Abdulkadir BAŞ
“Kopardılar ayı gökten
Bir ipek dala astılar
Yurt dediler gölgesine
Ayaklarını bastılar”
A. Nihat Asya
Türk milletinin büyük çoğunluğu, eğitim sisteminde sorgulamadan ezberciliği dayatan uygulamalar sonucunda, tarihini kendi araştırmalarıyla ya da akademik olarak öğrenenler dışında, Selçuklu Tarihini bilmemektedir.1949’da yapılan Fulbright anlaşmasıyla Türk eğitim sistemi de tamamen dışarıdan idare edilmeye başlanmıştır.
Türk Tarihi bir bütündür. Öntürkler’den başlayarak bugüne kadar gelen tarihimiz, kesintisiz olarak, bütün ve yalın haliyle öğretilmesi gerekirken, sistemin zorlamasıyla öğrenciler sadece sınavlarda geçmek için ezber yapmaktadır. Bu sebeple devleti ebed müddet-i bilmeden, Türker’in sürekli devlet yıkıp devlet kurduğuna inanılmaktadır.
Türk Tarihinde iki farklı Selçuklu devleti olduğunu, bırakın sadece okullardaki öğrencileri, toplumun büyük çoğunluğu bilmemektedir. Türklerin Anadolu’ya gelmeden önce uzun süre kaldığı Maveraünnehir, Türkistan neresi bilinmemekte. Sultan Alparslan’la Süleyman Şah baba-oğul zannedilmekte. Okullarda daha çok Osmanlı tarihine ağırlık verilirken, Osmanlı beyliğinin Selçukluya bağlı bir beylik olduğu fark edilmemekte. Hatta Ertuğrul Gazi, Süleyman Şah’ın oğlu diye öğretilirken, hiçbir yerde Osmanlının Harezm kökeni, Kayı boyu, Celalettin Mengüberdi bağlantısı dile getirilmemekte. Bunları ilerleyen yazılarımızda tek tek inceleyeceğiz ama yeri gelmişken kısaca izah edelim.
Türk Tarihinde Selçuklu adıyla iki devlet kuruldu; bunlar, Büyük Selçuklu Devleti ve Türkiye Selçuklu Devleti. Büyük Selçuklu devleti bugünkü İran topraklarında 1040 yılında Gazneliler’e karşı kazanılan Dandanakan Zaferi sonrası kuruldu, hani şu her göç hikâyesinde Horasan’dan geldik denilir ya; işte o Horasan, bugün İran topraklarında yer alan ve yaklaşık 6 bağımsız devletin topraklarını içine alan bölge. Türkiye Selçuklu devleti ise, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan’ın 1071 yılında kazandığı Malazgirt zaferi sonrası Anadolu’da kuruldu. Bu iki devlet de aynı aile, aynı hanedan tarafında ama farklı coğrafyalarda kuruldu.
Selçuklu ailesi için Kök ata Demir Yaylı Dukak, bazı kaynaklarda Dukak’ın babası olarak Etrak ismi geçiyor; ancak Etrak isim olmaktan çok sıfat olarak kullanılan bir sözcük: anlamı marazi, göçer, göçebe, yörük. Hatta bugün bazıları bu kelimeyi istismar ederek, kelimeyi ırk, boy adı olarak görüp, her gördüğü “Etrak’tan” medet umup, beylikler tarihindeki kurucusu etrak yani göçebe, konargöçer Türkmen olan boyları kendilerine mal edip, hiçbir yazılı mirası olmayan, eser kalıntısı olmayan, tarihi olmayan melez bir yapıya bağlamaya çalışıyor.
Horasan Nerede?
Oğuzların Kınık boyuna mensup Selçuk ailesi, Oğuz Yabgu ordusunda yabgu-sübaşı olarak hizmet eden Demir Yaylı Dukak ve kendisinden sonra oğlu Selçuk, obaları ile birlikte Seyhun Nehri kenarındaki Cend şehrine yerleştiler. Bu olay 930’lu yıllarda meydana geldi. Burada hem Oğuz Yabgu Devleti hem Kıpçak baskısı hem otlak kıtlığı sebebiyle daha güneye Horasan denilen, bugünkü yaklaşık altı devletin topraklarını kapsayan bölgeye geldiler. Horasan bugünkü Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, İran’ın kuzey doğusu ve Afganistan’ı içini alan bölgedir. Yani ülkemizde bir kısmının anlattığı gibi tek bir şehir ya da kasaba değil, altı ülkenin topraklarını içine alan bir coğrafyadır. Yani buradan gelen herkesin aynı dilin aynı lehçesini konuşması, aynı inanca sahip olması, aynı itikatta olması, aynı boya mensup olması düşünülemez; Horasan kısaca Türkistan’dır. Selçuk Bey’den sonra oğlu Arslan Bey de Oğuz Yabgu Devleti’nde yabguluk yapmıştır. Selçuk Bey’in vefatından sonra beyliğin başına torunları Tuğrul ve Çağrı geçti. Beyliğin güçlendikçe çevrenin çekim alanı olması, otlak ve kaynakların yetmemesine sebep olunca Çağrı Bey 1018 yılında Anadolu seferine çıktı.1040 yılında Gaznelilere karşı kazanılan Dandanakan zaferiyle, beylikten devlete geçilmiş oldu.1071 yılında kazanılan Malazgirt Zaferiyle de Türkiye Selçuklu devri başladı. MÖ 2000’li yıllardan itibaren yazılı ve arkeolojik kalıntılarla tespit edildiği haliyle var olan Anadolu Türk tarihinde Selçuklular devri başlamış oldu.
Atalarımız tarafından fethedilişinin arifesinde Anadolu, nüfusunu kaybetmiş ve harabeye dönmüş bir coğrafya durumundadır. Günümüzde dahi o devirden pek çok harabe şehirlerin kalıntıları mevcuttur.[1]. 6. yy’den 11. yy’e kadar İslam ordularının sürekli kuşattığı Anadolu’nun harap olması kaçınılmazdı. Köy hayatı bitmiş, kalelerde ve güvenliğin sağlandığı kale ve surlar dışında koca ülke ıssız ve terk edilmiş haldeydi.
Selçuklu ailesinin bir kolu Anadolu’daki eski Bizans ve Ermeni topraklarının hâkimiyetini ele geçirip, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’yle kabaca aynı coğrafi sınırlar içerisinde Rum (Anadolu) Selçuklu Sultanlığı’nı kurmakla kalmadılar, Selçuklular ayrıca kendilerinden sonra var olmaya devam eden siyasal, toplumsal ve kültürel örgütlenme yapılarına da temel oluşturdular.[2]
Malazgirt Zaferi’nden sonra Doğu Roma ile Büyük Selçuklu Devleti arasında yapılan antlaşma Doğu Roma’nın Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlı bir devlet haline geldiğini göstermektedir. Malazgirt Zaferi’nden sonra Romanos’un yapılan bir törende tahtına, Sultan Alparslan tarafından oturtulması, törende kadeh ikram edilmesi gibi semboller de bunu desteklemektedir. Ancak antlaşma yaklaşık bir yıl sonra Romanos’un ölmesiyle geçersiz hale geldi. Doğu Roma’nın yeni hükümdarı antlaşmayı tanımadığından Anadolu, Türkler için tekrar fetih alanı haline geldi.[3]
Malazgirt Zaferi’nde Sultan Alparslan’ın ordusunda, Azerbaycan Sultanı kardeşi Yakuti başta olmak üzere, öteden beri Anadolu’da gaza ve cihat eden Kutalmışoğulları ve Selçuklu ailesine mensup birçok prens ve büyük emirlerden; Savtekin, Sanduk, Afşin, Ahmetşah, Altıntak, Atsız, Aksungur, Emir Danişmend Gazi, Saltuk, Mengücek, Çavlu, Çavuldur, Aytekin, Gevher Ayn ve Porsuk bulunuyordu. [4]
Malazgirt Zaferi’nden 25 yıl sonra başlayan Haçlı Seferleri’nden günümüze kadar süregelen Hilal-Salip mücadelesinde Türk Milleti, “İlay-ı Kelimetullah” ülküsüyle Hilal için kanını sebil eylemekte bir an tereddüt etmemiştir. [5]
1040 yılında Dandanakan Zaferi’yle Horasan ve Maveraünnehir’de yaşayan Oğuzlar için Anadolu yolundaki engel ortadan kalkmış oldu.
Adına ister Selçuklu, ister Osmanlı, ister Türkiye Cumhuriyeti diyelim; birbirinin devamı olan bu üç devlet de aynı millet tarafından kurulmuş, hemen hemen aynı topraklarda inşa edilmiş ve hükmetmiş birer siyasi teşekküldür. Üçü de; Türklerin yurdu olan, milletinin adını devletine veren, Türkiye devleti olarak adlanmıştır. Devlete verilen isimler milleti değil hanedan ve idare şeklini ifade eder. Aynı coğrafyada aynı milletin devleti olmakla, binlerce yıllık Türk devlet geleneği ve tarihinden süzülerek gelen bütünlük ve devamlılıkla “devlet-i ebed-müddet”i ifade eder.
Türk devlet geleneğinde, “kökü mazide olan ati inancıyla” geçmişimizden kopmadan ancak her gün daha iyiye ulaşabilmek için yeniliklerden istifade ederek, yeni terkiplere ulaşarak coğrafyayla bütünleşerek, çevreye, komşulara, iklime, ticarete göre gereken hamleleri yaparak var olma savaşı kazanılmıştır.
Ordu-millet olarak göçlerini ve askeri seferlerini aileleriyle birlikte gerçekleştiren, aksiyoner hareket eden Türkler; alperen – gazilik ruhuyla, bir ücret beklemeden vatan bulmak gayretiyle, durmaksızın yüksek Altaylar’dan Maveraünnehir’e, oradan daha bereketli ve ılıman topraklara, asırlarca kol kola yürüdüler. Hareket etmek Türk’ün karakterini şekillendirdi. Geçtiği iklimlerin, yurtların, temas ettiği medeniyetlerin ve kültürlerin; içtikleri suyun, yedikleri aşın, vardıkları durakta damıtarak kendi bünyesine uygun terkibini meydana getirdiler.
Aşıkpaşazade’nin Tarih-i Al-i Osman’da belirttiği; Gaziyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Bacıyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum ve yüksek Altaylar’dan Mavera’ya, Horasan’dan Anadolu’ya birlikte yürüyen Oğuz’un 24 boyu; burayı bir vatan yaparken, Anadolu mayasını birlikte çalmış, Horasan harcını birlikte karmış, Türk’ün binlerce yıllık harsını kilimlere ilmek ilmek, nakış nakış beraberce dokumuştur.
Anadolu’nun fethi sonrası ilk iskân devrinde, Türk ordusu gazilik ruhuyla hareket eden Türkmen atlıları olup, aşiret reisleri ve dini liderler başkanlığında aileler ve kabileler olarak teşkilatlanmışlardı. Bunların müstahkem mevkileri kuşatmak ve düşürmekte yetersiz kaldıkları anlaşılınca, düzenli aylık karşılığı askerlik yapacak bir ordu kuruldu. [6]Büyük Selçuklu saltanatının kurulması ile Anadolu’ya doğru başlayan büyük göç içinde, sâdece göçebeler yoktu. Gelen Türkler içinde, Türkistan’da çok eski zamanlardan beri köy ve şehir hayatına geçmiş çeşitli halk unsurları vardı. Bu unsurlar içinde çeşitli zanaat mensuplarının kendi aralarındaki mesleki teşkilatlanmaları olan âhi birliklerinin Osmanlının kuruluşuna önemli katkıları olduğu kabul edilmektedir. Bu birliklerin, aynı zamanda dinî-ahlaki bir tavır ve hüviyet içinde olmaları, onların halkın maneviyatının oluşumunda ve gerilimlerinin motivasyonunda da önemli bir yerleri olduğunu düşündürmektedir.[7]
İLK BEYLİKLER
Selçukluların gayrimüslim tekfurlukları gaza ve cihat alanı olarak kabul etmesi; doğudan gelen Türkmen kitlelerini heveslendirerek, ganimet kaynağı olarak görmelerine ve Türkmen obalarının artarak kalabalıklaşmasına, beylerin çıkardığı süvarilerin diğer boylarla yarışırcasına teşvik edilmesine yarıyordu.
Genel hatlarıyla heterojen bir görünümde olan bu nüfus yapısının çekirdeğinde, motor gücü görevini gören esas unsurun Müslüman Türk kitlesi olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu kitlenin manevi dokusu da, kendilerine hemen her tarafta rastlanan abdal, baba, fakih ve ahiler tarafından örülmekteydi.[8]
Malazgirt Zaferi’nin hemen ardından, mağlup Roma İmparatoru Diogen’in, Sultan Alparslan’la yaptığı anlaşmayı kabul etmeyip Diogen’i öldürten rakiplerine cevaben; Sultan Alparslan’ın bütün Anadolu’yu gaza alanı ilan etmesi ve emir ve komutanlarına feth ettikleri yerlerin, feth edenlere verileceğini açıklamasıyla, ardı arkası kesilmeyen bir fetih yarışı başladı. Alperen gazilerin peş peşe elde ettiği zaferlerle ilk Anadolu Türk Beylikleri kuruldu: Saltuklular 1071, Danişmendiler 1080, Mengücekler 1080, Artuklular 1102. Bunlar arasında en önemli tarihi görevi; İznik merkezli olarak, Kutalmışoğlu Süleyman Şah öncülüğünde kurulan Türkiye Selçuklu Devleti (1075) üstlendi.[9]
SÜLEYMAN ŞAH
Süleyman Şah, henüz idari teşkilatlanmayı tamamlamadan, iktidarını sağlamlaştırmadan, etki alanının dışında fetih hareketlerine çıkması devleti zor durumda bıraktı. Büyük Selçuklu yönetiminde olan Halep’e yaptığı seferde amcazadesi Tutuş’a mağlup oldu.
1086’da Süleyman Şah, Suriye seferine çıktığında, devletin idaresini, İznik valisi olarak atadığı beylerinden Ebu’l Kasım’a bıraktı. Süleyman Şah’ın Tutuş’a yenilgisinden sonra esir düşmemek için ölüme yürümesi üzerine, devlet başsız kalarak fetret devrine girdi; oğulları Kılıçarslan ve Kulanarslan Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’a esir olarak teslim edildiler. Devletin başsız kaldığı ve şehzadelerin Melikşah’ın ölümüne dek esir olduğu 1092’ye kadar geçen sürede devleti İznik valisi Ebu’l Kasım ve onun kardeşi (Kayseri valisi olarak atadığı) Ebu’l Gazi yönetti. Melikşah’ın 1092’de vefatıyla şehzadeler serbest kalarak, Kılıçarslan İznik’e gelerek, babasının tahtına oturdu.[10]
Malazgirt Zaferi’nden sonra Adalar Denizi’ne dek yayılan Türk fetihleri, Doğu Roma’nın surlarına kadar dayanmıştı. Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkent olarak Bursa İznik’i seçmesi ile Osmanlı Devleti’nin yine aynı topraklarla filizlenip aynı coğrafyada bulunan Söğüt’ten Bursa’ya varması asla tesadüf değildi. Malazgirt’le vatan kılınan, yani cihad ve gaza sahası haline getirilmesiyle vatan olan Anadolu, Türk akınıyla ve göçüyle büyümüştü. Doğudan akın akın gelen Türk kafileleri ıssız Anadolu coğrafyasını şenlendirmeye başlamış, köyler kurulmuş, terk edilmiş yerler imar edilmiş, tarlalar ekilmiş; yollar, köprüler onarılmış ve inşa edilmiş, tarım hayvancılık ve ticaret canlanmaya başlamıştı. Yol ve ticaret güvenliği için kervansaraylar tesis edilmesi bugün bile dünya ticaretini imrendiren Selçuklu atılımının en önemli hadiselerinden biridir. Ticaret devam ettikçe, bu kervansarayların etrafında ortaya çıkan yerleşimler ticari merkezler haline gelmişti.
Kimi zaman bir nehir üzerine yapılan köprü, kimi zaman bir dağın eteğine kurulan dergâh, kimi zaman bir kavşak noktasına kurulan cami, kimi zaman yol üstüne yapılan bir kervansaray etrafında kümelenen yerleşmeler Anadolu’da yerleşik hayatın ilk iskân hamlesini oluşturmuştur. Fetih hareketlerine katılan alperen gazilerin sulh zamanlarında yerleştikleri sahalarda kurdukları meskenler köylerin, mahallelerin temelini oluştururken; meslek erbabı, zanaatkârların ürettikleri mallar, demirin işlenmesiyle üretilen silah, tarım el aletleri, koşum takımları gibi mallar; kadınların dokuduğu kilim ve halılar (pamuk ve ipek böcekçiliği); koyun yünlerinden eğirilen ipler, deriden mamul ayakkabı, çizme, çanta, taşımacılık için heybe, çarık, sırım gibi eşyalar, çanak, çömlek, taş, tuğla, çini gibi ürünler, çeşit çeşit kılık, kıyafet, deri işçiliği ürünler ve ahşaptan üretilen alet edevat ticarete konu mamullerdir. Bu ürünleri imal eden her sınıfın bir ahi şeyhi etrafında toplanmasıyla, barışta ticaret, savaşta beldenin savunmasını sağlayan Ahi tekkeleri etrafında kenetlenmiş, bu durum Selçuklulardan Osmanlıya devletleşme sürecinde en güçlü desteklerden birini sağlamıştır.
1100-1101 yılında Anadolu’ya yürüyen Haçlı orduları I. Kılıçarslan tarafından mağlup edilerek, 1071 Malazgirt zaferinin tesadüf olmadığını, Türklerin kolay lokma olmadığını Haçlılara bir kez daha gösterdi.
Süleyman Şah’ın Büyük Selçuklu toprağı olan Suriye seferinde vefatına benzer kaderle, oğlu I. Kılıçarslan’ın da yine Büyük Selçuklu toprağı olan Musul seferi de hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Kılıçarslan’dan sonra ordunun dağılması ve şehzadelerin hapsedilmesi sebebiyle taht 3 yıl boş kalarak bir fetret devri yaşandı. 1110’da kardeşler Konya’ya geldi, 1116’ya kadar Şahin Şah, ardından kardeşi I. Mesut tahta çıktı. Bu dönemde Anadolu’da Türkiye Selçuklu Devleti, üstünlüğü Danişmendlilere kaptırdı. Kayseri, Sivas, Malatya, Tokat, Amasya, Samsun, Kastamonu, Çankırı gibi büyük şehirler Danişmendli egemenliğindeydi.
Selçuklu Sultanı I. Mesut’un kayınpederi olan Danişmend Beyi Melik Gazi, 1143’te vefat edince, Sultan Mesut Danişmend topraklarını ele geçirmeye başladı.
1155’te I. Mesut’un vefatıyla tahta II. Kılıçarslan geçti. Danişmend topraklarını Selçukluya katarak Anadolu Türk Siyasi birliğini sağlamaya çalıştı. Selçuklu topraklarını iki katına çıkardı. Sınırlarda biriken Türkmen kitlelerini batı uçlarına göndererek kalıcı yerleşim hayatı sürmelerini destekledi ve batı bölgelerinde kurulacak olan Türk beylik teşekkülünün alt yapısını oluşturdu. Batı Anadolu ve sahillerin Türkleşmesi ve fethinin tamamlanmasına imkân verdi.[11]
II. Kılıçarslan’ın Türk tarihindeki en büyük kahramanlığı Doğu Roma ve Haçlı ittifakına karşı verdiği mücadeleyle oldu. 1176’da Çivril-Sandıklı üzerinde yapılan Miryokefalon Savaşı ile Doğu Roma’ya, Türklerin Anadolu’dan çıkarılamayacağını kesin olarak kabul ettirdi; bölgenin Türk vatanı haline gelmesi sağlandı.
II. Kılıçarslan’dan sonra tahta geçen II. Süleyman Şah, babasının fetih politikalarına devam ederek Erzurum’u Saltuklulardan aldı ve bu beyliğe son verdi. I. Gıyaseddin devrinde, Karadeniz ve Akdeniz sahillerine seferler düzenlendi, İznik Rum devletine seferler düzenlendi. Gıyaseddin’in tamamlayamadığı genişleme siyaseti oğulları I. İzzeddin ve I. Alaeddin tarafından gerçekleştirildi. Böylece Türkiye Selçuklu Devleti, ekonomik ve toprak bütünlüğü bakımından kuruluşundan itibaren görülmemiş gelişmelere sahne oldu.[12]
I. Alaeddin Keykubat Dönemi
1220 yılında tahta çıkan Sultan Alaeddin döneminde Türkiye Selçuklu Devleti en istikrarlı ve huzurlu günlerini yaşadı. Devlet hazinesi, Sultan Alaeddin zamanında en yüksek doluluk oranına ulaştı. Geçmişte temelleri atılan devletleşme süreci tamamlandı ve ülkesini müreffeh bir vatan haline getirmeyi başardı. [13]
Türkiye Selçukluları tarihinde, Sultan Alaeddin devri devletin geldiği zirve noktasını temsil ederken, onun vefatıyla kırılma noktasına ulaşılmış ve çift başlı kartal zirvelerden süzülmeye başlayarak çöküş sürecine girilmiştir. Benzer durum Selçuklu’nun halefi Osmanlı Devleti’nde Yavuz Sultan Selim döneminde yaşanmıştır. 8 yıllık saltanatında, 80 yıllık başarıya ulaşan Yavuz devrinde zirveye ulaşan Osmanlı Devleti, Mısır seferinden sonra İstanbul’a getirilen binlerce el-Ezher ulemasının, devletin istikametini sarsmasıyla, ilk başta fark edilmese de zirveden iniş yolunu açmıştır. Ne hazindir ki Sultan Alaeddin Farisi ulema ve vezirlerin, Sultan Selim ise el-Ezher âlimlerinin Türk devlet ve bilim adamlarına tahakkümüne mani olamamıştır.
Türkistan’da ortaya çıkan Cengiz imparatorluğuna karşı dostane ilişkilerle denge siyaseti izleyen Sultan Alaeddin, Moğollarla Türkiye Selçuklu Devleti arasında kalan Türk devleti olan Harezmşahların da, Moğollarla iyi ilişkiler kurması için heyetler gönderdi. Harezmşah Muhammed’in tedbirsiz ve küstah tutumu, Cengiz Han’ın düşmanlığını kazanmasına sebep oldu. Moğollar karşısında topraklarını bırakıp, zor da olsa Hazar Denizi’nde bir adaya sığınan Muhammed Harezmşah açlık ve sefalet içinde ölürken, oğlu Celaleddin kısa sürede Harezmşah devletini toparlayıp babasından daha güçlü bir ordu kurdu. Selçuklu ve Moğol topraklarına sürekli saldıran, genişlemek isteyen Celaleddin Harezmşah, Alaeddin Keykubat’ın uyarılarını, komşularıyla barış içinde yaşama tekliflerini geri çevirdi. Moğolların gazabını üzerine çekti. Moğollardan uzak yeni bir vatan arayışıyla Türkiye Selçuklu topraklarına girerek daha önce yapılan anlaşmaları bozdu. Erzincan’da 1230 yılında meydana gelen Yassıçemen Savaşı’nda yenilen Celaleddin Harezmşah orduları Anadolu’nun pek çok yerine dağıldı, huzur bozucu faaliyetlerde bulunarak Selçuklu saadet iklimini bozdu. Sultan Alaeddin, Harezmşah ordusu bakiyelerinin tedip edilmesi, Selçuklu ordusuna ilhak edilmesi için sayısız seferlerle üzerlerine gitti.
Harezmşah ordusundan bir kısmı Selçuklu saflarına katılırken, Kayır Han liderliğindeki büyük bir kısmı Harezmşah müttefiki olan Trabzon Rum Devleti’ne sığınarak Erzurum bölgesine yağma harekâtı yapmaya başladı.[14] Burada Zikredilen Kayır Han (diğer adıyla Kır Han), başlı başına bir yazı konusudur. Anadolu beyliklerinin kök atası olmasından Kırşehir’in – Kır-ali yurdu olarak kurulmasına ve Osmanoğullarının ceddi mi, değil mi gibi pek çok soru tartışılmakta ancak binlerce akademisyen içinde bir kaç serdengeçtiden başka kimse bu sandığın kapağını açmaya gayret etmemektedir. Oğlu Seyfettin’in, babası Kayır Hanın (Kırbey) şehri Kırşehir’de valilik yaptığı, adına Ertuğrul dendiği, Ahi Evran’ın onları Kırşehir’den Bilecik’e Ahi Edip Ali’yle gönderdiği gibi konular, Bilecik Üniversitesinin kıymetli tarihçilerinin vakfiye kayıtlarını gün yüzüne çıkarmasıyla açıklığa kavuşmaktadır.
Babaî İsyanı
Selçuklu’nun kudretli ve adil hükümdarı Sultan Alaaddin, en yakınları tarafından yapılan ilk suikastı atlatmasına rağmen ikinci zehirlenme teşebbüsüne karşı koyamayarak 1237’de vefat etti. Sultan Alaaddin vefatından önce Kayır Han’ı yanına alarak, Anadolu’ya göçen çok sayıda Harzemşah boyunu itaat altına almış ve hepsine yurt vermişti. Sultan’ın denge siyaseti gereği yaptığı iki evlilikten ilki; Alanya Tekfurunun kızı Hunat Hatun’dan olma oğlu, İzzet Gıyaseddin ve Memlük Melikesi’nden olma oğlu Kılıçarslan arasında tahta geçme konusunda vezirler ve emirler arasında bir rekabet ortaya çıktı. Sultan Alaaddin, vefatından sonra yerine şehzade Kılıçarslan’ın geçirilmesini buyurmuş ancak saray entrikalarıyla bu vasiyete uyulmamıştı. II. Gıyaseddin’in tahta çıkarılmasına Kayır Han ve Vezir Kemalettin Kamyar karşı çıktı.[15]
Vezir Saadettin Köpek, devletin dizginlerini ele geçirmek ve mümkünse kendi hanedanlığını kurabilmek için, önünde engel olarak gördüğü vezir ve emirlere kumpas kurarak onlardan kurtulmaya çalıştı. Tecrübesiz Sultanın aklını çelerek, Kayır Han’ı Kayseri Pınarbaşı Kalesi’nde zindana attırdı. Kayır Han’ın zindanda vefatı üzerine, Harzemli askerler toplu olarak kaçmaya ve gittikleri yöreleri yağmalamaya başladılar. Kayır Han’ın öldürülmesi Vezir Saadettin’in şahsi çıkarları için ne kadar olumlu ise, devletin çıkarları açısından bir o kadar olumsuz sonuçlandı. Kayır Han’ın tasfiyesi, II. Gıyaseddin’in ilk büyük siyasi hatası oldu.[16]

Anadolu’da Türkmen Meselesi ve Sosyal Huzursuzluk
Moğol İstilası sonrası Anadolu’ya akan Türkmen kitleleri ile daha önceden gelmiş olan, yerleşik hayata geçmiş yarı göçebe-göçebe halde yaşayan Türkmenler arasında cereyan eden hadiseler tam olarak önlenememişken, Harzemşahların lideri Kayır Han’ın öldürülmesi, yıllarca kontrol altında tutulan bu kitlenin de isyan etmesine sebep oldu.
Yönetimde Eksen Kayması ve Güven Kaybı
Devletin kuruluşunda emeği olan Türkmenlerin devlet yönetiminden uzaklaştırılması, geri plana itilmeleri; Türk kültürünün yerini Acem ve Roma özentisinin alması, halkın yönetime olan güvenini kırdı.
Otorite Boşluğu ve Muhalefetin Silahlanması
Moğolların önünden Türkistan, Maveraünnehir ve Horasan’dan kafileler halinde Türkmen kitleleri gelmeye devam ediyorlardı. Anadolu’da yaşayan Türkmenlerin Sultan Alaaddin’den sonra yaşadıkları mera-yayla kavgaları, arazi gaspı, yeni gelenlerin eskiden gelenleri rahatsız etmesi, yeni gelen göçerlerin yerleşiklerin ekinlerine zarar vermeleri vs., devletin vezirler elinde paylaşılması, otorite boşluğu ve devlete yönelik başlayan muhalefet, dini söylemlerle taraftar bulmaya başladı. Kısa sürede kitleleşen bu muhalefet silahlı birlikler haline geldiler.
Liderleri Kayır Han’ın öldürülmesiyle, Anadolu’daki Harzemşahların da askeri gücünün desteğini alan Babailer, devlete (1240) karşı başlarında Baba İlyas ve halifesi Baba İshak etrafında toplanarak, uzun süren bir isyan ateşi yaktılar.
Maraş’tan yana yana çevreyi saran isyan ateşini söndürmek için, Selçuklu devleti paralı Frenk askerlerini ve Moğollara karşı hazırda bekletilen Erzurum’daki orduyu göreve çağırdı. Kırşehir Malya Ovası’nda isyancıları kıstıran Selçuklu ordusu asilerin bertaraf edilmesinden sonra evlerine gönderildi.
İsyanın Sonuçları: Batı’ya Göç ve Yeni Beylikler Dönemi
Bu isyan sonrası devlet millet uyumu yıprandı, isyanı destekleyen ya da gönül verenler batı Anadolu’ya göç etmeye başladı. Moğolların Anadolu’ya girmeleriyle, batı Anadolu’ya yönelen göç hareketleri 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra hız kazanarak, 2. Anadolu Türk beyliklerinin kurulmasına zemin hazırladı.
Osmanlı’nın Kuruluşu ve Yeni Tarihsel Perspektif
Bu göçerler içinde Kırhan-Kayır Han boylarının kurucu unsur olduğu, vakfiyelerle ortaya çıkmaktadır. Hatta batı Anadolu beyliklerinin pek çoğunun aynı aileler tarafından teşkilatlandırılmış akrabalardan oluştuğu görülmektedir. Bu konuda ortaya çıkan bilgi ve belgelerle Osmanlı devletinin kuruluş dönemi ve 2. Anadolu Beylikleri devri yeniden yazılmalıdır. Bu konuda yapılan araştırmalar için
Selçuklu Devleti’nde Yönetim Zafiyeti ve Kösedağ Savaşı’na Giden Süreç
Sultan Alaaddin’den sonra Türkiye Selçuklu Devleti; başta Sultan, kâğıt üzerinde vezirlerin cenderesinde, tebaaya uyguladığı baskı ve saraylarda yaşanan sefahat, sefa alemleri ve ardından gelen Babai İsyanı ile devletin kötü gidişi durdurulamaz oldu. Sınırlara yerleştirilen birliklerin isyanları bastırmak için geri çekilmesi ve sınırlara tekrar birlik gönderilememesi Moğolların Anadolu içlerine sık sık kolayca girmelerine kapı araladı. Devlet hazinesi ülke menfaati için harcamak yerine lüks ve sefahate harcanmış, ayrılan bütçe azaldı, orduya gerekli özen gösterilmedi.[17]
Simon de Saint Quentin’in Gözlemleri ve İç Karışıklıklar
Simon de Saint Quentin: “Baba İshak’ın başlattığı ayaklanmada, düzensiz ve az sayıda adamıyla Türkiye Selçuklu Devleti’ni zorlaması karşısında Türklerin zayıflığından cesaret alan Moğollar, ertesi yıl Türkiye’yi tamamen işgal ettiler.” diyerek Sultan Alaaddin’in kurduğu güvenlik siyasetinin terk edilmesinin verdiği tahribatı, telafisi imkânsız zararı ifade etmektedir[18].
Erzurum’un İstilası ve Moğol İlerlemesi
İbn-i Bibi’ye göre Farisi asıllı olan Erzurum Valisi Şerefeddin Çuvini, Baycu Noyan’a mektup göndererek, Moğolların Anadolu’ya kolayca girmesinin yolunu açtı. Türk savunma birlikleri ve gece gözcüleri hakkında bilgi vererek, Erzurum’un hiç direnmeden Moğollara teslim edilmesine sebep oldu. İlk katliamı Erzurum’da yaparak, hazineyi ele geçirip Güney Azerbaycan’da Mugan’a geri döndüler. Ertesi yıl yeniden Anadolu’ya giren Moğollara karşı Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev; melik ve beylerden destek kuvvet istedi. İlk destek Suriye’den gelirken, beklenen diğer emirlerin yardımı gecikti. Baycu Noyan Anadolu’yu yakarak, yıkarak Erzincan’a kadar geldi. Sivas’ta bulunan Türk ordusuyla Akşehir ovasına doğru yürüyüşe geçti. Türk ordusunun sayıca daha az olduğu kayıtlarda yer alıyor. Türk ordusunun ilk saldırıyı kazanmasından sonra dehşete düşüp, disiplinsiz davranması ve Moğolların kadim Türk savaş taktiği Kurt Kapanı’nı uygulayarak, kaçar gibi yapıp sonra Türk ordusunu çembere almasıyla, savaşın gidişatı değişti.
Kösedağ Bozgunu ve Tarihsel Sonuçlar
2 gün boyunca Moğollara saldıran Türk kuvvetlerinden büyük zayiatın Sultanla birlikte savaşı alanını terk etmesiydi. 2. gün sonunda hala Türklerin bir yerlerden saldırıya geçmesini bekleyen Moğollar, az sayıda Türk askeriyle karşılaşınca, beklenmedik bir zafer kazandıklarını anladılar.[19]
Moğol İstilası ve Anadolu’daki Tahribat
Moğollar Anadolu’ya girdikleri her şehirde katliam yaptılar, şehirleri yakıp yıktılar. Simon de Saint Quentin; sadece Kayseri’de 100 bin ile 300 bin kişinin katledildiğini yazar. Moğolların Kayseri, Erzincan, Erzurum, Sivas vb. beldelerden topladığı esirleri İran’a götürmeleri ileriki asırlarda kurulacak Türk devletine de nüfus olarak zemin hazırladı. Hala bugün Güney Azerbaycan’da dili dilimize, hali halimize benzeyen milyonlarca soydaşımızın yaşaması 1243’te zorla Anadolu’dan götürülenlerin bugüne ulaşan torunları olmaları sebebiyledir. Tabi 1500’lü yıllarda da Güney Azerbaycan’a Anadolu’dan ikincil bir göç hareketi olacaktır.
Kösedağ Savaşı Sonrası Selçuklu ve İlhanlı İlişkileri
Kösedağ Savaşı’ndan sonra Türkiye Selçuklu Devleti, Moğol İlhanlıların vassalı durumuna düşmüş, daha önce Selçuklu’ya bağlı olup vergi veren Anadolu’daki beylik ve tekfurluklar da doğrudan Moğol İlhanlı devletinin bağlısı durumuna geçmişlerdir. 1243’ten 1277’ye kadar, Türkiye Selçuklu devleti Moğollara bağlı olarak, kendi içindeki vezirlerin sorumluluğunda, Selçuklu hanedanı tarafından idare edilmeye devam edilmiştir. 1277’den sonra ise Moğollar direkt “Anadolu Valisi” atayarak, Selçuklu Sultanının da üzerinde idareye müdahil olmuştur.
İlhanlı Valileri ve Önemli Hanedanlar
İlhanlı genel valilerinin ve Anadolu Beylerbeyi olarak addedilen emirlerin Türkiye tarihindeki yeri başlı başına okunması gereken bir konudur. Pervaneler, Çobanoğulları, Kadı Burhanettin ve Eretnalılar bu minvalde değerlendirilmesi gereken ailelerdir.
Bölgesel Güç Dengeleri ve Tarih Yazımı Üzerine Notlar
Ayrıca beylikler dönemi içinde ele alınması gereken Akkoyunlu-Karakoyunlu bölge çatışması ve Karakoyunluların İlhanlı ve Celayirli ilişkisi de Türkiye tarihinin güneydoğu siyaseti incelenirken ele alınması gerekir.

Kösedağ ve Babai İsyanı Sonrası Sosyo-Ekonomik Durum
Kösedağ bozgunu ve Babai isyanına rağmen Selçuklu Türkiyesi’nin iktisadi refahı, Sultan Alaaddin’in bıraktığı yüksek refah ve zenginlik mirası üzerinde eriye eriye 1261 yılında IV. Kılıçarslan’ın Moğolların yardımıyla II. İzzeddin Keykavus’u tahttan indirmesine kadar devam etti. Ancak bu hadiseden sonra Moğollara karşı başlayan aralıksız isyanlar, bilhassa uç Türkmenlerinin bir türlü itaate alınamayışları, Türkiye’de artık her türlü huzurun sona erdiğini göstermektedir.[20]
II. İzzeddin Keykavus ve Moğol Karşıtı Direniş
II. İzzeddin Keykavus, Kösedağ Savaşı sonrası Moğollara karşı direnme kararlılığı gösteren, tavır alan ve savaşan ilk ve tek Türkiye Selçuklu Sultanıdır. [21]II. İzzeddin Keykavus’un Moğol-IV. Kılıçarslan ittifakına karşı yenilmesiyle kendisi için gurbet hayatı başlıyor, Türkiye tahtı ise ikiye bölünüyordu, Moğollar’da ise Mengü Han kardeşi Hülagu’ya İlhan ünvanı vererek İran’a göndermiş ve Moğollar yakın doğuya yerleşmiş oldular. 1256’da Tebriz merkezli kurulan Moğol İlhanlı Devleti’nin Tebriz’den Anadoluyu idare etmesi daha da kolaylaşmıştı.
Pervane Muineddin ve Siyasi Değişim
IV. Kılıçarslan’ın ülkenin doğusunun sultanı olması, Moğol yanlısı vezir Muiniddin Pervane için yeterli değildi. Bu sebeple Konya tahtına hâkim olan II. İzzettin Keykavus’u Moğolların gözünden düşürerek iktidarı tek elde toplamak için II. İzzetine Moğolların baskısı her an artıyordu. Moğollar’a karşı Memlüklu sultanı Baybars‘tan yardım isteyen II.İzzettin‘in planından haberdar olan Süleyman Pervane Selçuklu Sultanını Moğol İlhanlılar‘a şikâyet ederek Sultana karşı bir ordu çağırdı. İlhanlı ordusu ve vezir Muiniddin Pervaneye karşı Aksaray Sultanhanı Savaşı’nda yenilen II. İzzeddin daha önce yardım ettiği, Doğu Roma imparatoru Mikail Palalogos’a sığındı. Doğu Romanın elinde 1270’e kadar esaret altında yaşayan Sultan İzzettin, Altınordu hükümdarı ve aynı zamanda kayınpederi olan Berke Han’ın yardımıyla esaretten kurtularak Kırım’a geçti.
II. İzzeddin Keykavus, Moğollara karşı Memluk Sultanı Baybars’la yardımlaşmış, Moğolların planlarını bozmak için Altın Orda Devleti’ne mektuplar yazmıştır. II. İzzeddin Keykavus, Moğol İlhanlılara karşı Bizans’ı da kullanmış ancak Bizans’ın Moğollarla anlaşması sonucu sıkışmış, İlhanlılara karşı yardımı yine Altın Orda Hanı Berke Han’dan görmüştür. Berke Han, Moğol birliğini bozmuş, Müslümanlığı kabul etmiş ve II. İzzeddin Keykavus’u Bizans’ın elinden 1270’de kurtararak ona Kırım’da (Solhat) toprak vermiştir. II. İzzeddin Keykavus ömrünü Kırım’da bir sürgün olarak geçirmiş ve 1278’de vefat etmiştir.
Pervane Muineddin’in Yönetimdeki Mutlak Gücü
Anadolu’da tek sultan olarak IV. Kılıçarslan kalsa da, vezir Muineddin Pervane’nin entrikaları sebebiyle iktidarı ele geçirememiş ve devlet Pervane’nin elinde kalmıştı.
Meşhur vezir Muineddin Ali’nin oğlu olan Süleyman Pervane, Moğolların itimadını kazanmış ve 1262-1277 arasında 15 yıl “Pervane” olarak devleti yönetmiştir. 1259’da Sinop’u alan Trabzon Rum Tekfurluğundan Sinop’u 1265’te kuşatmayla geri alan Muineddin Pervane, Sultan IV. Kılıçarslan’dan Sinop’un evlatlarına mülk olarak verilmesini istedi. Sultan bu talebe dirense de Pervane istediğini aldı ve Sinop’ta Pervaneoğulları devletinin temelini attı.[22]
Sultan IV. Kılıçarslan’ın Tasfiyesi ve Aksaray Hadisesi
IV. Kılıçarslan’ı kendine engel gören Pervane; Sultanı, Memlük Sultanı Baybars’la Moğollara karşı iş birliği yaptığı yönünde şikâyette bulunarak Moğolların gazabını Sultanın üzerine çekti. Moğollara tarihteki ilk yenilgisini Ayn Calutta yaşatan Sultan Baybars’ın IV. Kılıçarslan’la ittifak yaptığı haberi Moğolları gazaba getirmişti. Bu haber üzerine Moğollar, Pervane ve Hatıroğlu Şerafettin ve adamları Aksaray’da IV. Kılıçarslan’ı bir ziyafet bahanesiyle tuzağa düşürüp, kementle boğarak şehit ettiler.
III. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi ve Pervane’nin Diktatörlüğü
IV. Kılıçarslan şehadetinden sonra tahta 3 yaşında bulunan oğlu III. Gıyaseddin Keyhüsrev getirildi. Böylece Süleyman Pervane Selçuklu devletinin tek adamı haline gelerek, adeta bir diktatörlük kurdu. Vezir Fahreddin Ali (Sahip Ata) her ne kadar Pervane’yi dizginlemeye çalışsa da, sonunda Sahip Ata da Pervane’nin Moğollara Sahip Ata’yı şikâyeti üzerine vezirlikten alınıp zindana atıldı. Ancak 2 sene sonra suçsuz olduğu anlaşılınca eski görevine geri döndü.
Pervane’nin memlekete kâbus gibi çökmesi halkı isyan noktasına getirmişti. Pervane’nin yakın adamı Hatıroğlu Şerafettin, Harzemli emirlerden Baycar, isyan bayrağını açmıştı.
Bu karışıklıktan istifade eden Karamanoğulları, Moğol birliklerine saldırıp sarp geçitlerde kayboluyorlardı. Hatıroğlu, Memlük Sultanı Baybars’tan yardım isteyerek İlhanlılara karşı desteğini sağladı.
Sultan Baybars’ın Anadolu Seferi ve Elbistan Savaşı (1277)
Sultan Baybars, 1 yıl içerisinde hazırlığını yaparak 1277’de Elbistan’a geldi. Karşısına çıkan güçlü ve düzenli Moğol ordusunu bozguna uğrattı. Anadolu’da Moğollar yenilmezlik unvanını kaybederken, daha önce Ayn Calut’ta Moğollar’ı yenen Baybars, şimdide Elbistan’da bir kez daha Moğollar’ı karşı zafer kazandı. Kendisini Anadolu’ya davet eden vezirler, Baybars’ı beklemeyince Baybars Kayseri’ye doğru yürüyerek, Selçuklu tahtına oturdu.
Cimri Hadisesi ve Karamanoğlu Mehmet Bey
Eşref Beyin ve Menteşe Beyin yardımlarıyla Karamanoğulları, Baybars ile ittifak halinde büyük bir saldırı hazırladılar. Türkmenler Konya’yı ele geçirdiklerinde Alaaddin Siyavuş’u tahta çıkardılar. IV. Kılıçarslan’ın kızıyla evlendirdikleri Siyavuş, doğal olarak Karamanoğlu Mehmet Bey’i vezir yaptı. Karamanoğlu Mehmet Bey’in ilk icraatlarından biri Farsça ve Arapçaya hâkim olmadıklarından ve Farisi bürokrasiye tepki olarak daha önce hiçbir beylikte görülmeyen bir usulle, Türkçe’den başka dillerde konuşmayı yasakladı… Fermanlar Türkçe olarak yazılmaya başlandı.[23]
Moğollar, Abaka Han komutasında büyük bir orduyla Anadolu’ya girerek hem Baybars’tan aldıkları mağlubiyetin hıncını hem de ona yardım eden Türkmenlerden intikam almak için büyük bir katliama giriştiler.
Abaka Han Sonrası İlhanlı Yönetimi ve Anadolu Katliamı
1282’de Abaka İlhan’ın ölümünden sonra kurultayda Ahmet Teküder İlhan olarak seçildi. Ahmet Şah Anadolu’da iktidarını sağlamlaştırırken kardeşi Kongurtay’ı Anadolu’ya gönderdi. Kongurtay’ın Anadolu’da yaptığı katliamlar; Kayseri, Konya, Aksaray, İçel, Niğde ve çevresinde kadın-erkek, çoluk-çocuk ayırmadan katletmesi, binlerce erkeği köle olarak alması, ormanları yakması, İlhanlı hükümdarı Ahmet Şah’a ulaştığında Kongurtay’ı Anadolu’dan geri çağırmış ve idam ettirmiştir.
Ahmet Şah’ın İlhanlığı devrinde Anadolu, 1282’de III. Gıyasettin Keyhüsrev ve II. Mesut arasında pay edilmişti. Kongurtay’ın öldürülmesinden sonra II. Mesut tahtın tek hâkimi olarak kaldı.
İran’da Ahmet Şah’ın 1284’te yeğeni Argun tarafından tahttan indirilmesiyle, Anadolu’ya Argun kardeşleri Hülagü ve Geyhatu’yu gönderdi, bu noyanlar Erzincan’a yerleştiler. Orta Anadolu’nun doğusunda Moğol kuvvetlerinin baskısı sebebiyle sükûnet sürerken, batı bölgeleri ise Türk hanedanlarının (Karamanoğulları, Eşrefoğulları, Germiyanoğulları) sonu gelmez rekabetleri yüzünden dağınık bir karışıklık içinde bulunuyordu.[24]
Argun Han Dönemi ve Sıkı Denetim Politikası
Argun Han, Anadolu üzerindeki idaresini sıkılaştırmaya karar vererek bölgedeki çeşitli kentlere valiler atamıştır. Bu sıkı kontrol 1330’lara dek sürmüştür. İlhanlı hükümdarlığının zayıfladığı sonraki dönemde, atanan valiler ve yerel aktörler kendi beyliklerini kurdular. (Çobanoğulları, Eretna, Kadı Burhanettin) Osmanlılar gibi Batı Anadolu beylikleri de bağımsız hareket etmeye başladılar.[25]
Sultan II. Mesut ve Canik Beylikleri
Ülke Moğol kumandanları ve İlhanlılar adına Anadolu’yu idare eden valilerin hâkimiyeti altındaydı. Selçuklu devleti hem İlhanlılara vergi ödüyor hem de Anadolu’da bulunan Moğol şehzade ve kumandanlarının ordularının masrafını yükleniyordu.[26]
1308’de vefat eden sultan II. Mesut, Niğdeli Kadı Ahmet’in ifadesiyle kız kardeşinin de kabrinin bulunduğu Simre’ye, Samsun Vezirköprü’ye defnedilmiştir.
Müneccimbaşına göre 1308’de Sultan 2. Mesut’un vefatından sonra, Selçuklu devletinin ileri gelenleri toplandılar ve Muhlis Paşa’yı tahta geçirdiler. Altı ay sonra tahttan feragat etti.[27] Muhlis Paşa, Karamanoğullarının önde gelen lideri Şeyh Osman’ın damadı idi. Muhlis Paşa, Aşıkpaşazade ve Elvan Çelebi’nin dedesi ve aynı zamanda İbn-i Arabi’nin daha Osmanlı devleti kurulmadan yaklaşık 60 sene önce yazdığı Şeceret-ül Numaniye fi Devlet-ül Osmaniye adlı eserinde işaret ettiği, Kayırhan evladıyla ilişkileri olduğu ileri sürülmektedir. Bazı araştırmacılar Muhlis Paşanın Numanoğulları ailesinde olduğunu, bazıları baba İlyasın oğlu olduğunu ifade etmektedir. Baba İlyas hakkında da yapılan çalışmalar ezber bozan cinstendir. Bugüne kadar Ehlisünnet dışı olduğu iddia edilen şeyhin, yeni yapılan çalışmalarla tamamen farklı bir itikat-tarikat silsilesi tespit edilmiştir. Şimdilik bu konuyu işin uzmanlarına bırakarak Osmanlının kuruluş devrinin yeniden yazılacağı yayınların tamamlanmasını bekleyeceğiz. Numanoğlu ailesinin diğer kolu, Seyfettin Tuğrul üzerinden Osmanoğulları’na çıkmaktadır. İbn Arabi eserinde bu ailenin nasıl koskoca bir imparatorluğa dönüşeceğine işaret etmiş, devletin adını yarım asır öncesinden vermiştir, Sadrettin Konevi de gizli ilimlerle anlaşılması zor olan bu kitaba yazdığı şerhinde bunları izah etmiştir. Müneccimbaşı Ahmet Dede yazdığı tarihinde İbn Arabinin bu eserine de değinmiştir.
Bizim Aşıkpaşazade olarak bildiğimiz tarihçi Aşıkpaşazade’nin de dedesi olan Muhlis Paşa, Selçuklu tahtına seçimle oturtulmuştur. Muhlis Paşa’nın tahttan feragat etmesinden sonra Niğdeli Kadı Ahmed’e göre, III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu V. Kılıçarslan olarak tahta çıkmış. V. Kılıçarslan’dan sonra Devleti Ebed Müddet bayrağı, Muhlis Paşadan yaklaşık 9 yıl sonra yine Kayırhan evladına yani Osmanlı’ya geçecektir.
Müneccimbaşına göre Selçuklu devleti 1318’de nihayete erdiğinde, Anadolu valiliğine atanan Timurtaş bütün Selçuklu hanedanını imha etmiş, bazıları dağlara kaçmış ve beyliklere sığınmıştır. [28]
İlhanlı Hükümdarı Mehmed Hüdabende ve Anadolu Beylikleri
İlhanlı hanı Mehmed Hüdabende’nin son zamanlarında Anadolu beyleri; yani Karaman, Germiyan, Eşref, Hamid, Candaroğulları, İlhanlıların tahakkümünden kurtulmak için durumu müsait görüp kafa tutmaya başlamışlardı; bilhassa Karamanoğulları İlhanlıları hiç tanımıyordu.
Hamdullah Kazvini 1334’te yazdığı Zikri Selçukiyan adlı tarihinde “Selçuklu’dan bazılarının sahillerde ve uçlarda henüz padişah olduğunu “ifade eder.[29] Bu bilgi Selçuklu şehzadelerinin “sahillerde” ifadesi ile Karadeniz sahilinde varlık sürdürdüğünün de bir işaretidir. Niğdeli Kadı Ahmet’e göre Samsun’da vefat eden Sultan II. Mesud’un ahvadı tarafından Kubadoğulları adıyla kurulan beylik de diğer Canik beylikleri gibi, Selçuk’unun son devrinde ortaya çıkarak, Moğol idaresinin baskısının zayıflamasını, Emir Çoban ve sonrasında oğlu Timurtaş’ın Memlüklere sığındıktan sonra idam edilmeleriyle Anadolu’da kurulan baskının zayıflamasını fırsat bilerek uzun soluklu bir mücadeleye başladılar. Karadeniz’in Canik bölgesinde (Samsun, Ordu, Amasya, Tokat, Giresun, Reşadiye, Koyulhissar) fiilen 1461 yılında Trabzon’un fethine kadar varlık gösterecek olan Canik beyliklerini teferruatıyla ilerleyen yazılarımızda ele alacağız.
Kaynakça
Mustafa Kafalı, Tarih Boyunca Türk Nüfus ve Kültür Yapısı, Türk Yurdu,1995
Cristian Lange, Songül Mecit, Selçuklular, İletişim Yay,2021
Cihan Piyadeoğlu, Selçuklular, Kronik Yay,2024
Kazım Yaşar Kopraman, Abbasiler Döneminde Bizans Sugurunda Türklük Faaliyetleri, Türk Yurdu,1995
Bahattin Yediyıldız, Beylikten Cihan Devletine,Türk Yurdu,2000
Nevzat Köseoğlu, Beylikten Cihan Devletine, Türk Yurdu,2000
Yunus Koç, Beylikten Cihan Devletine,Türk Yurdu,2000
Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken,2014
Salim Koca, Türkiye Selçukluları Tarihi, Karem Yay,2003
Salim Koca, Türkiye Selçuklu Hükümdarlarının Temel İç ve Dış Pol., Selçuklu Med. Arş Dergisi, Sayı 1
Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Ötüken,2014
Yazıcızade Ali, Tevarihi Ali Selçuk, Çamlıca Yay,2009
Salim Koca, Selçuklu Devri Türk Tarihinin Temel Meseleleri, Berikan Yay,2011
İbn Bibi, El Evamirül Alaiye fil Umurül Alaiye, Tarak,2014
Oğuzhan Çakır, Anadoluda Moğol İstilası, Kronik Yay,2024
Salim Koca, Kösedağ Bozgunu, Türkiye Arş Dergisi, Sayı 37, Konya,2015
Simon De Saint Quentin, Bir Kesişin Anılarında Tatarlar ve Anadolu, DAKTAV Yayınları,2006
Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İltisadi ve İçtimai Tarihi, Cilt 1,Cem Yay, 1977
Yaşar Bedirhan, Zeki Atçeken, Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi, Eğitim Yay,2023
Claude Cahen, Anadolu Selçuklu Devleti, Yeditepe Yay,2022
Faruk Sümer, Anadolu’da Moğollar, TTK,2022
Patricia Blessing, Moğol Fethinden Sonra Anadolu’nun Yeniden İnşaası, Koç Üni,2020
İslam Ansiklopedisi, TDV, İslam Ansiklopedisi, II. Mesud maddesi
Müneccimbaşı Tarihi, Tercüman 1000 Temel Eser 1979
Hamdullah Müstevfii Kazvini, Tarihi Güzide, Bilge Kültür, 2015
Hüseyin Hüsamettin, Amasya Tarihi Cilt1-4, Amasya Belediyesi,1986
——————————
[1] Mustafa Kafalı, Tarih Boyunca Türk Nüfus ve Kültür Yapısı, Türk Yurdu,1995,Sayfa 24
[2] Cristian Lange, Songül Mecit, Selçuklular, İletişim Yay,2021,sayfa 14
[3] Cihan Piyadeoğlu, Selçuklular, Kronik Yay,2024,Sayfa 200
[4] Kazım Yaşar Kopraman, Abbasiler Döneminde Bizans Sugurunda Türklük Faaliyetleri, Türk Yurdu,1995,Sayfa 22
[5] A.g.e, sayfa 22
[6] Bahattin Yediyıldız, Beylikten Cihan Devletine,Türk Yurdu,2000,sayfa 6
[7] Nevzat Köseoğlu, Beylikten Cihan Devletine, Türk Yurdu,2000,sayfa 85
[8] Yunus Koç, Beylikten Cihan Devletine,Türk Yurdu,2000,sayfa 41
[9] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken,2014,Sayfa 52-67
[10] Salim Koca, Türkiye Selçukluları Tarihi,Karem Yay,2003,sayfa 65
[11] Salim Koca, Türkiye Selçuklu Hükümdarlarının Temel İç ve Dış Politikaları, Selçuklu Medeniyeti Arş Dergisi, Sayı 1, Sayfa 33, 2016, Konya
[12] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye,Ötüken,Sayfa 311
[13] Yazıcızade Ali, Tevarihi Ali Selçuk, Çamlıca Yay,2009,Sayfa 346
[14] Salim Koca, Selçuklu Devri Türk Tarihinin Temel Meseleleri, Berikan Yay,2011,Sayfa 362
[15] İbn Bibi, El Evamirül Alaiye fil Umurül Alaiye, Tarak,2014,Sayfa 447
[16] Oğuzhan Çakır, Anadolu’da Moğol İstilası, Kromik Yay,2024,Sayfa 35
[17] Salim Koca, Kösedağ Bozgunu, Türkiye Arş Dergisi,Sayı 37, Konya,2015, Sayfa 44
[18] Simın De Saint Quentin, Bir Kesişin Anılarında Tatarlar ve Anadolu, DAKTAV Yayınları,2006,Sayfa 45
[19] İbn Bibi, Sayfa 494,Münecximbaşı Sayfa 89
[20] Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İltisadi ve İçtimai Tarihi, Cilt 1,Cem Yay, 1977, Sayfa 41
[21] Yaşar Bedirhan, Zeki Atçeken, Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi, Eğitim Yay,2023,Sayfa 296
[22] Yaşar Bedirhan, Zeki Atçeken, ,Age, Sayfa 301
[23] Claude Cahen, Anadolu Selçuklu Devleti,Yeditepe Yay,2022,Sayfa 300
[24] Faruk Sümer, Anadoluda Moğollar, TTK,2022,Sayfa 55
[25] Patricia Blessing, Moğol Fethinden Sonra Anadolu’nun Yeniden İnşaası, Koç Üni,2020,Sayfa 212
[26] İslam Ansiklopedisi, TDV, İslam Ansiklopedisi, II.Mesud maddesi
[27] Müneccimbaşı Tarihi, Tercüman 1000 Temel Eser 1979,Sayfa 80
[28] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, 2017,Sayfa 659
[29] Hamdullah Müstevfii Kazvini, Tarihi Güzide, Bilge Kültür, 2015, Sayfa 121
