Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Nesiller

Tam boy görmek için tıklayın.

 

 

“Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister”

 

                                                                             Mustafa Kemal Atatürk

(Hâkimiyet-i Milliye: 26.08.1924)

Prof.Dr. Ülkü SARITAŞ

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk 25 Ağustos 1924 tarihinde Ankara’da toplanan Muallimler Birliği Kongresi’nde öğretmenlere hitaben söylemiştir her Türk gencinin sahip olması gerektiğini düşündüğü vasıfları belirleyen yukarıdaki sözleri. Bu sözlerle toplumun fikrine, toplumun vicdanına, toplumun irfanına değil; kendi benimsediği fikre, kendi geliştirdiği vicdana, kendi ürettiği irfana sahip olmasını, yani bir anlamda zamanının ötesinde olmalarını istemiştir gençlerin. Ancak böyle sağlanabilir yeni gelişmeler, keşifler, icatlar, her alanda üretim, zamanın ilerisinde olmayı hedefleyerek. Kuşkusuz dersler de çıkartmak gerekir tarihten, geçmişten; ama tarih tekerrür etmemelidir ki geçmişte yapılan yanlışlar tekrarlanmasın.

Fikir, bireyin beyninde ürettiği soyut bir kavramdır. Sözle, yazıyla veya hareketle ifade edildiğinde somutlaşır, eyleme dönüşür. Birey beyninde oluşan fikrin iyi ya da kötü muhasebesini beyni ve kalbiyle yapar, o zamanda fikir vicdana dönüşür. Üretilen fikrin bireyin kendisi, ailesi, yakın çevresi, içinde yaşadığı toplum, dünya, tüm canlılar ve evren için getireceği yarar veya zarara vicdan ile karar verir. Her bireyin fikrini sözle, yazıyla veya bir eylemle özgürce ifade edebilmesi gereklidir. Kuşkusuz üretilen fikir eyleme dönüştüğünde başkalarının hakkına, hukukuna, yaşam hakkına, toplumun esenliğine ve huzuruna yararlı olmalı, zarar vermemelidir. Toplum, ülke, kamu otoritesi, hatta bütün insanlık, bireyin fikrini özgürce ifade edilebilmesini güvence altına almalıdır. Özgürlük bireylerin dışarıdan gelecek olan keyfi bir zorlama ile karşılaşmadan hayatlarını kendi değer, inanç, ilgi ve amaçlarına göre düzenleyip yaşayabilmeleridir. İfade özgürlüğü ise kişinin görüş, kanaat, düşünce ve isteklerini başına kötü bir şey gelmeden özelliklede kamu otoritesi tarafından cezalandırılma, başına kötü bir şey getirilme korkusu taşımadan serbestçe ifade edebilmesidir.

Ancak ne yazık ki fikri ifade etme özgürlüğünün baskı görmesi, cezalandırılması, bu yüzden kişinin başına kötü şeyler gelmesi bin yıllardır devam etmektedir. Günümüzden 2500 yıl önce felsefenin babası olarak kabul edilen Antik Yunan düşünürü Sokrates yaşamdaki her şeyin sorgulanmasını; insanlarla iletişimin din, dil, ırk ve cins farkı olmaksızın yapılması gerektiğini söyleyerek yaşadığı dönemdeki birçok dogmaya karşı çıkmıştır. Fikirlerini sözle ve eylemle ifade etmiş yazılı bir eser bırakmamıştır. Hakkındaki bilgiler öğrencisi Platon tarafından kaleme alınan “Sokrates’in Savunması” isimli kitaptan ve dönemdaşı veya sonrası filozofların yazdıklarından elde edilmiştir. Platon, Sokrates sadece düşünceleri nedeniyle ölüm cezasına çarptırılıp baldıran zehri içirilerek öldürüldüğünde “Bu dostumuzun sonuydu ve bence en bilge, en adaletli ve hayatımda tanıdığım en iyi adamdı” sözleriyle hocasına değer biçmiştir. Gustave Flaubert “Düşünceye saldırı insanlığa karşı işlenmiş bir cinayettir. İnsanlık Sokrates’in öldürülmesinin yükünü hala omuzlarında taşımaktadır” söylemi ile MÖ 4.yüz yılda sadece düşündüğü için, “bildiğim bir şey var ise oda hiçbir şey bilmediğimdir” söylemi ile bütün hayatını, sorarak sorgulayarak doğruyu bulmaya adamış bir düşünürün, baldıran zehri içirilerek öldürülmesinin vicdani sorumluluğunu bütün insanlığa yükleyip, herkesi bir kez daha doğruyu bulma yolunda fikir üretme ve özgürce ifade etme yolunda emek vermeye çağırmaktadır. Sokrates’in kendisi düşünceleriyle ilgili hiçbir şey yazmasa da, hakikati ararken söyledikleri ve yaptıkları dünyayı değiştirirken, bugün hala insanları etkilemeye devam etmektedir.

Günümüzde farklı mı peki fikir üretme ve ifade etme özgürlüğü. Ne yazık ki bu soruya evet diyebilmek zor hatta imkânsızdır. Bu konuda hazırlanmış ulusal ve uluslararası yasalar var, bireyin fikir üretme ve ifade etme özgürlüğünü güvence altına alacağı iddia edilen. Ama hepsinin sonunda bir ama ile açıklanan istisnalara baktığınızda yorumu kişiden kişiye değişebilecek somut olmayan ifadeler olduğu görülür. Bu konuda ülkemizin de imzalamış olduğu “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)” nin 10 maddesine göre:

*Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamları tarafından müdahale edilmeksizin ve ulusal sınırlar dikkate alınmaksızın, görüş sahibi olma, bilgi ve düşünceleri edinme ve yayma özgürlüğünü içerir. Bu Madde devletlerin yayıncılığı, televizyon veya sinema işletmelerini izin alma koşuluna bağlamasını engellemez.

*Bu özgürlüklerin kullanımı, beraberinde ödev ve sorumlukları getirdiği için, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü veya kamu emniyeti menfaatlerine, düzensizliğin veya suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık veya ahlakın korunması, başkalarının şöhret veya haklarının korunması, gizli olarak elde edilen bilgilerin açıklanmasının önlenmesi veya yargı organlarının otorite ve tarafsızlığının sürdürülmesi için yasa tarafından öngörülen ve demokratik bir toplumda gerekli olan formalitelere, koşullara, kısıtlamalara veya cezalara tabi tutulabilir.

Yukarıdaki iki maddede de görüldüğü gibi ifade özgürlüğü kanunla güvence altına alınmış gibi görünse de kamu otoritesince kolayca ifade özgürlüğü kapsamı dışında tutulabilecek yoruma bağlı kısıtlamalar vardır.

Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM), “AİHS nin, Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin, demokrasi, barış ve adalet fikirlerine ve bunlar temelinde, toplumda yaşayan insanların haklarına ve temel özgürlüklerine saygıya olan derin inancın en somut ifadesi” mottosu ile ifade özgürlüğünü güvence altına aldığını, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun asli temellerinden biri ve toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturduğunu ifade etmektedir.

İfade özgürlüğü sadece düşündüğünü ifade etmekle sınırlı değildir. AİHS ifade özgürlüğünün üç unsurunu teminat altına alır:

> Kanaat sahibi olma özgürlüğü;

> Bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğü;

> Bilgi ve kanaat açıklama özgürlüğü.

Bu özgürlükler serbestçe, kamu otoritelerinin müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlamalardan bağımsız olarak kullanılabilmelidir. İfade özgürlüğünün yukarıda sayılan her üç maddesi kamu otoritesi tarafından güvence altına alınan toplumlar “çağdaş toplum” olarak ifade edilmektedir. Çünkü çağdaşlığın gerektirdiği her türlü insanca yaşam şartları, sağlıklı çevre, sağlıklı toplum, kültürel ve teknolojik kalkınma ifade özgürlüğü sayesinde elde edilebilir. Ancak ne yazık ki günümüzde henüz yeterince çağdaş olmamış ülkelerde ve ülkemizde, birçok örneğine rastladığımız “ulusal birlik ve bağımsızlığı tehdit eden düşünce” söylemi ile çok sayıda öğrenci, gazeteci, yazar, düşünür, akademisyen ve sanatçının ifade özgürlüğü kısıtlanmakta buda ülkelerin çağdaşlaşmaları önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2019 yılı başında yayınladığı, AİHS ne taraf 47 devletin 1959-2018 yılları arasında yol açtığı toplam 777 ifade özgürlüğü ihlalinin 321’inin (yaklaşık %41’inin) ülkemiz tarafından gerçekleştirildiğini gösteren istatistik, ülkemizde bu konuda yaşanan sorunun ne kadar ciddi bir boyutta olduğunu ortaya koymaktadır. Bu derece yaygın ve gündemden düşmeyen bir konu olan ifade özgürlüğü, ifade edilen görüşlerin kamu otoritesi tarafından sakıncalı görüldüğünü ortaya koymaktadır. Oysa ki, ifade özgürlüğü esasen kamu otoritesi tarafından “sakıncalı” görülen düşüncelerin güvence altına alınması için ortaya çıkmış bir haktır esasında.

İfade özgürlüğü kuşkusuz ırk, cins, din, dil, meslek ve toplumsal statüye bakılmaksızın tüm bireyler için temel bir hak olmalıdır. Ancak toplumu yönlendiren ve gelişmesine katkıda bulunan iki önemli kurumun ifade özgürlüğü çağdaş bir toplum olma yolunda daha da önem arz etmektedir. Bunlardan biri “yazılı ve görsel basın” diğeri “Akademidir”. Tarafsız, yansız ve doğruları çekinmeden ifade eden ve topluma sunan bir basın hukukun üstünlüğü ilkesine göre yönetilen bir devlette ayrıcalıklı bir role sahiptir ve bu sorumlulukla yayın yapmak zorundadır.

Akademi ve akademisyenler çağdaş toplumlarda lokomotif görevi yapar. Tersinden bakarsak düşüncesini özgürce ifade eden akademisyenlerin oluşturduğu akademiler sayesinde ülkeler çağdaşlaşır. Akademisyenlerde bu misyonun ağırlığını yeterince taşıyabilmeli, kendilerine sağlanan bu toplumsal ayrıcalığı tüm insanlık hatta tüm evren için doğru bir şekilde kullanarak kişisel çıkarlardan ari; bir yandan bilgili, çağdaş düşünceli, üretken bireylerin yetişmesine katkıda bulunurken, diğer yandan da bulundukları yöre ve bölge insanının gelişme, kalkınma ve çağdaşlaşmasına yönelik üretimler yapabilecek fikirler üretebilmeli ve eyleme dönüştürebilmelidir. Kamu otoritesi ise üretkenliğe temel oluşturacak fikirlerin özgürce ifadesinde hiçbir grup veya kişinin etkisi altında kalmadan akademisyene gerekli olan özgürlük ortamını sağlama yükümlülüğünü yerine getirebilmelidir.

Kaynaklar

Atilla YAYLA İfade Hürriyeti Nedir, Niçin Gereklidir? Liberal Düşünce Dergisi, 2009; 50, 159 – 175

Joshua J. Mark, Tercüme Eden: Deniz Yılmaz. Sokrates. Dünya Tarih Ansiklopedisi, 2009

Monica Macovei. İfade Özgürlüğü Avrupa insan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi’nin uygulanmasına ilişkin kılavuz İnsan hakları el kitapları, No. 2. Türkiye Barolar Birliği Yayınları: 88 TBB-İHAUM: 6

Ulaş Kıran. İfade Özgürlüğü Nedir?- Özneler, Kapsam, İçerik, Araçlar. Sarkaç 2019

—————————————-

Kaynak:

https://www.akademikakil.com/fikri-hur-vicdani-hur-irfani-hur-nesiller/ulkusaritas/

 

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen