En büyük tehlike; Eğitimde çöküş

Bizde hem bilim gereken düzeyde gelişmiş değil, hem üniversite-piyasa ilişkisi zayıf.

Güçlü ve özerk üniversitelerin, araştırma şirketlerinin bulunması ülkede bilim zihniyetini güçlendirir, bu da politikaların “rasyonel zeminde” olmasını ve kurumlarda liyakat kıstaslarının güçlü olmasını sağlar. Bizde ise hamaset ve ‘bizden’ kıstasları güçlü… Varolan bilimsel araştırmalar da piyasaya gereğince intikal etmiyor, üniversite-sanayi ilişkileri zayıf.

*****

Taha AKYOL

Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları açıklandı. Sonuçlar vahim.

Yarınki Türkiye’yi oluşturacak bugünkü öğrenci nesil, Türk dili ve edebiyatı alanında 24 test sorusundan ortalamada sadece 5,8’ine doğru cevap verebilmiş!

Bu ne demek? Okuduğunu gereğince anlayamayan, önemli detayları fark edemeyen bir nesil demek…

PISA sınavlarında da aynı sonuç ortaya çıkıyor.

Son açıklanan YSK puanlarında, Tarih’te 10 soruda doğru cevap 1,7’den ibaret… Coğrafya’da 6 soruda 1,3…

Temel Matematik’te 40 soruda sadece 8,2 doğru cevap…

Tek kelimeyle vahim… Tabii suç çocukların değil. Suç eğitim fakülteleriyle, öğretmeniyle ve politikacılarla birlikte hepimizin.

OKUDUĞUNU ANLAMAMAK

Türkiye’de PISA benzeri “Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi” (ABİDE) araştırması vardır. Projenin alt başlığı “Eleştirel Düşünme, Problem Çözme, Yorum Yapma” şeklindedir.

Evet, ihtiyacımız ezberci ve uydu zihinlere değil, eleştirel düşünen, problem çözen, yorum yapan zihinleredir. Fakat…

ABİDE’nin 2019 raporundan aktarıyorum:

“Türkçede öğrencilerin yüzde 66,1’i orta düzey ve altında. Bu öğrenciler deyimleri, atasözlerini, hiciv ve nüktelerdeki mesajları anlayamıyor. Neden-sonuç ilişkisi kuramıyor.” (3 Temmuz 2019)

Kendi başarısızlığını başkalarına yüklemek gibi… Ekonomik krizi dış güçlere bağlamak gibi…

ABİDE’ye göre ailelerde kitap, edebiyat, müzik, tiyatro, spor ve sinema, sosyal ve siyasi sorunlar konuşuluyorsa, bu atmosfer çocuğun zihnî gelişimini olumlu etkiliyor. Aile baskısı ise olumsuz etkiliyor.

Demek ki, enflasyonun gelir dağılımını bozması durumu büsbütün vahimleştirecek!

YA ÜNİVERSİTE?

Türkiye Bilimler Akademisi adına Prof. Dr. Ufuk Akçiğit ve Dr. Elif Özcan-Tok tarafından yapılan “Türkiye Bilim Raporu 2020” adlı araştırmaya bakalım:“

1985 yılında Türkiye ve Güney Kore’de 1 milyon kişi başına düşen bilimsel yayın sayısı aynı seviyelerde bulunmaktadır. 2015 yılına gelindiğinde ise Güney Kore’de bu oran Türkiye’deki rakamın 3 katından fazlasına ulaşmıştır.” (Sf. 23)

Ve Güney Kore’de bugün kişi başı gelir de bizim üç katımızdan fazladır!

Raporda alarm veren tespitler var. Öncelikle bilimsel yayınlarımızdaki yavaşlama:

2006’dan sonra belirgin bir yavaşlama… 2006-2015 dönemi yayın sayılarındaki artış eğilimi, 1985-2005 döneminin yarısı kadardır.” (s. 24)

Bilimsel çalışma üretimi bakımından da böyle:

Türkiye 1985-2000 yıllarında sergilediği artış eğilimini sürdürebilseydi, 2015 yılında %30 daha fazla bilimsel çalışma yapmış olacaktı.” (s. 27)

Sonuç olarak, 2006 yılı sonrası Türkiye’de bilimsel çalışma üretiminde gerileme mevcuttur.” (s.76)

EKONOMİ VE BİLİM

Burada Daron Acemoğlu’nun “en büyük yapısal problem, Türk ekonomisinin verimliliğinde; Türkiye’de hemen hemen hiçbir ilerleme yok, 2006’dan beri” sözünü hatırlamak lazım. (20 Temmuz 2023)

Verimlilik nasıl artar? Her kademede iyi eğitimli işgücüyle ve teknolojiyle…

Fakat ‘bilim otomatikman ekonomiyi geliştirir’ gibi bir ezberden sakınmak gerekir. Sovyetlerde araştırmacı ve mühendis sayısı Batı Avrupa’dan fazlaydı. Totaliter sistem yüzünden Sovyet bilimi akademilerde kalmış, sivile intikal etmemiş, o yüzden çökmüştü.

Bizde hem bilim gereken düzeyde gelişmiş değil, hem üniversite-piyasa ilişkisi zayıf.

Güçlü ve özerk üniversitelerin, araştırma şirketlerinin bulunması ülkede bilim zihniyetini güçlendirir, bu da politikaların “rasyonel zeminde” olmasını ve kurumlarda liyakat kıstaslarının güçlü olmasını sağlar. Bizde ise hamaset ve ‘bizden’ kıstasları güçlü… Varolan bilimsel araştırmalar da piyasaya gereğince intikal etmiyor, üniversite-sanayi ilişkileri zayıf.

 

BÜYÜK HEDEFLER?

ABİDE raporu açıklandığında, bu eğitimle Türkiye’nin 2023 Hedefleri’ne ulaşamayacağını yazmıştım. (5 Temmuz 2019) Yarısının bile gerisine düştük!

Kalitesi gerileyen bugünkü eğitimle, “Türkiye Yüzyılı” hedefi de maalesef seçim sloganı olarak kalacak.

Büyük hedefler iyidir ama rasyonel programlar, rasyonel ekipler ve rasyonel politikalar olursa…

Muhalefet ise hukuk ve ekonomide iyi programlar ortaya koydu fakat böyle heyecan verecek hedefler ortaya koymadı, koyamadı.

Önümüzdeki en büyük tehlike, Türkiye’yi “orta gelir” tuzağından çıkaracak nitelikli nesiller yetiştirememektir.

————————————————

Kaynak:

https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/en-buyuk-tehlike-1597051?utm_source=gazeteoku&utm_medium=referral

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen