Eskatolojik Yalan: Mesih ve Mehdi

GİRİŞ

Eskatoloji son şeylerle ilgili öğretiler bilimidir. Yunanca “eschatos” (son) ve “eschata” (en son şeyler) terimlerinden türetilmiştir. Dokuzuncu yüzyıldan önce İngilizce’de kullanıldığı görülmeyen bu kelimenin sonradan özellikle Hıristiyan teolojisinde bir genel düşünce ve kavram haline geldiği görülmektedir. Günümüzde eskatoloji, sistemik teolojinin bir alt dalı olarak kabul edilmekte olup genel olarak dünyanın sonunda olacak olan olaylar kapsamı içerisinde yer alır. Dünyanın sonunda gelecek olan kurtarıcı, iyilikle kötülüğün son savaşı, Tanrı’nın dünyanın egemenliğini radikal bir şekilde ele geçirmesi, ölüm, ölüm sonrası, yargılama, ceza, Cennet, Cehennem gibi konular eskatolojinin kapsamına girmektedir[1]. Kurtarıcı beklentisinin merkezindeki figürlerin her din ve kültürde farklı kavram ve isimlerle ifade edildiğini belirtmek gerekir. Birçok toplumda izleri görülen bu kurtarıcı karakter için Güney Amerika yerli halklarından Aztekler “Quetzalcoatl”, Mayalar “Kukulkan”, Perulular “Viarcorcha”, Algonkinler “Heilbringer”, Eski Mısırlılar “Ameni”, Sabiiler “Praşai Şiva”, Budistler “Maitreya”, Hindular “Kalki”, Mecusiler “Saoşyant”, Yahudi ve Hıristiyanlar “Mesih”, Müslümanlar ise “Mehdi” kavramını kullanmaktadır[2].

Burada değinilecek konu eskatolojinin özellikle dünyanın sonuna doğru Mesih yahut Mehdi beklentisi yahut aldatmacasıdır. Yüzyıllardır insanlar kendilerine bir kurtarıcı beklemişler ve her seferinde büyük hayal kırıklıklarına uğramışlardır. Günümüzde eskatolojinin alanını genişletmiş güçlü devletlerin Teo- Stratejik hedeflerine giren bu virus sosyal ve zihinsel gelişmesini tamamlamamış ülkelere karşı kullanılan bir sömürü aracı olmaktadır. Uzay ve Nükleer çağa geçmiş bir dünyada, yapay zeka, dijital sistemler ve holografik tekniklerin kullanıldığı günümüzde isteyen her düşünce grubu kendisine sanal bir Mehdi oluşturabilecektir. Hıristiyan ve Yahudi dünyasında Mesih beklentisi olarak yüzyıllardır aktarıla gelen hurafeler İslam dünyasına Mesih ve Mehdi meselesi olarak intikal etmiştir.

Yüzyıllarca İslam dünyası geri kalma sebeplerini akıl ve bilim yolundan ayrılışına bağlamamış kendilerini kurtaracak bir kişinin varlığı  yalanıyla avunmuşlardır. Ebû Reyhan El-Birûnî (973-1048) “Maziden Kalanlar” (El-Âsâr el-Bâkiye) isimli eserinde “Mehdi ve Deccal” meselesine bir başlık ayırmış bunun ne kadar anlamsız olduğunu o yıllarda anlatmıştır: “Mehdi’nin Muhammed Bin Abdullah yahut Muhammed Bin Ali olduğu söylenir. Hatta Muhtar Bin Ebu Ubeyd Es Sakafî insanları Muhammed Bin El Hanefiye’nin ardından gitmeye davet ederken sözü edilen bilgiyi delil gösterilerek onun bahsedilen Mehdi olduğunu iddia etmiştir”[3]. Ebû Reyhan El-Birûnî sözlerine şöyle devam etmektedir: “Günümüzde dahi bazı insanlar Mehdi’yi beklemekte onun hayatta olduğunu Radva (Medineye yedi konak mesafede ağaçlı, sulak) dağında bulunduğunu söylemektedirler. Ümeyye oğulları (Emeviler) ise sözü edilen Süfyanilerin gelmesini beklemektedirler. Yine insanları doğru yoldan saptıracak olan Deccal’ın İsfahan taraflarından çıkacağı belirtilmektedirler. Gök bilimciler Deccal’ın Yezdigert bin Şehriyar’dan (ölümü DS.651) (Sasanilerin son kralı) tam 466 yıl sonra Bartail adasında çıkıp geleceğini ileri sürerler. İncil’de de onun gelişiyle ilgili alametlerden söz edilir. Yunanca yazılmış Hristiyanlık kitaplarında onun adı “antihristos “ olarak geçer ki, Morsueste rahibi Mar Theodorus İncil’e yazdığı bir yorumda bundan bahsetmektedir. Biruni bu Mehdi beklentisi ile Hicretin 318 yılında insanların Kabe’de tavaf ederken nasıl kılıçtan geçirildiği ve cesetlerin zemzem kuyularına atıldığını anlatır[4].

Mehdi beklentisi adına müslümanın müslümanı katlettiği yüzlerce örneği tarihten ve günümüzden göstermek mümkündür. Mehdi beklentisi radikal gruplardan tasavvuf gibi İslam düşünce hayatında mümtaz bir mevkiiye sahip sufî gelenek içinde dahi maalesef bulunmaktadır. Mehdi düşüncesi Zerdüştlük, Kabala, İncil, Uzak doğu dinleri ve siyasi nedenlerle İslam’a katılmış ve İslam uygarlığın gerilemesine ve toplumların tembelleşmesine neden olmuştur.

Mehdi tasavvurunun (tasarım) İslam’da nasıl ortaya çıktığı ve Mehdi’nin geleceğine inanıp inanmamak tartışmalı konuların başında gelmektedir. Mehdi tasarımının Kur’an’da yer almaması ilk dönemlerdeki birçok insanın buna iltifat etmemesi, önemli hadis literatüründe bulunmaması Mehdi beklentisinin sonradan gelişen bir düşünce olduğu tezini güçlü kılmaktadır. İbni Haldun’a göre Mehdi ile ilgili hadislerin hiçbiri Hazreti Peygamberin zamanı ile ilgili değildir. Bu hadislerde Emeviler ve Abbasiler dönemindeki içtimai, siyasi  ve askeri faaliyetler tasvir edilmiş sonra da bu tür hadisler Hz Peygamberin diliyle tavsif (nitelendirilmiştir) edilmiştir. Mehdi figürünün gelişmesinde özellikle Şia’daki şekliyle ölmüş ya da kaybolmuş bir imamın gökyüzünde kıyametten önce yeryüzüne döneceği beklemesi şeklinde tezahür eden inanç tamamıyla Yahudi ve Hıristiyanlığın tesiri altında gelişmiştir. Kurtarıcı mitosunun İslam’daki yansımasında İslam toplumunda Hz. Peygamber’den sonra zuhur eden siyasi kavga ve çekişmelerin iktidar mücadelelerinin de etkisi oldukça fazladır. Afrika’daki tasavvuf hareketlerinde Mehdi inancının Diğerlerine oranla daha güçlü olduğu bilinmektedir Bu tarikatlar bünyesinde Mehdi olduğu iddiasında bulunan birçok kişi çıkmıştır[5].

Genel olarak eskatolojik bir Mehdi beklemek Şia inanç esasları arasında yer alan önemli bir prensip olmasına rağmen Ehli Sünnet’e göre Mehdilik inanç esasları arasında yer almamıştır. Ebu Hanife, Eşari ve Maturidi gibi Sünni kelam âlimleri bu konuya değinmemişler ve eserlerinde yer vermemişlerdir. Fakat buna rağmen İslam dünyasında kurtarıcı mitosunun özellikle Hicri ikinci asırdan itibaren giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Bunun bir sonucu olarak da tarihte birçok Mehdi ortaya çıkmıştır. Onlardan bir kısmı sadece psikolojik olarak rahatsız olan insanlar grubuna dâhil edilebilecek türde bireysel vakalarken, bir kısmı ise oldukça ciddi girişimlerde bulunarak siyasi iktidarları ele geçirmeye uğraşmışlardır. Bu yönüyle içi dinsel materyallerle doldurulmuş kurtarıcı bekleme mitosu daha ziyade iktidar mücadelesi içerisinde olan insanların arzularına hizmet etmiştir denilebilir[6].

İslam dünyasına bir hurafe yahut mitoloji olarak tahrif edilmiş dinlerden alınmış ve mevzu (uydurma) hadislerle desteklenmiş Mehdi problemi günümüzde cahil İslam toplumlarını bir aldatmakta aracı olarak kullanılmaktadır. Mitolojiler ve hurafeler bazen toplumları uyutmak hatta yok etmek için kullanılabilir. Bunun tarihte çok acı örnekleri vardır. İspanyolların Aztek uygarlığını yok etmeleri böyle bir mitolojik hurafenin sonucu olmuştur. İspanyollar Güney Amerika’ya Aztek ülkesine çıkmadan önce Azteklere ait böyle bir Mehdi/ Quetzalcoatl /kurtarıcı beklentisinin bilgilerine ulaşmışlardır. Mayalar, Aztek ve diğer yerlilerin nasıl yok edildiklerinin bilinmesi insanlığın geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.  

Bu araştırma özelinde Azteklerin kurtarıcı/Mesih beklemelerinin sonucunun İspanyollar tarafından nasıl bir soykırıma dönüştürüldüğü anlatılacaktır. Bu örneğin asırlardır bir hurafe olarak Mehdi bekleyen Müslümanlara ve diğer din mensuplarına ibret alma/düşünme kapısı açması umut edilmektedir.

AMERİKAN YERLİLERİ ve İSPANYOLLAR

Olayların öncesine baktığımızda Amerika kıtasının, İspanya kralı Ferdinand ve kraliçesi Isabella’nın himayesinde, kendiside bir İspanyol olan Kristof Kolomb tarafından, Avrupalıların deyişiyle ilk defa 1492 yılında keşfedilmesi ile birlikte, Avrupa kıtasında yer alan ülkelerdeki iktidarlar bu yeni keşfedilen kıtadaki Karayipler, Meksika daha sonra tüm Güney Amerika’yı ve Kuzey Amerika’yı sömürgeleştirmek ve işgal etmek kendi siyasi askeri kültürel ve ekonomik coğrafyalarını oluşturmak amacıyla işgal etme sürecini başlattılar. Yeni sömürgeleri edinmek ve Avrupa’da dönemin var olan ekonomik ve siyasi krizlerinden çıkmak için İngilizler, İspanyollar, Portekizliler; İskandinavlar, Hollandalılar ve Fransızlar birbirlerine karşı rekabet içerisinde Amerika kıtasını sömürgeleştirmeye başladılar[7].

1492-1504’te Kristof Kolomb, Yeni Kıta’ya geziler yapmaya başlar. 1497’de tüccar ve denizci Amerigo Vespucci, Kuzey Amerika Kıtası’na ulaşır. Nihayet, 1498’de Kolomb’un Yeni Dünya’ya yaptığı 3. sefer sırasında, bugünkü Venezuella’daki Orinoco Irmağı ağzında karaya çıkmasıyla, Kıtanın Avrupalılarca istilası başlangıcıdır. İspanyol İşgali (1526): 1400’lü yıllara gelindiğinde Maya uygarlığının önemli bir bölümü varlığını sürdürmektedir ve Mayapán kenti, Yucatán’ın (Bir Maya Devleti) başkenti ilan edilmiştir. 1441 yılında başkentte çıkan bir ayaklanmadan sonra bu şehir de, halk tarafından boşaltıldı. Buna rağmen 1500’lü yılların ortalarına kadar bazı Maya şehirleri, hayatlarını sürdürmeye devam ettiler. 16. yüzyılın ilk çeyreğinde Yucatán’a yerleşmeye başlayan İspanyollarla birlikte, kıtada daha önce hiç görülmemiş bulaşıcı hastalıklar da Mayalar arasında yayılmaya başlardı[8].

Kristof Kolomb, 1492 yılında Amerika kıtasında Hispaniaola adasına (bugünkü Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin bulunduğu ada) 50 kişi ile ayak bastığı zaman adada toplam nüfusu 8 milyon (bazı verilerde ise 5 milyon) olan Arawaks (Tanios) yerlisi yaşıyordu. Kristof Kolomb kendi anılarında “Ben 50 kişiyle bu insanları fethettim ve canımın istediği şekilde de yönettim” diyebiliyordu. Kolomb kendi kendisini vali olarak tayin ettiği Hispaniaola adasındaki Arawaks halkının yaşam şeklini ve kendisine karşı tavırlarını da anılarında şu şekilde özetliyor: “bu insanlara herhangi bir konuda ellerinde olan bir şeyi sorduğunuz zaman size hiçbir zaman yok demezlerdi elindeki maddi varlığıyla kalbini sizinle misafirperverlikle ve severek paylaşırlardı”. Eldeki araştırmalarda ve belgelerde yer alan bilgilere göre adada hüküm süren 22 yıllık İspanyol egemenliği sonunda önceleri 8 milyon Arawaks yerlisinin yaşadığı adada geride kalan nüfus sayısı ise sadece 28.000’di. Kristof Kolomb’un Karayiplere 17 gemi ile tekrar geri dönüşü olan 1493 yılından sonra ise Karayiplerde yaşayan 8 milyon Arawaks yerlisi 50 yıllık İspanyol egemenliği sonrasında 200 kişi kadar çok cüzi bir nüfuslarının dışında çeşitli metotların kullanıldığı soykırımla, adalardan fiziki olarak tamamen silindiler. Bu yok etmede yerliler alışkın olmadıkları sömürgeciler tarafından bilinçli olarak yayılan hastalıktan kırıldılar ucuz iş gücü için oluşturulan soykırımcı yerli köle ticaretinden dolayı bir kısmı adadan uzak diyarlara tehcir edildiler[9].

Kolomb’un kraliyet üyesi mali destekçilerine, “Hispaniola, siz yenilmez majestelerine gereken tüm altınları sağlayacaktır,” demiştir. İspanyol yerleşimciler o yöredeki Kızılderilileri köle işgücü olarak kullanıp inanılmaz miktarlarda altın çıkarmayı gerçekten de başarmışlardı: Yirmi yıldan kısa bir süre içinde İspanyol hazinesine Hispaniola’dan 500.000 düka değerinde altın akmıştı. Sonradan anlaşılacağı gibi Hispaniola’daki İspanyol deneyimi uçsuz bucaksız bir kıta boyunca kendini tekrar tekrar yineleyecekti. Yirmi yıllık bu kısa süre içinde yerliler ya öldüler ya da kaçtılar ve altın damarları tükenmeye yüz tuttukça İspanyolların coşkusu hayal kırıklığı ve umutsuzluğa dönüştü ve servet arayışı uğruna hiç bilinmeyen kıyılara çıkma konusunda giderek daha cüretkar oldular. İlk hedeflerden biri Yucatan yarımadasıydı. Oraya 1511 ‘de çıkan ilk İspanyollar batan bir gemiden kurtulanlardı ama 1517’de Kordoba’lı Francisco Hernandez komutası altındaki üç gemiden oluşan ve köle işgücü toplama amaçlı bir konvoy Küba’dan yelken açıp Yucatan’a doğru yola koyuldu. Karaya çıktıklarında taş binalar, tapınaklar ve tanrıça idolleriyle karşılaştıklarında çok şaşırdılar; yörede yaşayanların (İspanyolların anladığına göre bunlar kendilerine “Maya” diyorlardı) talihsizliği olsa gerek, İspanyollar ayrıca “belirli altın eşyalar buldular ve aldılar[10].” Bir yıl sonra başka bir keşif seferi Yucatan’a gitmek üzere Küba’dan yola çıktı. Bunlar Cozumel adasına çıkıp Yeni İspanya, Panuco ve Tabasco eyaletini (yeni yerlere bu adları vererek) keşfettiler. Yalnızca silahla değil değiş tokuş yapmak üzere çeşitli mallarla da yüklenmiş olan İspanyollar bu kez hem düşmanca hem dostça davranan yerlilerle karşılaştılar. Taştan yapılma çok sayıda büyük yapı ve anıtlar gördüler, keskin obsidiyen taşından uçları olan okların ve kamaların nasıl can yaktığını hissettiler ve sanatkarane yapılmış cisimleri incelediler. Bunların çoğu sıradan ve yarı değerli taştan yapılmaydı, bazıları altın gibi parlamaktaydı ama yakından incelendiğinde bakırdan yapılma oldukları anlaşıldı. Beklentilerin tersine pek az altın nesne bulunmuştu. Ayrıca bu topraklarda kesinlikle hiçbir altın veya başka bir metalin madeni veya kaynağı yoktu. Peki ama az da olsa bulunan altın nereden gelmişti? Mayalar, ticaret yoluyla elde ettiklerini anlattılar. Altın kuzeybatıdan, yani bolca bulunabildiği Aztek topraklarından geliyordu[11].

İşte bu altın İspanyolları çılgına çevirecek ve yüzyıllık bir süre içinde Orta Amerika’nın yerli nüfusunun yüzde 90’ı, kızamık ve grip gibi hastalıkların yayılması nedeniyle yok olacaktır. İlk kez 1517’de Hernandez de Cordoba, Maya topraklarına gelir. Ancak Cordoba, girdiği savaşta, Champoton’un Maya savaşçıları tarafından, vücudunda açılan yaralar sebebiyle can verir. Akabinde, 1518’de Grijalva’nın keşif heyeti gelir, onu 1519’da Hernan Cortes izler. 1526-28 yıllarında Francisco de Montejo, İspanya Krallığının verdiği ‘Adelantado’ unvanıyla gelir. Bu geliş, İspanyollarca Maya topraklarının resmi işgalinin başlangıcı olur[12].

HERNANDO CORTES AZTEK’LERİN MEHDİSİ/KATİLİ

Meksika’nın yüksek yaylalarının tam ortasındaki Aztek diyarının keşfi ve işgali tarihsel açıdan Hernan Cortes (Hernando Cortez) adıyla bağlantılıdır. Hernan Cortes (Hernando Cortez)  1519’da Küba’dan on bir gemiden oluşan bir donanmayla, altı yüz adam ve hayli yüksek sayıda çok aranan ve nadir atlardan oluşan bir mürettebatla yelken açtı. Hernan Cortes’i Karayip denizindeki Española adasında (Küçük İspanya) siyasi nedenlerle çevresine ters düşünce 18 Kasım 1518’de burayı tek etti. Hernan Cortes yelken açtığında gemiler kıyıdan birkaç on metre uzaktayken, Hernan Cortes kıyıda insan silüetleri gördü, bu yüzden hemen teknenin indirilmesini emretti ve kendisi bindi. Kıyıya bir atış mesafesinde yaklaştı ve kıyıya çıktı[13]. Hernan Cortes’in bu çıkışı Güney Amerika uygarlıklarının da yıkılışının başlangıcını getiriyordu: Avrupalılar için bir fatih, bir kâşif idi fakat bir sömürgeci olarak tarihe geçecekti. Durup karaya çıkarak ve tekrar yelken açarak Yucatan’ın körfez kıyısı boyunca yavaş yavaş yol aldı. Maya etkisinin azalıp da Aztek hâkimiyetinin başladığı bölgede bir ordugâh kurup buraya Veracruz adını verdi; burası hâlâ aynı adla anılır.

BEKLENEN MEHDİ: HERNAN CORTES

Aztekler Hernan Cortes ve bir avuç askerini kurtarıcı olarak karşılayacaktır. Efsane işlemeye başlamış sonun başlangıcı gelmiştir. İspanyolların şaşkın bakışları altında Aztek hükümdarının yolladığı selamları ve ince bir güzelliğe sahip armağanları getiren elçilerin ortaya çıktıkları yer işte (Veracruz) burasıdır. Kastilya’lı Bernal Diaz adlı bir görgü tanığına göre [Historin verdadern de in conquistn de la Nueva Espana (New Spain’in Gerçek İşgal Tarihi)] hediyeler arasında “üstünde pek çok resim olan ve bir araba tekerleği kadar büyük bir güneş çarkı” vardı, “tamamı altından ve akıllara durgunluk veren bir şeydi ve sonrasında bunu tartanlar çarkın on bin dolardan daha çok edeceğini söylediler.” Ardından bir tane ama bu kez daha da büyük, “gümüşten yapılma ve ayın taklidi büyük parlaklığı olan” bir çark daha. Ayrıca içi ağzına kadar altın tozlarıyla dolu bir miğfer ve nadir bulunan quetzal[14] kuşunun tüylerinden yapılma bir başlık  (Viyana’daki Museum für Völkerkunde’de hala saklanan bir yadigar). Elçilerin açıkladığına göre bu armağanlar hükümdarları Moctezuma tarafından ilahi Quetzalcoatla, yani çok uzun zaman önce savaş Tanrısı tarafından Azteklerin ülkesini terk etmeye zorlanan büyük bir hayırsever olan, Aztek tanrısı “Tüylü Yılan” a sunuluyordu. Takipçilerinden oluşan bir grupla Yucatan’a giden tanrı daha sonra doğuya doğru yelken açmış ve “1 Kamış” yılındaki doğum gününde geri döneceğine yemin etmişti. Aztek takviminde yılların devri her elli iki yılda bir tamamlanmaktaydı; dolayısıyla söz verilen dönüş, yani “1 Kamış”, elli iki yılda bir meydana gelebilirdi. Hıristiyan takviminde bunlar 1363, 1415, 1467 ve 1519’du: tam olarak Cortez’in Aztek bölgesinin girişi olan doğu yönündeki sulardan ortaya çıkıverdiği yıl. Quetzalcoatl gibi sakallı ve miğfer giymiş olan Kortez (bazıları bu tanrının beyaz tenli olduğunu da savunmaktaydı) kehanetleri doğru çıkarmış görünüyordu[15]. Aztek hükümdarı tarafından sunulan armağanlar öylesine seçilmemişti. Aksine, sembolizmle doluydular. Altın tozları yığını sunulmuştu. Altın tanrılara ait ilahi bir metaldi. Ayı temsil eden gümüş disk sunulmuştu çünkü bazı efsaneler Quetzalcoatl’ın evini ayda kurmak için göğe dönmek üzere yelken açtığını anla tıyordu. Ve altın disk elli iki yıllık devreyi temsil eden ve Dönüş Yılı’nı gösteren bir kutsal takvimdi[16]. Bir kurtarıcı Mehdi olarak karşılanan Hernan Cortes Aztek ülkesinin  zenginliklerini elde etmek için kabileler arasında nifak tohumları ekti. Aztekler bekledikleri kurtarıcı yerine kendilerini yok edecek bir canavara kucak açmışlardı.

 

İSPANYOL HERNAN CORTES (HERNANDO CORTEZ)

İspanyol Hernan Cortes (Hernando Cortez) Aztek ülkesine “kölelik”, “zulüm” ve “vahşet” getirecektir. Cortes’in Salamanca Üniversitesi’nde hukuk okuduğu, aynı zamanda Latince bildiği, felsefe, tarih ve hukuk konusunda da iyi bilgiye sahip olduğu biliniyor. İspanyolların hırsları, Amerika topraklarının Avrupalılar tarafından kolonizasyonu ve orada katolik misyonerlik faaliyetleri yürütülmesi isteğindendir. Hernan Cortes (Hernando Cortez), özellikle büyük Aztek İmparatorluğu’nu sona erdiren meşhur İspanyol “conquistador” olarak bilinir. İngilizce “Conquest” yani fethetmek anlamına gelen kelimeden türetilerek İspanyolca “fetheden, fetih için görevlendirilmiş yahut fatih” kavramlarında anlam kazanan “Conquistador” kelimesi, tarihin akışının değiştiği bir çağda Hernan Cortes gibi başrol oynayan birini tanımlamak için yeterli gelmiyor. Cortes, büyük Aztek İmparatorluğu’nu yıkarak milyonlarca yerliyi kontrol altına aldı, milyonlarca yerlinin doğrudan ölümüne sebep oldu ve geniş bir toprak parçasına hükmederek kendini ve Kastilya krallığını zenginliğe boğdu. Sonuçları itibariyle Meksika’nın fethinin dünya tarihine en uzun soluklu etkisi, Yeni Dünya’nın araştırılması ve çözümü olmuştur[17].

Cortes birçok açıdan zamanının etkileyici bir figürüydü. Rönesans İspanyası, on beşinci yüzyılın son on yıllarında müthiş bir değişim ve dönüşüm geçiriyordu. Yedi yüzyıl boyunca, İspanyol Katolikleri, Reconquista (yeniden fetih, geri alma) adı verilen İslami Moors’a (Andalus-Endülüs) karşı destansı bir mücadele yürütmüşlerdi ve 1492’de Aragon Kralı Ferdinand’ın ve Kastilya Kraliçesi İsabella’nın birleşik liderliğinde Granada düştü ve Endülüsler mağlup edildi. Aynı yıl Christopher Columbus, Yeni Dünya’nın ilk Avrupa keşfini yaptı ve genişleyen İspanyol devleti ve Cortés gibi iddialı Hidalgolar[18] için yeni askeri, dini ve ekonomik olanaklar açtı. Reconquista, İspanya’nın bölünmüş krallıklarını ve bölgelerini güçlü bir orduya sahip güçlü bir ulus-devlet haline getirdi. Genç ulus, Katoliklik bayrağı altında bütünleşti ve bu şevk ve iştiyak ile Avrupa ve Yeni Dünya’da Kilisenin savunuculuğu ve sorumluluğunu üstlendi. Bundan sonra kral adına savaşan ve çabaları karşılığında ödül alan Hidalgolar için yeni ekonomik olanaklar açılmaya başladı. Militarizm, İspanyol ulusal kimliğinin yükselişi ve Katolizme bağlılık anlayışı görünüşte sınırsız zenginlik ve kişisel güç kazanma hırsıyla birleşti. Bernal Diaz Del Castillo şu sözlerle bunu açıkça ifade eder: “Tanrı’ya ve hükümdarımıza hizmet için geldik biz buraya. Fakat aynı zamanda, buradaki zenginlikler için de geldik.” Yeni nesil Hidalgolar krallığa bağlılık ve hizmetlerini sunarak Yeni Dünyaya akmaya başladı[19].

Meksika’nın işgali Amerika’da ele geçirilen ilk sömürge toprağı değildi; ancak daha önce ele geçirilen Hispaniola ve Küba topraklarına nazaran çok daha geniş bir yüzölçümüne sahipti ve burada köleleştirilebilecek büyük bir yerli nüfus vardı. Ayrıca baş döndürücü bir miktarda altın ve değerli taş rezervi bulunuyordu. 1519-1521 yılları arasında gerçekleşen bu büyük keşfin ve fethin etkisiyle eski kıtadan yeni bulunan kıtaya olan ilgi muazzam bir hızla arttı. Takip eden yıllarda, ihtirasla dolu bir sürü işsiz-fatihler, gözden düşmüş soylular, kâşifler ve din adamları, her biri kendi amacı doğrultusunda kullanacakları yepyeni bir insan kalabalığı ve büyük malikâneler elde etmek hayaliyle İspanya’dan yola çıkıyorlardı. Yeni Dünya’ya yapılan keşif ve fetihler sırasında hazır bulunan gözlemci ve din adamı Bartolomeo de Las Casas, Yerlilerin Gözyaşları adlı tarih kitabında bu ihtiraslı gruptan şöyle bahsediyor: “İspanyolları dinimize uygun olmayan ve dinimize saygısızlık denebilecek bu davranışlara yönelten şey altın elde etme isteğidir. Batı Hint Adaları’ndaki Hristiyanlar, kısa sürede zengin olmak ve hak etmedikleri bir itibar ve şeref elde etmek istiyorlardı[20].

Din adamı (misyoner) Bartolomeo de Las Casas, aynı dönemlere ilişkin bir başka anısında ise kendi insanların yaptıkları soykırımları hatırlatın da şu şekilde anlatıyordu: “askerlerimiz çok zalimce katliam yaptılar. Köyleri ve şehirleri bastılar, kadın, erkek yaşlı ve çocuklara acımadılar, gebe kadınlara insaf etmeyip karınlarını yardılar ve doğmamış bebeklerine doğradılar. Çocukların körpe kafalarını kayalara ve taşlara çarparak sulara attılar ve alay ederek hadi yüzün bakalım dediler. İnsanları 13’er 13’er sehpalara bağlayıp altlarından ateşi tutuşturdular ve bu masum insanları yaktılar. Daha sonra da bunu Peygamberimizin İsa’nın ve havarilerinin şerefine yaptıklarını ilan ettiler. Öyle zamanlar oldu ki acıyarak öldürmediklerinin ise ellerini keserek salıverdiler[21]

Hernan Cortes günümüz Meksika’sında giriştiği büyük istila hareketlerinde bir avuç insanla başarılı oldu (?) ve şöhrete kavuştu, artık kendinden sonra yeni kıtaya gelecek olan işgalcilerin öncüsüydü. Bir akımın ilk ve belki de en önemli dalgasıydı. Avrupa’nın yüzyıllar sürecek dünya hâkimiyetinin sağlanmasında etkili oldu.  Öte yandan Cortes Aztek medeniyetini yok etti, milyonlarca yerlinin acımasızca ve akla hayale gelmeyecek insanlık dışı metotlarla katledilmesinde başrol oynadı. Bu bakımdan İspanyol sömürgeciliğinin ve barbarlığının Fransisco Pizarro[22] ile birlikte en büyük temsilcilerinden biri oldular. Dolayısıyla, Hernan Cortes’in dünya tarihi açısından pek de olumlu anlamda hatırlanmaya değer bir iş yaptığı söylenemez. İspanyol milliyetçileri belki bugün Onu Yeni Dünya’nın muhteşem fatihi olarak hatırlıyorsa da, Güney Amerika’da yapılan bütün acımasız katliamlar ve yerlilerin yok edilmesi hadisesinin hafızalardan asla silinmeyeceğini umulur[23]. Fakat unutulmaması gereken  Hernan Cortes’e ve kendisinden sonra Aztek Uygarlığını yıkacak Farcisco Pizarro’ya  (1532) imkan veren hurafelerle toplumların kurtarıcı beklentileridir.  Bir yerli efsanesine göre de, vücudu tören sırasında altın tozuyla kaplanan şefin temizlenmek için girdiği göle, uyrukları değerli taşlar ve altın atarlardı. Bunu duyan İspanyollar “altın kaplı adam” anlamına gelen bir Eldorado efsanesi yarattılar. Eldorado, zamanla, içinde çok miktarda altın ve mücevher bulunan bir kent olarak dilden dile dolaştı. Neticede bu istila hareketleri sonucunda Hristiyanlık paganizme, Avrupa medeniyeti yerli Amerika medeniyetlerine üstün geldi. Ardından yerli Amerikan halkları kitleler halinde yok olmaya başladı. Bir medeniyet başka bir medeniyeti nasıl böylesine etkili bir şekilde ortadan kaldırmış olabilirdi? On binlerce savaşçısı olan Aztekler ve geniş toprakları nasıl bu kadar kısa bir sürede Hernan Cortes’in bir avuç denebilecek sayıdaki birliğine boyun eğdi? Bunun cevabı Avrupa’nın “tüfek, mikrop ve çeliğ”inde gizlidir.[24] Diğer taraftan Eski Amerika yerlilerinden Azteklerde müstakbel kurtarıcı, ilahî bir hükümdardır. Mayalarda beklenen kurtarıcının adı Kukulkan’dır. Her iki kavim de beklenen kurtarıcıların ahir zamanda geleceğine ve kendilerini düşmanlarından kurtararak ilahî adaleti sağlayacaklarına inanıyorlardı. Yerliler İspanyol işgalcilerin bu kurtarıcı Mehdi olduğuna inandılar. Bu hurafe yerlilerin ve uygarlıklarının sonunu getirmiştir.

 

SONUÇ:

Aztek ve diğer Amerika topraklarının kan ve gözyaşına boğulması ve tüm zenginliklerinin talan edilmesi sonra Avrupa’ya götürülmesi teknolojik olarak geri yerlilerin Mehdi beklentileri sonucudur. Müslümanların bu çarpıcı örneği asla unutmamaları gerekir.  Günümüzde hâlâ  Mehdi yalanı insanlar  tarafından kabul görüyorsa o ülkeler her türlü istilaya ve sömürüye açık halde demektir. Türk toplumunu eserleriyle aydınlatmaya çalışan Dr.  Ramazan Kurtoğlu “Nöro Mesih”, “Holografik Mesih” “Dijital Mesih”[25] konularında yazdığı bilgiler mutlaka Türk toplumu tarafından okunmalıdır. Günümüz teknolojisi geçmişte olduğundan daha fazla günümüzde kitleleri aldatabilecek güçtedir.  Kabala formatlı birçok Mesih inancı İslam dünyasına enjekte edilmiş ve edilmektedir. Buna zaman zaman bazı tarikatlar ve televizyonlar da bilerek veya bilmeyerek sebep olmaktadır. Günümüzde gökyüzüne holografik görüntülerin yansıtılması ve istenilen dilde holografik Mesihlerin konuşturulması mümkündür. İslam dinine sonradan hurafeler şeklinde katılan Mehdi düşüncesinin ilahiyatçı bilim insanları tarafından toplumumuza doğru olmadığının mevzu (Uydurma) hadisler tarafından katıldığının anlatılması gerekmektedir. Aksi takdirde Amerikan yerlilerinin başına gelenlerden daha acısını İslam toplumlarının öncelikle de Türkiye’nin başına geleceği unutulmamalıdır. 2023 yılının son çeyreğinde yaşadığımız İsrail’in Filistinlilere yapmış olduğu acımasız katliamın İsrail eskatolojik yalanlarına dayandığını bilmek icap eder. Kan ve vahşeti meşrulaştırmanın en kolay yolu hurafelere inanmış ve düşünmeyen insanları kandırmaktır. Hernan Cortes (Hernando Cortez) her ne hikmetse Azteklerin kurtarıcı Mesih’i bekledikleri Aztek yılında Aztek ülkesine adım atıyor ve bir düşman gibi değil beklenen ilah insan olarak karşılanıyordu. Azteklerin sonunu okumadan dünün ve bugünün yalan üzerine kurgulanmış Mehdi hile ve tuzaklarını anlamak mümkün olmayacaktır. Netanyahu için yaptığı zalimlikler sözde Yuşa kehanetini gerçekleştirmektir. Dünya kehanetlerle ve Mehdi beklentileri ile binlerce yıl yönetilememiştir. Ancak sömürü ve suiistimallere uğramıştır. Ülkeler ve milletler Büyük Atatürk’ün “Hayatta en hakiki Mürşit ilimdir” vasiyetini idrak etmiş olsaydı psişik hastaların ve diktatörlerin arkasından yürümezdi. Mustafa Kemal Atatürk görevde bulunduğu sürece hiçbir misyoner faaliyetine izin vermemiş ve Türk halkının temiz duygularıyla oynanmasını istememiştir. Atatürk Cumhuriyet’in temeli olan Laiklik ilkesi ile Osmanlı’nın yıkılışında da büyük faaliyetleri bulunan Hıristiyan misyonerlerinin Mesiyanik ihanetlerinin Türkiye’ye zarar vermesini engellemiştir. “Cumhuriyet Türkiye’si akılcı ve kararlı tutumla din yoluyla politik hedefleri gerçekleştirme stratejisini akamete uğratmıştır. Bu tutum uzun bir tarihi tecrübenin ve deneyiminin sonucudur. Bir milletin tarihi tecrübesi ve deneyimi millî stratejik bakışının temelini oluşturur. Bu temeli ortadan kaldırmayı sağlayan her politik adım aynı nitelikli tehditlere kapı aralamaktan başka bir şey yapmaz[26]. Prof. Dr. Nacit Macit’inİmparatorluk Politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye” isimli eserinde şu önemli hatırlatmalarda bulunur: “Tek Dünya Devleti hem ideolojik hem de teolojik kavramdır. İdeolojik bir kavramdır, çünkü küreselleşme özü itibariyle tek dünya devletin öngörür. Teolojiktir çünkü Judeo-Hristiyanlık tüm insanlığı kuşatan Tanrı Krallığını öngörür. Gelecek tasarımını bunun üzerine kurgular. Özellikle ABD’de etkin olan dini ideolojik akım olan “evanjelizm”, Eski Ahit ve yeni Ahit’e dayalı olarak dünyanın geleceğini bu şekilde kurgular. Bunun gerçekleşmesi için dini şifrelerin sembollerin tekabül ettiği olayların yaşanması ve seçilmiş Tanrı’nın halkının dünyaya hâkim olması gerekmektedir. Dolayısıyla bunu gerçekleştirecek gücün kaderinde sevimsiz olaylar ve işgaller olacaktır. Hıristiyan tarih anlayışının anahtar kavramlarından biri olan “eskotoloji gelecek tasarımı” Tanrı Krallığı ile buluşur. Hıristiyan misyon hareketlerine göre tarih bir kehanetin gerçekleşmesinden ibarettir. Bu yüzden misyonerler kendilerini bu kehanetin işçisi olarak görürler. Çıkardıkları teolojik haritaya göre çeşitli halklara roller dağıtırlar. Ancak kehanetin gerçekleşmesi için Tanrı Krallığını kurma inancının önce bireylerde ve kiliselerde yeşermesi gerekir. Söz konusu inancın tohumları bireyler ve kiliselerde yeşerince dünya İsa Mesih’e kavuşacaktır. Dünyayı İsa Mesih’e götürmenin anlamı budur[27]” Demek oluyor ki Müslümanların bir Yahudi-Hıristiyan beklentisi olan Mesih/Mehdi kurtarıcı beklentisi sadece emperyalist güçlerin işine yarayacak bir kurgudur. Bu düşünceleri taşıyan insanların kimin değirmenine su taşıdığını bir kez daha düşünmeleri gerekmektedir. Tarih bilimi insanlığa binlerce örnekleri ile bugünü aydınlatacak ve çözüm yolları gösterecektir. Yeter ki ibret alınabilsin.

 

KAYNAKLAR

1-Cengiz Batuk, Tarihin Sonunu Beklemek, Ortadoğu Dinlerinde Eskatoloji Mitosları, İz Yayıncılık, 2003, İstanbul.

2-Muhammed Cihat Oruç, Dinlerde Kurtarıcı Düşüncesini İfade Eden Kavramlar Üzerine Bir İnceleme, Trabzon İlahiyat Dergisi, TİD, cilt / volume: 9, sayı / issue: 2, (Güz / Autumn 2022): 127-155.

3- Ebû Reyhan El-Birûnî, “Maziden Kalanlar” (El-Âsâr el-Bâkiye), Çeviren: D. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2011.

4- Sefa M. Yürükel, Soykırımlar Tarihi I, Batının İnsanlık Suçları, Near East Publishing, 2005, Ankara.

5- İsmail Doğan, Mayalar ve Türklük, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları, Ankara.

6- Zecharia Sitchin, Kayıp Diyarlar, Dünya Tarihçesi, IV. Kitap, Çeviren: Yasemin Tokatlı, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul, 2005.

7- Oleksandr Kiktenko, The Person Of Hernan Cortes In The “History Of The Indies” By Las Casas, Розділ III. Всесвітня Історія, Удк 94(46+72) “15” 2021, 136-144.

8- Ahmet Feyzi Gül, Avrupa Amerika’yı Keşfediyor: Hernan Cortes Ve Meksika’nın Fethi, 2017. https://www.academia.edu/

9- Prof. Dr. Nadim Macit, İmparatorluk Politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye, Ay Yayınları, Ankara, 2016

İleri okumalar için: Dr. Ramazan Kurtoğlu, Tapınak Şövalyeleri ve Nöro-Mesih; Babilden Günümüze İsrail-Amerikan Kehanetleri: Mesih-Uşa ve Türkiye, Armagedon Savaşının “Yescüc ve Mecüc’ü Türkler”; Tanrı İmparatorluğu ve Türkiye; Küresel Hegemonya Savaşları; Din ve Küresel Ekonomi-Politik, Sosyalizm, Küresel Dönüştürme ve Stratejisinde Hollywood Filimleri, Asimetrik Savaşlar ve Terörizm.

[1] Cengiz Batuk, Tarihin Sonunu Beklemek, Ortadoğu Dinlerinde Eskatoloji Mitosları, İz Yayıncılık, 2003, İstanbul, s. 48.

[2] Muhammed Cihat Oruç, Dinlerde Kurtarıcı Düşüncesini İfade Eden Kavramlar Üzerine Bir İnceleme, Trabzon İlahiyat Dergisi, TİD, cilt / volume: 9, sayı / issue: 2, (Güz / Autumn 2022): 127-155.

[3] Ebû Reyhan El-Birûnî, “Maziden Kalanlar” (El-Âsâr el-Bâkiye), Çeviren: D. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2011, s. 190.

[4] Ebû Reyhan El-Birûnî, a. g.e., s. 190-191.

[5] Cengiz Batuk, a. g. e., s. 142.

[6] Cengiz Batuk, a. g. e., s. 143.

[7] Sefa M. Yürükel, Soykırımlar Tarihi I, Batının İnsanlık Suçları, Near East Publishing, 2005, Ankara, s. 21.

[8] İsmail Doğan, Mayalar ve Türklük, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları, Ankara. S. 28.

[9] Sefa M. Yürükel, Soykırımlar Tarihi I, s. 22.

[10] Zecharia Sitchin, Kayıp Diyarlar, Dünya Tarihçesi, IV. Kitap, Çeviren: Yasemin Tokatlı, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul, 2005, S. 10.

[11] Zecharia Sitchin, a. g.e., S.15.

[12] İsmail Doğan, a. g.e., s. 28.

[13] Oleksandr Kiktenko, The Person Of Hernan Cortes In The “History Of The Indies” By Las Casas, Розділ III. Всесвітня Історія, Удк 94(46+72) “15” 2021, 136-144.

 

[14] Uzun ve göz alıcı tüyleri olan Orta Amerika’ya özgü bir kuş.

[15] Zecharia Sitchin, a. g.e., S. 16.

[16] Zecharia Sitchin, a. g.e., S.16-17.

[17] Ahmet Feyzi Gül, Avrupa Amerika’yı Keşfediyor: Hernan Cortes Ve Meksika’nın Fethi, 2017, s. 1-20., https://www.academia.edu/

[18]Ahmet Feyzi Gül, a. g. m. s. 1-20., İspanya’da soylu anlamına geliyor.

[19] Ahmet Feyzi Gül, a. g. m. s. 1-20.,  Bernal Diaz Del Castillo, Meksika seferine katılmış işgalcilerden biri ve Guetemala sömürgesinin valisidir. Meksika’nın işgalinde yaşanılanları bir askerin gözünden anlattığı bir eseri var: Bernal Díaz del Castillo. [1575] 1908-1916. The True History of the Conquest of New Spain by Bernal Díaz del Castillo, One of Its Conquerors. Trans. Alfred Percival Maudslay. 5 vols. London: The Hakluyt Society.

[20] Ahmet Feyzi Gül, a. g. m. s. 1-20.,

[21] Sefa M. Yürükel, Soykırımlar Tarihi I, s. 23.

[22]Ahmet Feyzi Gül, a. g. m. s. 1-20.,   Fransisco Pizarro da Hernan Cortes gibi, yeni kıtada büyük istila hareketlerine girişmiş ve Peru’yu sömürgeleştirerek İnka medeniyetini yok eden ve yerli halkı köleleştiren bir İspanyol istilacıdır.

[23] Ahmet Feyzi Gül, a. g. m. s. 1-20.

[24] Ahmet Feyzi Gül, a. g. m. s. 1-20., Bu konuda Jared Diomond’ın “Guns, Germs and Steel” kitabı, Batı’nın tüm dünya medeniyetlerine karşı üstün gelmesinin temel sebeplerini inceliyor. İspanya fetihleri ve Hernan Cortes için 27-91 sayfaları arasına bakılabilir. Jared Diomond, Tüfek Mikrop ve Çelik: İnsan Topluluklarının Yazgıları, çev. Ülker İnce, Tübitak Popüler Bilim Kitapları 21. Baskı Ankara 2010

 

[25] İleri okumalar için: Dr. Ramazan Kurtoğlu, tapınak Şövalyeleri ve Nöro-Mesih; Babilden Günümüze İsrail-Amerikan Kehanetleri: Mesih-Uşa ve Türkiye, Armagedon Savaşının “Yescüc ve Mecüc’ü Türkler”; Tanrı İmparatorluğu ve Türkiye; Küresel Hegemonya Savaşları; Din ve Küresel Ekonomi-Politik, Sosyalizm, Küresel Dönüştürme ve Stratejisinde Hollywood Filimleri, Asimetrik Savaşlar ve Terörizm.

[26] Prof. Dr. Nadim Macit, İmparatorluk Politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye, Ay Yayınları, Ankara, 2016,  s. 182.

[27]Prof. Dr.  Nacit Macit, a.g.e., s.348.

Yazar
Hilmi ÖZDEN

Prof.Dr. Hilmi Özden, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı öğretim üyesidir. Aynı üniversite Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi Kurucu Müdürü de olan Özden, Türk kültürü ve medeniyet çalışma... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen