtılmasından dolayı gelir kazanacağımızı söyledi. Haberleri, yüzünü göstermeksizin, İngilizce intonation’u ile veren, TürkÇE konuşmayan (Türk gibi konuşmayan), haber vermekte Türk dilini kullanan bir yurttaşımız da Papa’nın gelişini protesto eden, GERÇEKTE, Türk’ün nasıl davranması gerektiğini ortaya koyan gençlerin çeyrek sâniyelik görüntüsünün ardından, Papa’nın, gölün dibindeki kilise yıkıntısı hizasındaki âyinini nakletti.
Bir yabancı yazar, güldürücü yazılar yazan Aziz Nesin’e: “mârifet yaptığını mı sanıyorsun, çevrene bak, gördüklerini yaz, tamam” demiş… Bu curcunada insan bu sözü hatırlıyor.
***
Sıra ciddîyete gelince, belirtilmesi gerekenler şunlar olsa gerek:
“Semâvî dinler” söylemi yanlıştır; semâvî, yâni, kaidelerinin, esaslarının gökten indirildiğine inanılan sâdece bir dîn vardır, insanlar, bu dînin, sondan üçüncü ve ikinci Peygamberlerinin temsil ettikleri safhalarına Mûsevîlik ve Îsevîlik (Christianity/Hristiyanlık) adını takmışlardır. Hazreti Mûsa A.S. da Hazreti İsa A.S. da İslâm Peygamberleridir.
Hazreti İsa A.S.ın konuştuğu dil, Âramca idi, Ârâmilerin başkenti, Urfa ilimizin BİRECİK ilçesi idi. Günümüzde Ârâmca konuşan, Sûriye’de yaşayan bir topluluktan söz edilir. Süryânî vatandaşlarımızın dili, Ârâmcanın bir lehçesidir. Yâni, Süryânî yurttaşlarımız, Hz. İsa A.S. ın konuştuğu dilin bir lehçesine sâhip olmak gibi, tarîhî bir ayrıcalığın temsîlcileridirler.
Günümüzde Ârâmca İncîl yoktur. İncîl olarak kabul edilen kitaplar, Hz. İsa A.S.dan yüzyıl sonra, İbranca, Eski Yunanca ve Latince olarak yazılmıştır. Matta’ya göre, Luka’ya göre, Markos’a göre, Yuhanna’ya göre İncîl olmak üzere kabul ettikleri 4 kitap vardır. Daha eski olan, yahudilerin kabul ettikleri Eski Ahid’in durumu da buna bakılarak anlaşılabilir.
Kendilerine İsevî/Christian/Hristiyan diyenlerin 1700. Yılını andıkları Birinci Konsey’de 319 Kilise babası, inanç esaslarını tesbît etti, bâzı gruplar dışlandı. Antakya Patrikliğinden -deyim yerindeyse- el almayan, yetki almayan İstanbul Patrikliğinin durumu, o bakımdan biraz tereddütlüdür. Bakmayın siz yarım düzine dil bilen, şâir, mühendis, 21 yaşında İstanbul’u İslâm değerlerine açarak Hz. Muhammed A.S.’ın muştusuna kavuşan Fâtih Sultân Mehemmed Hân’ın, Patrikliğe Gennadios’u getirerek desteklemesine; o davranışın ardında, Batı (Roma) Kilisesine karşı destek ve herhâlde siyâsî hesap vardı. Martin Luther de bizi hiç sevmezdi ama, Osmanlı, Avrupa’daki din birliğini, karpuzu ortadan böler gibi böldüğü için, onu tutardı, öğle yemeğinde ne yediği bile Dîvân-ı Hümâyûnca bilinirdi.
Kendilerine “Hristiyan” diyenler, bu dîne Pavlus’un soktuğu üçlü ilâha inanırlar: Hâşâ: Baba, Oğul, Rûhulkudüs olmak üzere üçlü ilâh inançları vardır. Onun için, bulüğ çağına giren çocuk, bu inançtan sıyrılıp Hint dinlerine yöneliyor, inançsız kalamayanların çoğu da İslâm’da karar kılıyor. İslâm’ın Batı’da yayılışı, hükümetleri ürkütüyor.
Bu inanca göre, Hazreti İsa, Oğul Tanrı kabul ediliyor, yâni, Tanrı’nın oğlu. Papa da, Hazreti İsa’nın mutlak vekili oluyor. Avrupa’daki Katolik x Protestan savaşı 1618-1648 yılları arasında 30 yıl sürdü, birbirlerini ezip bitiremediler, Parlamento kuruldu, kanunları Parlamento yaptı. O zamana kadar, Papa’nın ağzından çıkan, kanundu. Katolik ülkelerde Papa ile Parlamento, yetkileri nasıl paylaşırlar, meraka değer.
Bunları hatırlayanların gözünde, o âyinler, kıyâfetler vb. gerçeği olmayan, sanal gösteriler olmaktan ileri gitmez.
Bütün bu sanal zemin üzerinde icrâ edilenlerin farkında olmayan, üniversite bitirmiş, diploma hâmili, etiketli kişilerin tv ekranlarında büyük bir ciddiyetle konuşmaları, yabancı yazarın Aziz Nesin’e söylediği sözü hatırlatıyor.
Haa… ciddî durum ise şudur:
Batılı’nın kafasında, buraları, Hristiyan yurdudur, 800 yıl İspanya’da kalmış olan Araplar nasıl atılmışlarsa, 1000 yıldır buraları işgal etmekte olan Türkler de atılacaklardır, nitekim, Avrupa’daki toprakların çoğundan atılmış oldukları gibi.
Bunun alt yapısı da çoktaaaaan hazırlanmış, eğitimleri büyük ölçüde ona göre düzenlenmiştir. Uydurma Bizans sözü okul kitaplarında, körpe beyinlere işlenir, arkeologları, Anadolu’nun her yerini kazıp kazıp Rum kalıntılarını ortaya çıkarırlar.
Papa’nın ziyâreti’ni bu çerçeve içinde görmek için biraz tarih ve dinler tarihi bilgisi yeter.
Bir yerin kime ÂİD olduğu tartışılırken, orada yaşayanlara DEĞİL, oranın tarih bakımından KİME ÂİD olduğuna bakıldığına göre, alt yapı hazırlanmıyor mu?
Batılı’ların kafa röntgenini iyi bildiği anlaşılan Cumhurbaşkanımız, tekrar tekrar, yüksek sesle boşuna söylemiyor:
BİZ burada KİRÂCI DEĞİLİZ!
Ferahlık ve güven veren BEYÂN.
Ancak, bu değerli, azim ifâde eden sözün altı doldurulmalıdır.
Nasıl doldurulur?
Tarihimizi, dilimizi, dînimizi İYİ öğretmekle.
***
28 Kasım 2025
“Allah, üçün üçüncüsü (üç ilâhtan biri)” diyenler, kesin olarak kâfir olmuşlardır. Kur’ân-ı Kerîm, Mâide Suresi, (5) 3.
